Post-modern zamanlarda direniş estetiği

Post-modern zamanlarda direniş estetiği

24 Mart 2004

Ömer Madra - Merhaba Halil, hoş geldin.

 

Halil Turhanlı - Teşekkürler. Bugün biraz yeni medyadan bahsedebilir miyiz? Geçmiş  programlarımızın birinde, mikro güçlü radyolardan, bağımsız radyolardan bahsetmiştik.. Bugün de biraz Zapatistalar’ın “taktik medya”ya getirdikleri katkılardan söz edelim, onların dijital teknolojiden  nasıl yararlandıklarını konuşalım.

 

ÖM - Harika.

 

HT - Zapatistalar cangılın içerisinde son derece ilkel koşullarda yaşıyorlar. Mücadelelerini orada başlattılar. Buna karşın, bilgisayar teknolojisinden yararlanıyorlar ve o teknolojinin potansiyelini erken  keşfetmişler. En son teknolojik gelişmelerden de yararlanıyorlar. Bundan ötürü zaten Zapatistalar’ın büyülü gerçekçiliğin politikasını yaptıkları söyleniyor. Hani Latin Amerikalı yazarların, örneğin  Marquez’in Latin Amerika‘ya özgü bir gerçeküstücülük anlayışları vardır ya, Zapatistalar’ın bunu politik alanda gerçekleştirdikleri söyleniyor. Bu özelliklerinden dolayı bağımsızlık mücadelesi yürüten diğer gruplardan -Peru‘da ki Aydınlık Yolu’ndan, El  Salvador’daki gruplardan ve hatta  Sandinistalar’dan- farklı oldukları vurgulanıyor.. 1994 yılbaşında NAFTA yürürlülüğe girdiğinde Zapatistalar neo-liberalizme karşı manifestolarını yayınlıyorlar. Bunu cangıldan e-mail yoluyla gönderiyorlar. E-mail alan kişiler de başkalarına iletiyor. Böylece havuza atılmış bir taşın dalgaları gibi büyüyor, genişliyor.

 

ÖM - 1994 yılı mı dedin?

 

HT - Evet. NAFTA o tarihte yürürlüğe girmişti değil mi?

 

ÖM - Evet.

 

HT - Yani yılbaşından hemen birkaç dakika sonra, insanlar bilgisayarlarını

açtıklarında az öne yürürlüğe giren anlaşmaya karşı Zapatista’ların itirazlarını, manifestolarını postalarında buluyorlar.

ÖM - Çok ilginç. Çünkü oldukça erken bir tarih. Yani 1995 yılında zaten internet yaygın kullanıma girdi. Olağanüstü erken bir müdahale bu.

 

HT - Gerçekten öyle. Yani NAFTA’nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, onlar da buna karşı ataklarını  gerçekleştiriyorlar. Ama e-mail aktivizmi düzeyinde bu. Mesajlarını diğer kişilere forward ediyorlar ve böylelikle dalga dalga gelişiyor. Şimdi başlangıçta da söylemeye çalıştığımız üzere, son derece ilkel koşullarda yaşıyorlar. Oysa, internetten yararlanmak için bunun bir altyapısı olması lazım aslında. Sanal alem diyoruz, ama yine elle tutulur ve gözle görülür bir altyapı gerekli. İnternetin ve bilgisayar teknolojisinin  getirdiği olanaklardan tam olarak yararlanabilmek için bu altyapı olmalı.. Zapatistalar böylesi bir altyapıdan yoksunlar. Dolayısıyla, e-mail yoluyla ulaştıkları kişiler, onlara destek sağlıyor ve böylece internette küçük küçük 100’den fazla Zapatista yanlısı (pro-Zapatista) noktalar, düğümler oluşuyor. Yani internette siteler doğuyor ve bunlar giderek çoğalıyor.. Zapatistalar’a büyük bir destek  sağlanıyor. Ama sanırım 1996’da ya da 97’de olmalı, hatırlayacaksın, Zapatistalar’a ve yerlilere karşı Meksika Hükümeti’nin giriştiği bir kıyım var. Çok sayıda yerli öldürülüyor bu tarihten sonra, Zapatistalar’a destek veren “taktik medya” -az sonra “taktik medya”nın ne anlama geldiğini açıklamaya çalışacağız- e-mail göndermenin, e-mail almanın net aktivizmi için çok etkili olamayacağını düşünüyor. Burada, aktivizimden hacktivizme bir geçiş aşaması var, Zapatistalar’a destek açısından.

