Bilim Üzerine İdeolojik Çarpıtmalar: Lysenkoizm'den Darwin Karşıtlığına

-
Aa
+
a
a
a

Antroposen Sohbetler'de Utku Perktaş, Sovyet biyolog Trofim Lysenko örneğinden hareketle ideolojinin nesnel bilimin önüne geçtiğinde neler olabileceğine değiniyor.

""
Bilim Üzerine İdeolojik Çarpıtmalar: Lysenkoizm’den Darwin Karşıtlığına
 

Bilim Üzerine İdeolojik Çarpıtmalar: Lysenkoizm’den Darwin Karşıtlığına

podcast servisi: iTunes / RSS

Türkiye'de eğitim müfredatından Charles Darwin'in Evrim Teorisi'nin çıkarılması çabası, bilim ile ideolojinin küresel düzeyde süregelen çatışmasının bir yansıması olarak algılanabilir. Bu durum, Sovyet biyolog Trofim Lysenko'yu anımsatıyor; ideolojiyi bilimin önüne geçiren ve bilimsel olmayan iddialarla tarihte çok sayıda insanın zarar görmesine neden olan bir figür.

Kimdir Bu Lysenko? 

Trofim Denisovich Lysenko, 1898 yılında Ukrayna'nın Karlivka köyünde doğan bir Sovyet biyolog ve genetik bilimcidir. Sovyetler Birliği döneminde, genetik bilimini reddeden ve yerine bilimsel dayanaktan yoksun Lysenkoizm adı verilen tarım tekniklerini savunan ideolojik yaklaşımlarıyla tanınmıştır. Lysenko'nun politikaları, genetik bilimi ve genel olarak biyoloji alanında Sovyetler Birliği'ni onlarca yıl geri bırakmıştır. Lysenko, bilimsel olmayan yaklaşımlarıyla belki de tarih boyunca tek bir bilim insanının yol açtığı en büyük insan kayıplarından sorumludur; dinamit, zehirli gaz ve atom bombası gibi diğer tehlikeli buluşlar bile bu kadar yıkıcı olmamıştır. Onun sahte tarım araştırmaları, milyonlarca insanı açlığa sürüklemiş, ölümüne neden olmuş ve bu bakımdan, silahlar ve barutun neden olduğu ölümler dışında benzeri görülmemiştir. Lysenko, bireysel ihtiraslarını, ideolojiyi bilimin önüne koyarak tatmin etmeye çalışmış, nesnellikten sapmış bir kişilik örneği olarak tarihe geçmiştir.

İdeoloji ve Bilim Arasındaki Çatışma: Lysenko'nun Terazisi

Bilim ile komünizmin doktrinleri çatıştığında ise Lysenko, istisnasız olarak komünizmi tercih etti. Bu seçimi, onun bilimin temel ilkelerinden biri olan nesnellikten sapmasına yol açtı ve biyolojinin sonunda ideolojiye uyum sağlayacağı tuhaf inancını pekiştirdi - ne var ki bu beklenti asla gerçekleşmedi. Lysenko'nun bu saplantılı tutumu, onun Batı'ya düşmanlığını ve Batı bilimine olan güvensizliğini sürekli körükledi. Günümüzde ise ABD karşıtı duyguların yoğun olduğu Rusya'da, Lysenko'nun düşünceleri epigenetik bilim alanındaki bazı argümanlarla yeniden canlanma gösteriyor - ancak bu kullanım da nesnellikten uzak bir biçimde gerçekleşmektedir.

Lysenko'nun Sovyet bilim dünyasında alışılmadık bir hızla yükselişi, pek çok yetenekli bilim insanının kenara itilmesine neden oldu. Bu bilim insanları arasında dönemin önde gelen Rus genetikçilerinden Nikolai Vavilov da bulunmaktaydı. Vavilov, aynı zamanda Lysenko’nun önünü açan isimlerden biriydi. 1898 yılında köylü bir ailede doğan Lysenko, 13 yaşına kadar okuma yazma öğrenememişti ancak Rus Devrimi sayesinde tarım okullarına kabul edilerek eğitim fırsatı buldu ve zorlu Sovyet kış şartlarında tarımı mümkün kılan yeni yöntemler geliştirmeye başladı. Hırslı yapısı ve kötü tasarlanmış deneyler yapması ve bazı sonuçlarını da sahtekarlıkla elde etmesine rağmen Vavilov, onun parlak bir bilim insanı olabileceğine inanarak destekledi. 1927'de bir devlet gazetesi tarafından övülen Lysenko, zorlu geçmişi nedeniyle Komünist Parti'nin popüler bir figürü haline geldi. Bu parti, o dönemde köylülerin değerini yükseltmekteydi.

