Kulis Sesleri: Prudencia Hart ve Bir Tuhaf Dibe Vurma Öyküsü

Kulis Sesleri: Prudencia Hart ve Bir Tuhaf Dibe Vurma Öyküsü

16 Ocak 2019
Fotoğraf: DOT

Kulis Sesleri bu programında DOT Tiyatro’nun “Prudencia Hart ve Bir Tuhaf Dibe Vurma Öyküsü” kulisindeydi.

Kulis Sesleri podcast servisi: iTunes / RSS

Oyunu David Greig yazmış, Murat Daltaban yönetmiş.

Bircan Yorulmaz oyuncular Gizem Güçlü, Mert Öner, Şirin Kılavuz Sevinç, Esin Alpogan, Eylül Güntekin, Buse Şimşek ve İdil Sezgin ile konuştu.

Oyunu anlatır mısınız?

Mert Öner: Aslında oynadığımız rollerden bahsetmemiz pek mümkün değil. Bu bir hikâye anlatımı. Biz sahnede müzisyenlerimizle birlikte yedi kişi Prudencia Hart’ın başına gelen bir hikâye anlatıyoruz ve oyunun içinde farklı rol kişilerini hikâyenin içinde aynı zamanda canlandırıyoruz. Oyunun hikâyesini çok anlatmayayım seyircinin bir şekilde bilgisi oluyor. Ama şunu söyleyebiliriz; oyun birden farklı hikâyeye ve söze odaklı, sanattan bahsediyor, sanatın günümüzde 21. yüzyılda nasıl değerlendirildiğinden de bahsediyor. Mükemmel olan, ideal olanla, var olan arasında nasıl bir denge kurmalıyız ve hayatımızı o dengenin içinde nasıl sürdürmeliyizi de anlatıyor. Çok eski hikâyelerden antik, kadim bir sürü hikâyeden beslenen bir hikâye. David Greig de zaten kadim hikâyeleri alıp, çağdaş bir hikâyeye çevirmiş. Oyun İskoç balatlarından bahsedip, İskoç sınırında geçen bir hikâye ama aslında çok evrensel ve hemen her yerde karşılaşabileceğimiz bir sürü doneden oluşuyor.

Bir Prudencia Hart var, akademisyen...

Mert Öner: Evet, var. Şirin oynuyor.

Şirin Kılavuz Sevinç: Prudencia çok özel, farklı bir karakter. Onun hikâyesi de de onun hayatını besleyen tüm hikâyede çok enteresan. Bu anlamda yazarımıza teşekkür ediyoruz. Sürprizlerle dolu. Kendi adının anlamı gibi daha temkinli, daha korunaklı, daha kendine özgü alanı var Prudencia’nın. Bu hikâyenin içinde de çok gerçek olan, çok hayal olan, tüm simgesel her şey bu anlatımın içinde var. O yüzden gerçekten de hem zor, hem çok tatlı, çok bize ait şeyler de içinde barındıran bir karakter ve hikâye. Ve anlatıcılar olarak da farklı rol kişilerinde bu hikâyedeki yerlerini temsil ederek aktarıyor olması bütün oyunu çok keyifli.

Her oyuncu birkaç karakteri birden oynuyor...

Mert Öner: Aslında üç katmanlı düşünmüştük tüm prova aşamasında. Biz birer oyuncu olarak sahnedeyiz; Mert olarak; Gizem olarak, Esin olarak. Aynı zamanda Prudencia Hart’ın hikâyesinin anlatıcıları olarak varız. Anlattığımız hikâye içinde de oynadığımız rol kişileri olarak varız. O yüzden bizim için bu kadar üç katmanlı bir yolculuk. Bizim için oynaması keyifli, eğlenceli, her akşamda seyirciyle bu kadar içli dışlı, bu kadar seyirciye anlattığımız, seyircinin de bu kadar etkili rol oynadığı bir oyun olduğu için her gecesi bizim için yepyeni bir oyun demek aslında.

