"Karamsarlıktan vazgeçilmesi gerek"

-
Aa
+
a
a
a

Entropi'de Ömer Madra ve Özdeş Özbay, 14 Mayıs'ta gerçekleşen seçimi değerlendiriyor.

Entropi: 15 Mayıs 2023
 

Entropi: 15 Mayıs 2023

podcast servisi: iTunes / RSS

(Bu bir transkripsiyondur. Metnin son hâli değildir.)

Bikem Ekberzade: Hoş geldiniz Ömer Bey, Özdeş. Bu sefer siz benim konuğumsunuz. Entropi, ilk defa canlı yayında Açık Radyo dinleyicisinin karşısında. Ben size neden bu teklifi, bu daha doğrusu daveti sunum? Çünkü bugün seçimim hemen ertesi günü ve aslında sonuç her ne olursa olsun üç aşağı beş yukarı nasıl bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzun artık farkındayız. Önümüzde sosyal politikalar açısından nasıl bir yol var? Neler yapabiliriz? Alanlarımız ne kadar daraldı ya da genişledi? Bunları konuşmanın faydalı olacağını düşünüyordum. 6 Şubat’tan bu yana deprem bölgesini mercek altında tutuyoruz ve o orada yaşananlarla alakalı farklı açılardan bakıyorduk. Gerek bilimsel gerek sosyopolitik olarak elimizden geldiğince değerlendiriyorduk. Şimdi bir elimiz o bölgenin üzerinde ama bir yandan da bütün Türkiye'yi etkileyen bir tablo var önümüzde. Ben çok fazla konuşmayacağım. Sizin izlenimlerinizi duymak istiyorum. Bu her zamanki gibi girizgâh konuşması. Gördüğüm kadarıyla çok zor bir mecliste karşı karşıyayız. Zaten dar alanlarda hareket ediyorduk, bu alanlar daha da daralacakmış gibi bir öngörüm var benim. Siz ne dersiniz?

Aslında iki tane senaryo var artık önümüzde. Çünkü bir on beş günlük sürece daha girdik. Dört puanlık bir fark var. Bu fark kapanmazsa bize bundan sonraki on beş günden itibaren başlayacak yeni Türkiye'nin, yeni yönetim döneminde bekleyenleri de göz önde bulundurarak sosyal politikalar açısından neler konuşabiliriz? Neler gündemimizde olacak? Farkı kapatmayı başarabilirsek, artık arkadaki pazarlıklar ve işin işleyişi ve ortaya çıkan kombinasyonlara senaryo ekseninden bakalım istiyorum.

Eğer fark mevcut durumunda korunursa on beş gün sonra, Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olacak ve meclis bugün uyandığımız haliyle, yani içeride üç tane HÜDAPAR’lı milletvekilinin milletvekili koruması altında ve imtiyazlarından faydalandığı, ağırlıklı olarak benim gördüğüm kadarıyla sağ ve İslami politikacıların milletvekili koltuklarında oturduğu; kadın hakları, insan hakları, eşitlik, demokrasiyi savunabilecek kişilerin göreceli olarak azaldığı ve homojen bir yapıya sahip meclis görüyorum. Mevcut Cumhurbaşkanı sürecine devam ederse bir dört sene daha sosyal politikalar açısından bizi neler bekliyor?