 

ÖM - Sözünü ettiğin I997’de yapılan Acteal kıyımı, çok sayıda yerli hunharca öldürülmüştü. Bir de hacktivizm dedin. Bu eylemciliğe hacktivizm diyorlar, öyle mi?

 

HT - Hacktivizm evet, yani bu tarihten sonra, yerlilere yapılan kıyımı duyurmanın ötesinde, Meksika Hükümeti’nin bu kıyımla ilgili yanlış haberlerini bloke etmenin, medya manipülasyonlarına karşı da bir tedbir almanın zorunlu olduğunu düşünüyorlar. Yapacakları tek şey de resmi siteleri hacker aktivizmi ile çökertmek ya da haberleşmeleri bloke etmek. Bundan sonrasını çok ayrıntılı anlatamayacağım. Çünkü son derece teknik bir konu. Yani Zapatistalar’a teknik yardım sağlayanlar, altyapı desteği sağlayanlar, bu işi çok çok iyi bilen insanlar. Özellikle, 1994- 97 yıllarını kapsayan dönemde hacktivizm nasıl yapılır, net eylemciliği nasıl gerçekleştirilir, en etkili biçimde nasıl hayata aktarılabilir, bunun üzerinde bayağı çalışmış, kafa yormuş kişiler.

 

ÖM – Yani, bir yandan yüksek teknoloji balonu büyürken, müthiş zenginlikler oluşur ve yeni şirketler ortaya çıkarken; bir yandan da bu hacktivizm aynı teknolojiyi sisteme karşı kullanmanın yollarını açıyor. Sistemi kendi silahıyla vurmada ustalaşıyorlar... Öyle mi?

 

H – Evet, aynen öyle. Şöyle özetleyeyim, yani ayrıntılarına giremeyeceğim, teknik ayrıntılarını bilmiyorum. Sitelerini dakikada birkaç kez yeniden yüklüyorlar. FloodNet adlı kendi web siteleri var, oradan doğrudan Meksika Hükümeti‘nin resmi sitelerini bloke ediyorlar. FloodNet, Javascript temelli bir araç (tool). Buradan yükleme yapılıyor. Bir dakika içinde birkaç yeniden yükleme (reloading) gerçekleştiriliyor. Her yeni yüklemede daha fazla sayıda insan, Zapatista destekçisi eyleme katılıyor. Kullanıcı yeniden yükleme düğmesini  tıklamıyor, FloodNet’te otomatik olarak çalışan bir sistem var. Böylelikle, Meksika hükümetine ait iletişim kanallarını tıkıyorlar. Yaptıkları bir tür sivil itaatsizlik. Elektronik sivil itaatsizlik. Fakat, beri yandan şunu da söylüyorlar: bu tür bir hacktivizm gerçek hayattaki eylemciliğin yerini almamalı, onunla bütünleşmeli. Bu nedenle, hacktivizmi gerçekleştirirken, yani sanal alemde Meksika Hükümeti’nin sitelerini bloke ederken, aynı zamanda dünyanın pek çok yerinde Meksika konsoloslukları ve büyükelçiliklerinin önünde protesto gösterileri düzenliyorlar. Sokaktaki gösterileri de sanal alem üzerinden, internet üzerinden koordine ediyorlar.

 

ÖM - İnternetten yapılan duyurular elçiliklerin önündeki protesto gösterilerinin kalabalık olmasını da sağlıyor. Bu da Zapatistalar’a önemli bir stratejik ve lojistik destek anlamına geliyor kuşkusuz. Bu destek orada da kalmıyor, daha geniş bir alana açılarak küresel adalet mücadelesine de katkı sağlıyor. Yani, Chiapas ormanlarında başlayan ve ilk bakışta yerel sayılabilecek direniş küreselleşiyor.

