Halikarnaslı Herodot'un “Herodot Tarihi"

-
Aa
+
a
a
a

Halikarnaslı Herodot’un “Herodot Tarihi” adlı eserine yakından bakıyoruz.

Gerd Eichmann
Halikarnaslı Herodot'un “Herodot Tarihi"
 

Halikarnaslı Herodot'un “Herodot Tarihi"

podcast servisi: iTunes / RSS

Ben, Haluk Mimaroğlu. Bu haftaki programımıza Halikarnaslı Herodot’un “Herodot Tarihi” adlı eseriyle devam ediyoruz. Eserin tanıtımına Azra Erat’ın 1973’te samimiyetle dile getirdiği sözler ile başlayalım: “Yıllardır Herodotos'un iyi bir Türkçe çevirisini özler dururum. Bunu kendim yapmaya ne vakit bulabildim, ne de olanaklarımı yeterli gördüm. İçimde özlemin en ateşli olduğu bir anda dostum Müntekim Ökmen gitti Bodrum'a yerleşti. Uzun bir çeviri yapmaya istekliydi. Müntekim Ökmen, Halikarnas Balıkçısı'nın hayranlarından ve vefalı dostlarındandır. Gökova'nın karşısında, Herodotos'un yurdunda, Halikarnas Balıkçısından aldığı esinlerle bu çeviriyi herkesten iyi yapabileceği kanısına vardım. Nitekim öyle oldu. Müntekim Ökmen'in çevirisi tam anlamıyla bir başarıdır. Bir roman kadar sürükleyici olduğu gibi, Herodotos' un üslubunu ve eserinin içeriğini kusursuzca yansıtmaktadır. Bu çeviriyi okurlara candan salık veririm."

Biz de Azra’nın bu heyecanıyla bu eseri dinleyicilerimize tanıtmaya çalışacağız.



Eserin 46 adet el yazmasından altı tanesi incelemeye değer bulunmuş. Bunlardan üçünün ve diğer ikisinin aynı eserler olduğu anlaşılınca, kalan üç eserden yola çıkarak aslına ulaşılmaya çalışılmış. 1850’de Heinrich R. Dietsch tarafından derlenen İyonca metinler, 1927’de Henri Berguin tarafından Fransızca’ya çevrilmiş. Bu eseri Müntekim Ökmen Türkçe’ye 1973’te aktarmış. 750 sayfalık eseri Azra Erhat da İyonca aslıyla karşılaştırmış.

Eser dokuz kitaptan oluşuyor. MÖ 430’larda klasik Yunanca’nın İyonca lehçesi ile yazılmış. Yazılışından yüzyıllar sonra eseri derleyen İskenderiyeli yayıncılar kitaplara ilham perilerinin adını vermiş. İlk kitabın adı “Klio”dur, şairlerin ilham perisidir. “Bu, Halikarnassoslu Herodotos'un kamuya sunduğu araştırmadır,” diye söze başlar Bodrumlu Herodot. Herodot, Halikarnaslıdır. Halikarnas, Bodrum’dur. Karya'nin sahil kentidir. Karya, Büyük Menderes ile Dalaman Çayı arasında, Muğla, Aydın, Denizli illerinin bulunduğu bölgedir. Bölge verimlidir, Sarp dağ tepelerinde ve yamaçlarında pek çok yerleşim vardır. Karyalılar Anadolu’nun yerli halkıdır. Diğer Anadolu dillerine benzer Karya dili ve Fenike benzeri Karya harfleri ile yazıları vardır. Başkentleri önce Milas (Mylasa), sonra Bodrum (Halikarnassos) olmuştur. Denizcilikleri ileridir. Mısır ile ticari ve askeri ilişkileri vardır. Kardeş Savaşı’na Hititlere karşı Mısır safında katılan Karyalı paralı askerler, Nil Deltası’na yerleşmişlerdir.

