Altılı Masa mutabakatında neler yok?

Nereye Doğru
-
Aa
+
a
a
a

Açık Gazete’nin Nereye Doğru? köşesinde Cengiz Aktar, Yunanistan’dan Türkiye’ye geri itilirken öldürülen Türkiyeli gencin hikâyesini, Ukrayna Savaşı’na dair açıklanan insanlık suçları istatistiklerini ve Altılı Masa’nın ilan ettiği Mutabakat Metni’ne dair eleştirilerini paylaştı. 

Ömer Madra: Günaydın Cengiz.

Cengiz Aktar: Günaydın. Mutabakat Metni’ne gelmeden birkaç haber paylaşmak istiyorum. Yunanistan'ın Kos Adası'nda yaşanan geri itme hadisesi esnasında Barış adında İzmirli bir adam hayatını kaybetmişti.

Özdeş Özbay: 17 Kasım’da gerçekleşmiş olay. Öldürülen kişinin adı, Barış Büyüksu.

C.A.: Voice of America işin içine girdi. Çok kapsamlı bir haber var bununla alakalı. Üstü örtülebilecek bir şey değil. Yunanistan makamları nasıl tepki verecek? Çocuğun vücudu üzerinde bir otopsi yapılacaktı. Onun sonucu nedir? Belli değil.

Ö.Ö.: Türkiye’de çıkan haberlerde polis tarafından dövüldüğü ve bir mülteci teknesine bindirilmiş olduğu yazıyordu. Daha sonra geri itmeyle Türkiye’ye gönderildiği ve öteki tarafta zaten öldüğü paylaşılıyordu.

C.A.: Bu yaşananlar çok daha büyük bir rahatsızlığa işaret ediyor. Yılbaşı itibarıyla yılın istatistikleri yayımlanır. Avrupa'da göç ve iltica istatistikleri yayımlandı. Türkiyelilerin başvurularında muazzam bir artış var. 10’a hatta 20’ye katlanmış vaziyette. Schengen vizeleri damla damla verilir oldu. Bu durum, bununla birebir bağlantılı.

Başsavcılık, 28 Ocak itibarıyla Rus ordusunun 24 Şubat'tan bu yana Ukrayna'da 66.743 savaş suçu işlediğini kaydetmiş. Uluslararası kamuoyunda bunların hesabının sorulacağını umuyorlar. Bu işgal sonucunda Ukrayna'da 459 çocuk öldürülmüş, 917 çocuk da yaralanmış. Rusya'ya Orta Çağ'da olduğu gibi kaçırılan çocuklar var. 

Millet İttifakı’nın mutabakat metni

C.A.: Mutabakat Metni’ni konuşmaya başlayalım. 2 bin 300 madde var. Birkaç tanesi mükerrer. Aynı cümle başka metnin başka sayfalarında da geçiyor. Adına taahhüt mü diyeceğiz, temenni mi diyeceğiz, vaat mı diyeceğiz, niyet mi diyeceğiz? Bilmiyoruz. Bu 2 bin 300 kalem yapılacak iş olduğu anlamına geliyor. Türkiye'de kurumların ne halde olduğunu işaret ediyor esasen. Çünkü bu kadar çok yapılacak iş varsa demek ki o kurumlar çalışmıyor ve nitekim bunu da biliyoruz. Akademiyle, Hariciye'yle, Dışişleri ile ilgili “eskiden olduğu gibi çalışır ve işini yapan kurumlar hâline getireceğiz” ifadeleri kullanılmış.

Ekonomik ve mali taahhütler genelde makul ama tamamen sermaye yanlısı. “Dünya Çalışma Örgütü normları uygulanacak” diyor ama çok genel geçer ifadeler bunlar. Genel itibarıyla bir restorasyon metni. Şimdiki idarenin bozduğu yapıların eskisi gibi yeniden tesis edilmesi üzerine kurgulanmış. İki örnek verelim: Kamu İhale Kanunu’dan bahsediyor. 2002-2003 tarihli kanun, Avrupa Birliği müktesebatı ile uyumlu bir kanundu. Yüzlerce kere delindi, manasız bir metin oldu. Merkez Bankası, nispeten özerk bir kurumdu. Kendi kararlarını kendi alırdı. Bunların tekrardan eskisi gibi olacağını söylüyor metin. Yeni bir şey söylemiyor bu anlamda. AKP’nin bazı  projelerine de devam edileceği vurgusu var.

Bu metinde olmayanlar üzerine çalışma yaptım. Hangi ifadeler, kavramlar yok? Mesela “laiklik” yok, hiç geçmiyor. Tabii bu bağlamda “Alevilik”, “Din dersi” yok. Bir fetva verme kurumu hâline gelen Diyanet'in ne olacağı belli değil. Pek çok gözlemcinin altını çizdiği gibi “Kürt” yok. Yani Kürt sözcüğü dahi geçmiyor. Ama buna mukabil İsrail, Filistin sorunu var. Yani başka taraftaki bir soruna atıf var.

Ö.Ö.: İrfan Aktan da benzer bir arama yapmış. “Güneydoğu Anadolu” ifadesinin bile geçmediğini söylüyor.

