Doğaya Hükmeden Fransız Bahçeleri

Doğaya Hükmeden Fransız Bahçeleri

27 Ocak 2019
http://en.chateauversailles.fr/discover/estate/gardens/walks#the-royal-way-or-great-lawn

14. Louis döneminin Barok tarzı Fransız usülü parkında, Rönesans döneminde insan için tasarlanan o pastoral manzaralar, dengeli ve son derece kontrollü bir sanat yapıtına dönüşür. Katı bir kuralcılık var bu yılların Fransız bahçelerinde. Ve insanın doğa üstünde tam bir egemenlik kurduğunu gösteriyor bize.

27 Ocak 2019 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Botanitopya podcast servisi: iTunes / RSS

Bahçe, bizim doğayla nasıl bir ilişki kurduğumuzu anlatır; yaşamın kendisiyle ne kadar ilgili olduğumuzu… Aristoteles’in söylediği gibi insan ve doğa arasındaki ezeli ilişki bahçede ete kemiğe bürünür. İlk bahçeleri konuşurken, “cennet bahçesinin” dünyadaki görüntüsü olarak tasarlandığını, Mezopotamya’da, Babil kültüründe görkemli asma bahçelere, Antik Mısır’da ise modern bahçelerin de öncülleri olan- yüksek duvarlı, dikdörtgen planlı bahçelere dönüştüğünü konuşmuştuk. Antik Yunan’da ise bahçenin yerini “kutsal koruluklar” alır. Ortaçağ’dan Rönesans’a uzanan bir zaman diliminde ise bahçelerde dinsel sembolizm yerini hümanizme bırakır. Rönesansın, hümanizm etkisiyle insan için yaratılan bahçeleri tüm Avrupa’yı da sarar.

Bugün biraz Fransa’ya doğru gidelim; 17. yüzyıla damgasını vuran Fransız bahçelerine bakalım biraz. Fransa da İtalyan Rönesansı ve kuramcısı Alberti’den etkilenir elbette ama İngilizlerle olan 100 yıl savaşları nedeniyle, bu biraz gecikmeli olur. Fransa’da asıl değişim 1500’lerin ortasında başlıyor. Fransa Kralı VIII. Charles’ın hayranlık duyduğu Rönesans bahçelerini incelemeleri için İtalya’ya birçok sanatçı gönderir ve onlar da ülkelerine döndüklerinde bahçeleri öğrendikleri yeni sanat hareketinin temel ilkelerine göre tasarlamaya başlar.

Rönesans İtalyası’ndan sonra Klasisizm Fransa’sı park ve bahçe kültüründe dönemin anlayışına hükmeder. Daha sonra bu iki akım gibi, 14. Louis döneminin Barok tarzı Fransız usülü parkı da önemli bir dönüm noktası. İnsan için tasarlanan o pastoral manzaralar, dengeli ve son derece kontrollü bir sanat yapıtına dönüşür. Katı bir kuralcılık var bu yılların Fransız bahçelerinde. Ve insanın doğa üstünde tam bir egemenlik kurduğunu gösteriyor bize.

Toplumsal bağlamın da park ve bahçe tasarımında fazlaca etkisi var kuşkusuz. Çalkantılı dönemlerde hep çitle çevrili bahçeler, etrafı yüksek duvarlarla çevrili parklar yapılmış daha çok. Mimari üslup da belirleyici.  O yıllarda mimarlar, yaptıkları binaları çevreleyen bahçenin peyzaj tasarımından da sorumluydu. Rönesans’tan beri varolan bir anlayış.  “Güzellik bütünü oluşturan tüm parçaların uyumudur” diyen Vitrivius’un estetik kuramının bir dışavurumu: Yani “Tasarım, tek bir göz ve tek bir elden çıkmalıdır.” Alberti’nin kuramsallaştırdığı bu formülden Fransızlar da en az Rönesans döneminin İtalyanları kadar etkilenirler. Mimarlık, bahçıvanlık üzerinde hüküm sürer. Bütünsel bir yaklaşımla ele alınır proje ve yol göstericisi ise mimardır.