Nitekim, Karya dili, buralarda bulunan Mısır-Karya dilindeki iki dilli mezar yazıtları aracılığıyla yeni yeni anlaşılmaktadır.


Bodrum müzesinde sergilenen MÖ 1300’lere ait Uluburun gemisinden 10 ton bakır, bu bakırı bronza çevirmeye yarayan bir ton kalay, cam külçeler, reçine dolu kavanozlar, Mısır kraliyet armağanları, altın ve gümüş takılar, silah ve aletler, tartı ve ağırlıklar, besin maddeleri çıkmıştır. Bunlar, bölgede binlerce senedir devam eden ticaret ve denizciliğin kanıtıdır. Ege’de, altın zengini, ilk parayı basan Lidyalılarla, Kibele'nin, Midas’ın diyarında Friglerle, Orta Anadolu’da demiri keşfeden Hititlerle, Yakın Doğu’da Anadolu ile ticareti geliştirip yazıyı getiren Asurlarla, Mısır’da ise firavunlarla ilişkileri vardı.

İşte Herodot bu birikimlerle MÖ 490’da doğdu. Kayra’nın yerlisi ve saygın ailelerindendi. Bu ortamda yetişti. Ama yazdığı bu eser, diğer Anadolu kaynaklı eserler gibi Batılı tarihçiler tarafından bize ve Dünya’ya Yunanlının yazdığı Yunan eseri olarak tanıtıldı.

Yakın Doğu’daki binlerce yıllık kadim Sümer – Babil – Asur - Hitit ve diğer Anadolu medeniyetlerinden gelen esintilerden hiç söz edilmeden. Herodot doğduğunda Pers hakimiyetindeki Karya’da, Lidya’da, Frigya’da, Orta Anadolu’da, hatta Trakya’daki muazzam Pers uygarlığının etkilerinden bahsedilmeden.

Zaten Herodot’ta bunu sorgulamaktadır kitabında ve araştırmasının üç nedenini şöyle sıralar: İlk nedenini “İnsanoğlunun yaptıkları zamanla unutulmasın,” diye açıklar ve Anadolu’dan Yakın Doğu’ya, Mısır’dan Hindistan’a, Kuzey Afrika’dan Afganistan’a Pers ülkesinde baştan sona, eski yeni, ne kadar bilgi varsa toplar, geleneklerini, siyasetini, coğrafyasını, kültürlerini kayda geçirir. İkinci nedeni olarak, “Gerek Yunanlıların, gerekse barbarların meydana getirdikleri harikalar bir gün adsız kalmasın,” der. Hakkını haklıya vermek ister adeta, bu nedenle de Helenistlerce pek de beğenilmez söyledikleri. Sonunda esas konusuna gelir, “Bunlar birbirleriyle neden dövüşürlerdi diye merakta kalınmasın,” der ve Yunan - Pers çatışmasının tarihsel nedenlerini ve savaşların akışını anlatmaya çalışır kitaplarında.

Yazarımız ilk bölümlerde Pers Kralı Kuruş’un Lidya Kralı Harun’u yenip Anadolu’da tam hakimiyet kurmasından, Pers ülkesindeki Medlerden, İskitlerden, Massagetlerden, Asur’dan ve Babil’den bahseder.

Mısır’ın coğrafyasından, tanrılarından, piramitlerinden, mumyalarından bahseder.

Mısır tanrılarının Mısır’dan Yunanistan’a gittiğinden, Fenikelilerin Kızıldeniz’den geldiğine kadar ezber bozan anlatımları vardır.

Pers hakimiyetindeki bölgeler hakkında bugün bildiklerimizin hepsini anlatmıştır kitaplarında tarihin büyük adamı.