1930'larında, Sovyet tarımının başına getirilen Lysenko, genetikten duyduğu nefretle tanınıyordu. Genetik bilimi, 1910'lar ve 1920'lerde hızla gelişmiş, 1933'te genetik alanında verilen ilk Nobel Ödülü genetiğin önemini pekiştirmişti. Genetik, özelliklerin genlerle kodlandığını ve nesilden nesile aktarıldığını savunan fikirleri içeriyordu. Ancak Lysenko, bir biyolog olmasına rağmen bu fikirleri reaksiyoner ve zararlı buluyor, genlerin varlığını dahi inkâr ediyordu. Onun yerine, çevresel faktörlerin tek başına bitkiler ve hayvanlar üzerinde belirleyici olduğunu savunan Marksist bir bakış açısını destekliyordu. Lysenko'ya göre, organizmaları uygun çevreye yerleştirip doğru uyarıcılara maruz bırakarak neredeyse sonsuz şekilde yeniden şekillendirebilirsiniz. Bu, hem evrim teorisini, hem de genetik bilimini tamamen reddeden bir yaklaşımdı.

Yıkıcı Politikalar: Lysenko’nun Tarım Devrimi ve Sonuçları

Bu amaca yönelik olarak Lysenko, Sovyet mahsullerinin yılın farklı zamanlarında filizlenmesi için tohumları dondurucu suda bekletme gibi alışılmadık yöntemler uyguladı. Bu uygulamalarilegelecek nesillerin bu çevresel koşulları ‘hatırlayacağına’ ve bu özellikleri miras alacağına inanıyordu. Bu, Darwin öncesi görüşlerle uyumlu, tamamen Lamarckism1’e uygun bir yaklaşımdı - örneğin, bir kedinin kuyruğunu keserseniz yavrularının kuyruksuz doğacağını beklemek gibi bir düşünce. Lysenko, bu inanışları pekiştirmek için Sibirya'da portakal ağaçları yetiştirdiğini iddia ederek övünüyordu. Bu ve benzeri deneylerle, ülke genelinde mahsul verimliliğini artıracağını ve Rusya'nın geniş topraklarını verimli çiftliklere dönüştüreceğini vaat ediyordu.

Bu vaatler, 1920'lerin sonları ve 1930'ların başında Sovyet liderleri, özellikle de Joseph Stalin tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı. Stalin, bu vaatler doğrultusunda ‘Sovyet tarımını modernleştirme’ planını başlattı ve milyonlarca insanı devlet tarafından işletilen kolektif çiftliklere katılmaya zorladı. Ancak bu plan, büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı ve geniş çapta kıtlığa neden oldu, insanlar açlıktan ölmeye başladı. Stalin, bakış açısını değiştirmeyi reddederek Lysenko'yu yeni fikirler geliştirmeye ve ortaya çıkan felaketi düzeltmeye zorladı. Lysenko, tohumların çok yakın bir şekilde ekilmesi gerektiğini savunuyor çünkü ‘türlerin yaşam yasası’na göre, aynı türden bitkilerin birbirleriyle rekabet etmeyeceğini öne sürüyordu. Ayrıca, gübre ve pestisit kullanımını da yasaklamıştı.