Rönesans bahçelerinde de mimarın elinden çıkar bahçeler ama Fransız usulü yeni bahçelerde o katı disiplin apaçık ortada. Ana öğesi tarhlar Fransız bahçelerinin. Şimşir ağaççıklarından oluşuyordu bu tarhlar ve tümüyle binaların planı ve yerleşimine göre yapılıyordu. Yani mimarinin bir uzantısı olarak tasarlanıyordu… Ana binada soyluların katından, resmi kabul salonlarından da görülmesi gerekiyordu. Çizimi kurallı olmalı, bahçenin her bölümü kusursuz bir denge içinde olmalıydı. Kareler, ovaller, kıvrımlar ya da daireler bütünsel planın birer parçasıdır; eklemeler, çıkarmalar, hiçbir değişiklik kabul edilemez Fransız bahçelerinde. 18. yüzyıla gelindiğinde İngilizlerin girift motifli “knot garden” yani düğüm bahçeleri ya da bol çeşitli bitkilerin olduğu İtalyan usulü bahçeler aforoz edilir. Onların yerini bütün Fransa’da klasik denge ve katı bütünlük alır.

Fransız bahçe ve peyzaj tasarımında en önemli isim ise Le Notr. Medicilerin bahçelerini, tarhlarını, kafes çitlerini ve tüm bahçeyi tasarlayan bir aile. Ailenin iki erkek çocuğundan biri olan Andre Le Notre  (1613-1700) yetenekleri, eserleri ve şöhreti sayesinde bugün bile tarihin en ünlü bahçıvanı diyebiliriz. Fransız Klasisizminin öncülüğünü yapmış birçok isim zarif uslubuyla Le Notre’un yeteneğinden etkilenip onunla çalışmış.

Le Notre’un ilk büyük bahçesi Vaux-le-Vicomte. 14. Louis’nin maliye nazırı olan Nicolas Fouquet, dillere destan bir malikane yaratmak istemiş ve mimar Louis le Vau ile ressam Charles le Brun’ı bir araya getirmiş. Yapı tamamlandığında ise göz kamaştırıcı bir kabul töreniyle 1600’lerin sonunda kral ve maiyetine takdim edilir. 14. Louis onuruna yapılan bu davet gösteriş meraklısı Fouquet yüzünden çokça abartılı olmuş. Davetliler arasında olan gazeteci La Fontaine hem şatoda hem bahçede düzenlenen şenlikleri, havai fişek gösterisini kaleme alıp aşırıya kaçıldığını yazmış.  Söylenceye göre, davete katılan 14. Louis, bu ışık gösterisini ve şatoya gösterilen büyük ilgiyi o kadar kıskanmış ki, üç hafta sonra sarayın sahibi olan kendi maliye nazırını tutuklatmış. Megalomanca tavrıyla kralın şimşeklerini üzerine çeken nazır, ömrünün son günlerini de bu yüzden bir hapishanede geçirmek zorunda kalmış. 17. yüzyılın medarı iftiharı olan bu bahçenin bir anlamda “Krala meydan okuma”nın da bir sembolü olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla.

Le Notr’un bu bahçelerde benimsediği ana öğe “bütünsellikti”.  Bahçeler mimarinin uzantısıdır; ana yapı bahçeleri ezip gölgede bırakamaz… Uçsuz bucaksızlık hissi vardır bu bahçelerde… Vaux le Vicomte bahçesinde, şatonunmerkezde olduğu ana eksen, bakışımızı dev bir Herkül heykelinin gölgelediği bir perspektife doğru yöneltiyor. O perspektif aslında sonsuzluk yanılsaması için…  Şatonun kubbesinden başlayan ana eksen girift biçimlerden oluşan tarhı ikiye bölüyor ve ortada bir çeşmeye ulaşıyor. Bu çeşmenin de yanında, yöresinde kanallar, iki oval ve bir kare havuz yapılmış. Le Notr’un düzenlemesinde, ayrıca rampalar, çeşmeler ve bir grotto yani yapay bir mağara da var. Ortadaki aksın simetrisini de ona dik açı yapan, batıya ve doğuya yönelen ikincil eksenler, yani yollar kırıyor. Biri taç havuzu ve çeşmenin olduğu su bahçesine; diğeri girift tarhdan geçerek bostana ve su ızgaralarına ulaşıyor. İnanılmaz bir simetri. Manzaraya insanın egemen olduğunun somutlaşmış hali.

