Birleşmiş Milletler raportörü: Julian Asssange'a psikolojik işkence yapıldı, ABD'ye gönderilmemeli

Birleşmiş Milletler raportörü: Julian Asssange'a psikolojik işkence yapıldı, ABD'ye gönderilmemeli

02 Aralık 2019
Fotoğraf: Euronews

WikiLeaks'in kurucusu Julian Assange'ın ABD'ye iade davası gelecek yılın şubat ayında başlayacak. Birleşmiş Milletler'in Özel İşkence Raportörü Nils Melzer'ın bu bağlamdaki görüşlerini yayınlıyoruz:  “Yüzeyi azcık kazıdığımda olgular, benim bu insan hakkında bugüne kadar edinmiş olduğum intibayı doğrulamadı. İşin içine girdikçe Assange'ın ne kadar çok iftiraya maruz kaldığını gördüm.”

(Democracy Now'da yayınlanan bu röportaj Semra Somersan tarafından Açık Radyo için çevrilmiştir.)

Geçen hafta İsveçli savcılar Wikileaks kurucusu Julian Assange hakkında 2010 yılında başlatmış oldukları cinsel istismar soruşturmasını düşürdü. Bu iddiayı hep reddetmiş olan Assange, İsveç'e zorla gönderilmemek için yedi yıl önce, 2012'de Londra'daki Ekvator Elçiliği'ne sığınmıştı. 2019 Nisan ayında İngiliz yetkililer onu Ekvator Elçiliği'nden sürükleyerek çıkardığından beri Londra'daki Belmarsh hapishanesinde tutuklu. ABD ise, hâlâ Assange'ın iade edilmesini bekliyor- ki bu gerçekleşirse onu, ta Birinci Dünya Savaşı'ndan kalma Casusluk Yasası bağlamında, ABD'nin, Irak ve Afganistan savaşlarına dair gizli Amerikan askeri ve diplomatik belgelerini yayımlamak ve bilgisayar korsanlığı yapmaktan 17 farklı suçlama nedeniyle 175 yıllık bir hapis cezası beklemekte. Önümüzdeki şubat ayında Londra'da Amerika'ya iade duruşması başlayacak. Biz bugün Birleşmiş Milletler'in Özel İşkence Raportörü Nils Melzer'ın bu bağlamdaki görüşlerini yayımlayacağız.

Melzer, Assange hakkındaki iddia ve kanıtları daha yakından inceledikçe, geçmişteki şüpheci tutumunun değiştiğini söylüyor. “Yüzeyi azcık kazıdığımda” diyor Melzer, Columbia Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada, “olgular, benim bu insan hakkında bugüne kadar edinmiş olduğum intibayı doğrulamadı. İşin içine girdikçe Assange'ın ne kadar çok iftiraya maruz kaldığını gördüm.”

Aşağıda Democracy Now Radyosu'nda Nils Melzer ile yapılan mülakatın tam metnini okuyacaksınız.

Amy Goodman: Burası Democracy Now radyosu. Şimdi Wikileaks kurucusu Julian Assange vakasını ele alıyoruz. Bu hafta İsveçli savcılar Julian Assange'ın cinsel istismar yaptığı iddialarını üçüncü kez düşürdü. Karar, avukatlarının, Assange'ın Amerika'ya gönderilmesini önlemeye çalıştığı dönemde geliyor, ki halihazırda, Assange, Irak ve Afganistan Savaşlarına dair Amerikan belgelerini yayımlayarak Birinci Dünya Savaşı döneminden kalma bir casusluk yasasını 17 kere delmekle suçlanıyor ve 175 yıl hapsi isteniyor. Amerika'ya iadesi için duruşmanın şubat ayında yapılması bekleniyor. Assange, nisan ayından bu yana İngiltere'nin Belmarsh hapishanesinde tutuluyor, ki, o tarihte Londra polisi tarafından Ekvator Elçiliği'nden zorla, sürüklenerek çıkarılmış ve hapishaneye götürülmüştü. Kendisi ABD'ye gönderilmemek için yedi yıl önce Ekvator Elçiliği'ne sığınmıştı.

Programın ilerleyen dakikalarında “Julian Assange'ı Savunmak” isimli yeni bir kitabın editörleri, Tarık Ali ve Margaret Ratner Kunstler ile de mülakat yapacağız. Ama öncelikle Birleşmiş Milletler İşkence Özel raportörü Nils Melzer'in görüşlerini alacağım. Bundan kısa bir süre önce Melzer Columbia Üniversite'sinde bir konuşma yapmıştı.

Nils Melzer: Yaklaşık bir yıl kadar önce, geçen aralık ayında, Julian Assange'ın avukatları beni ilk arayıp hükümetlerle onun namına konuşmamı istediklerinde, bu işe karışmak konusunda çok ciddi, içgüdüsel tereddütlerim vardı. Bu insan hakkında hiç bir şey bilmiyordum. Vaka ile yakından ilgilenmemiştim. İlkel tepkim şöyle idi: “İşte narsist bir adam; tecavüzcü, bilgisayar korsanı ve casus. Yetkilerimi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışacak, bu vaka ile hiç ilgilenmek niyetinde değilim.”