 

HT - Evet, Chiapas ormanlarındaki mücadeleyi benzerlerinden farklı kılan da bu. Bir zamanlar  Sandinistalar’ın yürüttüğü de dahil olmak üzere, diğer gerilla eylemlerinden çok farklı. Zapatistalar eylemlerini dijital dünyada, sanal alemde de sürdürüyor. Bu eylem tarzı Dijital Zapatismo olarak adlandırılıyor.. Aslında tabii 1960’lardaki o yeraltı yayıncılığının da bir devamı bu. Özellikle de 1999’da Seattle’daki geniş çaplı ve büyük yankı uyandıran protesto gösterilerinden sonra Indymedia’nın doğuşu... Hepsi birbiriyle çok yakından alakalı.

 

ÖM - Belki bu bağlamda Samizdat hareketinden de bahsedebiliriz, yani, Sovyetler Birliği’nin baskıcı komünist yönetimine karşı gelişen yeraltı yayıncılığından esinlenmiş olmaları da muhtemel.

 

HT - Elbette, o köklü miras ve gelenekle de bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz... Samizdat anlayışının yeni teknolojilerden yararlanarak dijital aleme taşındığını söylemek pekala mümkün. New York Times  Zapatistalar’ın e-mail göndererek başlattığı hareketi daha o dönemde “postmodern devrim” olarak adlandırıyor, daha az sempatik yaklaşanlar ise bunun bir savaş olduğunu söylüyorlar. Ama daha ortada bir savaş da yok. Asıl dijital aktivizm (eylemcilik) 1997’deki Acteal kıyımından sonra başlayacak... İnterneti haberleşmede kullanan başka gruplar da hacktivizmi  eleştiriyor, hacktivizme eleştirel biçimde  yaklaşıyorlar. Yani bunun “dijital olarak doğru” (digitally correct) olmadığını ileri sürüyorlar. Hacktivizmi eleştiren bir kesim var kısacası. Dijital Zapatismoyu savunan hactivistler ise    hacking tabir edilen eylemlerin aslında bir dijital sit-in olduğunu söylüyorlar. Yani oturma eylemi bir tür. Sanal alemde gerçekleştirilmiş bir oturma grevi. Zapatistalar’a hacking tarzı eylemlerle destek önce Avrupa’dan geliyor. Yanılmıyorsam, İtalya’dan. Orada Anonim Dijital Koalisyon adlı bir örgüt var. Hacktivizm tarzı eylemlerle ilk destek onlardan geliyor. Daha sonra başka örgütler, kollektiviteler de  devreye giriyorlar. Bunlardan bir tanesi bir tiyatro topluluğu. Adı Electronic Disturbance Theater (Elektronik Karışıklık Tiyatrosu). Bunlar Zapatistalar’ın direnişini, mücadelesini sanal alemde estetize ediyorlar. Sanal alemde bir tür ajitprop tiyatro yapıyorlar.

 

ÖM - Brecht ve Piscator’un tiyatro anlayışlarını sanal aleme taşıyor, bu anlayışı yeni teknolojilerle zenginleştiriyorlar yani.

 

HT - Burada başka etki ve esin kaynaklarını da anabiliriz... Augosto Boal’ın mülksüzler için yaptığı tiyatrodan, Cesar Chavez’in Meksikalı tarım işçilerinin örgütlü mücadelesinin bir parçası olarak gerçekleştirdiği tiyatro çalışmalarından da esinlendiklerini ileri sürebiliriz.

Az önce değindiğimiz eleştiriye dönüyorum; Hacktivizm tarzı eylemlerinin dijital olarak doğru (digitally correct) olmadığı yollu eleştirileri kabul etmiyorlar. Yani bu bir doğrudan eylemdir, aynı zamanda da bir tiyatrodur diyorlar. Meksika hükümeti de Zapatistalar’a karşı çok acımasız davranıyor, acımasızca  şiddet uyguluyor.