Özdeş Özbay: Eğer Erdoğan kazanırsa bizi ne bekliyor? Zaten parlamento belli, çoğunluk iktidar bloğunda olacak. Ama tabii Türk tipi başkanlık sistemindeyiz. Asıl olan Cumhurbaşkanının kim olacağı. O koşullar altında da sanırım belki ekonomiden başlamak lazım. Daha geçenlerde, seçimin hemen öncesinde hükümetin karnesi pek çok alanda karnesi açıklandı. Ekoloji, insan hakları, LGBTİ+ politikaları… Hükümetin sadece son birkaç haftada nasıl LGBTİ+ düşmanlığını arttırdığını dökmüşlerdi. Tam da bu anlamda bir ekolojik yıkım ve beraberinde insan hakları konusunda zorlu bir döneme gireceğiz. Çünkü enflasyon düşüyor. Bir yandan ama bu istatistiklere de inanmak bir yandan zor. Fakat ekonomi kötü. Bu ekonomiden çıkış yolu olarak “radikal bir kalkınma hamlesi” diyorlar. Biz de uzun zamandan beri ekoloji hareketi içerisinde de bu kalkınma (hem de radikal, büyük kalkınma) son derece uzun vadede son derece ağır sonuçlar olacağını, özellikle çevre ve ekoloji açısından öngörüyorduk. Böyle bir kalkınma dönemine, yani inşaat projeleri, çılgın projeler yaşanan bir döneme girilecek gibi.

B.E.: Seçimlerden bir hafta önce pazar günü gecesiydi. Çok geç bir vakit, bir telefon aldım. Arayan kişi Bargilya Antik Kenti’nin Ağaoğlu'nun ortağı olduğu bir inşaat projesi var. Ve orada bir ekolojik koridor var. Betonlaşma ve yapılaşma söz konusu olacak. Ama begonvil dikeceklermiş. Onun garantisini verdi Ağaoğlu. Her neyse bununla ilgili süren davalar ve itirazlar süreci sonrasında da ÇET durdurma kararını almıştı aslında Muğla Çevre Platformu. Bir hafta önce bir hafta önce Ankara'dan arayan arkadaşımın söylediği şey tam olarak şuydu: Bikem, seçime günler kala pürüz Ağaoğlu lehine çözümlendi. Ağaoğlu tekrar bu inşaatın startını verebilecek konuma geldi. Önümüzde seçimler var. Belki iktidar kaybetme olasılığına karşı son şeyleri dağıtılıyor. Böyle bir izlenim oluştu bende. Bugünden itibaren geçmişe bakınca “önümüze gelecek şeylerin küçük bir örneği miydi?” diyorum açıkçası.

Ö.Ö.: Tam olarak ben de böyle düşünüyorum. Bu iyi bir örnek. Bu sadece ekolojiyle ilgili değil aslında. Toplumsal mücadelelerde de moral güç dengesinin değişmesini umut ediyorduk. İktidar bloğunun kaybetmesi büyük bir değişiklik olacağından değil. Bunu Amerika seçimlerinde de konuşuyorduk. Biden'dan çok büyük bir beklenti yok ama moral güç dengesinde Trump'ın kaybetmesi daha önemliydi. Burada da biraz böyle bir durum söz konusu. Çünkü çok zor koşullar altında mücadele etmeye çalışan aktivistler var. Hem zeytinliklerini savunan hem Soma davalarında ölen ailelerinin haklarını savunan, sağda solda bir dizi hak ve özgürlük için mücadele eden… Şimdi yeni dönemde Onur Yürüyüşü için hazırlanan aktivistler var. Onlar büyük bir moral bulacaklardı. Ve bu mücadelelerin boyutu artabilirdi. Şimdi bunlarda ciddi bir sönümlenme olma ihtimali var ve moral gücünü kendi yanında bulacak bir iktidar bloğu olur. Eğer on beş gün sonra bu şekilde sonuçlanacak olursa… Bu da tabii ki hem ekoloji hem de ama diğer bütün hak ve özgürlükler alanında mücadele edenlerin oldukça zor bir döneme girmesine sebep olur. Ama bu tabii her şeyin de sonu demek değil. Çünkü bir yandan büyük ekonomik kalkınma dönemleri geride kaldı. 2000’lerin başında değiliz. İbre sürekli olarak sağdan sola doğru kaydı. Toplumsal patlamaların yaşanmakta olduğu bir dönem. Ve bizde de artık sandıktan ümit kesilince başka (demokratik kitle eylemlerini kastediyorum) yöne, aktivizme yönelmek durumunda kalacak bir grup olacaktır.