Bildiğiniz gibi biz görev yaparken işkence ve potansiyel insan hakları ihlali mağdurları bağlamında, müdahale etmemiz istenen günde 10-15 çağrı alırız. Dolayısı ile vakalar arasında bir seçim yapmamız gerekir. Ve elimizdeki kaynak/imkanlarla bunlardan ancak, belki, iki tanesine yetişebiliriz. Dolayısı ile bu vaka ile ilgilenmemeye karar vermiştim. Üç ay kadar sonra meseleyi kafamda hala tartmakla meşgulken, avukatları geri gelip, “Bakın galiba çok kısa bir süre içinde Ekvator Elçiliği'nden kovulacak, çok rica ediyoruz, lütfen onunla ilgili şu belgelere mutlaka bir bakın, son kararınızı ona göre verin” dediler.

Dolayısı ile bende, mesleğime asgari saygı açısından, belgelere hiç olmazsa bir göz atmaya karar verdim. Ve itiraf etmeliyim ki dosyaların yüzeyini biraz kurcaladıktan sonra, bildiklerimin, bu insanın kafamdaki imajının, dosyadaki bilgilerle hiç de uyuşmadığını gördüm. İşin içine girdikçe, dışardan bildiklerimin ne kadar uydurma olduğunu fark ettim. Ve anladım ki, kamusal alanda, özellikle de medyada yaygın bir şekilde var olan bütün Assange anlatıları tamamen yoktan yaratılmış yalanlar... Medyada diyorum, çünkü ben bu yüzeysel bilgileri neredeyse osmoz gibi, hücrelerime sızması sonucu öğrenmiştim. Yıllardır sürekli var edilmiş bir şey. Dolayısı ile bu da aklımı kurcalamaya başladı.

Olaya biraz daha yakından bakmaya başlayınca -ki bu genel olarak kalabalıkların son derece yakından bildiği ve çok politize olmuş bir vaka -görüşümün, düşüncemin son derece sağlam temellere dayanması gerektiğini anladım. Dolayısı ile Julian Assange tutuklandıktan sonra İngiltere'deki ilgili makamlardan onu ziyaret etmek için izin istedim; beraberimde de bir psikiyatr ile bir adli tıp uzmanı götürdüm. Her ikisi de daha önce yıllarca işkence mağdurları ile çalışmış, çeşitli semptomları -psikolojik ve fiziki şiddet- birbirinden ayırmak bağlamında mahkemelere danışmanlık yapmış kişilerdi. Bunları birbirinden ayırt etmeyi çok iyi biliyorlardı.

Nihayet 9 Mayıs günü Julian Assange'a Belmarsh hapishanesinde dört saat süren bir ziyaret yaptık. Önce, durum hakkında sağlam bir fikir sahibi olmak için ben onunla bir saat kadar konuştum. Ardından adli tıp uzmanımız iki saat boyunca onu fiziki sağlığı açısından inceledi, ardından da psikiyatrımız iki saat süren bir psikiyatrik inceleme yaptı. Ve tüm bunların sonunda üçümüz de aynı izlenimi edinmiştik -daha doğrusu benim bir izlenimim, uzmanların ise bir teşhisi vardı. Ve hepimizin kanaati şuydu: Assange uzun süreli psikolojik işkence görmüştü. Nihayet elimde bir sonuç vardı.

Ve şimdi şunu söylemeliyim - onun ilk gördüğümde - zaten sadece bir kere gördüm- son derece rasyonel olduğu izlenimini edindim. Ama çok endişeli olduğunu hissettim. Had safhada stres altındaydı, öyle bir stres ki hiç gevşeyemiyordu, bu da bana işkence merkezlerinde daha önce gördüğüm uzun süredir orada kalmış işkence mağdurlarını, uzun süre yapayalnız bırakılmış entelektüelleri hatırlattı; benzer davranış örüntüleri, benzer tepkiler gösteriyordu. Ben tam bir sorusuna cevap vermeye hazırlanırken, o ikinci sorusunu sormaya başlıyordu. Son derece akıllıca sorular soruyordu, ama yanıtlarımdan bir sonuç çıkaracak durumda değildi. O noktayı çoktan aşmıştı sanki.

Altı yıldan uzun bir süredir kontrollü bir çevrede yaşamış olduğu için, biz bunun nedenlerini anlayabiliyorduk. Hayatını etkilemiş olabilecek sınırlı sayıda neden vardı, yani savaş alanından toplayıp getirdiğimiz, kim bilir son aylarda neler yaşamış olduğunu asla bilemeyeceğimiz biri değildi. Altı-yedi yıldır, belki yavaşça değişen ama esas olarak hep aynı çevrede yaşamış bir kişi. Dolayısı ile durumunu iyi düşündüğünüzde, bu semptomlara yol açan gerçek nedenleri anlamaya çalışmak zor değildi.

İşkence ve kötü muameleye maruz kalmış olmak açısından- her endişe, stres ve acının işkence olmadığını bilmeliyiz. Benzer belirtileri gördüğünüzde, bu illa birinin bu kişiye işkence yaptığını kanıtlamaz. Çünkü işkence tanımında bir istisna vardır. Esas olarak işkence, bilinçli ve kasti olarak – zorlama- itiraf, ürkütme veya bunlara benzer, belli bir amaçla birisini acıtmak veya eziyet çekmesine neden olmaktır. Ancak yasal yaptırıma içkin bir acı ve eziyet çektirme söz konusu olduğunda bir istisna mevcuttur. Dolayısı ile kanuni ve hukuki süreçlerle bir insan gözaltına alındığında, strese gireceği kesin; bunun süresi uzadıkça gerginlik de artacaktır. Yani hukuki bir tedbir söz konusu olduğunda endişe bu düzeyde olur.