Bu yöntemlerle yetiştirilen buğday, çavdar, patates ve pancar gibi ürünler başarısız oldu. Lysenko'nun politikaları ve uygulamaları, 1932 ile 1933 yılları arasında en az 7 milyon kişinin ölümüne yol açarak, kıtlığı daha da uzattı ve şiddetlendirdi. Sovyetler Birliği'nde tarım arazileri kullanımı 163 kat artmasına rağmen, gıda üretimi önceki yıllara göre çok düşük düzeyde kaldı, Sovyetler Birliği'nin müttefikleri de bu politikalardan zarar gördü. Çin, 1950'lerin sonunda Lysenko'nun yöntemlerini benimsedi ve daha da büyük kıtlıklar yaşandı - köylüler ağaç kabuğu ve kuş dışkısı yemek zorunda kaldı. Bu politikalar sonucunda, en az 30 milyon insan açlıktan hayatını kaybetti.

Stalin'in desteği sayesinde, Lysenko'nun başarısızlıkları onun Sovyetler Birliği içindeki gücünü azaltmadı. Onun portresi, ülke genelindeki bilimsel enstitülerde sergilenmeye devam etti, bu 1990’lı yıllara kadar bazı enstitülerde devam etti. Ancak Sovyetler Birliği'nin dışında, insanlar Lysenko'yu sürekli eleştiriyordu. Örneğin bir İngiliz biyolog, Lysenko'nun ‘genetik ve bitki fizyolojisinin temel prensiplerinden tamamen habersiz olduğunu’ ifade etmişti. Diğer bir bilimci ise, ‘Lysenko ile genetik hakkında konuşmak, 12'ler çarpım tablosunu bilmeyen birine diferansiyel hesap açıklamak gibiydi’ şeklinde konuşmuştu. Bu tür eleştiriler, Lysenko'yu oldukça rahatsız etti - Batılı ‘burjuva’ bilim insanlarını hor görüyor ve onları emperyalist zorbalara alet olmakla suçluyordu. Özellikle meyve sinekleri üzerine çalışan genetikçilere düşmanca yaklaşıyor ve Theodosius Dobzhansky gibi biyoloji tarihinden önemli isimleri ‘sinek severler ve insan düşmanları’ olarak nitelendiriyordu.

Lysenko, eleştirileri bastıramayınca Sovyetler Birliği içindeki tüm muhalefeti yok etmeye yönelik agresif bir kampanya başlattı. Genetiğin Batı'da ulaştığı bilimsel ilerlemeyi kabul etmeyen bilim insanlarına savaş açtı. Şans eseri kurtulanlar görevlerinden alınıp sefalete terk edildi; yüzlerce, hatta belki de binlerce kişi hapishanelere atıldı. Bazıları devlet düşmanı olarak idam edilirken, ironik bir şekilde, bazıları hapishane hücrelerinde açlıktan öldü. Bu kurbanlar arasında, Lysenko'nun gençliğinde ona destek olan bilim insanı Nikolai Vavilov da vardı. 1930'lardan önce, Sovyetler Birliği muhtemelen dünyanın en gelişmiş genetik topluluklarından birine sahipti. Ancak Lysenko, bu mirası yok ederek Rus biyolojisini çok kısa sürede yarım yüzyıl geriye götürdü.

Lysenko'nun gücü, Stalin'in 1953'te ölümünün ardından azalmaya başladı ve 1964'te Sovyet biyolojisinin diktatörü olarak görevden alındı. 1976'da öldüğünde, onun etkisi tamamen sona ermişti ve 1990'larda Sovyetler Birliği, Lysenkoizm'in getirdiği korku ve utançları geride bıraktı.

Lysenko'nun Mirasının Yeniden Değerlendirilmesi

Yakın zamanda, Current Biology dergisinde yayımlanan bir makaleye göre, Lysenko, Rusya'da bir nevi yeniden canlanma yaşıyor. Mirasını öven birkaç kitap ve makale ortaya çıktı, bu yayınlarda Lysenko, bir grup sağcı Stalinist, birkaç nitelikli bilim insanı ve Ortodoks Kilisesi'nden oluşan tuhaf bir koalisyon tarafından destekleniyor. Bu ilginin sebebi olarak epigenetik alanının yükselişi gösteriliyor; çevresel faktörlerin gen ifadesindeki değişikliklere etkisi ve bu değişikliklerin bazen ebeveynlerden çocuklara geçebilmesi, Lysenko'nun fikirlerine bir paralellik sunuyor gibi görünebilir. Ancak, Lysenko, genlerin varlığını reddettiği için bu paralellik sınırlıdır. Epigenetik değişiklikler genellikle birkaç nesil sonra kaybolur ve kalıcı değildir, bu da Lysenko'nun öne sürdüğü tezlerle çelişir. Lysenko’nun fikirlerinin yeniden canlanmasını yalnızca epigenetikle açıklamak yetersiz kalıyor; daha derin bir şekilde bilime olan güvensizlik söz konusu. Current Biology makalesi, Lysenko'nun yeni savunucularının ‘genetik biliminin Amerikan emperyalizminin çıkarlarına hizmet ettiğini ve Rusya'nın çıkarlarına ters düştüğünü’ iddia ettiklerini belirtiyor. 