Fouquet’nin şatosunu kıskanıp, onu hapse attıran genç Kral 14. Louis, babasının küçük av köşkünü kendi ihtişamını “tarihe altın harflerle kazıyacak” bir saraya dönüştürmeye karar vermiş.  Mimarından peyzaj tasarımcısına kadar şatonun yapımında çalışan herkesi çağırmış. Ünlü Versailles Sarayı’nı yapmalarını istiyordu onlardan. Fouquet’nin halefi Colbert böyle bir girişimin müthiş masraflı olacağı uyarmasına rağmen kral kararından dönmez ve üç zanaatkarıçağırtır. Hatta Vaux le Vicomte şatosundan 1000 adet portakal fidanı ve sayısız heykel de getirir.

Le Brun heykellerin sorumluluğuna atanır; arazinin doğal yapısına uygun manzarayı Le Notr tasarlar. Saray ile Büyük Kanal arasındaki 30 metrelik kot farkı, seviye farkı taraçalarla düzenlenir. Yeşil çitlerle bölümlenen geniş yollar ve yürüyüş yollarından oluşan bitki temelli bir mimari yaratılır burada. İkonografik bir teması da vardır bahçenin.  Ve odak noktasında Kralın kendine amblem olarak seçtiği güneş vardır. Büyük Galeri’den başlayarak “göz alabildiğine uzanan” perspektif, güneşin battığı yöne doğru gider. Yüksek doğal çitlerle bölümlenen parkın bütün mimari öğeleri ve heykelleri güneş tanrısı Apollon’u çağrıştırır. Versailles’da Apollon havuzuna inen Büyük Kraliyet yolundaki tarhın kenarlarında, çeşitli figürler oluşturacak şekilde budanmış, sıra sıra çalı ya da porsuk ağaçları vardır.

14. Louis, bahçeyle ilgili her şeye çok düşkün bir Kraldır. Doğanın bereketini yansıtan bir “cennet bahçesi” olmayan bir Versailles, ona göre eksik sayılırdı. Bir “Kraliyet Bostanı” yapılmasını istemiş ve tasarımı için bir hukukçu, yazar ve botanikçi olan La Quintinie’yi görevlendirmiş. Meyve-sebze bahçelerinden o sorumlu olacaktır. Bütün bu çalışmalar, planların çizilmesi, ekim-dikim işleri beş yıldan uzun sürmüş. Meyve-sebze yetiştirmek de saraydaki diğer herhangi bir zanaat kolu kadar mükemmellik istiyen bir işti krala göre.

Bilgili bir bitki ve ağaç koleksiyoncusudur, kraliyet bahçesini büyük ölçüde zenginleştirir. Paris iklimine alıştırmak amacıyla Yeni Dünya’dan ya da Uzakdoğu’dan getirilecek türler için seferleri bizzat organize ediyordu; bol bol yeni türlerle dolu bir gelecek hazırlanıyordu. (Gelecek programda Londra’da bir sahafta bulduğum kitabı kaynak olarak kullanarak 14. Louis’nin bahçesindeki çiçekleri anlatacağım size eğer toparlayabilirsem.)

Versailles 14. Louis’nin İle-de France manzarasına dayattığı, Le Notre’un da dehasıyla yorumladığı katı kuralcı ihtişamın cisimleşmiş haliydi. Monarşinin, siyasal, toplumsal ve sanatsal yaşam üstündeki tartışmasız iktidarını sembolize ediyor. Tam anlamıyla 17. yüzyıl Fransa’sının yansıması.

Bütün bu özellikleriyle Versailles, Fransız usulü bahçenin zafer takı gibidir aslında.  Avrupa’nın hatta daha uzak ülkelerin bütün prensleri kendi Versailles’larına sahip olmak ister daha sonra. Böylece çeşit çeşit öykünmeye dayalı, farklı ölçeklerde, arazinin niteliği ve ülkenin ruhu da hesaba katılarak birtakım Versailles bahçeleri yapılmaya başlar. İngiltere’deki Vanburgh şatosu, Çar Büyük Petro’nun Peterhorf Parkı ve yazlık sarayı gibi… Versailles Sarayının bahçesi Büyük Kanal’a nasıl bağlanıyorsa Petro’nun yazlık sarayı da kanal ve anıtsal çeşmelerin süslediği bir dizi şelaleyle Baltık Denizi’ne uzanıyordu.