O halde şimdi sormamız gereken soru şu: Assange'ın gözaltına alınması kanuni bir işlem miydi? Ben bu bağlamdaki kanıtlara baktığımda- tabii ki burada tüm ayrıntılara girmeyeceğim, ama eğer bu süreç kanunun uygulanması ise, o zaman Birleşik Krallık'ta kefaletini ihlal ettiği için 50 haftalık bir hapis cezası alırdı, ki bu, o zaman artık beklemede bile değildi. İsveçliler vakayı sona erdirmiş ve düşürmüştü. Aslında vaka düşürülmemiş bile olsa, kefalet durumunu ihlal etmişti çünkü Birleşmiş Milletlerin bir üyesi, Ekvator, ona zulüm nedeniyle siyasi sığınma hakkı vermişti. Bu da aslında, kefalet koşullarının hiç de vahim bir ihlali değildi. Birleşik Krallık'ta kefil ihlalleri rutin bir şekilde hapis cezasına neden olmaz. Sadece bir para cezası veya önemsiz hapistir ki, bu da, son tahlilde, mutlaka hapiste yatmayı gerektirmez. Dolayısı ile ceza, haddinden fazla, aşırı idi. Yani kanunun lafzına uygun değildi.

Sonrasında Assange daha ilk tutuklandığı günden itibaren Birleşik Krallık hakimlerinin ona karşı aşırı önyargılı oldukları görüldü. Ona “narsist” dediler, oysa duruşma esnasında tek cümlesi şuydu: “Suçu kabul etmiyorum”. Ben Birleşik Krallık'ta bir üniversitede profesörüm, ve Birleşik Krallığı bir hukuk devleti ve bu bağlamda dünyanın önde gelen bir hukuk devleti olarak görüyorum. Dolayısı ile hakimlerin bu duruşunu çok “tuhaf” buldum. Sonradan da gördüm ki hüküm, durumu aşmış. Hakimler ona çeşitli hakaretler ediyor, hiç bir şey söylemediği için son derece ağır laflar söylüyor- yani konuşmadığı için ona resmen küfür ediyorlar. Öte yandan yurt dışına çıkarılması sırasında duruşmadaki baş hakimin belgelenmiş bir menfaat çatışması olduğunu gördük. Wikileaks bir nedenle hakimin kocasını afişe etmişti. Assange'ın avukatları bunu mahkemede gündeme getirdiklerinde, tamamen görmezden gelindi.

Ve ben hapishanede onu ziyarete gitmeden- sanırım iki hafta öncesine kadar Assange, kendi hakkındaki hukuki belgeleri bile görmemişti. Peki ama böyle bir durumda insan nasıl hukuki bir savunma hazırlayabilir, eğer kendi belgelerine bile erişimi yoksa. Ülkeye iade duruşmasında hakim soruyor: “Beyefendi ABD'nin hakkınızdaki iddianamesine ne diyorsunuz?” Cevabı: “İddianameyi görmedim.” Bu hukuki bir yargılama usulü olmaz.

Şimdi gelelim İsveçte'ki yargılama usulüne: Orada da aynı şey oluyor. Devletin bir ilk soruşturmayı ne zaman yapacağı tamamen rastgele, keyfi bir süreç. İsveç'te hiç bir şey ile suçlanmamış. Cinsel tecavüz ile hiç, ama hiç suçlanmamış. Böyle bir dava asla açılmamış: çünkü açılıp üç gün sonra hemen kapatılmış, çünkü tecavüz bağlamında tek bir delil yok. Sadece Stockholm'daki başsavcının iddiası. Sonra başka bir savcı bunu yeniden ele alıyor, sözüm ona “mağdur”un lafı üzerine- ama bu ifade polis tarafından alınmış ve mağdura sorulmadan değiştirilmiş- ki ellerinde ırza tecavüz için daha fazla delil olsun.

Ve vaka, bu ve buna benzer nice olay ve delil ile devam ediyor. Çok tuhaf bir nokta, polisin ortaya kanıt olarak çıkardığı, sözüm ona kullanılmış kondomlarda DNA izi yok. Ve böyle böyle sürüp gidiyor. Peş peşe çelişkiler... Ve İsveç'te önsoruşturmanın ötesine asla gidilmiyor; bu da şu demek, birisi ırzına geçme iddiasında bulunuyor, ama adamı bununla suçlamak istediğine halen karar vermemiş. İşte tam da bu nedenle yedi yıla yakın süre, sürekli baskı altında Ekvator Elçiliği'nde kalıyor.