 

ÖM - Evet, asıl şiddet, gücü elinde bulunduran taraftan geliyor. Yerli halkın taleplerini dikkate almak yerine imha politikası uygulamayı tercih  ediyor karşı taraf.

 

HT - Meksika hükümeti 50 köylünün ölümü hakkında pek az şey söylüyor, pek az açıklama yapıyor. Hiç bir şey olmamış gibi davranıyor. Yaptığı açıklamalar ise gerçekleri gizleyen ya da çarpıtan resmi yalanlar olmanın ötesine geçmiyor. Bu resmi propagandayı ve manipülasyonu kırmak ve etkisiz  kılmak gerekiyor. Zapatistalar ve onlara destek verenler, işte bu noktada yeni teknolojilerden yararlanmanın ne denli yaşamsal olduğunu daha iyi anlıyorlar. “Yeni teknolojileri kullanmazsak, eski  iletişim teknolojilerinde ısrar edersek, 1960’lar ve 70’lerin Samizdat anlayışını eğer elektronik aleme geçirmezsek, dijital düzeye taşımazsak çok da etkili olamayız“ diyorlar.. Bu yüzden de dijital olarak doğru (digitally correct) olmadıkları yollu savları dikkate almıyorlar. Yaptıklarının aynı zamanda sanat olduğunun, salt politik bir eylem değil, aynı zamanda estetik bir etkinlik olduğunun altını çiziyorlar.. Avusturya’da, Linz’de yapılan Ars Electronica Festivali’nde de bunu bir performans olarak gerçekleştiriyorlar. Orada herkesi Meksika Hükümeti’nin, Frankfurt Borsa’sının ve Pentagon’un sitelerine girmeye teşvik ediyorlar. Bu performans anında, herkesi laptoplarıyla adını andığım sitelere saldırmaya davet ediyorlar.. Böylelikle  hacktivizim sanat ile birleşiyor, performans ile birleşiyor. Fakat Zapatistalar’da performans, teatrallik hep var. Zapatistalar tiyatroyu seviyorlar aslında. Büyülü gerçekçilik dediğimiz biraz da bu. İkinci Kumandan Marcos’un yüzünü örten kar maskesi, ağzındaki pipo, yanından hiç eksik etmediği transistörlü radyosu bu teatralligin unsurları. Onları yakından tanıyan, Zapatistalar üzerine belgesel yapmış olan bir sinemacı, Nettie Wild da söylüyor bunu. “Zapatistalar’ı bir kez gören onları bir daha unutamaz“ diyor. Onları unutulmaz kılan, işte bu teatrallik.. Burada teatrallik ve performans (gösteri) sözcüklerinin hiçbir olumsuz ya da küçümseyici anlamı yok. Tam aksine, kendiliğindenlikle ilgili... Olayların içerisinde gerçekleşiyor her şey bazen. Zapatistalar’a sempati duyanlar da onlara sanal alemdeki tiyatro ile destek veriyorlar.

 

ÖM - Eylem tarzlarında da gözlemleniyor bu teatrallik. Chiapas ormanlarından yola çıkarak başkentte yürüyüşleri örneğin... Yol boyunca köylülerle kucaklaşmaları...

 

HT - Doğru. Sözünü ettiğin yürüyüş bu konuda güzel bir örnek.

Dijital Zapatismo’dan, Electronic Disturbance Theater’ın etkinliklerinden, direniş sanatından söz ediyorduk. Zapatistalar’ın ve onları destekleyenlerin direnişi estetize ettiklerini söylemiştik. Bu

tiyatronun Brecht’in epik tiyatrosunun, Piscador’un tiyatrosunun, yanısıra Bread and Puppet, Leaving Theater gibi 1960’ların radikal tiyatro topluluklarından da etkiler taşıdığını, onların uzantısı olduğunu da eklemeliyiz.. Şimdi burada bir benzerliği, daha doğrusu bir başka etki ve esin kaynağını daha anmalıyız. Gran Fury.. Bunlar AİDS aktivistleri, ACT-Up bünyesinde doğmuş bir eylemci ve sanatçı  topluluğu Gran Fury. Onların gerçekleştirdikleri sit-in’ler (oturma eylemleri) ile Electronic Disturbance Theatre’ın eylemleri arasında bir benzerlik var.