Bir yandan balatlar var, folk müziği var, diğer yanda modern masal anlatısı diyebiliriz sanırım?

Mert Öner: Kesinlikle öyle. Bir yandan da seyirci için de tek katmanlı bir yerden okuyup, tek bir şey anlayıp, çıkacağı bir oyun olmamasının nedeni de bu. Biz masa başındaki çalışmada metnin seyirciye her anının geçmesinin mümkün olmasa da çok derin katmanları üzerine, çok uzun süreler sohbet ettik. Biz onları oynarken zihnimizin bir köşesinde bizi hala meşgul ediyor ve heyecanlandırıyor. Sanırım dikkatli, özellikle bu konulara biraz daha kafa yormuş seyirciyi de çok heyecanlandırdığını ve onların zihnini bambaşka yerlere götürdüğüne de şahit oluyoruz, seyirciden geri bildirimler alıyoruz.

Esin Alpogan: Evet, herkes başka şeylerle bize geri dönüyor. Hiç düşünmediğimiz yerlere gidiyormuş aslında hikâye. Bu da bizim için gerçekten çok keyifli.

DOT’un sahne kullanımı her seferinde değişiyor. Bu kez sahne de yok. Pub ortamı ve siz masaların üzerinde oynuyorsunuz...

Mert Öner: Kesinlikle bu tamamen yönetmenimiz Murat Daltaban’ın tercihi. Çünkü bunu alışagelmiş kalıplarla sahnelemek yerine böyle sahnelemenin bu metne çok daha uygun olduğunu ve bu metnin hizmet ettiği fikre çok daha işe yaradığı konusunda hem fikir olduk. Tomris (Kuzu) de sağ olsun, dekor ve kostüm tasarımcımız bu hikâyeye en uygun atmosferi yarattığını düşünüyorum. Zaten seyirci içeri girip daha oyun başlamadığı andan itibaren aslında atmosfer bir şey söylüyor oyunla ilgili bu da çok kıymetli.

Oyundaki neredeyse tek erkek karakteri siz canlandırıyorsunuz...

Gizem Güçlü: Colin Syme olarak. Evet, biraz da tercih oldu. Erkek bir karakteri bir kadının oynaması.

Bu ayrı bir hava katmış. Zira oyunda bir erkek oyuncu varken, erkek karakteri bir kadın oynuyor...   

Mert Öner
Çünkü orada aslında bir erkek figürünün; Colin Syme’ın bir eleştirisi var. Bunu bir kadın oyuncunun bedeni ve sesi ile yapınca aslında o eleştiri katmanlı bir hale gelmeye başlıyor.

Gizem Güçlü
Yani bir erkek oynasa o katmanı koyamayacak, bildiğimiz klasik bir yoldan ilerlemiş olacağız.

Peki, Türkiye’de tiyatroyu nasıl buluyorsunuz? Uzun yıllardır tiyatrodasınız, seyirciyle iletişimde nasıl değişiklikler oluyor. Seyirci artıyor mu, yoksa aynı seyirci mi oyunları izliyor?

Mert Öner
Ben açıkçası son 15 yıldır, özellikle bağımsız tiyatro hareketinin bu kadar hızlı ilerlemesi ile birlikte ciddi bir dinamiğin oluştuğuna ve bağımsız tiyatro hareketinin kendi içinde seyirci yetiştirdiğine de inanıyorum. Ödenekli kurumlardan bahsetmiyorum. Devlet tiyatroları zaten %100 doluluk oranlarıyla oynuyorlar neredeyse. Ama gözlemlediğim, oyun oynamaktan kalan vaktimde birçok farklı gruptan oyun izlemeye biz hep birlikte de gayret ediyoruz, birlikte izlemek bizim için özel bir paylaşım oluyor. Açıkçası ben gidilen yolun kıymetli ve heyecan verici olduğunu düşünüyorum. Çok ürün var. Çok fazla oyun yapılıyor. Her sene bir önceki seneden daha fazla ürün geliyor.