Şimdi bir de ABD'deki hukuki işlemlere bakalım. Affedersiniz ama, biliyorsunuz değil mi- oradaki büyük jürinin kendine özgü acayiplikleri, özellikleri var, değil mi? Gizli kanıt, jüri seçimi- ki bu ister istemez jürinin bir miktar yanlı olması ile sonuçlanacak- ki bu da çeşitli sorunlar yaratıyor. Bir de casusluk mahkemesinin kendisine özgü sorunları var. Assange hakkındaki 18 suçlamadan on yedisi araştırmacı bir gazetecinin zaten rutin olarak yaptığı etkinlikler- bu da ister istemez basın ve ifade özgürlüğünü gündeme getiriyor. Ve 18. suçlamaya gelelim: Bu da ABD'nin açıkladığı birinci suçlama; sözüm ona Julian Assange, Chelsea Manning'in1 bir şifreyi çözmesine yardım etmiş, ama başaramamış. Demek ki ne zaman bir kişi bir şifreyi çözmeye çalışıp beceremese, casusluk nedeniyle ABD'ye gönderilmesi gerekecek- burada gerçekten biraz orantısız bir karar var.

Şunu demek istiyorum: bu mahkeme sürecinde doğru olmayan bir şeyler var, yani iş istediğiniz gibi yürümüyor, o zaman, Ekvator'un, Assange'ı koruma statüsünden mahrum edip, vatandaşlığına son verme hakkı var. Ama bu sürecin hiç bir yasal yönü yok. Başkan karar veriyor, “Bugünü bunu yapacağız” diyor. Julian Assange'a haber veriliyor. Ve adam daha o gün elçilikten kovuluyor, İngilizler tarafından tutuklanıp hapse atılıyor.

Gördüğümüz gibi burada kişisel hakları korumak için bir kimsenin yasal anlamda suçlu olup olmadığını belirleme süreci diye bir şey yok. Olmamış. Ve dolayısı ile Birleşik Krallık, ABD, Ekvator ve İsveç, buradaki bütün hukuki süreçler, hepsi, tutarlı bir şekilde yargı sürecinin ihlali. Bu bir kişi aleyhinde, yaptığı bir yanlış işten dolayı kovuşturmak değil. Bu kanunun uygulanması da değil. Şimdi bir adım geri atıp düşünelim: Adam ne yapmış? Hükümetlerin gizli olmasını ve gizli kalmasını istediği çok büyük miktarda bilgiyi internetten yaymış. Doğal olarak hepimiz Tali Cinayet2 videosunu gördük.- ki bu, uzun yıllar savaş hukuku konusunda çalışmış eski bir Uluslararası Kızılhaç hukuki danışmanı olarak bu, benim gözümde savaş suçlarının kanıtıdır.

Bence bu bağlamdaki skandal şudur: Herkes Julian Assange'a odaklanmış durumda, yok onun kedisi, yok kaykayı, yok efendim duvara dışkı sürmüş- ve benzeri şeyler ki, bunlar için de hiç bir kanıt yok- sadece söylenti- sanki bunlar doğruymuş ve suç için delilmiş gibi- zaten doğru olduklarından kimse emin değil. Ama savaş suçlarını araştıran, bu konuda bir şeyler söyleyen tek Allah’ın kulu yok. Oysa buradaki büyük hikâye tam da bu.

Ben, tam da bu nedenle bu mesele söz konusu olduğu son derece hırslıyım, çünkü bir kişi gelmiş savaş suçu için kanıt gösteriyor, işkence-cinayet ve her tür korkunç eylemler gerçekleşirken, millet kalkmış, Assange elçilikte ne yaptı, sorumluluklarını ne derece yerine getirdi derdine düşmüş. Dolayısı ile Assange'ı cezaevinde tek başına bir hücrede, sürekli baskı altında tutmak için tek bir haklı sebep yok- ki o orada hapiste hiç bir kimseye, resmi otoritenin hiç bir temsilcisine güvenemeyeceğini çok iyi biliyor.

Hiç kuşku yok ki burada Birleşik Krallık'ta tamamen keyfi bir ülke dışına çıkarılma davası bağlamında yargılanacak. Buradaki koreografi hazırlanmış vaziyette. Avukatları ne derse desin Birleşik Krallık hakimleri, “Tabii ki ölüm cezası söz konusu ise, veya kötü muamele veya işkence ihtimali var ise, onu ABD'ye yollayamayız. İşte bunun için ABD, lütfen bize bunların hiç birinin olmayacağına dair güvence ver” diyecek. ABD de tabii ki bu güvenceleri verecek, sonra da Birleşik Krallık, “ABD'ye güvenmemek için hiç bir neden yok” diyecek. Ardından Assange ABD'ye gönderilecek. Benim öngörüm bu. Onu orda bekliyorlar. İşin kilit noktası tam da bu.

Bugüne kadar görmüş olduğu kötü muameleye ek, burada adil bir şekilde yargılanmayacağına eminim. ABD'de Doğu Virgina'da ise, göstermelik bir mahkemeye çıkarılacak, ve hayatının geri kalan kısmını orada son derece gayrı insani şartlarda geçirecek. İşte bunu kesinlikle önlememiz gerekiyor.

Tarık Ali: "İngiliz hukuk sistemi tam da otoriter bir sistem gibi çalışıyor"

Amy Goodman: Geçen 15 Ekim günü Columbia Üniversitesi'nde Wikileaks'in kurucusu Julian Assange hakkında konuşan bu kişi Birleşmiş Milletlerin İşkence Özel Raportörü Nils Melzer idi. Aradan sonra Londra'dan Tarık Ali, New York'tan da Margaret Kunstler ile konuşacağız. Bu ikili çok kısa bir süre önce yayımlanan “Julian Assange’ı Savunmak” isimli yepyeni bir kitabın editörleri. Tarık Ali bir tarihçi, bir aktivist, ama aynı zamanda film yapımcısı, yazar ve ünlü The New Left Review dergisinin editörü. Margaret Kunstler ise özel olarak çalışan bir insan hakları avukatı.