 

ÖM - AIDS eylemciliği aslında, 1980’lerin ikinci yarısından başlayarak, yeni toplumsal hareketlere, bunların protesto tarzlarına esin kaynağı oldu.

 

HT - Özellikle de ACT-UP eylemleri... ACT-UP eylemcileri ve ACT-UP bünyesinden doğan Gran Fury sanat kollektivitesi, hükümetin, sağlık harcamalarına ve AİDS araştırmalarına ayırdığı parada kısıtlama yaparak, hastaları ölüme terkettiğini söylüyor.. Bunu protesto amacıyla toplu ölme (die-in) eylemleri gerçekleştiriyorlar. Sözkonusu protesto eylemleri aynı zamanda birer performans. Bunlar karışıklık yaratıcı eylemler, gerilla aksiyonları. Elektronik Disturbance Theater da (EDT) dijital alemde karışıklık yaratıyor... 1999 yılında olmalı, Pentagon’un web sitesine saldırıyor. Pentagon da kendi üslubuyla buna karşılık veriyor ve EDT eylemine, performansına katılan pek çok kişinin bilgisayarlarını çalışamaz hale getiriyor. Bu yüzden de, eğer bir savaş söz konusuysa, bu savaşı başlatanlar hacktivistler değil; bu olayda sivil itaatsizlik sayılabilecek bir eyleme çok sert karşılık verilmesi sözkonusu. Ricardo Dominguez, EDT‘nin üyelerinden biri. Önemli bir tiyatrocu. Klasik tiyatro eğitimi almış olmakla birlikte, daha sonra New York City’de 1-2 yılını hacktivizmi öğrenmeye harcamış; teknik olarak bunu çok iyi bilen birisi, bir tür dijital gerilla diyebiliriz kendisine. Ricardo Dominguez ve EDT’nin diğer üyeleri internet sayesinde yeni bir kamusal alan açıldığını vurguluyorlar. Bu, Habermas’ın idealize ettiği kamusal alandan hayli farklı. Habermas’çı anlamıyla kamusal alan aslında dıştalayıcı. Klasik anlamıyla, tarihsel olarak da dıştalayıcı. Sınırlı ve dıştalayıcı. İnternet’deki sanal cumhuriyet ve kamusal alan çok daha demokratik. Biliyorsun, Antik Yunan’da agora rasyonel söylemin kurulduğu alandı. Toplumsal politika orada  biçimleniyordu. Atina demokrasisine katkıda bulunacak toplumsal politikalar. Ama bu demokrasi herkesi kapsamıyordu. Toplumsal politikaların oluşturulması sürecine herkes katılamıyordu. Herkes politika yapamıyordu. Agora’da konuşma ve politika yapma, politikayı biçimlendirme yurttaşların hakkıydı. Daha doğrusu, onlara tanınmış bir ayrıcalıktı. Kimler yurttaş sayılıyordu? Köle sahibi, gemi sahibi, tüccar erkekler. Ama köleler, kadınlar ve Atina’nın dışında kalan taşralılar tartışmaya giremiyorlardı. Oysa, hacktivizm internet yoluyla dıştalanmışların, paryaların  agora’ya girmelerini ve orada politika yapmalarını sağlıyor. En azından bu konuda geniş potansiyel taşıyor. Agora’ya girme hakkından yoksun olanlar buraya sızmaya çalışır, karışıklık çıkarırlarmış. Demos deniliyor bunlara. Gösteri yapmak, ‘demonstrate’ sözcüğü belki buradan geliyor. Hactivistler’in yapmak istediği bu aslında.

