Toplumsal koruma harcamalarının yetersizliği

-
Aa
+
a
a
a

17 Şubat 2010Referans Gazetesi

İçinde bulunduğumuz krizin olumsuz etkileri giderek azalmakla birlikte, süreceğe benziyor. İyi haber veriyormuş izlenimi veren bu cümle aslında bir tehlikeye işaret ediyor. Çünkü insanlar kısa dönemde önemli olumsuz gelişmeler söz konusu olduğunda, bir süre için bunlara dayanabiliyor, özverili davranabiliyorlar. Ama süre uzayınca, bu tutumu sürdürmek zorlaşıyor. Bu durumda onlara destek verilmesi gerekiyor. Kişisel sorunlar söz konusu olduğunda bu destek, çoğu kez, tanıdıklarından gelebiliyor. Bunun için yerleşik ahlak kuralları ve gelenekler büyük ölçüde yeterli oluyor. Kamu desteğine fazla gerek olmuyor. Ancak karşılaşılan olay yaygın boyutta olunca, durum değişiyor. Hemen herkesin desteğe muhtaç olduğu bir ortam söz konusu oluyor. Önümüzdeki döneme bu gözle bakmak ve devletin bu bağlamda etkinliğini artırmaya yönelik önlemleri olabildiğince çabuk almakta yarar var. Bu yolla, pek de övünülecek düzeyde olmayan toplumsal huzurumuzun daha da bozulmasını, bir dereceye kadar engelleyebiliriz.
Devletin temel görevlerinden birisi de toplumsal koruma sağlama olduğu genelde kabul edilmektedir. Toplumsal koruma alanları işsizlik, sağlık, yaşlılık, özürlülük, aile, çocuk, konut ve toplumsal dışlanma olarak tanımlanıyor. Devletin yaptığı toplumsal koruma harcamaları da hanehaklarının bu alanlardaki karşılaştıkları risklerden doğan yükü azaltmak için, onlara yapılan nakdi ya da ayni transferler. Türkiye'de de devletin bu görevi var. Bu amaçla harcama da yapıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim ve Araştırma Birimi bünyesinde yapılan "Sosyal Koruma Bütçesini İzleme" başlıklı çalışmada, devletin bu konuda ne kadar harcama yaptığı ve bu harcamaların yukarıda sayılan alanların hangilerine yönelik olduğu gibi sorulara yanıt aranmış.
Çalışma, Prof. Dr. Nurhan Yentürk tarafından yapılmış ve Şubat 2009'da yayımlanmış. [Çalışmaya şu adresten ulaşmak olanaklı: http://stk.bilgi.edu.tr/docs/SOKRAPORson.pdf]. Bu çalışmada kamu hesaplarında farklı yerlerde bulunan kalemleri sistematik bir biçimde toplanmakta. Prof. Yentürk'ün çalışmasının yönteme ilişkin katkılarının yanı sıra öne çıkan bir başka özelliği ise konunun sivil toplum kuruluşları tarafından anlaşılmasını sağlayacak bir biçimde kaleme alınmış olması. Bu çalışmada, öncelikle veri toplamada karşılaşılan sorunlar üzerinde durmakta ve bazı verilere ulaşamadığının altını çizmektedir. Örneğin yerel yönetimlerin bu konudaki harcamalarına ilişkin verilerin bulunmasında sorun olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, çalışmada, TOKİ verilerine de ulaşılamadığı belirtilmektedir. Zaman içinde kendisinin ve diğer araştırmacıların katkıları ve ilgili kamu kuruluşlarının gayretleriyle bu eksikliklerin giderileceğini umalım.
Çalışmada iki çarpıcı bulgu var. Türkiye'de 2006-2008 döneminde bu tür harcamaların GSYH'ye oranı yüzde 11'in biraz üstünde. Oysa AB ülkelerinin ortalaması ise yüzde 26 (2005 yılı)! İkinci bulgu ise bu harcamalar içinde en önemli kalem, yüzde 85'lik payı ile toplumsal güvenlik harcamalarıdır. Dolayısıyla Türkiye'de devletin bu amaçla ayırdığı kaynaklar, toplumsal koruma hizmetlerinin bütününe yönelik görünmemektedir. İçinde bulunduğumuz ortamda, toplumsal koruma harcamalarının bu tür hizmetlerin bütününü kapsayacak biçimde yapısının değiştirilerek artırılması gerekiyor. Bunu söylemek de bunun yapılamayacağına ilişkin mazeret bulmak da kolay; marifet biraz uzun vadeli düşünüp bunu yapmakta. Tabii böyle bu konuyu ele alanların bu harcamaların hakkaniyete uygun bir biçimde yapıldığı ve etkinliklerini artırmak için gerekli önlemlerin alınmakta olduğuna bizleri ikna etmeleri gerekiyor.