Assange halen Belmont hapishanesinde İngiliz hakimler tarafından yargılanmayı bekliyor. Bunun için ilk duruşmanın 2020 Şubat ayında yapılacağı belirtiliyor.

Şimdi Julian Assange vakasına daha yakından bakabilmek için yeni yayımlanmış “Julian Assange'ı Savunmak” kitabının ortak editörleri Londra'dan Tarık Ali ve New York'tan Margaret Kunstler ile görüşeceğiz. İkiniz de Democracy Now'a hoş geldiniz.

Tarık, Londra'dasınız, konuşmaya sizinle başlayalım. Aslında şu an Julian Assange'ın nisan ayından beri tutulmakta olduğu Belmarsh hapishanesinden pek de uzakta değilsiniz. Bu hafta İsveç hükümeti üçüncü defa olarak Julian Assange hakkındaki cinsel taciz soruşturmasını düşürdüklerini beyan etti. Aslında Assange bu bağlamda hiç bir zaman suçlanmadı ve bu iddiaları her zaman reddetti. İsveç'teki bu son kararın öneminden bahseder misiniz ve şu anda, İngiltere mahkemesinde ABD'ye gönderilip gönderilmeme bağlamında yapılacak duruşmayı beklerken- ki gönderilirse Casusuluk Yasası'na göre-orada onu asgari bir asırlık bir hapis cezası bekliyor- durumunun ne olduğunu anlatabilir misiniz? Ki bu Casusluk Yasası, Birinci Dünya Savaşı'nda kalma ve bu yasaya çok çok uzun zamandır başvurulmuyor.

Tarık Ali: Amy, İsveçlilere ilişkin olarak durum oldukça acayip. Bu olay başlayalı beri kendi aralarında Assange'ı “suçlasak mı suçlamasak mı” konusunda kavga ediyorlar. İlk başladıklarında iki kadın savcı bu bağlamda anlaşamadı. Biri, “Bu suçlamayı yapacak delil elimizde mevcut değil” dedi. Diğeri ise illa Assange'ın suçlanmasını istedi ve ikinci galip çıktı. Ama Assange, ne zaman Londra'ya gidip, onunla görüşmelerini istese, kabul etmediler.

Assange'a yakın olan bizler, onu zaten başından beri savunuyorduk ve bu işte bir bit yeniği olduğunu, ellerinde bu suçlamayı yapacak delil olmadığını düşünüyorduk. Assange bize hikâyeyi kendi açısından olduğu gibi anlattı ve şundan son derece emindi, Amerikalılar onun, Amerikan hükümeti bu bağlamda karar verene kadar İsveç'te bir hapishanede tutulmasını istiyordu. Assange, İsveç'in ısrarı için başka hiç bir açıklama olmadığını düşünüyordu.

Şimdi İsveçliler üçüncü keredir vakayı düşürüp- artık vaka hemen hemen sona erdi sayılabilir- ve hatta suçlamayı yapan kadınlar “Aradan çok zaman geçti, artık hatırlamıyoruz, aklımız karıştı” gibi laflar ediyor. Ama ben şunu söyleyeyim: Irza tecavüz bağlamında son derece geniş bir literatür var, hem kadınların, hem de erkeklerin yazdıkları makaleler var; ve orada şu kesinlikle ortaya çıkıyor: eğer bir kadının ırzına geçilmiş ise, kadın, asla ve asla bunu unutmaz. Başka birçok şeyi unutabilir, ama bunu asla unutmaz. O halde tecavüz edildiği söylenen bu kadınlar iddialarını yıllar sonra, bugün, artık tekrarlamak istemiyor ise, bu işte bir yanlışlık var, ta baştan beri bir yanlışlık var.

Her neyse, “Şimdi ne oldu derseniz?”, nisan ayından bu yana The Guardian gazetesi ortaya çıkıp Assange'ı savundu, bunu yaparken de İsveç'te tecavüz iddialarının düşürülmüş olduğunu, ve ABD'ye yollanmaması gerektiğini savundu ve eğer gönderilirse tam bir rezalet olacağını ileri sürdü. Assange'ın bütün suçu, The Guardian gazetesinin de yayımladığı bilgileri yayımlamaktı. Aynı bilgileri New York Times da yayımladı, El Pais de yayımladı, İtalya'da La Repubblica da yayımladı. Yani nihayetinde Assange’ın ABD'de bu bağlamda yargılanması, medeni ve siyasi haklara çok sert bir saldırı olur. Ve nihayet ilk defa olarak dünya “düzenin kamuoyu” Assange'ı savunmaya başladı.