Esin Alpogan
Yeni kumpanyalar oluşuyor. Bunu gözlemlemek gerçekten çok kıymetli.

Mert Öner
Zaman içerisinde de iyi bulunanlar kalıyor, kaldığına şahit olduklarımız var, ben 12 yıldır bunu yapıyorum. Üretimini bir süre sonra bırakanlar var. Bu da çok sesliliği yaratıyor. Ben açıkçası şu an İstanbul tiyatro hareketi için hareketli, güçlü bir dönem olduğuna, bunun daha da evirilip, büyüyüp, özellikle şu an var olan genç grupların daha da tecrübe ve deneyim edindikten sonra gelişeceğine inanıyorum. Seyircinin de profilinin değiştiğini, büyüdüğüne inanıyorum. Eskiden bağımsız tiyatro seyircisi elle tutulur ve herkesin herkesi tanıdığı bir seyirci profili idi. Ama şimdi zaman içerisinde hiç tanımadığımız yüzler görüyoruz, yeni tanışıklıklar da elde ediyoruz. Bu da şahane bir şey.

Gizem Güçlü
Bize okulda hep sorarlardı, bir tiyatro için ne gerekir? Sonuçta hocalarımız hep oyuncu ve seyirci gerekir, gerisi teferruattan ibaret derlerdi. Şimdi baktığımızda düşük bütçeli çok fazla oyun var ve gerçekten iyi oyunlar bunlar. Öyle çok şatafatlı, büyük paraların döküldüğü şeylere gerek yok. İyi bir metin ve tek oyuncuyla hatta sıfır dekorla çok güzel işler yapıyor arkadaşlarımız. Bu da bence birazcık tiyatronun yönünü değiştiren şeylerden biri. Yine büyük prodüksiyonlar da yapılıyor, hatta son zamanlarda arttı.

Mert Öner
Bu da bir işaret, tiyatronun başka bir yolculuğa geçtiğine ve ekonomik olarak bunun bir getiri olduğuna dair bir fikir olduğu için, eğlence olarak değerlendirebileceğimiz çok da fazla büyük prodüksiyon da yapılıyor.

Dot alternatif tiyatro kavramını ilk yaratanlardan.

Mert Öner
Evet, bağımsız tiyatro hareketinde, övünmek gibi değil bu, çünkü gerçekten tarihsel olarak gerçeklik bu. 14 yıl önce bağımsız tiyatro hareketinin mihenk taşı Dot. Bu 14 yıl içinde gerçekten çok iyi oyunlar sahnelediler. Ve sahnelenmeye devam ediyor. Öncü niteliğinde. O yüzden biz burada, tüm ekip arkadaşlarım da katılacaktır; her yaptığımız çalışmada daha önce hiç denemediğimiz anlatım biçimleri, denemediğimiz söyleyiş biçimleri arıyoruz.

Süren, yeni başlayacak projelerinizden bahseder misiniz lütfen.

Mert Öner
Şu an provaları süren Zorlu-Dot ortak yapımı bir projemiz var. Murat Daltaban’ın yönettiği. “Bırak İçeri Gireyim” Şubat ayında prömiyer yapacak. Ama geçen sezondan devam eden, Gizem’in Serhat Parıl’la birlikte oynadığı, benim yönettiğim “Limon, Limon, Limon, Limon, Limon” var. Ocak sonu oynanmaya başlayacak ve sezon içinde fırsat buldukça devam edecek. Bu sezonun diğer yeni oyunu yine benim yönettiğim, “Çıkışa Gel” var. Atakan Akarsu ve Ümitcan Ütebay’ın oynadığı bir oyun. O da bu ay oynuyor ve sonraki aylarda da oynayacak. İnsan Kulağı oyunumuz var, Esin’in oynadığı, geçen seneden kalan. Bu tempodan zaman kalırsa onun da bu sezon oynamasını çok istiyoruz. Zorlu-Dot projesi ile birlikte elimizde beş oyunumuz var.