İkinci bölümde Darius’un kuzeye, İskit ülkesine uzandığı, oradan Bosfor'a indiği, Trakya’ya geçtiği, derken Hellespont’u ele geçirdiği, Anadolu’dan İran’a, Kral Yolu’nu açtığı, İyonia’da başlayan isyan nedeniyle 50 sene sürecek Yunan - Pers çekişmesini başlattığını anlatır tarihçimiz. Maraton zaferini 42 km koşa koşa haber veren Philippiades’i, bu bölümde tarihe geçirmiştir yazarımız.

Yunan - Pers savaşlarının en çok anlatıldığı son bölümlerde Darius’un yerine Kserkses geçer. Saroz körfezine adını veren Kserkses. Hellespont yani Çanakkale Boğazı’nda gemilerle bir köprü oluşturup Yunanistan’a geçer. ‘Sıcak Geçitler’ denilen Termopylai’de 300 Spartalının savunmasını aşar, Artemision Deniz Savaşı’nda gemilerini kaybetmesine rağmen, karada ilerleyerek Delphi ve Atina’yı yakıp yıkar, ancak meşhur Salamis Deniz Savaşı’nda mağlup olup Anadolu’ya geri döner.

Ardında bıraktığı komutan Mardonios’un Plataia’daki savaş meydanında ölmesiyle Persler dağılır ve kaçmaya başlar. Kitap, Sestos Kalesi’nin Yunanlılar tarafından ele geçirilmesiyle sona erer.

Birincisi yazarın doğumundan önce, ikincisi de çocukluğunda geçen Pers - Yunan Savaşları Herodot Tarihi’nin asıl konusu olmakla birlikte, bir tarih kitabından da öte çeşitli ulus ve ülkeler üstüne, efsaneyle karışık, coğrafi ve sosyolojik bilgiler de veren bir hazinedir.

Ülkelerin insanları, adetleri, kuruluşları, aralarında ki savaşların sebepleri ve akıbetleri hakkında pek çok ip ucu vermektedir.

Birinci kitabında Fenikelilerden bahsederken: “Bunlar Erythreia denilen denizden yani Kızıl Deniz’den kalkıp bizim kıyılarımıza, Akdeniz’e geldiler. Bugün de üzerinde oturdukları ülkeye, Fenike’ye yerleştiler ve hemen denize açılıp uzun yolculuklara giriştiler. Mısır'dan, Asurya'dan mal toplayıp bunları bütün bölgelere, en çok da Argos ülkesine yani Yunanistan’a götürdüler,” demekle Akdeniz ticaretini elinde tutan, kitaplarında adı sık sık geçen Fenikelilerin köklerine iner, adeta kimsenin değinmek istemediği başarılarının sırlarını açıklar.

Biz de bu sözlerden yola çıkarak bu insanların aslında ezelden beri Mısır ile Hindistan arasında açık denizlerde yolculuk yapabilen, gemi yapımı ve ticareti iyi bilen kadim medeniyetlerin insanları olduklarını anlar ve biraz da şaşırırız.

İkinci kitapta Mısır törelerinden bahsederken anlattıkları daha da ilginçtir: Temizlik için sünnet olduklarını, rahiplerin gün aşırı tıraş olup, günde dört sefer soğuk suyla yıkandıklarını, tek siyah kılı olmayan beyaz öküzleri kurban ettiklerini ve kafalarını yemeyip pazardaki Yunanlılara sattıklarını, Yunan bulamazlarsa dereye attıklarını, gövdesinin içini doldurup ateşte pişirirken orada bulunanların ölesiye dövündüklerini, domuzu temiz hayvan saymadıklarını, domuz çobanlarını hor gördüklerini, doğum gününü yılın bütün öteki günlerinden daha üstün saydıklarını, yemekte son olarak yemiş gibi şeyleri çok bol çıkardıklarını anlatırken günümüzdeki adetlerden bahseder adeta.

