Sinemadan sahnelere...

Sinemadan sahnelere...

11 Temmuz 2019

Bu haftaki programımızı sinema ve müzik kariyerlerini bir arada yürüten sanatçılara ayırdık. Bu isimlerden bazıları kariyerlerine oyuncu olarak başlayıp şanslarını sonradan müzik alanında da denerken bazıları da şarkıcılık konusunda kendilerini ispat etmelerinin ardından rotayı beyazperdeye çevirmiş. 

11 Temmuz 2019 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.

Programa, Bruno Putzulu & Elsa Lunghini ikilisiyle başladık. Yves Simon’un 1979 tarihli J’t’aimais je t’aime plus adlı şarkısını seslendirdi ikili. Elsa kariyerine henüz sekiz yaşındayken oyuncu olarak başlamış ama şöhreti 1986 tarihli T’en vas pas adlı şarkıyla yakalamıştı. Bruno Putzulu’nun da asıl mesleği oyunculuk, o da 2010 yılında az önce dinlediğimiz şarkının da bulunduğu "Drôle de monde" adlı bir albüm yayınlamıştı. Sinemadan müziğe geçen sanatçılar deyince akıllara ilk etapta, altmışlı yıllar boyunca sanatın, bu yolları sık sık kesişen iki dalı arasında ustalıkla gidip gelen Jeanne Moreau, Brigitte Bardot ve Serge Reggiani gibi isimler geliyor. Günümüzde ise Charlotte Gainsbourg, Gérard Darmon, Mélanie Laurent ve Lambert Wilson gibi sanatçılar yok olmaya yüz tutmuş bu geleneğin giderek azalan temsilcileri arasında gösterilebilir.

Yetmişli ve seksenli yıllarda  Le Locataire (1976), Nosferatu (1979) ve Possession (1981) gibi filmler sayesinde kariyerinin zirvesine tırmaan Isabelle Adjani de, bir dönem şansını müzik alanında da denemeye karar vermişti. Daha önce birkaç televizyon programında Jacques Higelin ve Serge Gainsbourg gibi isimlerin şarkılarını yorumlamıştı güzel oyuncu, 1983 tarihli ilk albümünü de Gainsbourg’un yetenekli ellerine teslim etmişti. Video klibi Luc Besson tarafından çekilen Pull Marine ile hafızalara kazınan bu albüm sonrasında 1986’da bir de 45’lik yayınlayan Adjani’nin müzik kariyeri iki binli yıllarda Pascal Obispo ve Christophe’la yaptığı düetlerle sınırlı kaldı. 

Lambert Wilson, çeşitli Fransız filmlerindeki performanslarıyla tam altı kez César ödülüne aday olmasına rağmen hafızalarda daha çok Matrix serisinin ikinci ve üçüncü filmlerinde canlandırdığı Merovingian karakteriyle yer edinmişti. Sanatçının müzikle yolu ilk kez 1989’da, “Musicals” adlı albümle kesişmişti. 2005’te Amerikan klasiklerini yorumladığı “Nuit américaine” adlı bir albüm yayınlayan usta aktör, 2015’te de Yves Montand şarkılarını seslendirdiği “Wilson chante Montand” ile müzik marketleri ziyaret etti.  Bu albümde yer alan À Paris adlı şarkıyı, 1946’da Francis Lemarque kaleme almış, daha sonra seslendirmesi için Yves Montand’a önermişti. Montand'ın şarkının melodisini pek beğenmemesi üzerinde Édith Piaf’ın kapısını çalmıştı Lemarque ancak Piaf şarkıya bayılsa da aynı dönemde Paris’le ilgili bir başka şarkı olan Les amants de Paris’yi yayınladığı için kaydetmek istememişti. Bunun üzerine sanatçı 1949’da, ilk olarak şarkıyı kendisi kaydetmiş, parçanın gördüğü ilgi üzerine daha sonra Yves Montand da seslendirmiş ve uluslararası boyutta tanınmasını sağlamıştı.