Aslına bakarsanız cezaevine hiç konmaması gerekiyordu. Kefalete ilişkin yasalara uymadığı için Assange'a en ağır cezayı vermişlerdi. Bu cezayı alan herhangi bir kişinin bütün zamanı cezaevinde geçirdiği bugüne kadar görülmemiş bir şey. Her neyse, bu cezayı çoktan çekti ve bitti. Peki o zaman niçin hala azami güvenlikli bir hapishanede tutuluyor? Bu tam da İngiliz hukuk sisteminin, İngiliz hükümetinin otoritesine dayanarak -ki bunu isteyen o- Amerika Birleşik Devletlerini memnun etmek için Julian'ı cezalandırması demek. Daha üç-beş dakika önce bu programda Birleşmiş Milletler raportörü onu böyle hapis tutmak istediklerini anladığını açıkladı. Onu demoralize edip yıkmak istiyorlar. Aksi halde, eğer mutlaka hapsedilmesi gerekiyorsa- ki ben buna asla inanmıyorum- koşulların çok farklı olduğu açık bir cezaevine konabilir.

Özetle İngiliz hukuk sistemi tam da otoriter bir sistem gibi çalışıyor. Bunu söylemek gerekiyor. Bu konuda hiç aldanmamak lazım. Bildiğimiz gibi bu vakayı gören hakim Lady Arbuthnot'un kocasının, Amerikan silah şirketleri ile epey şaibeli ilişkileri var. Şimdi bunun ayrıntılarına girmek istemiyorum. Eminim bunlar ortaya çıkacaktır. Daha da önemlisi aynı hakim birkaç gün önce Güney Asya'dan iki kişiyi kefaletle serbest bıraktı, ki bu kişiler kendi ülkelerinde cinayet işlemiş, insan öldürmüş olmakla itham edilmişler ve ülkelerine geri yollanmaları istenmişti. Gayet memnun, hiç dert etmeden onları kefaletle serbest bıraktı. Peki o zaman niçin Julian'ı kefaletle serbest bırakmıyor veya daha iyi bir hapishanede kalmasına izin vermiyor. İnsanı dehşete düşüren bir durum bu.

Amy Goodman: Yine bir ara bahsettiğin başka haberler de var. Eylül ayında İspanyol gazetesi El Pais, CIA'in İspanya'da özel bir güvenlik şirketi ile işbirliği yaparak yedi yıldır Ekvator Elçiliği’ne sığınmış olan Julian Assange hakkında casusluk yapmasını istemiş. İsmi “Undercover Global SL” olan bu şirketi Ekvator, görünürde, elçiliği korumak için kiralamış, ama raporlara göre Assange'ın avukatları ile, gazetecilerle, doktorlar ve diğer ziyaretçileri ile ilgili bütün görüşmeleri, bunlarla ilgili tüm ayrıntıları şirket, CIA'e vermiş. Elçiliğin içine gizli kameralar yerleştirmişler, kadınlar tuvaletinde yangın söndürücülerin için mikrofonlar koymuşlar. Şimdi İspanya'daki Ulusal Mahkeme3 bu durumu soruşturuyor. Ne dersin Tarık?

Tarık Ali: Evet doğru bu. El Pais bu konuda çok güçlü bir rapor yayımladı, zaten İspanya'da bu konuda müthiş bir öfke var, sadece beklenebilecek insanlardan da değil, halk çok kızgın. “Nasıl olur da bir İspanyol firması gizli gizli Julian Assange'ı gözetler?” diye kıyamet koptu. Aslına bakarsanız Assange buna hiç de şaşırmamıştı. Hiç birimiz şaşırmadık. Bu beklenebilirdi. Ama yine de bu kadar kolay yapılmış olması herkesi şok etti. Şimdi bu firmaya saldırılıyor, hem de bu yasal bir saldırı; umuyoruz bir şekilde hesap verecekler. Eğer herhangi bağımsız bir insan bu konudaki kayıtları izlerse Julian ne yapıp ne yapmadığını kolaylıkla görecektir ve dolayısı bu onun savunmasını güçlendirecektir- çünkü Julian işte bu; bir yayıncı, aynı zamanda gazeteci ve insanların ona gönderdiklerini belli bir süzgeçten geçirerek yayımlıyor. Peki niçin? Tabii ki kamuoyu bunlardan haberdar olsun diye.

Çünkü şimdi öyle toplumlarda yaşıyoruz ki hükümetler ya apaçık yalan söylüyor ya da pek çok bilgiyi kendi vatandaşlarından gizliyor, tabii bu durumda vatandaşlar da kendilerine çocuk gibi muamele edildiğini düşünüyor. “Çocukların önünde konuşma. Olmaz.” Eh, Julian Assange ve Wikileaks de bu kuralı bozdu ve her şeyi yayımladı. Burada laf arasında belirtmeliyim ki Amerikalı diplomatlardan çoğu olup bitenin farkındaydı ve bazı konularla ilgili olarak Washington'daki hükümetlerine “Bu çok ileri gitti” diyorlardı. Dolayısı ile Wikileaks'in yayınları doğrulanmış oldu.

Amy, Birleşik Krallık ve Birleşik Devletler ve diğerleri bunu niye yapıyor? Çünkü, sanırım ki bu başkalarını caydırmak için, yani ibret-i alem olsun diye. Devletin izin vermediği başka her hangi bir malzeme bağlamında diyor ki: “Bakın Julian Assange'a ne oldu? Biz onu hapse tıktık ve ömür boyunca hapiste tutacağız. Ona işkence yaptık.” Amaç da insanları korkutmak. Tabii ki bu işe yaramayacak. Hiçbir zaman işe yaramaz. Çünkü eninde sonunda birileri, hatta, belki mevcut hükümet için çalışan birileri olup biten rezalet karşısında isyan edip patlayacak. Bunu hiç kimse önceden tahmin edemez, önceden hazırlanamaz. Kalkar Snowden gibi biri olup bitene çok kızar ve bu bağlamda bildiği her şeyi ortaya döker. Yani bu, önlem olarak da yaptıkları, bir işe yaramayacak.