Bütün Avrupa bahçeleri Fransızlarca feth edilir. En genişi de Viyana’daki Schonbrunn bahçesidir. Münih’teki Nymphenburg ve Schleissem’ın devasa bahçelerini, Voltaire’in yazılarını yazdığı Schwetzingen’in bahçelerini tasarlayan hep Fransızlardı. Bir diğer küçük Versaiiles da İspanya’da. Kral V. Felipe için tasarlanan kanallardan ve çeşmelerden oluşan su bahçesi La Granja. Le Notr Yeni Dünya’da da esin kaynağı olur.

Versailles ve Fransız bahçe sanatı bizi de etkiler elbette. Osmanlı mimarisinin Fransız etkilerine açılması, Avrupa mimarisinin özelliklerini taşıyan yapıların üretilmeye başlaması III. Ahmet dönemine denk gelir. Fransa’ya yapılan yolculuklarla başlar. Versailles da vardır Osmanlıların keşif rotasında.  III. Ahmet’in 1700’lerin başında 15.Louis’ye elçi olarak gönderdiği 28 Mehmet Çelebi’nin görevlerinden biri de Avrupa yolculuğunda yaptığı gözlemleri kayda geçmektir. Kendine has bir üslupla yazdığı, eğlenceli seyahatnamesinde Versailles ile ilgili de yazmış. Tarih Mecmuası Yayınlarından 1970 yılında çıkan Fransa Seyahatnamesi’nden:

" Akşama yakın geldik. Gönüllere ferahlık veren bir saray ve canlara deva olan acayip düzen müşahade olundu ki güzellikleri dil ile anlatılmaz.

(...) Önce bir mahalle gördüler ki, güya başka bir daire. Birbirine uygun ağaçlarla dolu bir koru. Bunların arasında düz sokaklar etmişler ki, cümlesi birbirine bağlı ve bunların her birleştiği yerde bir şadırvan ile bir havuz yapmışlar ve her bir şadırvanı da bir başka hayvan şeklinde tunçtan resmetmişler; su onlardan fışkırır.

Bütün o koru içinde otuz dokuz adet şadırvan var ki, her biri Hümayunname hikayelerinden bir hikayeyi anlatmak üzere konmuşlar ve hangi hikaye olduğunu bir levha üzerine kazup şekiller üzerine yerleştirmişler. Andan sonra bir yere daha geldik ki, otuz iki sütun üzre, otuz iki kemer etmişler ve her kemer altına bir fıskiye koymuşlar; parmak kalınlığında fışkırır. Andan sonra, bir büyük havuza daha geldik ki, ortasına iki yüz otuz beş fıskiye koymuşlar. (...) Bir büyük havuz daha gördük ki, ortasında şadırvanı bir köşk kadar var. Etrafında yüzden fazla tunçtan yapılmış acaip hayvan var. Her biri öyle bir hendese (geometri) ile konmuş ki, sular fışkırdığı zaman bir latif manzara hasıl olur, temaşası gamlara devadır, gönüllere ferahlık verir.”

Fransız bahçelerin güzel örneklerinden biri olan Marly Şatosu ve bahçesi de yine Le Notre tarafından 14. Louis için bir inziva yeri olarak tasarlanmış. Şatonun bahçesindeki ağaç budama sanatı, “yeşil” mimarinin mükemmelliğe eriştiğini gösteriyor burada. Her dem yeşil bitkileri budama yönteminde doğrudan doğruya Şair Vergilius’un Roma’sından esin alıyordu. 28 Mehmet Çelebi bu sefer şunu yazmış Marly Bahçesi için: "Öyle süslü bir keyif yeri müşahede olunmuştur ki misli yok. Bahçesinin tertip tarzı bence hepsine tercih olunur. Burada bulunan birbirine sarılmış ağaçları hiçbir yerde görmedik. Mesela iki tarafta olan ağaçların dallarını birbirine öyle asmışlar ki, bir yeşil yüksek kemer peyda olmuş... Yeşil yaprak ile örtülmüş ağaçları türlü türlü şekillere koymuşlar. Öyle tertip etmişler ki, seyir eden de tabiatıyla ferahlık neş'e müşahede olunur.”

Playlist:
Şarkıcı / YorumcuParça AdıAlbüm AdıSüre
Slovak Filarmoni Orkestrası
2 Numaralı Fa minör Op.21 piyano konçertosu Allegro Vivace
Frederic Chopin
14:04