Les femmes du 6e étage (Altıncı Kattaki Kadınlar - 2010) ve Polisse (2011) gibi filmleriyle tanıdığımız Sandrine Kiberlain; 2005’te “Manquait plus qu’ça”, 2007’de de “Coupés bien net et bien carré” adlı iki albüm çıkarmıştı. Sanatçı son dönemde beyazperdeye ağırlık verse de yine şarkı söylemeden duramadı ve 2015 tarihli Floride adlı filmde Jean Rochefort’la birlikte Mireille ve Jean Sablon ikilisinin üne kavuşturduğu Puisque vous partez en voyage’ı seslendirdi. 

Seksenli yıllardan beri sinemanın içinde yer alan Irène Jacob ilk olarak Louis Malle’in yürek burkan Au revoir les enfants (Elveda Çocıuklar - 1987) adlı filminde piyano öğretmeni olarak çıkmıştı karşımıza. Daha sonra 1991’de Kieslowski’nin La Double vie de Véronique (Veronique’in Çifte Yaşamı) adlı filminin başrolü üstlendi. Bundan üç yıl sonra, 1994’te de yine Kieslowski’nin Üç Renk üçlemesinin son filmi Kırmızı’da başrolü Jean-Louis Trintignant’la paylaştı. Son dönemde Amerikan dizilerinde izlediğimiz sanatçı,  The Affair ve The OA gibi dizilerde küçük roller aldı. Oyunculuğun yanı sıra zaman zaman şarkı da söyleyen Jacob, ilk albümü "Je sais nager"yi 2011’de yayınlamıştı, 2016’da da müzisyen olan erkek kardeşi Francis Jacob’la çalıştığı “En bas de chez moi” adlı çalışması çıktı piyasaya. 

Kariyerine şarkıcı olarak başlasa da zamanla hem sinema hem de televizyon alanında haklı bir şöhret edinen Guy Marchand, ilk olarak 1965’de La passionata adlı şarkıyla adını duyurmuştu. Bu şarkıyı İspanyol Kadını ismiyle Sezen Cumhur Önal’ın yazdığı sözlerle Türkçe olarak da seslendiren sanatçı, yetmişli yıllarla birlikte televizyon filmlerinde ve dizilerde de boy göstermeye başlayarak özellikle canlandırdığı detektif Nestor Burma karakteriyle hafızalara kazındı. Çok özel bir ses sahip Marchand, ilk etapta Bing Crosby, Frank Sinatra ya da Dean Martin gibi crooner’larınkini hatırlatıyor ama La passionata, La rumba ya da Signor Caruso gibi şarkılarda olduğu gibi çok farklı yerlere de gidebilen bir ses bu aynı zamanda. İki binli yıllarda birçok albüm yayınlayan Marchand, bu albümlerde daha çok Latin Amerika melodilerine yer verdi. Sanatçı, yetmişlerde de tangolarıyla tanınan Arjantinli besteci Astor Piazzola’nın Libertango (Moi je suis tango) ve Undertango (Mister Tango) gibi bazı eserlerini Fransızcaya uyarlamıştı. 

Altmışlı yıllarda çevirdiği Topkapı (1964) ve Never on Sunday (Pazarları Asla - 1960) gibi filmlerle tanınan Melina Mercouri, sözleri Pierre Delanoë, müziği ise Joe Dassin'a ait olan Je suis grecque adlı şarkıyla bir dönem büyük ilgi görmüştü. 1977’de Yunan Parlamentosuna seçilen ve ülkesinde bir dönem Kültür Bakanlığı da yapan sanatçı, aynı zamanda 1994 yılındaki ölümüne kadar Joe Dassin’in babası yönetmen Jules Dassin’le de evli kalmıştı.

Sinemadan müziğe geçiş yaptıktan sonra bu alanda da son derece büyük başarılara imza atan Serge Reggiani'yi, ellili ve altmışlı yıllarda rol aldığı Casque d’or (1952), Le doulos (1962) ve The Leopard (1963) gibi filmlerle hatırlıyoruz. Kırk yaşında şarkı söylemeye başlayan Reggiani, 2004 yılında hayatını kaybedene kadar müziğe devam etti. Kariyerine tiyatro oyunlarıyla başlayan sanatçı, bu yıllarda kazandığı tecrübe sayesinde 1976 tarihli Le souffleur adlı şarkıya da  bambaşka bir yorum getirmişti. Şarkıda Corneille’in 1636 tarihli ünlü traji-komedyası Le Cid’i sahneleyen bir tiyatro topluluğunda suflörlük yapan bir adamın rolüne bürünüyordu Reggiani. Kendisi görevini büyük bir azimle yapıyor ama oyuncuları beğenmiyordu. Mesela “Rodrigue’i canlandıran aktör fena değil ama oyun tarzı eski moda ya da Chimène gidip birkaç çocuk doğursa daha iyi olur” şeklinde eleştiriyordu onları. Don Diegue’i oynayan aktörün fazla içtiğini, böyle giderse bir gün siroza yakalanacağını söylüyor ve kendi oyunculuk yeteneği yapımcı tarafından fark edilse, seyircilerin ona hayran kalacağını ve tüm tiyatro grubunun da nihayet başarıya ulaşacağını belirtiyordu. 