B.E.: Senaryomuz iyi de kötü de olsa ortak müştereklerimizi korumanın kolay bir yolu yoktu. Siz ne dersiniz Ömer Bey?

Ömer Madra: Ben de Özdeş’e büyük ölçüde katılıyorum. Bu yalnız Türkiye'de görülen bir şey değil. Sabahleyin de biraz konuşma fırsatı bulduk. Aşırı sağ dediğimiz kesimlerin anketlere değil sandığa yansıdığını da söyleyen Profesör Cihan Tuğal'la yapılmış bir söyleşi vardı. Burada büyük bir yenilgiden bahsediliyor. Beklentilerin çok aksine, büyük bir hayal kırıklığı yaratıldı. Ve insanlar birbirlerini eleştiriyor. Özellikle bu harekete katılanlara… İşte HDP'ye de eleştiri geliyor. Deprem bölgesinde oy veren depremzedelere de eleştiriler geliyor.

Ortak Yaşam Ağı grubunda da önemli bir tartışma da doğdu bundan. Bu tartışmaların aslında on beş gün sonra yapılacağını ve şu anda da birbirimizi kırmak, şöyle dursun, şimdi yapılacak tek şey bu on beş günü yerine iyi değerlendirmek için kullanmamız gerektiğini yazan arkadaşlarımız var. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Muammer Bilgiç'in söylediği gibi: “Kazanamadığımızda değil, vazgeçtiğimizde yeniliriz. Hak, hukuk ve adalet mücadelesi bizim temel onurumuzdur. Ondan vazgeçemeyiz.” Nesrin Nas da “En kolayı zaten beklentilerimizi karşılamayanları yerden yere vurmaktır.” diyor. Tüm eleştirileri yaparken de ne kadar eşitsiz bir yarışta olduğumuzu hep akılda tutmamız gerektiğini söylüyorlar. “Karşımızda devletin tüm imkanlarını kullanan bir iktidar var. Yani bunu görmeden, unutarak konuşmak en azından sahada neredeyse göğüs göğse mücadele eden arkadaşlarımıza da haksızlık olur.” diyor.

Felsefeci Fatmagül Berktay da diyor ki: “Kemal Kılıçdaroğlu sayesinde farklı ve düzgün bir siyaset yapma tarzı ve üslubu görüldü. Bunun başlı başına bir kazanım olduğu kanaatindeyim. Siyaset uzun soluklu olmak durumunda. Sadece sandık sonuçlarıyla, anlık sonuçlarla da değerlendirmek fazla acelecilik olurdu.
 

B.E.: Az önce deprem bölgesi dediniz. Deprem bölgesinde bu kadar yıkımlar, kayıplar yaşadı. Neden hâlâ AKP? Yani şunları düşünmek lazım: Soma'yı hatırlayın. O zaman da herkes büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı. Yani Soma'da o kadar kayıplar yaşandıktan sonra ve bu kadar acılar yaşandıktan sonra oradan lider çıkan parti AKP olmuştu. Şimdi deprem bölgesinde çok farklı bir şey var. Çünkü deprem bölgesinde de aynı zamanda mecburi yaşanan bir göç de söz konusu. Normal şartlarda sandıktan çıkacak liderler böyle mi olurdu? Bunun incelenmesi lazım. Anadolu'yu da anlamamız açısından çok da faydalı olur. Bu gerçekten uzun soluklu bir yarış.

Peki başka bir güne uyansaydık? Meclis şu andaki halinde, ağırlıklı olarak sağ ve islamî politikaların kendini bayağı bir göstereceğini tahmin ettiğimiz şekliyle… Fakat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan değil Kemal Kılıçdaroğlu. Böyle bir senaryo altında sosyal politikalar, eşitlik açısından mücadelemiz bugünkünden farklı olur muydu? Bizi neler beklerdik?