Bilim, Batı kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğu için, çıplak ayaklı köylü Lysenko'nun Batı bilimine meydan okuması, onu bir Rus kahramanı olarak gösteriyor. Yakın zamanda da Rusya'da Lysenko bir çeşit yeniden doğuş yaşadı. Mirasını öven kitaplar ve makaleler ortaya çıktı, epigenetik alanındaki gelişmelerle bağlantılı olarak yanlış yorumlanan bu çalışmalar, onu destekleyen bir sağcı ve Stalinist koalisyon tarafından kullanılıyor.

Bu durum, bilim ve Batı kültürünün ayrılmaz parçaları olarak görüldüğü için, Batı bilimine meydan okuyan Lysenko'yu bir Rus kahramanı olarak gösteriyor. Günümüz Rusya'sında Sovyet dönemine ve Batı karşıtı güçlü Rus figürlere duyulan nostalji yaygın ve bir anket Rusların %47'sinin Joseph Stalin'in yönetim becerilerini olumlu bulduğunu ortaya koymuştur. Rusya'da anti-Batı düşüncesi güçleniyor ve yanlış bir algı hakim oluyor: Bilim, ideolojiyi teşvik etmek için çarpıtılıyor ve ideoloji, nesnel bilime savaş açıyor.

Bu, sadece Rusya için değil, yakın zamanda yapılan anketlere göre neredeyse Amerikalıların %40'ı insanların mevcut formda Tanrı tarafından yaratıldığına inanıyor; Cumhuriyetçilerin neredeyse %60'ı ise küresel ısınma ve iklim değişikliklerini insan kaynaklı olmayan nedenlere bağlıyor. 2008'de, Amerikalı politikacı Sarah Palin'in meyve sineği araştırmalarını küçümsemesi de bir yankı uyandırdı ve bu da Lysenko'nun etkilerinin hâlâ sürdüğünü gösteriyor.

Bilim, İdeoloji ve Toplumsal İlerleme

Hem Lysenko'nun, hem de Darwin karşıtlığının altında yatan temel motivasyon, bilimi ideolojik bir araç olarak kullanma arzusudur. Türkiye'de ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı altında Darwin’in milli eğitim biyoloji müfredatından çıkarılması, Lysenko'nun Sovyet bilim anlayışına benzer şekilde, bilimi ideolojik amaçlarla manipüle etme çabasının bir göstergesidir. Bu, potansiyel olarak biyolojik çeşitliliği ve ekosistemleri anlama kapasitemizi sınırlar ve gelecek nesillerin çevresel ve biyolojik krizlere yanıt verme yeteneğini tehlikeye atar. 

Burada başka bir alandan farklı bir örnek daha vermem faydalı olabilir. Mesela, yeni eğitim modelimizde matematik müfredatından integralin çıkarılması da söz konusu. Şimdi Lysenko, Darwin ve integral arasında nasıl bir bağlantı var diyebilirsiniz? Şöyle; matematikte integral hesabı, alanları, hacimleri ve bunların genellemelerini hesaplamak için kullanılan bir toplamın sürekli analoğudur. Yani integral, sürekli değişen niceliklerle ilgili karmaşık problemleri çözme yeteneği sağlar ve bu, mühendislikten ekonomiye kadar birçok disiplinde temel bir araçtır. Integralin müfredattan çıkarılması, öğrencilerin bu önemli matematiksel kavramı öğrenme fırsatından mahrum bırakılmasına yol açar ve bu da uluslararası arenada rekabet gücünü azaltabilir. Bu karar da, ideolojik bir karar olarak görülebilir çünkü matematiksel ve bilimsel düşünceyi geliştirme yerine, belirli bir düşünce yapısını destekleyen içeriklere ağırlık verilmesi söz konusu olabilir.