Amy Goodman: Tarık Ali ben şimdi Wikileaks'in yayımladığı en korkunç belgelerden birine değinmek istiyorum. 2010 yılına dönüyorum ve Wikileaks'in yayımladığı o inanılmaz belgelerden birine, insanı şok eden, Bağdat'ta iki Reuters çalışanı, biri muhabir, biri şoför dahil, sivillerin hedef alınıp öldürüldüğü ve iki çocuğun yaralandığını gösteren o meşhur askeri videoya dönüyorum. Olayda en az sekiz kişi öldürülmüştü.

Videonun ABD'ye ait askeri bir Apache savaş helikopterinden çekildiği tarih 12 Temmuz 2007. Yani bir helikopterden çekilmiş. Yerdeki bir hedefe, iki Reuters çalışanına odaklanmışlar: genç 22 yaşında yetişmekte olan videograf Namir Noor-Eldeen ve şoförü, 40 yaşında dört çocuklu bir baba, Saeed Chmagh- ikisinin de elinde birer kamera var. Sonra helikopterdeki konuşmaları duyuyorsunuz, askerler gülüyor ve üslerini arıyorlar- yani haydut gibi davranmıyorlar- üstteki amirlerine “Vuralım mı?” diye soruyorlar, amir izin veriyor. İnsanın tüylerini ürperten bir video, bir yandan gülüyor diğer taraftan küfür ediyorlar ve sonra kamera uçağın içinden ve gökyüzünden, yeryüzüne kayıyor ve aşağıda helikopterdeki askerlerin dakikalar önce öldürdüğü insanları görüyorsunuz. Bu video yayınlandığında Julian Assange Amerika Birleşik Devletleri’nde idi; biz de Washington DC'deki bir stüdyoda onunla konuşuyorduk- tarih 2010 Nisan ayı. Assange, İngiltere'deki Ekvator Elçiliği'ne sığınmadan çok önceydi. Video'nun ismini Wikileaks koymuştu: Tali Cinayet.

“Julian Assange: Video ilk elimize geçtiğinde “önemli” olduğu, gazetecilerin öldürülme sahnesini gösterdiği söylenmişti. Bağlamı hakkında başka hiç bir şey bilmiyorduk. Videonun şifresini kırdıktan sonra olayı daha yakından izlemek fırsatımız oldu- ki bu aylar sürdü. İşin içine girip ayrıntılara baktıkça videonun ne kadar rahatsız edici olduğunu fark ettik. Bir açıdan Irak'taki havadan savaşın ne kadar berbat bir şey olduğu, diğer taraftan da Afganistan da olup bitenler hakkında yorum yapmamızı mümkün kıldı. Yani bunu yapan askerler aslında kötü insanlar değildi. Bu standart bir uygulamaydı. Pilotların seslerini dinlediğiniz de, bunun, ofisteki “sıradan bir gün” olduğu sonucuna varıyorsunuz. Bu pilotlar ve bu uzman nişancılar insanlıktan o kadar uzaklaşmışlar ki, öldürmek için sadece bir özüre ihtiyaçları var.”

Amy Goodman: Neyse, işte bu Julian Assange'dı. Wikileaks bu Tali Cinayet videosunu internette yayımladıktan sonra onunla yaptığımız konuşma. Şimdi Londra'da Tarık Ali ve New York'ta Margaret Kunstler ile mülakatımıza devam ediyoruz. Çok kısa bir süre önce bu ikili “Julian Assange'ı Savunmak” isimli yeni yayımlanan bir kitabın editörlüğünü yaptı. Margaret Kunstler, siz bir insan hakları avukatısınız. Niye böyle bir kitap yaptığınızı ve şimdi bu izlediğimiz videonun önemini anlatın lütfen. Askeriye tabii ki bu videoyu yayımlamadı, bunu biliyoruz, onlar da kabul ediyor. Bu da Chelsea Manning ismini gündeme getiriyor.

Margaret Kunstler: Evet öyle.

Amy Goodman: Ki Chelsea Manning şu an hapiste. Aslında yedi yıl sonra özgür bırakılmıştı, ama şimdi başka bir olayla ilgili olarak tekrar cezaevine atıldı.

Margaret Kunstler: Aslında iki olay da birbiri ile yakından alakalı. Ve mesele, Chelsea Manning'in bütün bu malzemeyi Julian Assange'a yollamış olması; bu Reuters'in ricası üzerine oluyor. Reuters'in bu videoyu bulup almak istediğini öğreniyor. Manning de onlara olan biteni anlatıp yardım etmek istiyor. İzlediğinde o kadar şoke olmuş ki..

Amy Goodman: O zaman Irak'ta istihbarat subayı olarak çalışıyor.