C.A.: Ben de yaptım aynısını. “Ana dilde eğitim” yok. Böyle ucundan kenarından çok yuvarlak ifadelerle geçiyor. “Yargı reformu” yok. Yargının ne durumda olduğu belli. HSYK ile ilgili bir iki temenni var. Ama yargı reformu yok. “İstanbul Sözleşmesi” yok. Ali Babacan şöyle bir açıklama yaptı: “1-2 maddeye itiraz geldi. Oturduk, konuştuk. Mutabakat Metni basılmıştı. Basılanlar iptal edildi. Yeniden bastırdık.” Ve orada İstanbul Sözleşmesi metinden çıkarılmış. Yani şimdi bazıları “İyi de uluslararası anlaşmalara atıf var. Bu da onun parçası” diyor. Ama İstanbul Sözleşmesi öyle herhangi bir uluslararası metin değil. Artık sembolleşmiş ve Türkiye'deki kadın cinayetleri ve kadınlara yapılanların şiarı hâline gelmiş bir metin. Bunun olmaması çok manidar. Ne kadar asgaride anlaştıklarını gösteriyor.

Ö.Ö.: Bazı bakanlıkların partiler arasında paylaşıldığına dair kulis bilgisi de dolaşıyor. Mesela Aile Bakanlığı. Kadın adı geri getirilecek ama Saadet Partisi'ne verilmesi konuşulmuş.

C.A.: Minimal bir metin bu, yani asgaride uzlaşılmış. Dünya yuvarlaktır ve güneşin etrafında döner.

Ö.M.: Az bir şey değil bu. Buna da itirazlar var.

C.A.: “İnsan hakları” yok. Pek çok cümleye yedirilmiş ama haklar olarak yok. Bu konuda ne yapılacak belli değil. KHK'lılar yok ki bu insanlar Türkiye'de yüz binlerle ifade edilen bir kitle. Kanun hükmünde kararnameler sonucunda işinden olmuş, sokağa atılmış ve sosyal ölüme mahkum edilmiş bir dolu vatandaş var. “LGBTİ+” yok.

Ö.Ö.: LGBTİ+ zaten beklemiyorduk ama cinsel yönelim de yok.

C.A.: Dış politika meselesi de başlı başına bir facia. 244 sayfanın üç sayfası dış politikaya ayrılmış. Oysa Türkiye'nin dünya kadar dış politika sorunu var. Mesela “Suriye'den çekilme” yani işgal bölgelerinden çekilme yok. Suriye meselesi, mülteci meselesiyle bağlı ele alınmış. Bu çok yanlış çünkü mülteci meselesiyle Suriye'deki varlık arasında bir ilişki kurulmuyor.

Ö.Ö.: Aslında kuruyorlar. Çünkü geri göndermekten söz ediyorlar. Geri gönderecekseniz orada da varlık göstermeniz gerekir.

C.A.: Türkiye'de insanların memleketlerine dönememe nedenlerinden bir tanesi de farklı bölgelerdeki savaş ve yabancı askerler. “NATO krizi” de yok metinde. Kıyamet kopuyor Türkiye'nin NATO üyeliği ile ilgili. “Libya, Somali" yok. Orada Türkiye’nin askerî mevcudiyeti var. Kıbrıs’la ilgili de hiçbir şey söylenmiyor. Mesela Maraş, Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı bir şekilde iskana açılıyor şu sırada. Onunla ilgili hiçbir şey yok.

Avrupa Sözleşmesi'yle alakalı olarak, bugüne kadar bütün hükümetlerin tepe tepe kullandığı ve sözleşmede var olan bir hükme atıf var. O da hak ve özgürlükleri sınırlayan negatif bir madde. O negatif madde de şu: “Milli güvenlik, kamu düzeni, cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi için hak ve özgürlükler sınırlanır.” Bunu metne yedirmişler. Bu “biz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni uygulamayacağız” demektir.

Dış politika, üç sayfa. Buna rağmen mülteciler bu kapsamda 30 kere zikrediliyor ve hemen ardından terör meselesi geliyor. “Terörizmle mücadeleyi tüm güç unsurlarını kullanarak kesintisiz sürdüreceğiz. Yurt dışına kaçan teröristlerin iade edilmesi çalışmalarını etkinleştireceğiz.” diyorlar. Yani İsveç'le kavgaya devam... “FETÖ dahil olmak üzere tüm terör örgütleriyle kararlılıkla mücadele edeceğiz. Üniversitelerde terörle mücadeleye özel önem verecek araştırma merkezleri kuracağız” deniyor.

Şimdi gelelim iklim değişikliği meselesine: “Yenilebilir enerji” ve “biyoçeşitlilik” yok. Eskiden var olan ama artık uygulanmayan birkaç pratik konuya atıf var. Olumlu asgariler diyorum ben bunlara. “Stratejik çevre, etkisel değerlendirme bunları katılımcı hale getireceğiz.” diyorlar. Plastik atık ithalat meselesi var. “Termik santral yapılmayacak” diyorlar. Burada tezat var çünkü kömüre ve kaya gazına destek var. Maden yasası ve madencilik faaliyetiyle alakalı desteğe devam edilecek. “Maden kaynaklarının aranmasına hız verecek ve sektörün milli gelirdeki payını artıracağız.” diyorlar. Burada bir bilinç eksikliği var. Güneş enerjisinden bahsedilmiyor, rüzgar enerjisinden bahsedilmiyor. Hükümet bile yenilenebilir enerji konusunda bir şeyler yapıyor. “Yeni nesil nükleer teknolojilere dayalı araştırma ve eğitim merkezleri kurarak nükleer ekosistemi geliştireceğiz” diyorlar. Ama Akkuyu'ya devam. “Yeni nesil küçük modüler, reaktörler kuracağız.” diyorlar ki bu bir AKP projesi. Türkiye, ABD’yle 35 küçük nükleer reaktör için satın alma pazarlığı yapıyor.