Kıyıları erişime kapatan mevcut kullanım biçimleri sonlandırılmadan denizler nasıl halkın olacak?

-
Aa
+
a
a
a

Kültürel Miras ve Koruma: Kim İçin? Ne İçin?'de Asu Aksoy ile Burçin Altnsay, denizci, iletişimci ve yazar Ali Boratav ile kıyıların halka açılmasının mevcut kıyı kapatmaları düzeni karşısında mümkün olup olmadığını konuşuyoruz.

""
Kıyıları erişime kapatan mevcut kullanım biçimleri sonlandırılmadan denizler nasıl halkın olacak?
 

Kıyıları erişime kapatan mevcut kullanım biçimleri sonlandırılmadan denizler nasıl halkın olacak?

podcast servisi: iTunes / RSS

Kıyı Hareketleri Dayanışma Ağı, 18 Mayıs’ta Türkiye’nin çeşitli kıyı bölgelerinde basın açıklamaları gerçekleştirmiş ve kıyı ekosistemlerinin korunması ve halkın kıyılara serbestçe erişiminin sağlanması çağrısında bulunmuştu. Aynı gün Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, bir televizyon kanalında ‘Denizler Halkındır’ başlıklı bir proje başlattıklarını, sahillerin işgaline izin vermeyeceklerini ve hukuk dışı yapıları, mevzuata aykırı tüm uygulamaları, bütün kaçak yapıları yıkacaklarını söylemiş, bu proje ile “milletimizin sahillere, plajlara rahat bir şekilde ulaşması mümkün hale gelecek” demişti.

Oysa Türkiye’nin sahillerinin, müşterileri dışındakilerin erişimine kapatmış otellerle, kulüplerle, özel işletmelere kiralanmış plajlar ve sitelerle dolu olduğunu biliyoruz. Sadece para ödeyerek kıyılara erişilebilen bir sistemden söz edebiliyoruz, fakat Kıyı Kanunu ve Anayasa'ya göre bu tesislerin ve sitelerin kıyılara serbest erişimi engellememesi gerekiyor.

Hadi kıyıya erişebildik diyelim, şezlonglarla tamamen doldurulmuş kıyılarda havluyu nereye koyabiliriz? Denize nasıl erişeceğiz? Jiletli teller, duvarlar, gişeler ve güvenlik görevlilerinin beklediği kapılarla kapatılmış kıyılar nasıl halka açılacak? Plajlarda bir santimetre yer bırakmamış işletmelerin şezlongları nasıl azaltılacak?

Türkiye’nin kıyılarının karşı karşıya olduğu tehditlerden birisi Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü'nün -2012'de başlayarak- doğal sitlerin tanımını değiştirerek Türkiye’deki tüm doğal sit alanlarının yeniden derecelendirmesi. Doğal alanların korunması açısından, yapılaşmaya izin verilmeyen Birinci Derece Doğal Sitler'in Nitelikli Doğal Koruma Alanları ve Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanları olarak derecelerinin düşmesi, bu alanları kullanıma ve yapılaşmaya açtı -hâlâ da açıyor-.

Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı olarak ilan edilen yerlerde, turizm tesislerinin inşası mümkün. Nitekim 2017'de Muğla’da yeni doğal sit derecelendirmeleri açıklandığında, birçok birinci derece doğal sit alanı ikinci ve üçüncü dereceye düşmüş; Nitelikli Doğal Koruma Alanları ve Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanları olarak tanımlanmışlardı -ki birçok birinci derece doğal sit alanının kıyılarda olduğunu not edelim-.

Bakan Özhaseki’nin açıklaması ardından, kıyıların halka açılması konusunda bazı somut adımlar atıldığı, kaçak yapıların yıkıldığı yönünde haberler çıktı; Bakanlık, 'bu karar sözde kalmayacak' dedi. Ayrıca bu açıklamada -Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı bünyesinde çalışan- Türkiye Çevre Koruma Vakfı ile Muğla Valiliği tarafından 2014'te kurulan Muğla’ya Hizmet Vakfı'nın da ortaklarından olduğu MUÇEV adlı kamu ortaklığı şirketinin tüm kıyıları işletmek ile görevlendirileceği ve mapa-tonoz-şamandıralar üzerine düzenlemeler düşünüldüğü yer aldı.

Türkiye’nin kıyılarının karşı karşıya olduğu tehditler konusunda uzun yıllardır yazan denizci ve iletişimci, yazar Ali Boratav ile tüm bunları değerlendiriyor, sorularımıza cevap arıyoruz.