Margaret Kunstler: Evet, o zaman Irak'ta bir istihbarat görevlisi ve videoyu görünce o kadar şaşırıyor ki mutlaka bir gazeteciye göstermek istiyor. Tabii bu arada başka yerlere de yollamak istemiş, New York Times ve benzer yerlere de, ama Julian görünce almış ve internete koymuş.

Amy Goodman: Peki sizler bu kitabı niye yaptınız?

Margaret Kunstler: Herkes Julian'a yükleniyordu; biz de düşündük ki eğer olup bitene ilişkin yeterli bilgiyi, Julian'a, Anayasa'ya- Amerikan Anayasası'na, Anayasa'da ilk yapılan değişikliğe4 bunun nasıl bir tehdit oluşturduğunu,- o zaman halkın olup biteni daha iyi anlayıp bunlara karşı çıkacağını, hatta bunlara karşı ciddi tavır alacağını; Julian'ın bu ülkeye getirilip hapiste çürütülmeyeceğini düşündük. Başka türlü olmayacaktı.

Amy Goodman: Şimdi neler olduğunu anlatır mısınız? Şu an hapis. Bir gazetecinin casuslukla suçlanması ilk defa oluyor. Ve ABD'ye gelirse 175 yıl hapis cezası ile karşı karşıya.

Margaret Kunstler: Evet doğru. Casusluk bağlamında hakkında 17 tane suçlama var. Ve dediğiniz gibi bir gazeteci ilk defa casuslukla suçlanıyor. Çünkü şimdiye kadar basına ve muhabirlere, hükümet içinde neler olup bitiyor konusunda geniş bir özgürlük alanı verilmişti. Ve casusluk suçlamaları bu kanun içinde değil. Bu iddianamedeki casusluk suçlamaları Amerikan Anayasa'sındaki ilk değişikliğin ihlali anlamına geliyor. Şuradan okumaya çalışayım:

Amy Goodman: Vaktimiz çok azaldı.

Margaret Kunstler: Çabuk okumaya çalışırım. Bu Hugo Black'in5 Pentagon Belgeleri6 davası bağlamında New York Times'da çıkan ve karar ile mutabık kalan görüşü (1971): “Anayasaya yapılan birinci değişiklikle ülkenin kurucu ataları, demokrasinin gereklerini yerine getirmek açısından özgür basını çok önemsiyordu. Basın yönetilenlere hizmet eder, yönetene değil. Dolayısıyla sonsuza kadar özgür olabilmesi, hükümete baskı yapabilmesi için basının sansürlenmesi yasaklanmıştı. Öyle ki basın, hükümetin tüm sırlarını öğrenecek ve halkı bilgilendirecekti. Hükümetin aldatmacalarını ancak özgür, kısıtlanmamış gazeteler halka aktarabilir.”

Amy Goodman: Evet, bu Hakim Hugo Black'in 1971'deki sözleri idi. “Assange'ı Savunmak” isimli yeni çıkan kitabın editörleri, Margaret Kunstler ve Tarık Ali, size çok teşekkür ederim.

 

Dipnotlar:

1 Chelsea Manning ileride sözü edilecek TALİ CİNAYET videosunu ve ABD'nin Irak Savaşına ait diğer pek çok belgeyi Assange'a sızdıran, ve savaş sırasında Irak'ta görevli Amerikan İstihbarat subayı.

2 Tali Cinayet videosu: Amerikalı askerlerin helikopterden Bağdat'ta sivilleri öldürdüğünü gösteren ve kanıtlayan video.

3 İspanya Ulusal Mahkemesi Türkiye deki istinaf mahkemesi gibi, ilk mahkemelerin kararlarını temyiz ediyor. Belki bizim Anayasa Mahkemesine benzetilebilir.

4 Amerikan Anayasısı'ndaki birinci değişiklik: Amerikan Anayasası'ndaki tüm değişiklikler, anayasanın bir parçası sayılır. Bunlardan ilk onu Anayasa'nın İnsan Hakları bildirgesi yerine geçer ve İnsan Hakları Bildirgesi (Bill Of Rights) olarak anılır.

Birinci değişiklik ABD Anayasası İnsan Hakları Bildirgesi'nin birinci maddesini oluşturur ve şu hükmü içerir: Amerikan Kongresi, bireylerin düşünce, din, ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, ve çeşitli şikayetleri için Hükümete dilekçe verme ve toplanma özgürlüğünü korur. Bu da şöyle yorumlanır:

. ABD hükümeti herhangi bir dini kabul etmeleri için vatandaşlarına baskı yapamaz.

. Amerikan hükümeti bütün vatandaşlarının özgürce konuşmalarını asla engelleyemez.

. Basın korkusuzca, başına bir şey gelebilir endişesine kapılmadan, bunlar hükümet ve ülke açısından olumlu olmasa bile istediği haberleri basıp yayımlayabilir.

. Amerikan vatandaşları istedikleri ortak amaç ve/ya menfaat için bir araya gelebilir ve hükümet buna asla karışamaz.

5 Hugo Black: CIA çalışanı, belki ilk oyunbozan sayılabilecek Daniel Ellsberg'in Vietnam Savaşı'na dair Kongre ve basına sızdırdığı CIA belgeleri hakkında New York Times gazetesine Ellsberg'ü aklayan bir görüş yazan hakim.

6 Pentagon Belgeleri: Vietnam Savaşı hakkındaki gizli CIA bilgi ve belgeleri.

Kategori: