Yanıtı duyduk da soru neydi

-
Aa
+
a
a
a

13 Ocak 2010Referans Gazetesi

Bir ekonominin durumunun iyileştiği (ya da kötüleştiği) söylendiğinde ne anlaşılır? Bu sorunun yanıtı hiç de kolay değil. Çünkü, bir ekonominin iyileşmesinin ne demek olduğuna karar vermek zor. Bir ekonominin durumu tek boyuta indirgenebilecek bir kavram değil. Bu nedenle de pek çok göstergeye başvuruluyor: Kişi başına gelir, gelir dağılımı, çevre kirliliği, işgücü kalitesi, ödemeler dengesi, cari işlemler hesabı, bütçe dengesi, enflasyon, faiz oranları ve daha başkaları. Eğer bir ekonomi bu göstergelerin tümü itibariyle daha iyi ya da daha kötü bir duruma geçmişse, o zaman sonuca varmak kolay. Ancak bu pek rastlanan bir durum değil. Genelde, göstergeler farklı yönlerde hareket ederler. Ama buna rağmen ekonominin durumu hakkında değerlendirme yapanlar var. Örneğin derecelendirme kuruluşları. Bu kuruluşların yaptıkları değerlendirmeleri nasıl yorumlamak gerek? Akla gelebilecek kestirme bir yanıt, bu kuruluşların olmayacak bir şeyi yapmaya kalkıştıkları, bu nedenle de değerlendirmelerine güvenilemeyeceğidir. Bunun tutarlı bir yanıt olduğu söylenebilir. Ama bir sorun var: Bu kuruluşlara epeyce güven duyan var ki, hâlâ iş yapabiliyor, hatta kâr edebiliyorlar.
Hem yukarıda değinilen sorunu ve hem de bu kuruluşların yaptıklarını ciddiye alıyorsak, sorunun boyutunun yargıya varmaya olanak sağlayacak düzeye nasıl indirilebildiğini anlamamız gerek. Bunu sağlamanın bir yolu, boyutların her birisine ağırlık verip, tek bir bileşik gösterge elde etmek. Bu iktisat, yöneylem araştırması gibi alanlarda başvurulan bir yol. Ancak bu ağırlıkların neye göre verildiğinin de açıklanması gerek. Tabii bunun da yolları, yöntemleri var. Ama bunların varlığı, ağırlık verme kararının arkasında yatan temel güdüyü değiştirmiyor: Neye önem veriyorsak, ona daha çok ağırlık veririz. Neye önem verdiğimizi belirleyen ise yanıtlamaya çalıştığımız sorudur. Demek ki, sorunun ne olduğunu anlamadan yanıtı yorumlamaya kalkışmanın pek anlamı olmayacaktır.
Basit bir örneği ele alalım: Bir ekonomide ücret düzeyi herhangi bir nedenle düşsün. Bu durumda, diğer koşullar aynıyken, kâr oranının yükselmesi beklenir. Örneği iyice basitleştirmek için ekonomide başka bir değişiklik olmayacağını, örneğin istihdam düzeyinin değişmeyeceğini, varsayalım. 
i) Bir yatırımcının derecelendirme kuruluşuna başvurarak bu ekonomiyi değerlendirmesini istediğini düşünelim. Yatırımcının sorusu daha yüksek kazanç elde edip edemeyeceğidir. Kâr oranının yükselmesi beklenen bu durumda derecelendirme kuruluşu bu ekonominin daha iyi duruma gittiğini söyleyecektir.
ii) Aynı ekonomide tüketim malı üreten bir şirketi düşünelim. Ücretler düştüğü için tüketim harcamalarının azalması söz konusu olacaktır. Dolayısıyla bu şirketin durumunu değerlendiren bir derecelendirme kuruluşu, ekonomideki bu gelişmenin sonuçlarını pek de iyi bulmadığını söyleyecektir.
iii) Ücret düşüşünden sonra işçilerin bir sendika kurduklarını düşünelim. Sendika da bu ekonomik gelişmelerin işçilerin refahı açısından değerlendirilmesi için bir araştırma kuruluşuna başvursun. Bu kuruluşun değerlendirmesi ise ekonomideki bu değişikliğin olumlu olmadığı biçiminde olacaktır. Çünkü, işçilerin ücretleri düşmüş, buna karşılık istihdam da artmadığı için işsizlerin durumunda da bir değişiklik olmamıştır.
Görüldüğü üzere aynı ekonomideki, aynı değişikliği kendi içlerinde tutarlı bir biçimde ele alan üç bakış açısı üç farklı sonuca varıyor. Nedeni ise sorulan soruların farklı olması.
Derecelendirme kuruluşlarının hangi soruya yanıt verdikleri akılda tutulursa "olumsuz" yönü işaret ettiklerinde kızmak, "iyi" dediklerinde de rehavete kapılmak için neden olmadığı görülür. Daha da önemlisi, bu kuruluşların değerlendirmesi ne olursa olsun, haklı nedenlerle bunun tersi yönde değerlendirme yapacak olanlar olacaktır. Bu değerlendirmelere de itibar etmek gerekir. Çünkü ekonominin dinamiğini hangi boyutun, ne zaman belirleyeceğini kestirmek hiç de kolay değildir.