Birlikte oldukları dönemde hem müzik hem de sinema dünyasını derinden etkileyen son derece yetenekli bir anne babanın onlardan aşağı kalmayan kızları Charlotte Gainsbourg, dikkatleri üzerine ilk olarak 1985’te, henüz on üç yaşındayken çekmişti. Babası Serge, onunla düet yaptığı Lemon Incest isimli single’ı yayınladığında -tam da arzu ettiği gibi- ortalığı ayağa kaldırmış, bundan bir yıl sonra da, başrolü kızıyla paylaştığı Charlotte for Ever adlı filmi çekmişti. Yine 1986’da, filmle aynı adı taşıyan bir de albüm projesine imza atan Serge; acılarla dolu bir hayat yaşayan bir kız çocuğunun hayal kırkılıklarını anlatan bu albümde tüm şarkıları Charlotte’a yorumlatarak, kendi deyimiyle “ısırgan kılığına girmiş orkidesinin” müzik kariyerini başlatmış oluyordu aynı zamanda.  Babasının 1991 yılında hayata veda etmesi üzerine, Charlotte rotayı sinemaya çevirdi. Genç kadın Cannes Film Festivali ve César törenlerinde kazandığı ödüllerle, kuşağının önde gelen aktrisleri arasında anılmaya başlandı. 2006’da, başka bir deyişle “Charlotte for ever”’dan tam yirmi yıl sonra, yanına elektronik müzik grubu Air, İngiliz müzisyen Jarvis Cocker ve İrlandalı söz yazarı Neil Hannon’ı alarak “5:55” adlı bir albüm yayınladı. O günden bu yana da sinemayla müziği paralel olarak sürdüren sanatçıyı, iki binli yıllarda çevirdiği Lars Von Trier imzalı Antichrist (2009), Melancholia (2011) ve Nymphomaniac (2013) gibi filmlerinden hatırlıyoruz. En son 2017 yılında piyasaya çıkan “Rest” adlı albümle müziği de ihmal etmediğini gösteren Charlotte, bu albümde yer alan Kate adlı parçayı 2013’te hayatını kaybeden -muhtemelen intihar eden- kız kardeşi Kate Barry için yazmış.

Kariyerine yetmişli yıllarda başlayan Gérard Depardieu, başrollerini Yves Montand, Serge Reggiani ve Michel Piccoli ile paylaştığı Claude Sautet filmi Vincent, François, Paul et les autres (1974) ve Bertolucci imzalı 1900’deki performansıyla dikkat çekmişti. Müziğe 1980 yılında, şarkı sözlerini eşi Elisabeth’in yazdığı bir albümle atılan sanatçı, 1986’da pek de olumlu eleştiriler almayan Lily Passion adlı gösteride Barbara ile aynı sahneyi paylaştı. 2006’da yerel bir şarkıcıyı canlandırdığı romantik komedi Quand j’étais chanteur’de bol bol şarkı söyleme imkânı bulan Depardieu, 2017’de Barbara şarkılarını yorumladığı “Depardieu chante Barbara”’ adlı albümü piyasaya çıkardı.  Bu albümde yer alan Dis quand reviendras-tu? (Söyle ne zaman geri döneceksin?) adlı şarkının hikâyesinden bahsetmek gerekirse: 1959’da, Barbara, L’Écluse kabaresinin diğer sanatçılarıyla birlikte bir Afrika turnesine çıkmış. Bu kapsamda gittikleri Fildişi Sahilinin Abican kentinde, diplomat ve iş adamı Hubert Ballay ile tanışmış ve ondan çok etkilenmiş. İkilinin aşk hikâyesi ne yazık ki kısa sürmüş  çünkü Barbara’nın Paris’e dönmesi gerekiyormuş. Hubert kısa süre sonra ona katılacağının sözünü vermiş ama Paris’te günler geçmek bilmiyormuş Barbara için, işte bu şarkıyı bu dönemde kaleme almış o da. Birkaç ay sonra Hubert Ballay söz verdiği gibi Paris’e gelmiş ama Barbara onu çoktan unutmuş ve  kendine başka bir sevgili bulmuş bile. Şarkıyı da ilk başta konserlerinde seslendiren sanatçı, izleyicilerin olumlu tepkisi üzerine 1962 yılında kaydetmeye karar vermiş.

