Metafizik Bir Sorun Olarak Özgür İrade

Diğer Program: 
Açık Gazete

Metafizik Bir Sorun Olarak Özgür İrade

15 Mayıs 2018

Bu hafta Açık Bilinç’te konumuz, felsefe tarihi içinde, metafizik bir sorun olarak özgür irade. Her adımı önceden belirlenmiş bir dünyada, ipleri başkasının elinde olan kuklalar mıyız? Özgür irademiz olduğu düşüncesi bir yanılsama mı?

 

 

15 Mayıs 2018 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Açık Bilinç podcast servisi: iTunes / RSS

Nöro-Hukuk çerçevesinde başladığımız ve geçen hafta biyoloji ve nörobilim ekseninde ele aldığımız irade konusunu, bu hafta felsefi yaklaşımları inceleyerek tamamlayacağız.

Özgür mü değil mi konusuna gelmeden önce, Wittgenstein'ın geçen hafta değindiğimiz sorusuyla, iradenin ne olduğunu hatırlayalım.

Düşünce, istek, niyet gibi farklı bilişsel niteliklere dayanan ve canlılar dünyasının ancak bir kısmında var olan bir zihinsel melekeden söz ediyoruz.

Beynimin motor korteksi dışarıdan uyarılırsa, kolum istem dışı bir şekilde, yani benim istek ve niyetimden bağımsız olarak, havaya kalkabilir. 

Bu, ardında irade olan bir davranış değil, yalnızca fizyolojik nedenlerle açıklanabilecek bedensel bir harekettir.

Geçen hafta, kediler, maymunlar, boğalar gibi hayvanların beyinlerine yerleştridiği bir tür alıcıyla, onların davranışlarına uzaktan komuta edebilen nörobilimci Jose Delgado'dan söz etmiştik. 

Davranış, bu şekilde dışarıdan yönlendirildiğinde, istemsiz harekete indirgenmiş olur.

Bazı basit canlıların davranışlarını da, yalnızca dışsal uyaranların belirlediği rutinlere bağımlı ve değişim gösteremeyen hareketler olarak nitelemek mümkün. 

Biz insanların davranışlarının aksine, bu gibi durumlarda da irade veya istemden söz etmek gerekmiyor.

Rutinlere bağımlı otomatik davranışlarla, istemli davranışlar arasında gri alanlar var.

Hayvanların davranışlarını kendi ekolojileri içinde inceleyen bilim dalı  Etoloji'de zaman zaman çok ilginç örneklere rastlanabiliyor.

Bir tür eşek arısı ve amansız bir avcı olan Sphex'in hikayesine bakalım.

Sphex'lerin, yüzün üzerinde alt türü var.  Diğer böcekleri sokarak felce uğrattıktan veya öldürdükten sonra, yer altındaki tünellerle ulaşılabilen yuvalarına götürüyorlar. Sphex'in avı, yuvadaki yavru kurtçukların da besini oluyor.

Bazı Sphex'lerde şöyle bir davranış gözlemleniyor: 

Felçli avını yuvanın girişine getiren Sphex, bu kader mahkumunu orada bırakarak önce kendi başına tünele giriyor, sonra çıkıp avını sürükleyerek yer altına götürüyor.

Sphex'in zihinsel bir hesap yaptığını, istemli bir planla hareket ettiğini düşünebiliriz.

Sphex, yuvasında beklenmedik bir sürprizle,mücadele etmek zorunda kalacağı başka bir böcekle karşılaşma olasılığına karşı önlem alıyor,önce tüneli kolaçan ediyor diyebiliriz. 

Demeli miyiz?

Dememeliyiz. 
 

Sphex'in davranışı ilk bakışta zihinsel bir hesaplama ve niyetten (yani bir tür iradeden) kaynaklanıyor gibi gözükse de, aslında öyle değil. 

Dean Wooldridge'in “Machinery of the Brain” (Beynin Aksamı) kitabında anlattığına göre, öğrenme boyutu olmayan, değişiklik gösteremeyen, rutine bağımlı otomatik bir davranıştan ibaret. 

Bunu nereden biliyoruz?

Kimi entomologlar (böcek bilimciler), şöyle can alıcı bir soru soruyorlar: Sphex kendi başına tünele girdikten sonra, yuvanın girişinde bırakılan avı bir parça öteye çekersek, ne olur?
Tünelden çıktığında avını bıraktığı yerde göremeyen Sphex, kısa bir aramanın ardından avını bulup yeniden yuvanın girişine getiriyor. 

Ve avını orada bırakıp, ilk sefer yaptığı gibi, yeniden kendi başına tünelin içine giriyor.

Entomolog, 2 değil 22 kere de Sphex'in avını bıraktığı yerden biraz uzağa çekse, Sphex rutinini bozmuyor. Avını yuvanın girişine bırakıp tüneli bir kez daha kontrol etmeye koyuluyor. Çıkışta aynı durumda aynı rutini bıkmadan tekrarlıyor.

 

(Meğerse, asıl kader kurbanı kendisiymiş!)

Sphex'in bu iç burkan hikayesini Felsefe dünyası ilk olarak Daniel Dennett'ın (Wooldridge'den aktararak) 1973'de yazdığı “Mechanism and Responsibility” (Mekanizma ve Sorumluluk) makalesinden öğrenmişti. "Özgürlük ve Davranış" başlıklı derlemede bulunabilir.

Sphex'in hikayesinden, bilgisayar bilimci Douglas Hofstadter de, 1985 kitabı "Metamagical Themas"daki "On the seeming paradox of mechanizing creativity” (Yaratıcılığın mekanikleştirilmesindeki sözde açmaz) yazısında söz eder.

Söz bu iki müstesna beyefendiden açılmışken, Hofstadter ve Dennett'ın birlikte derledikleri "The Mind's I" kitabında, özgür irade üzerine pek çok ilginç kısa yazı ve yorumun yer aldığını not edeyim. Türkçeye Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından, çok başarılı bir çeviriyle, "Aklın G'özü" olarak  kazandırılmıştır.

Şimdi kahramanımız Sphex'in hikayesine geri dönelim. 

Önce, Sphex rutin davranışını aslında koşullar değişmiş olabilir diye bir akıl yürütme sonucu yapıyor olabilir mi sorusunu yanıtlayayım.

Hayvanlarda bilişim üzerine yapılan her araştırma, gözlemlenen davranış bulgusundan çıkarsanan tezlere bağlı. 

Hayvanlara doğrudan neyi niye yaptıklarını sorma imkanı olmadığı için, bu tür dolaylı sonuçlara yaslanmak zorunlu. Ve her zaman farklı yorumlar mümkün, bunu not edelim.

Üstelik, 1900'lerin başında, hayvanlarda bilişim çalışmalarının üzerine düşmüş olan ve araştırmacıları bence gereğinden fazla bir temkinliliğe yönelten bir gölge var: Uzun yıllar yanlış yorumlanan "Akıllı Hans" aldatmacası. (Bunu başka bir programda ele alacağım.)

Sphex'in aynı basit davranışı otomatik olarak tekrarlaması, çok küçük koşul değişikliklerine rağmen rutininde hiç bir esneklik göstermemesi, ve ileri derecede akıl yürütmeye elverişli, gelişkin bir sinir sistemi olmaması, istemsiz rutin davranış tezini güçlü (ve bence, doğru) kılıyor.

Peki, konumuz metafizik bir soru olarak özgür irade iken, bu Sphex örneği üzerinde niye duruyoruz? 

Genellikle birbirleriyle karıştırılan irade sorusuyla özgür irade sorusunu ayırmak, ilk adım için önemli olduğundan.

Zihinsel bir yeti olarak iradenin hangi canlılarda olabileceği, nörobilimin sorusu. 

Biz insanlar, Delgado'nun uzaktan komuta edilen hayvanları gibi de, sürekli aynı rutin hareketi yineleyen Sphex'ler gibi de değiliz.

En azından öyle düşünüyoruz. 

Ama yanılıyor olabilir miyiz?

Felsefenin üzerinde ısrar ettiği soru, bu noktada karşımıza çıkıyor. 

Bütün bilişsel niteliklerimize, neyi yapacağımıza kendimizin karar verdiği inancımıza rağmen, aslında, her adımı önceden belirlenmiş bir hayatı yaşıyor olabilir miyiz?

Özgür irade, bir yanılsama olabilir mi?

Özgür iradenin bir yanılsamadan ibaret olduğunu savunanlar, ve her ne yaparsak yapalım, gerçek anlamda bir seçim yapamayacağımızı savunanlar, genellikle bu iddialarını, fiziksel bir önceden belirlenmişlik (determinizm) tezine dayandırıyorlar.

Determinizme göre, her fiziksel olayın nedeni olan bir başka fiziksel olay olduğunu düşünür ve bu büyük nedensellik zincirini evrenin başlangıcına kadar izlersek, kendimizin de aslında ne yapsak dışına çıkamayacağımız dev bir mekanizmanın bir dişlisi olduğunu görebiliriz.

Evrende her şeyin, dolayısıyla biz insanların da tabi olduğu bir önceden belirlenmişlik varsayımı, Determinizm'i savunanlara göre, felsefi (metafizik) bir ilke olarak özgür iradeye var oluş alanı bırakmıyor. 

Bu görüşe göre, nörobilim ne derse desin, özgür irade bir yanılsama.

"Determinizm ==> özgür irade bir yanılsamadır" çıkarımına karşı çıkan felsefecilerin iki noktada itiraz ettiklerini görüyoruz.

1. Determinizm tezi yanlış.

2. Determinizm doğru olsa bile özgür iradeden söz edilebilir ("compatibilism", yani "uyumculuk" veya “bağdaşıkçılık”).

"Uyumcu"lara göre, özgür irade var mı sorusunun cevabını yalnızca şu soru belirler: 

Davranışınızı yönlendiren, kendi düşünceniz, isteğiniz, kararınız mıydı, yoksa başka, elinizde olmayan, dışsal unsurlar mıydı? 

Kendi kararınız ise, seçiminiz özgürdür ve sonuçları sizi bağlar.

"Uyumculuk", Determinizm'in dayattığı düşünülen metafizik kısıtlamayı bir anlamda yok saymayı seçen bir görüş.

Bu görüşü savunan en önemli isimlerden birisi, az önce sözünü ettiğimiz felsefeci Daniel Dennett.

Uyumculuk, herkesi tatmin eden bir görüş değil, farkındayım. 

Öte yandan, "özgür irade yoktur" tezine inanmanın çok tuhaf sonuçları olduğunun da altını çizeyim. 

Önceden belirlenmişin dışına çıkılamayan bir hayatta,  kimsenin hiç bir şeyde gerçek sorumluluğu olamayacağı sonucu gibi.

— / —

Özgür İrade konusu, bazen bütün bir akademik döneme yaydığım halde, hala eksik yönleri kalan dev bir literatüre sahip. 

Bu gibi durumlarda, bizi tatmin edecek sihirli bir kısa cevap aramak yerine, karşıt görüşleri eksileri ve artılarıyla tartmaya çalışmak en doğrusu diye düşünüyorum.

Metafizik bir sorun olarak özgür irade konusunun, Din Felsefesi ve İlahiyat literatüründe de önemli bir yere sahip olduğunu, ayrıca bir parantez içinde ekleyeyim.

İlahiyatta özgür irade sorunu, şu: Tek Tanrı inancını temel alan Semavi dinlerde, Tanrı her şeyi bilir ve kadir-i mutlaktır, yani sonsuz güç sahibidir. Evrende Tanrı'nın bilmediği herhangi bir şeyin olması, metafizik olarak imkansızdır.

Bu metafizik ilke ışığında, Tanrı'nın kendi yarattığı insanların hayatlarında atacakları her adımı da önceden bildiğini kabul etmemiz gerekir. 

Ama o zaman, insanlara gerçek anlamda bir özgür seçim olasılığı atfedemeyiz.

Fakat özgür iradenin olmaması, Semavi dinler içinde yer alan başka temel görüşlerle çelişir. Örneğin seçimlerimizi özgürce yapmıyorsak, Tanrı'nın bizler için çizdiği bir kaderi metafizik bir zorunlulukla yaşamak durumundaysak, yaptıklarımızdan, bu dünyada ve ahirette, nasıl sorumlu tutulabiliriz?

Semavi dinlerde özgür irade konusunu daha detaylı olarak geçmiş yıllarda yapmış olduğumuz "Din Felsefesi" serisi içinde ele almıştık, ilgilenenler Açık Radyo arşivinden bulabilir. 

Bu tefrika çok uzadı. (Fakat suçlu olan, konunun kendisi!) 

Buna rağmen özgür irade konusunda kısa ve net bir çözüm bekleyenlerin hayal kırıklığına uğramış olabileceklerini tahmin ederim. 

Bu konuya benim nasıl yaklaştığımı özetleyerek bitireyim.

Öncelikle, Determinizm teziyle çerçevelenen özgür irade(sizlik) tartışmasının, Aydınlanma döneminin getirdiği doğaya hakimiyet özgüveni sonrasında formüle edilmiş, yani tarihi bağlamı içinde değerlendirilmesi gereken bir tartışma olduğunu not etmek isterim.

Determinizm tezinin en çarpıcı ifadesini, büyük Fransız matematikçi Laplace'da buluyoruz: "Evrendeki bütün atomların yerlerini ve momentumlarını bilsek, mekanik yasalarını kullanarak her şeyin bir sonraki adımını hesaplayabiliriz" (mealen).

Öte yandan, Laplace'ın tezi, yalnızca ilkesel bir iddia. 

Pratikte, fizik ve matematik yasalarını kullanarak böyle bir hesap yapmak bugün bile mümkün değil, yarın yapılabileceği de çok şüpheli.

Eski Yunan düşüncesinde, kadercilik var olmakla birlikte, bu tür, Aydınlanma dönemi sonrasına özgü ve özgür iradeye yer bırakmayan bir nedensellik anlayışı, yoktu. 

Yani bugünün özgür irade yoktur görüşü, spekülatif metafizik bir tez olarak, ancak mutlak olmayan tarihsel bir bağlam içinde anlam kazanıyor.

Bence daha önemlisi, özgür irade inancının (ya da inançsızlığının) kendi hayatımızda nasıl bir yeri olduğu, davranışlarımızı nasıl belirlediği, ne tür bir anlam kattığı. 

Belki, bitmek tükenmek bilmez özgür irade tartışmalarının ötesinde, üzerinde asıl düşünmemiz gereken, bu.

Bazı inançlarımız hayatımız ve davranışlarımız açısından çok önemli. Örneğin, adalet inancımız, iyiliği kötülüğe yeğlememiz, eşitliği savunmamız. Bu inançlarımızın değişmesi, hayatımızın anlamını ve akışını değiştirecek güce sahip.

Peki, özgür irade inancı da öyle mi?

Yani özgür irade vardır ya da yoktur inancımızı tersine çevirsek, farklı şekilde davranmaya başlamamız, hayatımızı farklı yaşamamız mı gerekirdi? 

Unutmayalım, özgür irademizin olmadığına inansak bile, bu inancın yarattığı çerçeveden kaçıp kurtulamıyoruz.

Nasılsa işler olacağına varır inancıyla yapabileceklerimiz için çabalamaktan vazgeçersek, Determinizm'e göre, işler zaten yine olacağına varmış oluyor. 

Yani, "özgür irade yoktur" inancının bize açabileceği bir çıkış kapısı yok.

Hayatımıza anlam katan, bizi mutlu eden şeyler, özgür irade inancından bağımsız olarak var olmaya devam ediyorlarsa, belki asıl üzerinde durmamız gerekenler onlar.

Özgür iradeye inanmayarak, "işler olacağına varır" desek de, sonuçta işler bizim olduracağımıza (ya da başka birilerinin olduracağına) varıyor. 

Bize düşen, olacak değil oldurulacak olanın bir parçası olup olmamayı seçmek.

Varoluşçu felsefecilerin altını çizdiği bir tezle bitireyim: Seçme özgürlüğümüz var, asıl elimizde olmayan seçmeme özgürlüğü!

(Yani, seçmeyerek de aslında ve kaçınılmaz olarak bir tür seçim yapmış oluyoruz.)

Gelecek haftanın konusu henüz belli değil. Ama özgür irademle karar vereceğime emin olabilirsiniz.