Bu metnin ana eksenini oluşturan Darwin ve Lysenko üzerinden yapılan tartışmalar - ve tabii integrali de burada dikkate almak zorundayız - bilimin toplumsal ilerleme için ne kadar hayati olduğunu göstermektedir. Bilimsel bilginin reddedilmesi, toplum olarak karşılaştığımız sosyal, ekolojik ve ekonomik sorunlara çözüm üretebilme yeteneğimizi de azaltmaktadır. Özellikle Darwin'in evrim teorisi gibi temel bilimsel kavramlar, çeşitli bilim dallarında köprü vazifesi görerek yeni keşifler için zemin hazırlamaktadır.

Bilim ve İdeolojinin Küresel Savaşı

Darwin'in evrim teorisi ve Lysenko'nun ideolojik biyolojisi arasındaki çatışma, bilimin ideoloji tarafından nasıl şekillendirilebileceğinin ve manipüle edilebileceğinin net bir örneğidir. Türkiye'de evrim teorisinin müfredattan çıkarılması ve Lysenko'nun Rusya'da yeniden popülerlik kazanması, bilimsel düşüncenin sadece bir bölgeye veya ideolojiye özgü olmadığını, global bir mücadele olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çatışma, bilimsel gerçekliklerin korunması ve ideolojik saplantılardan arındırılmasının, çağdaş toplumların en büyük sorumluluklarından biri olması gerektiğini vurgular. İdeolojik müdahaleler, bilimsel ilerlemeyi ve toplumsal-kültürel gelişmeyi tehlikeye atar. Bilim, ideolojilerin gölgesinde kalmamalı; Theodosius Dobzhansky'nin dediği gibi, "Evrimin ışığı olmaksızın biyolojide hiçbir şeyin anlamı yoktur." Bu nedenle, Darwin'in evrim teorisi gibi temel bilgilerin müfredata yeniden dahil edilmesi ve bilimsel yöntemin tüm disiplinlerde öncelikli olması, bilim ve toplumun sağlıklı ilerlemesi için elzemdir.

Bu tehlikeler, Rusya, Amerika ve Türkiye gibi farklı coğrafyalarda kendini farklı şekillerde göstermekte ve bilimde çağın gerekliliklerine ayak uydurmayıp geri adım atarsak, maliyeti ağır bir faturayla ödüyoruz. Bu sadece bilimsel bir kayıp değil, aynı zamanda ekolojik, ekonomik ve toplumsal bir gerileme demektir. Bilim, objektif bir araştırma ve gerçeklik arayışı olmalı; ideolojik yozlaşmaya direnmeli ve toplumsal ilerlemeyi desteklemelidir. Bu, küresel çapta bir bilinç ve işbirliği gerektirir. Eğitim politikaları ve kamuoyu yönlendirmeleri, bilimin ışığını söndürmeye değil, onu daha da parlatmaya yönelik olmalıdır. Bu mücadelede, bilim insanları ve eğitimciler kadar, her bireyin bilinçli ve sorgulayıcı bir tutum sergilemesi büyük önem taşımaktadır.


1 Lamarckizm, bir organizmanın yaşamı boyunca kullanım veya kullanılmama yoluyla edindiği fiziksel özelliklerin yavru döllere aktarılabileceğini benimseyen görüştür.


Kaynaklar:

Kolchinsky E I, Kutschera U, Hossfeld U, Levit G S, 2017. Russia’s new Lysenkoism.  Curr. Biol.  27: R1042–R1047. 10.1016/j.cub.2017.07.045

Borinskaya S A, Ermolaev A I, Kolchinsky E I. 2019. Lysenkoism Against Genetics: The Meeting of the Lenin All-Union Academy of Agricultural Sciences of August 1948, Its Background, Causes, and Aftermath, Genetics. 212: 1–12. https://doi.org/10.1534/genetics.118.301413