Ö.M.: Çok temel bir şeyden bahsediyoruz. Şimdiye kadar karşılaşmadığımız yenilgiler değil. Çok sayıda yenilgiyle de karşılaşılmış bir sosyal politikalar deneyiminden bahsediyoruz. Bence bugüne kadar ortaya konmuş olan genel sosyal politik çizginin desteklenebilmesi gerek. Korkunç yenilgilerin bir arada yaşandığı bir grup deneyimi var. Ama Kılıçdaroğlu'nun başlatmış olduğu bu yeni deneyimin de o kadar yaban atılabilecek bir şey olmadığı kanısındayım. Hataları elbette olmuştur, oldu. Gördük de tabii. Ama buna rağmen ortaya koyduğu canlı mücadele ve muhalefet şeklini de unutmamak gerekiyor.

B.E.: Sabahtan beri bunu düşünüyorum: Birleşmeyi öğrendik. Ama paylaşmayı öğrenmeye başlamamız lazım. Kılıçdaroğlu benim de çok eleştirdiğim bir koalisyonla karşımıza çıktı. AKP desen var. MHP desen var. Meral Akşener, İyi Parti şimdi ama nereden geliyor? MHP kanadından geliyor. Davutoğlu, Babacan nereden geliyor? AKP kanadından geliyor. Bu koalisyon pürüzleriyle, çatışmalarıyla birleşmeyi başardı. Ama paylaşmayı öğrenebilseydik o zaman bu yüzde beşlik Sinan Oğan sürpriziyle karşılaşmayacaktık.  O zaman belki de bugün çok başka bir güne uyanıyorduk. Ne dersin Özdeş?

Ö.Ö.: Bir umut (kâğıt üzerinde) her şeyin değişme ihtimali var. Ama bu olsa bile şundan eminiz ki yüzde 52-52’ye 48-49 olacak. Şimdi İstanbul seçimlerinde de böyleydi. Bu üslup meselesine bakacak olursak, aslında çok da yeterli olmadığını söyleyebilirim. Bize bir değişim vadetmiyor aslında. Gerçek bir değişim, dönüşüm vadetmiyordu. Bir birleşmeden söz ediliyordu. Her birleşme bir ayrılık da tabii başka taraflardan. Türkiye'de yaşananlar sadece Türkiye'de yaşanmıyor. Dünyanın geri kalanlarında da benzer krizler artık var. Küresel kapitalist bir rejim içerisindeyiz. Her yerde yaşanıyor. Yakın zamandaki bu bir birleşmenin başarılı örneği de yok.

Anti Orban Koalisyonu, Macaristan'da yakın zamanda kaybetti. İsrail de kazanmış gibiydi Anti Netanyahu Koalisyonu. Kısa zamanda krize girdi. Netanyahu eskisinden beter bir şekilde döndü. Türkiye'de böyle bir yerel seçimlerde birkaç yerde kazanır gibi oldu. Ama şimdi oralarda da Erdoğan'ın oylarını arttırdığını görüyoruz: İstanbul'da, Ankara'da da. Yani dolayısıyla bu yan yana gelmeler gerçek bir dönüşüm projesi etrafında gerçekleşmiyor. Bir Anti Erdoğan yani birlikteliği… Bunun da sorunlarını aslnda yaşıyor gibiyiz. Çünkü 2008 yılından beri neoliberal merkez siyaset anlayışı her yerde çöküyor. Neoliberalizmin nasıl aşılabileceğine dair bir program yok. Sosyal demokrasi zaten yok. Yani Türkiye'de CHP'yi de herhalde sosyal demokrat sayabilen yoktur. Hak, hukuk, adalet deniyor da biz daha çok “bari hukuk işlese” noktasındayız.  O da işlemiyor. Adalet kısmından ne kadar ümitliyiz? Orada da bence hukuk kastediliyor. Sosyal adalet…