Mısır tanrılarının çok eskilerden beri var olduğunu, Yunanlıların ise bunları Akdeniz’den gelip yerleşen Fenikelilerden ve karadan gelen Pelasglardan öğrendiklerini, Yunan kahinlerinin bile Fenikelilerin kaçırıp sattığı tapınak rahipleri olduğunu söyler ve kendine göre kanıtlarını sıralar.

Ve sözüne Fenike ile devam eder: “Bu sözünü ettiğim Fenikeliler, bu ülkeye yerleştikten sonra Yunanistan'a pek çok bilgi getirmişler ve özellikle yazıyı sokmuşlardır ki ben Yunanlıların bunu daha önce tanıdıklarını sanmıyorum. Başlangıçta bu, bütün Fenike'de kullanılan harflerdi. Sonra zamanla bu işaretlerin okunuşları gibi biçimleri de değişmiştir. O zamanlar bunların çevresindeki ülkelerin çoğunda yaşayanlar İonialıydılar. Bunlar Fenike alfabesini almışlar ve biraz değiştirerek kullanmışlardır ve ‘Fenike yazısı’ adını korumakta sakınca görmemişlerdir ki zaten doğrusu da buydu. Çünkü bu harfleri Yunanistan'a Fenikeliler getirmişlerdi. Hatta İonialılar eski geleneğe uyarak bugün de papirüse yazılı kitaplara diphtera ya da deriye yazılı kitap derler. Zira eskiden papirüs zarları az bulunduğundan, yazılar koyun ve keçi derisi üzerine yazılırdı,” der.

Savaş sırasında güneş tutulacağını önceden bilen Thales’ten bahsederken de, “Aslında damarlarında Fenike kanı akan Miletoslu Thales,” der. Ama nedense bunu geldiği ülkeden öğrendiğini söylemez.

1800’lerden beri tarihçilerin söylediği ve hepimizi inandırdıkları, Yunanistan’da yeşeren medeniyetin, Dor istilaları neticesinde Ege’ye oradan Akdeniz’e oradan da bütün Dünya’ya yayıldığı söyleminin aksine medeniyetin buralardan gittiğini söyler tarihin babası, bizim Bodrumlu Herodot, bundan 2500 sene önce.

Nitekim, 1980’lerde Martin Bernal, “Black Athena” adlı kitabında bu konuya değinerek, medeniyetin Atina’ya Kuzey Afrika’dan gelmiş olabileceğini söyleyince, büyük sansasyon yarattıysa da akademik camiada pek hoş karşılanmamıştı.

Eleştirmenlere göre bu muhteşem eserde, “Herodot olaylar hakkında birkaç değişik alternatif sunmakta ve bunlardan hangisinin kendi fikrine göre daha olası olduğunu belirtmekle yetinir. Yunan ve Atina değerlerine bağlılığını sezdirmekle birlikte, olağanüstü bir hoşgörü ve tarafsızlık duygusuna sahiptir. Antik çağlardan itibaren tenkitlere uğramışsa da modern tarihçiler tarafından bu tenkitler kabul edilmemektedir.”

Biz de bu görüşlere katılarak, yurdumuzun geçmişine ışık tutan, Anadolu’nun bağrından çıkan bu eseri dinleyicilerimize tavsiye ederiz.

Haftaya Egeli kadim dostlarımızın eserleriyle devam etmek üzere, hoşçakalın.

Kadim Anadolu Eserlerinden Seçmeler programında adı geçen eserler:

  • Herodot Tarihi, Herodot, Eski Yunanca aslından çevirenler: Müntekim Ökmen ve Azra Erhat, İş Bankası Kültür Yayınları 
  • Herodoti Historiarum libri IX., Heinrich Rudolf Dietsch, In aedibus B.G. Teubneri, 1891 
  • L'enquête de Hérodote d 'Halicarnasse, Henri Berguin, Librairie Garnier Frères, 1935
  • Black Athena: The Afroasiatic Roots of Classical Civilization, Kara Athena, Martin Bernal, Rutgers University Press, 1987