Kariyerine çok küçük yaşta şarkıcı olarak başlayan fakat daha sonra sinema alanında da önemli işlere imza atan Vanessa Paradis, Fransız halkının karşısına ilk kez, seksenli yılların başlarında, televizyon programı L’école des fans sayesinde çıkmıştı. Sapsarı saçlarıyla Philippe Chatel’in Émilie Jolie’sini söyleyen sekiz yaşındaki küçük kız, ilk 45’liği de iki yıl sonra piyasaya çıkarmıştı. Şarkıcı olmak için yanıp tutuşan küçük çocuğun, dayısı aracılığıyla Julien Clerc için kaleme aldığı şarkılarla tanınan söz yazarı Étienne Roda-Gil ve besteci Franck Langolff ile tanışması, bu sıra dışı kariyerin tam anlamıyla başlamasını sağlamıştı. Bu ikilinin imzasını taşıyan Joe le taxi, Fransa’da müzik listelerinin zirvesine tırmanacak ve 1987 yazına damgasını vuracaktı. Ne var ki şarkının on üç yaşındaki yorumcusu bir yandan övgülere boğulurken öte taraftan acımasız eleştirilerin de hedefi oldu. Belli bir kesim tarafından, söylediği şarkının sofistike sözlerini anlamamakla suçlanıyor, bazıları tarafından da tiz sesi ve Lolitavari tavırları yüzünden yerden yere vuruluyordu. 1988’de Cannes’da düzenlenen MIDEM ödül töreni sırasında sahnede seyirci tarafından yuhalanması sonrasında müziği bırakmayı dahi düşündü. Buna karşın Joe le taxi’nin Fransa’dan sonra İngiltere, İsviçre, İsrail, Kanada ve Almanya gibi birçok ülkede müzik listelerinin üst sıralarına tırmanması, Paradis’nin mesleğine yeniden dört elle sarılmasını sağladı. Parçayla ilgili son bir parantez açmak gerekirse, şarkının New York’lu bir taksi şoförünün hayatından esinlenildiği düşünülür fakat asıl ilham kaynağı Paris’te Pigalle çevresinde taksicilik yapan Maria-Josée Leanos de Santos adlı bir kadındı. Dindar ailesinin baskılarına dayanamayıp Portekiz’den Paris’e göç eden Maria-Josée, burada eşcinsel gece hayatının simgelerinden biri haline gelmişti. Kendisinin geçtiğimiz Mart ayında hayata veda ettiğini de hatırlatalım. 

 

Playlist:
Şarkıcı / YorumcuParça AdıAlbüm AdıSüre
Bruno Putzulu & Elsa Lunghini
J't'aimais j't'aime plus
Drôle de monde
3:00
Isabelle Adjani
Pull marine
Les Tubes 80
3:52
Lambert Wilson
À Paris
Wilson chante Montand
3:31
Sandrine Kiberlain
Manquait plus qu'ça
Manquait plus qu'ça
3:08
Irène Jacob & Agnès Jaoui
Communion féminine
Je sais nager
3:44
Guy Marchand
Moi je suis tango
Emilio
3:08
Melina Mercouri
Je suis grecque
Master Serie
3:06
Serge Reggiani
Le souffleur
La chanson de Paul
4:03
Charlotte Gainsbourg
Kate
Rest
3:41
Gérard Depardieu
Dis, quand reviendras-tu?
Depardieu chante Barbara (En concert)
3:20
Vanessa Paradis
Joe Le Taxi
Divinidylle Tour
4:04
Kategori: