Radio Pacifica

Radio Pacifica

21 Temmuz 2003

Ömer Madra: Hoşgeldin Halil.

 

Halil Turhanlı: Hoşbulduk. Bugün radyolardan bahsetmeye ne dersin?

 

ÖM: Mükemmel.

 

HT: Daha doğrusu tek bir radyodan yola çıkarak radyoların ne kadar etkili olabileceğini konuşalım.   Bilindiği üzere, Berkeley 1960’lardaki ifade özgürlüğü hareketinin doğduğu yerlerden biri. 1950’lerin sonlarında Kuzey Kaliforniya’da bu sevimli kasabada yayına başlayan bir radyo örneğinden, ifade özgürlüğünün gelişmesinde bir katalizör işlevi üstlenmiş bir radyodan yola çıkarak, radyoların ne denli etkili olabileceğini, hatta alternatif bir medya olabileceğini tartışabiliriz. Belki kendimize bir pay da çıkarabiliriz?

 

ÖM: Evet.

 

HT: Sözünü ettiğim radyo KPFA. Pacifica Foundation’ın, bugün büyük bir network haline gelmiş olan bu  kuruluşun, bu vakfın ilk istasyonu. Halen de bazı tartışmalara ve bazı yönetim sorunlarına karşın KPFA,  Pacifica Foundation’ın bayrak gemisi olarak kabul ediliyor. 1947’de temelleri atılmış ama yayına geçebilmesi için aradan 2 yıl geçmesi gerekmiş; o zamanın koşullarında parayı ancak bulabilmişler.

 

1947 önemli bir tarih. Evet Amerika belki Avrupa’nın kurtarıcısı olarak alkışlanıyor, Avrupa’yı faşizmin çizmesinden kurtardığı söyleniyor, böyle bir paye veriliyor Amerika’ya ama sıcak savaştan hemen sonra da bir başka savaşın, bu kez soğuk savaşın başladığını da unutmayalım. Amerika bu savaşın bir ucu, bu dönemde Amerika’da düşünce özgürlüğünün, temel hak ve özgürlüklerin nasıl baskı altına alındığını da biliyoruz. Radyoyu kuranların amacı da zaten bu ortama karşı mücadele etmek...

Radyoyu kuran Lewis Hill II. Dünya Savaşı sırasında vicdani retçiler komitesinin başkanı, bu baskıyı en çok üzerinde hisseden insanlardan bir tanesi. Radyonun yayına geçtiği tarihten hemen sonra da yine yer yer sıcak çatışmaların başladığı bir dönem, ilk örnek de Kore Savaşı.  Lewis Hill, Kore Savaşı boyunca da  

 Lewis Hill, 1919 doğumlu

Amerika’nın politikasını çok sert ve açık bir dille eleştiriyor. KPFA’in hiç bir radyoya benzemeyen bir formatı var; böyle bir ayrı format var mıdır bilmiyorum ya da kendilerini tanımlamak için mi bu, nitelemeyi kullanıyorlar ama sözünü ettiğim o çok özgün formatları ‘free form’ sözcüğüyle anılıyor... Hatta dinleyicilerin programcılara telefon etme uygulamasına, bugün ‘call in‘ dediğimiz uygulamaya öncülük edenler arasında yer alıyor KPFA’cılar. Programların yapılmasında da zaten dinleyicilere danışıyorlar, birlikte kararlaştırıyorlar.  Bu da çok normal, çünkü sponsor dinleyicileri olan bir radyo KPFA. Bunun için bir ‘grass roots’  radyosu, yöre halkının sorunlarını işleyen ve desteğini yöre halkından alan bir radyo olduğunu söyleyebiliriz. Dediğim gibi hiç bir radyoya benzemiyor format olarak.

 

1960’larda bu tip radyoların çok görüldüğü ileri sürülebilir. Özgür radyoculuğun ya da alternatif radyoculuğun 60’larda çok yaygınlaştığı düşünülebilir, ama 60’larda yaygınlaşan bu radyoların bir özelliği var, onlar alternatif müzik yayını yapan radyolar. Yani 1947’de kurulup 1949’da yayına geçmiş bir radyo olan KPFA 1960’larda da onca sayıda radyoya rağmen özgün bir ses olma özelliğini o tarihlerde de korumuş. 1960’larda Kaliforniya Üniversitesindeki öğrenci hareketinin, ifade özgürlüğünün başlatıcısı, katalizörü, onu galvanize eden, elektriklendiren bir radyo olarak da biliniyor.

 

ÖM: 56 yıl olmuş kurulalı, tabii müthiş bir şey bu, bunu sürdürebilmesi ve bugüne getirebilmesi de bir hadise tabii.

 

Dinleyiciler ana sponsoru

 

HT: Büyük oranda, yüzde 85 oranında geliri dinleyicilerden aldığı bağışlara dayanıyor, aynı zamanda çalışanların, programcıların büyük bir kısmı da gönüllü olarak çalışıyorlar. Lewis Hill bu radyoyu 1949’da kurduğunda program yapacak pek fazla insan da bulamamış, ilk defa temas ettiği kişiler Kaliforniya yöresindeki küçük dergilerin etrafında toplanmış olan sanatçılar. Arc çevresi var mesela; Kenneth Rexroth’un başını çektiği, bir dergi. Daha sonra beatlerin politik kanadını oluşturanlar, genelde bu dergi çevresinden geliyorlar. Lewis Hill onlardan program yapmalarını istiyor, onların yanısıra pek çok kişi program yapıyor.

Her konuda, müzik programlarında olsun, yorumcularında olsun benzersiz öncü bir radyo KPFA: Bir örnek vereyim; Kaliforniya’da cinsellik konusundaki sınırlayıcı yasaların henüz yürürlükte olduğu günlerde, gay ve lezbiyen hakları hareketinin henüz yükselmediği dönemde, yasakların kalkmasından çok önce KPFA’da bu yasakları delen programlar var.  Bu programlardan birini yapan ünlü bir besteci, şubat ayında yitirdiğimiz Lou Harrison. İki hafta önce ben Harita Metod Defteri’nde Harrison’ın müziğine yer vermiştim. Lou Harrison pasifizm ile cinsel özgürlüğün birbirini tamamladığını, bunların ayrı düşünülemeyeceğini belirtiyor, bu konuyu  KPFA’deki programında işliyor. Yani, KPFA’in programcıları da son derece cüretkâr ve hakikaten, -sık sık kullanılan bir sözcük ama- tabu yıkıcı.

 

 Dinleyici merkezli radyo (tamamı için tıklatınız)

Lewis Hill aslında dinleyicilerinden sadece para vermelerini istemiyor, radyoyu başka anlamlarda da desteklemelerini istiyor. Dinleyicilerin desteklediği radyo nasıl olur? Lewis Hill şöyle diyor: ”Farklı bir program yapmak için dinleyici desteğine dayanmak pratik bir çözümdür, bu aynı zamanda çözümlemeyi gerektiren bir sorundur da... Amerikalılar siyaset denildiğinde, kongrede neler konuşulduğunu merak ederler, oraya gönderilen temsilcilerin ya da senatörlerin ne konuştuklarını, bu yıl ne kadar vergi verecekleriyle ilgilenirler, ama biz sadece Amerika’da olup bitenlerle ilgilenmiyoruz, Hindistan’daki açlık da bizi ilgilendiriyor, bu konuda da yayın yapıyoruz. Açlıktan bahsederken bizim programcılarımız, yorumcularımız ister istemez kişisel görüşlerini de açığa vuruyorlar.  Aç kalan insan hakkında ne hissettiklerini, onlar hakkındaki duygularını

da dile getiriyorlar. Bunun doğru olup olmadığını bilmiyoruz, yanlış yapıyorsak bizi uyarın, işte sizden beklediğimiz de bu!” 

 

Lewis Hill’in 1950’lerin ilk yarısında yaptığı programlar o dönemde radyonun 2000 küsur dinleyicisine, abonesine gönderiliyormuş. Deşifre edilip mektupla adreslerine postalanırmış.

 

ÖM: Deşifre edilirmiş öyle mi? Çok ilginç. Biraz paralellik çekiyor insan ister istemez kendisi ile, ama bunları daha sonra konuşuruz. Hem biçimsel, hem de öze ilişkin çok ilginç bir radyo.

 

HT: Genelde radyolar savaş döneminde hem propaganda vasıtası olarak kullanılıyor,  savaşan taraflar  radyoyu kendi amaçları doğrultusunda kullanabiliyorlar, hatta yanlış bilgi vermek için de kullanıyorlar. Ama savaş sonrasında, 1950’lerin sonlarından itibaren radyo daha fazla önem kazanıyor, farklı işlevler yükleniyor.  Bir şair şöyle bir şey söylüyor: “Radyo benim hayatımda çok etkilidir çocuk olarak. Çizgi romanları da yadsımıyorum ama bazı hikâyeleri radyoda dinlemek benim bugün bir şair olarak,  düş gücümü çok etkilemiştir. Çocuklara peri masalları anlatmanın ideal ortamı radyodur, düş güçlerini  harekete geçirmek için.”

 

1950’lerden itibaren televizyonun bir aile eğlencesi olmasıyla birlikte, radyonun yayını da dikkat edersen gençlere yönelik oluyor. Televizyondan duymadıkları müzikleri çalıyorlar, Elvis radyoda duyuluyor ilk kez, televizyona çıkması bir hayli zaman alıyor, o imajını göstermek istemiyorlar, saklıyorlar anne babalardan, evin oturma odasına, salonuna sokmuyorlar onu, radyodan dinliyor gençler. 1960’larda alternatif radyoların sayıları giderek çoğalıyor ama yine de -KPFA’cıların deyimi ile söyleyelim- Pacifica Fountain  gibi ‘free form’ radyo örneği yok, o tarihlerde öncü.  Amerika Aleyhtarları Faaliyetleri Araştırma Komisyonunda ifade vermeye çalışan insanlar, komisyonda söyleyemedikleri şeyleri ya da komisyonda dört duvar arasında kalan, kamuya açıklanmayan şeyleri o radyoda gidip söylüyorlar.

 

Komisyonda ifade verenlerden bir tanesi de Lewis Hill, birkaç kez ifade veriyor. Dolayısıyla radyonun ne kadar önemli ve ne denli etkili olduğunu gösteren bir örnek bu. Toplam gelirinin yüzde 85 gibi çok önemli bir oranı dinleyicilerinden alıyor ve uzun sürede, bugünkü tartışmanın nedeni de o zaten, şirketlere bağlı olmamak, reklam gelirleri ile bağlı olmamak ilkesini koruyor. Reklam almaya başladıklarında özgürlüklerinin kısıtlanacağını biliyorlar. Buna uzun zaman direniyorlar, o kadar direniyorlar ki maddi sıkıntı içinde kaldıkları 1950’lerin ortalarında yaklaşık 2 yıl kadar bir süre için, ki bir radyo yayını bakımından 2 senelik kesinti oldukça önemlidir.

 

İfade özgürlüğünün katalizörü

 

ÖM: Bir ömür demek.

 

HT: Tabii. Yayından kalkmak, yayınlarını ara vermek zorunda kalıyorlar. Yakın zamana kadar da Berkeley’de sadece bu radyo için yapılan bir panayır varmış, elde edilen gelirin tamamı KPFA’ya bırakılıyor. Programcıları uzun yıllardan beri  gönüllü çalışıyorlar, 20-25 yıl kadar gönüllü program yapan insanlar var o radyoda. Zaten tartışma da bunlardan çıkıyor, bir kısım idareciler şirketlere bağlanmak ve yapıyı değiştirmek istiyorlar.  Bu gerçekten acıklı, insanı üzen bir gelişme, tam da pasifist bir radyonun, barış amacıyla kurulmuş bir radyonun tekrar savaş rüzgarlarının yükseldiği bir dönemde böyle tartışmalara girmiş olması da biraz da üzüyor insanı. Söz konusu tartışmalar I999 yılından bu yana devam ediyor.

 

ÖM: Öncelikle şunu söylemekte yarar var; bu radyo ‘free form’ dediğimiz formatı, yani özgür biçimi getiriyor. En önemli özelliklerinden biri, belki de birincisi, radyo kavramının kendisi ile tamamen özdeş olan, yani pek çok açıdan özdeşlik gösteren özgürlük kavramını da yaratmış oluyor. Berkeley zaten aslında Amerika’nın en özgür biçimlerinin araştırıldığı, fikirlerinin yaratıldığı temel odak noktası bölgelerden bir tanesi.

Bir de tabii, bu radyonun kriz dönemlerinde çıkıp ondan sonra gene de travmatik denen dönemlerde tekrar güç kazanarak gitmesinin ilginç bir örneği. Günümüzde de şimdi, özellikle 11 Eylül’de ikiz kulelerin ve Pentagon’un vurulmasından sonra, o insanlık suçu sayılacak olayın arkasından dünyadaki büyük

 Erken döneminde dinleyicilere dağıtılan alıcı(tamamı için tıklatınız)

değişime uygun olarak tekrar çok ön plana çıktığını görüyoruz. Özellikle Amy Goodman’ın yaptığı yayınlarla ve tekrar bu deşifre edilmiş programlarla dünyada olup bitenlere akıl erdirmek isteyen, düşünen, yazan, çizen insanları getirip konuşuyorlar ve onların deşifre edilmiş metinleri de internet kanalıyla, bu sefer  çok daha kolay olarak binlerce, onbinlerce insana gündelik olarak ulaştırıyorlar. Yani günümüzde de önemi hâlâ çok devam ediyor Radio Pacifica’nın. Barış yanlısı, barış girişimcisi Lewis Hill tarafından kurulan ve günümüze kadar da gelen son derece özgün bir radyo, Amerikan ve dünya kültürünü de önemli ölçüde etkilemiş bir radyo.

 

HT: Düşünce ve ifade özgürlüğüne hakikaten bir katalizör rolü oynamış bir radyodan kalkarak radyonun rollerini tartışmaya çalışıyoruz, yer yer benzerlikler bulunduğunu da söylüyoruz. Az önce unuttum, radyonun çocuk için önemi konusunda bir noktaya daha değinmek istiyorum, sözünü ettiğim şair Philip Lamantia idi. Radyo seslerinin kendisini bir şair olarak ne kadar etkilediğini söylerken 1940’ların Amerikasındaki o çocuk programlarından söz ediyor, Dick Tracey’lerin, Terry ve Korsanlar’ın (Terry and the Pirates), o çizgi romanları bir de radyodan dinlemenin kendisi için ne kadar önemli olduğunu... Bunlar kadar önemli olan, Edgar Allen Poe’nun öykülerini okumadan önce ilk kez radyoda dinlediğini söylüyor. “Daha sonra okumaya merak sardım bir çocuk olarak” diyor. Bunu okuduğumda ben de benzer bir şeyi kendi hayatımda yaşamış olduğumu hatırladım. Çocuk saatlerini hiç kaçırmazdım ya da gençler için yayınlanan programları, Sartre’ın Bunaltı’sını ilk kez bölümler halinde radyoda okunduğunda duymuştum.

 

ÖM: Şüphesiz ki ben de öyle, bir çocuk olarak son derece etkili seslerle ömrümün bir dilimini geçirmiş biri olarak kopmaz bir bağla bağlıyım tabii.

 

HT: Bir de radyo tiyatrosu vardı, okuldan koşa koşa gelir dinlerdim. Oliver Twist‘i ve daha nice klasiği orada önce radyoda dinledim, ondan sonra okumaya daha fazla merak sardım.

 

ÖM: Üç Silahşörleri ve pek çok dünya hikâyecisini Açık Radyo’da da dinleme imkânı buldu umarım dinleyiciler.

 

HT: Doğru. Yeri gelmişken, pek çok programın, müzik programları da, yorumları da çok farklı, cesaretli, cüretkâr olduğunu söylemiştim. İnternetten listelerine girdim, müzik direktörlüğünü uzun süre Charles Amirkhian yapıyor; çok önemli bir isim, avantgard müziğin şampiyonluğunu yapan birisi. Kendime bir pay çıkaracağım burada, tevazuyu bir an için bir yana bırakacağım, kusura bakılmasın...

 

ÖM: Estağfurullah.

 

Dinleyiciyle programcı arasına reklam girmesin

 

HT: Harita Metod Defteri’nde çaldığım pek çok bestecinin KPFA’nin müzik programlarında çalındığını gördüm, örneğin iki hafta önce Lou Harrison’ı çalmıştım, Amerikan maverick’lerini, John Cage ve diğerlerini, Harry Partch, vs. pek çoklarını ben de çaldım. Diyeceğim; Harita Metod Defteri’nin KPFA  programlarına benzer bir yönü var. Böylece kendime de bir pay çıkarmış olayım.

 

Lewis Hill’in dinleyici sponsoru radyo teorisindeki görüşlerine gelirsek; orada radyonun çok yakın bir iletişim kurma imkânını verdiğini söylüyor. Diğer iletişim araçlarında geçerli olan bütün estetik ve etik kurallar radyo için de geçerlidir ama fazladan olarak radyoda, iki kişi arasındaki  dolaysız iletişime ilişkin  kurallar da geçerli.

 

ÖM: Radyo ile dinleyici arasında, adeta iki yakın dost ya da aile efradı arasındaki ilişkilere benzer çok yakın bir paralellik var.

 

HT: Evet... “Bizim reklam almamakta direnmemizin nedeni de, bu yakınlığın bozulmasına yol açacak bir dilin kurulması ihtimali. Eğer reklam alırsak kaçınılmaz olarak o dilimizi, dinleyicilerle kurduğumuz o çok yakın ilişkiyi ve bu ilişkiye özgü dili zedeleyecektir reklamlar” diyor.

 

Bir önemli konu daha var: Amerika’daki radyoların karakteristik özelliği, ortak özelliği ‘mediyokrasi’. Lewis Hill, mediyokrasiye karşı olduklarını, kuruluş amaçlarından birinin de bu karşı çıkış olduğunu vurguluyor. “Biz de reklamlara dayandığımızda, şirket radyosu olduğumuzda mediyokrat olmaktan kurtulamayacağız. Dinleyici sponsorluğunda ısrar etmemizin nedeni mediyokrasiden korunmak” diye altını çizmiş Lewis Hill. Bence de çok çok önemli bir şey.

 

 Pacifica'da canlı müzik

ÖM: Vasatlaştırma toplumundan, yani herşeyi tek boyutluya dönüştürüldüğü toplum biçiminde bu entim, adeta mahrem denen dinleyici ile programcı ve yapımcı arasındaki ilişkiyi mümkün olduğu kadar araya giren etkilerden arındırmak... Reklam da bu açıdan farklı bir yabancılaştırma yaratıyor, başka sakıncaları bir yana bırakılacak olursa. Bu reklamlara ve şirketlere bağlı olmanın sakıncalarını unutsak bile, sadece bu hem öz hem de biçim olarak çok önemli bir araya girme etkisi.

 

HT: Evet. Zaten şimdi 1999’dan bu yana radyonun çevresinde kopan kıyamet de biraz bundan; şirketlere bağlanma, yeni yönetim kurulu reklam almak ve bütün yerel istasyonlar için, Pacifica Foundation bünyesindeki bütün istasyonlar için ortak bir programcılığa gitmek istiyor, ki bu da onun amacına çok ters.

Belirli bir yörenin, evet evrensel ama bir yerde o yörenin halkına da dayanıyor. Yöre halkı radyonun programlarının yapılmasına  etkili oluyor, programcılarla karşılıklı görüşmeler yapıyor ve programların belirlenmesinde etkili oluyor!  İdarecilerin getirmek istediği yeni anlayış Pacifica Foundation’ın geleneklerine ve kuruluş amacına çok ters... Daha başka eleştiriler de var; sendikacılığı bastırmaya çalıştıkları, sendikalaşmayı önlemeye çalıştıkları söyleniyor, Clinton yıllarında biraz fazla Clintoncı oldukları, liberal etkilere girdikleri söyleniyor, pek çok suçlama var. Biraz da moral bozucu bir durum aslında. 1949’dan bu yana yayın yapan pasifist bir radyonun, pasifizmin sesinin yükselmesi gereken bir dönemde böylesine şeylerle uğraşması biraz da moral bozuyor.

 

ÖM: Tartışma bir yana, olanca gücüyle sürdüğünü gösteren pek çok belirti de var, onu da hemen umutsuzluğun önüne set çekecek bir durum olarak belirtelim. Ayrıntılı sayılabilecek, hatta ağır sayılabilecek bir konu; radyoda yapmış olduğumuz en ağır konulardan birini tartışmaya çalışıyoruz. KPFA diye bilinen Radio Pacifica’nın tarihçesinden çıkarak, hâlâ günümüzde de devam eden tartışmalardan   yola çıkarak bağımsız medyanın rolünü, radyoların buradaki önemini, hayatta belki de insanlar için en önemli kavramlardan birini oluşturan ifade özgürlüğü meselesini, bununla kopmaz bir şekilde bağlı olan vatandaş olma durumunu, sivil olma durumunu, vicdani olma durumunu, dürüst olma durumunu konuştuğumuz ve aynı zamanda bunun getirdiği biçimsel ve içeriğe ilişkin de sorunsalları tartışmaya çalıştığımız bir program yapıyoruz şu anda.

 

HT: Bir de, Pacifica Foundation kurucularının radyoyu tek tipliliğe, kültürün homojenleşmesine karşı, mediyokrasiye karşı hakikaten bir silah gibi kullandıklarının da altını çizmek gerekiyor. Berkeley’den söz ederken belirtmek gerekiyor; Kennedy döneminde danışmanlık yapmış olan ünlü iktisatçı John Kenneth Galbraith’in bir sözü var: “Berkeley bütün Amerika’dan farklı olarak kendisine özgü bir dış politikası olan şehirdir” der Galbraith. Amerika, Küba’ya karşı çıkartma yapar, savaş ilan eder ama Berkeley Küba ile arkadaş olmuştur, dost olmuştur... Öylesine liberaldir, sol liberter eğilimlerin ağır bastığı bir şehir hakikaten, küçük bir şehir ama ifade özgürlüğü hareketinin de geliştiği yer, demokratik toplum için öğrencilerin örgütlendikleri yer Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi. İşte bu radyoyu dinleyerek büyümüşler biraz da, başta da söylediğim gibi yol gösterici olan, ateşleyen, katalizör olan bir istasyon. Lewis Hill’in girişimi bu bakımdan çok çok önemli aslında. 1947’de başlayıp 2 sene sonra yayına giren radyo, insanları çevresinde toplamış.

Zaten 1999’dan bu yana süregelen anlaşmazlıkta da müthiş bir şekilde insanlar radyolarını sahipleniyorlar, bu biraz da Lewis Hill’in yine tohumlarını attığı, dayanışma  derken “sadece para göndermekle yetinmeyin, radyoyu sahiplenin” anlayışının yerleşmiş olduğunu gösteriyor. Berkeley halkı öylesine bütünleşmiş radyoyla.

 

Demokratik temellerine dinamit

 

ÖM: Bu tayin edici önemde bir mesele. Zaman zaman dinleyicilerle olan kendi küçük deneyimimizden söz etmek gerekirse, bazen eleştiri mektupları, mesajları ya da telefonları geldiği zaman, vs. onlara anlatmaya çalıştığımız, kendi dilimiz döndüğünce söylemeye çalıştığımız şey oydu, tam bunu duyduğuma da sevindim. Burada da böyle birkaç mesaj dolaştırdık: Kendi aramızda da sadece eleştirmek yetmez, mutlaka elini taşın altına koyması gerekir ve sahiplenmesi gerekir. Bu ‘sahiplenme’ hayati önem taşıyan bir kelime. Eğer böylesine bir kuruluş ve işleyiş ilkeleri etrafında örgütlenmiş bir radyo varsa, bunu dinleyicilerinin mutlak surette bir anlamda sahiplenmesi gerekiyor; o ailenin bir parçası olması, onu iteklemesi, geliştirmesi zorunluluğu da var.

 

HT: Söz konusu olan anlaşmazlıkların temelinde zaten demokratik yapısının bozulmaya çalışılması, yani yöneticilerin tepeden idare etmeleri, programları dayatmaları, sendikalaşmayı önlemeleri ve oradaki bazı gönüllülerin işlerine diğer çalışanlara ve hatta dinleyicilere danışmadan son vermeleri yatıyor. Bu programcılardan bir tanesi 1969 yılından beri radyoda gönüllü olarak çalışan Larry Bensky. Bir programcının sözleşmesi yenilenmeyince Bensky bunu yayın sırasında eleştirmiş, ve onun da programı yayından kaldırılmış. Yönetim kurulunda bütün şimşekleri üzerine çeken bir yönetici var, Lynn Chadwick adında bir bayan. Larry Bensky’nin de işine son verince Berkeley halkı radyonun kapısına dayanmış bu sefer. Radyonun demokratik yapısını bozmaya çalışıyorlar hakikaten, bu Lewis Hill’in attığı temelleri dinamitlemek demek, kabul edilemez bir şey. Dolayısıyla son derece önemli ve hassas bir konu.

 

Senin de dediğin gibi, radyoların hem alınacak kararların orada çalışan gönüllülere danışılarak alınmış olması, bunca yıl onlara danışılmış olması da meselenin diğer çehresi ve elbette bu sahiplenme de önem taşıyor. İlkelerin çiğnendiği anda insanların radyoyu sahiplenmeleri ve kapısına dayanmaları yönetim kurulunu yeni kararlar almaya, aldığı kararları gözden geçirmeye zorluyor, sorunları tekrar görüşüyorlar.

 

Son durumu bilemiyorum ama internette sitelerine girdiğinizde ve ayrıca pek çok alternatif sitede, Znet’te, Counterpunch’da KPFA’daki uyuşmazlıkla ilgili pek çok yazı var. Kuzey Kaliforniya bölgesindeki entelektüeller, aydınlar, şairler, romancılar da bu radyonun özüne dönmesi için

 Larry Bensky (sağda), Berkeley'de geleneksel geçit töreninde (diğer fotoğraflar için tıklatınız)

kampanya başlatmışlar. Lawrence Ferlinghetti’nin bir çağrısını gördüm örneğin, işine son verilen programcıların tekrar işe alınmaları, bir an önce alınmaları için başlatılmış kampanyayla ilgiliydi sanırım. Dinleyicilerin radyoyu nasıl  kararlılıkla sahiplendiklerini gösteren bir başka olay...

 

ÖM: Son derece ilginç.

 

HT: Sözünü ettiğim, uzun süredir, birkaç yıldır süregelen uyuşmazlık, yönetimin uygulamak istediği sansürcülük, gag rule dedikleri ağızlarına tıkaç yapmak, insanların radyoda bazı sorunları, iç sorunları tartışmalarını engellemek. Oysa bu sorunları tartışmaları çok doğal, çünkü dinleyicilere dayanan bir radyoda duyurmak istiyorlar içerisinde olup bitenleri.

 

ÖM: Bu çok önemli bir nokta, içeride olup bitenleri de bir dedikodu üslubunun dışına çıkarak, ilke sorunları tartışıldığı için bunların da duyurulması oldukça önemli.

 

HT: Sonuçta bir şirketin yönetim kurulu toplantısı değil, gönüllü çalışan bir programcı yapılan bir haksızlığı, haksızlık olduğuna inandığı bir işlemi dinleyicilerine duyurabiliyor. Bunun üzerine dinleyiciler de, -150 bin kadar dinleyicisi varmış galiba, ki onlar bunu az buluyorlar, 20 bin kadar da abonesi var, bu abonelerin bağış yapanlar, vs. farklarını tam bilemiyorum ama abonelere mektuplar, news letter’ların gönderildiği kişiler bunlar-  iç yönetimle ilgili bu uyuşmazlığı duyar duymaz radyonun kapısına gelen bir kesim var. Bunlar artık çekirdek dediğimiz ve radyoyu militanca savunanlar, core diyebileceğimiz dinleyiciler. Meseleyi öylesine sahiplenmişler ki,  yönetim kurulu radyonun kapısını kilitlemiş ve silahlı özel korumalar kiralamışlar 1999’da. Yönetim kurulu toplantılarını yapacağı ayrı, gizli bir bina bulmuş Lynn Chatwick ve diğerleri; radyoyu merkezileştirmek isteyenler, tabiri yerindeyse şirketlere peşkeş çekmek isteyenler diyelim.

Radyolarını sahiplenen insanlar da işin peşini bırakmak niyetinde değiller. Az önce bölgedeki, Kuzey Kaliforniya’daki bazı aydınların radyoyu sahiplendiklerini söylemiştim. Sahiplenenler arasında Kaliforniya Yeşiller Partisi de var.  Son başkanlık seçimlerinde  Ralph Nader’ı aday gösteren parti.Kaliforniya yöresindeki bütün üyeleriyle, bütün militanlarıyla birlikte bu radyonun yönetim değişikliğine onlar da karşı koyuyorlar: Kısacası, yeşil partinin de bir desteği olduğunu söylemeliyim, Lawrence Ferlinghetti’nin ve diğer aydınların yanısıra onların da desteği, bir parti desteği de var.

 

Merkezîleştirilmeye direniyor

 

ÖM: Sahiplenmek diye de buna diyoruz herhalde?

 

HT: Tabii. Bir de Amerika’da 1 Mayıs işçi bayramı olarak kabul edilmiyor biliyorsun, Labour Day diye başka bir gün var. Ama 1 Mayıs’ta üyelerine ücretli izin veren başka bir radyo yok herhalde Radio Pacifica’nın dışında. Böyle bir radyo. Bu geleneği de bozmaya çalışıyorlar, oradaki sendika ile yönetim kurulunun görüşmelerine başka aracı bir kurum bulmuşlar, danışma kurulu, ki bunların sendikayı öldüren, sendikacılara karşı bir kuruluş olduğunu söylüyorlar; buna da karşılar. “Yöneticiler orada çalışan ücretlilerin haklarını, ne kadar para alacaklarını şimdiye kadar halledebilmiş. Böyle bir şeye, böyle bir kuruma ne gerek var?” diyorlar.

 

ÖM: Evet, benim de çok iyi bir bildiğim bir konu olmamakla beraber, şunu da aklıma gelen bir soru olarak hemen ifade edeyim: Çok büyük ölçüde gönüllü programcısının, yapımcısının çalıştığı bir radyoda profesyonel kadronun da örgütlenmesinin hiçbir sakıncası yok herhalde? Zaten büyük ölçüde gönüllü çalışmasına dayanan bir radyoda işin sendikal tarafı halledilmiş olmalıydı. Çok da büyük bir dilim tutmasına imkân yok.

 

HT: Yapılmak istenen şu merkezileştirme, sadece Berkeley’de değil, Washington D.C.’de değil, pek çok yerde istasyonları var Pacifica Vakfı’nın. Vakıf diyoruz ama aslında bir kooperatif. Burada bir ulusal heyet (national board) oluşturmak istiyor Lynn Chadwick ve çevresi.  Bu heyeti kendi aralarında seçecekler ve bu heyet Pacifica Foundation’ın bütün istasyonları için tek tip programlar hazırlanmasına önayak olacak. Tek tip program...  Pacifica’nın ve onun bünyesindeki radyoların ruhuna, bağımsızlık anlayışına temelden ters düşen bir şey... Buna karşı çıkan programcılar ve dinleyiciler yöneticilerin seçiminde demokrasi geleneğinin korunmasında, daha katılımcı olunmasında ısrar ediyor ve bastırıyorlar. Az önce de dediğim gibi, bu ikinci kesim KPFA’nın Clinton yıllarından başlayarak liberalleştiğini söylüyor, ki bence de haklılık payı var, tepkileri, karşılıklı suçlamaları izleyebildiğim kadarıyla. Tabii ki dinleyicilerden, gönüllülerden yanayım kuşkusuz, onları haklı buluyorum.

 

ÖM: Ama öte yandan belki şundan da bahsetmemiz gerekebilir: ‘Democracy Now!’ diye adlandırılan...

 

 KPFA için gösteri (tamamı için tıklatınız)

HT: Şimdi ben de oraya gelecektim. Pacifica ile Democracy Now örgütü arasında bir sözleşme var, haberleri onlar veriyorlar. Tabii bütünüyle bozulmuş demiyorum, öyle bir sağlam temel atmış ki Lewis Hill bunca zaman sonra kolay kolay da bozulacak gibi değil; bir kişinin, iki kişinin... Senin de söylediğin gibi direniş de çok önemli, sapma eğilimlerine karşı insanların hemen direnmeleri, sahiplenmeleri çok önemli. Kolay kolay o sağlam temeller, o demokratik yapısı gidecek gibi de değil, bu yapıyı sahiplenen ve yaşatmaya çalışan insanlar olduğu müddetçe...

ÖM: Olağanüstü değişikliklerden, travmatik dönemlerden geçilen bir dünyada böyle bir tartışmanın olmasını da, belki makul değil ama anlayışla karşılayabiliriz herhalde. Bu Democracy Now diye adlandırılan, yani “Demokrasi Hemen Şimdi” kuruluşu ile

kopmaz bir bağı var ve onun başında bulunan Amy Goodman adlı hanım müthiş radyo programları yapıyor ve bunların hepsi hemen deşifre edilip bütün dünyaya dağıtılıyor. Burada Robert Fisk gibi, Arundhati Roy gibi, pek çok Amerikan düşünürü gibi, dünyanın her tarafından, “Ne olacak bu dünyanın hali, nereye gidiyor?” konusuna çok ciddi şekilde kafa patlatmış ve aktivist yönleriyle ortaya çıkmış insanlarla yapılmış çok ayrıntılı sohbetler var. Bunları da olduğu gibi patlatarak devam ediyorlar; bir yanı da bu, bu radyonun.

 

Yerelle evrenselin köprüsü

 

HT: Çok önemli zaten, barışsever seslere çok ihtiyaç olan bir dönemde yaşıyoruz.

 

ÖM: Evet, en önemli dönemlerinden birinde.

 

HT: Doğru. Bir de kâr dürtüsü ile çalışan bir şirkete dönüşmesini engellemek istiyorlar.  Bu konuda çok kararlı bir direniş var, şirket radyosu olmama konusunda.  Geçen yazın sonlarında  Açık Radyo’ya konuk olan Richard Titlebaum da söyledi: “Çok sorunları var ama onlarla baş edebilecek kadar da destekleyicileri var” demişti Radio Pacifica için.

 

ÖM: Richard Titlebaum’un söyledikleri önemli tabii. Şöyle bir küçük özet yapmamız belki mümkün: Radio Pacifica ya da KPFA örneğinden çıkarak, aslında tamamen mikro bir evrenden makro bir evrenin arasındaki kopmaz bağı da koymaya çalışıyoruz. Bu radyo dediğiniz bir oyuncaktır ama çok önemli bir oyuncak olduğu anlaşılıyor ve geniş olmasa bile vatandaş kitleleri ile çok önemli bir karşılıklı ilişkisi var. Yani KPFA radyosu pek çok açıdan, gelirinin büyük bölümünü dinleyiciden edinmesi, ilk defa telefonla dinleyici mesajlarına yer vermesi...  Pek çok bakımdan öncü...

 

HT: Dinleyiciler görüşlerini de söylemeliler, açlık çeken yoksullara empati duyuyorlarsa onları da söylemeliler. Bu anlamda objektif değiller, kişisel duygularını da ortaya koyuyorlar.

 

ÖM: Bu da çok önemli bir başka tartışmayı, felsefi meseleyi, etik estetik bütünleşmesini meydana getiriyor işin, çünkü tarafsız olmak zorunluluğundan bahsediliyor sürekli olarak.

 

HT: Bu mümkün mü acaba?

 

ÖM: Tarafsız olmak diye bir şey söz konusu değil, objektif olsunlar yeter. Zaten çok önemli ve ilginç bir noktayı da bugün tartışma fırsatı bulmuştuk Açık Gazete içinde: Robert Fisk ve John Pilger ortak bir basın toplantılarında, gerçek büyük tehlikenin içeriden gelmekte olduğunu söylüyorlar. Yani medyanın objektif olmayıp, kendisi farkında bile olmadan otosansüre gittiğini... Tarihte görülmemiş bir boyutta otosansür yapıyor radyolar, televizyonlar, gazeteler, dergiler fakat bunun farkında bile değiller. Açık sansür örnekleri, otosansür örnekleri, vs. hepsi ortada ama, bunun ötesinde sessizlik kumkuması dediğimiz şeye çok büyük katkı da... yani dünyayı bekleyen en büyük tehlike kuvvet ilişkileri, sessizlik ve sessizliği de suskunluğu da arttırıcı bir rol oynamasını önlemek lazım medyanın; bu çok önemli bir şey.

 

HT: Geçmiş programlarda mikro güçlü radyolardan söz etmiştik. Mikro güçlü radyolar da, bu arada belirtelim, KPFA gibi radyolara da alternatif. Onlar da “alternatif öyle olmaz böyle olur” diyenlerin kurdukları radyolar. Onların kendi açılarından ilginç olduklarını söyleyelim. Bir de belki geçerken belirtilmesi gereken, Açık Radyo’daki  bazı programlar ile KPFA’daki kimi programlar arasındaki yakınlık...

 

ÖM: İşin ilginç tarafı, benim de “akıl için yol birdir, tarik birdir” sözünden hareketle belki de bu KPFA macerasını bizim bilmeden; Açık Radyo’nun 8 seneye varan, hatta aşan deneyimi içinde, kurulmadan önceki başlangıcını da düşünecek olursak... Belli ilkeler için fazla da düşünmeye ve aramaya gerek yok, belli bir dürüstlük ve sağduyunun yeterli olduğunu söyleyebiliriz.

KPFA ile ilgili elde edebileceğimiz bilgiler açısından, gerek reklam bağımlılığının azaltılması ve diğer bütün konularda gönüllü programcıların muazzam desteği, dinleyicilerle böyle bir çekirdek ilişkiler, vs. hepsinin aslında bilmeden de, kopya etmeye lüzum yok, insan kendisini klonlanmış gibi hissediyor bazı açılardan, inşallah bu problemler de yansımıyordur.

 

HT: Lewis Hill de zaten profesyonel radyocu değil, gazeteci. Kendini ifade etmenin en etkili yolunun radyo olduğunu düşünüyor 1947’de, barıştan yana olan, savaşa karşı olan herkes için en etkili yol. Gazetelerde yaptıkları haberler yayınlanmıyor. “En etkili yol olarak radyo kurmaktan başka da çare yok galiba” diyor ve işte sonuçta da Pacifica Foundation doğmuş.

 

ÖM: Çok ilginç bir konu, bunu tekrar ileride bambaşka biçimlerde dile getirme fırsatı bulacağız herhalde, bugünlük Cuma Adlı Adamlar’da bu kadar diyelim.

 

KPFA.org

Pacifica FoundationKPFA-Pacifica kriziyle ilgili linkler

 

 

(4 Temmuz 2003 tarihinde Açık Radyo’da Cuma Adlı Adamlar programında yayınlanmıştır. Fotoğraflar: Cappy Coates, Joan Bobkoff ve KPFA Arşivi)