Bekir Ağır'dır dile getirmişti; gerçek umut ve heyecanı, değişim ihtimalini yaratamadığınızda insanların ciddi bir kısmı da güvenliğe, istikrara doğru eğilim gösterebiliyor. Toplumun en alt gelirli kesiminden Erdoğan'ın daha fazla oy aldığına şahit oluyoruz. Dolayısıyla bu bir bu tarz birliktelikler bir sorun olmaya başlıyor. Olur da kazanılırsa ondan sonrasında gerçekten esas moral güç dengesi değişeceği için belki daha kuvvetli bir toplumsal hareket ortaya çıkabilir diye umuyoruz. Yeni gelecek olan iktidarın adalet, hukuk sağlayabileceğinden değil.

B.E.: Belki bir tık bazı konularda nefes alabileceğimiz ama gene çok yoğun bir mücadelenin bizi beklediği bir süreç, Kemal Kılıçdaroğlu'nun başkan olduğu süreç. Bunlardan başımızı kaldıramıyoruz. Kendi iç meselelerimize bir nebze faydamız dokunamıyor ama bununla birlikte de çok ciddi uluslararası çalışma doğru düzgün başlanmamış. Mesela COP14’te yeni imzalanan, yaptırımı olan bir sözleşme var. Biz bunların neresindeyiz? Ne kadarını karşılayacak cephanemiz var? Bilgi ve katkı anlamında…

Ö.M.: Uzun bir mücadele tarihinin parçası olduğum bir geçmişim var. Ve bana bütün bu yenilgilerle karışık sosyal mücadeleler tarihi, asla vazgeçmemek gerektiğini ve kesinlikle doğru bilinen ilkeler çerçevesinde ortaklaşa olarak mücadelenin devam ettirilmesi gerektiğini söylüyor. BBC'de Cihan Tuğal'la yapılmış söyleşide de “dört farklı coğrafyada hatta Hindistan'ı da katarsak dünya çapında, sürekli aşırı sağın yükselişini kışkırtan liberalizme merkez sağa, merkez sola yer bırakmayan dinamikler olduğunu görüyoruz” diyor. Ama buna karşılık da hiçbir yerde vazgeçilmiyor. Dolayısıyla şimdi bütün bu ana biraz da hayal kırıklığı olan dönemi geride bırakıp bu mücadeleyi sürdürmeye bakmak gerekiyor. Mücadeleye destek vermek gerekiyor.

Mesela Hindistan'dan da gayet iç açıcı bir haber geldi. Bir eyalette iç taraftan, hükümete karşı bir zafer kazanıldı. Bir pek de beklenmiyordu. Yani bu böyle sürdürmek zorundayız, başka bir yolunu bilmiyorum ben.
 

Ö.Ö.: Sandık meselesi aslında muhafazakâr bir siyaset yapma biçimi. İnsanların kendisini siyasetin bir öznesi, değiştirici unsuru olarak görmediği bir biçim. Daha çok alıcı. Propagandaya maruz kaldıkları ve buna göre bir tercihte bulundukları Türkiye koşullarında ise aşırı sağa karşı sağ gibi bir menü vardı önümüzde. Buna da bir karar vermeye çalışıyorlar. Oysa esas mesele hem değişimin gerçek gücü hem de örgütlenme meselesinden geliyor. İnsanların gerçekten sivil toplum örgütlerinde, toplumsal hareketlerde ve özellikle sendikalarda bir araya gelmesi gerekiyor. Muhalefet örgütlenebilseydi insanlar değişimin öznesi olduğunun farkında olup daha cesur davranabilir ve çevresinde ikna edebilirdi diye düşünüyorum.

Ö.M.: Hepimizin dünkü seçim deneyiminde gözlemlediği bir şey var. Çok yüksek ve hevesli bir katılım vardı. Genci ve yaşlısıyla… Buna bakıp bütün karamsarlıktan vazgeçilmesi gerek. Demokrasi mücadelesine devam etmek gerektiği düşüncesindeyim.