 

ÖM - İnternet’in söz hakkı kısıtlanmış olanlara kendilerini ifade hakkı verdiği doğru. Fakat, onlar şimdi yeni bir dille konuşuyor, kendilerini yeni bir dille ifade ediyorlar. Metaforik bir dil. Sembolik dilin karşısında semiotik bir dil. İnternete biraz da bu açıdan yaklaşmak lazım belki de. Yeni bir dilin konuşulduğu yeni bir kamusal alan.

 

HT - Evet, yeryüzünün lanetlilerinin, paryaların kendilerini ifada edebilecekleri, baskı ve sömürüye karşı direnişlerini örgütleyebilecekleri bir alan. İnternet, karşı kamusallığın alanı.

 

Bütün bu anlattıklarımız temelinde, hactivistleri hacker olarak görmek doğru gelmiyor bana. Onlar sıradan hackerlar’dan mutlaka ayrı tutulmalılar.. Dijital olarak doğru bulmamanın da bir liberal duyarlılıktan kaynaklandığını düşünüyor ve buna da katılmıyorum. Çünkü karşındaki, teknolojik olarak senden çok daha güçlü. Hem katliam yapıyor, hem de teknolojik olanaklardan yararlanarak, deyim yerindeyse zeytinyağı gibi üste çıkıyor. Bunun dışında senin sesini duyurman için çok fazla alternatifin yok. Bu nedenle Electronic Disturbance Theater‘ın yaptıklarına ve de söylediklerine hak veriyorum.

 

ÖM - Bir yönüyle gerçekten dijital sahnede sahnelenen bir performans, bir tiyatro söz konusu. Ve bu aynı zamanda, politik bir eylem, doğrudan eylem. Elektronik kültürün, iletişimin

getirdiği yeni olanaklardan yararlanarak gerçekleştirilen performans ve politik bir eylem. “Büyülü gerçekçiliğin politikası” tanımını hak ediyor. İlginç...

HT - EDT’nin hacker (şifre kırıcı) olarak suçlandığını ve dijital olarak doğru (digitally correct) bulunmadığını söylemiştik. Ayrıca, bu eleştiri karşısında kendilerini nasıl savunduklarını da özetlemeye çalıştık. Siber terörist suçlaması öncelikle Rand Cooperation gibi CIA ile, Pentagon ile yakın ilişkili kurumlardan geliyor. Siber terörist suçlamasını Rand’ın bazı teorisyenleri, stratejistleri kullanıyorlar. Dolayısıyla, bu suçlamaya kuşkuyla bakmak, hatta ciddiye almamak gerekir. Fakat, siber terörizm suçlamasından ayrı olarak, bir de “dijital olarak doğru” olmama eleştirisi var. Bu, politik doğruluk (politically correct) ya da politik olarak doğru olmamak temelinde yapılan bir ayırım. Hacktivizmin dijital  doğruluktan yoksun olduğu eleştirisi genelde ılımlı soldan, liberal çevrelerden gelen bir eleştiri. Fakat, Zapatistalar’ı destekleyen, onlara sanal alemde lojistik destek sağlayan hactivistlerin gözardı edilmemesi gereken savunmaları ve argümanları var. Sıradan hacker sayılamayacaklarını, çok şeffaf olduklarını söylüyorlar. Yani EDT’nin kimlerden oluştuğu belli. Performans sırasında kim oldukları belli oluyor, görülüyor. Kendilerini gizleme gereğini duymuyorlar. Dolayısıyla, terörist olarak suçlanamayacaklarını ileri sürüyorlar.. Bu savlarında haklılar. EDT’nin kimlerden oluştuğu bir sır değil. Örneğin, bunlardan biri, daha önce de adını andığımız Ricardo Dominquez. Diğerlerinin isimlerini şimdi hatırlamıyorum, ama Critical Art Ensemble’ın bazı üyeleri de var aralarında. Terörist olmadıklarında, yaptıklarının terör eylemi sayılamayacağında ısrar ediyorlar. Asıl terör eylemlerinin kendilerine karşı resmi odaklardan yöneltildiğini de ekliyorlar. Örneğin, ABD Savunma Bakanlığı’nın eylemi; “dijital oturma grevi”ne katılan kişilere karşı saldırıya geçerek onların  bilgisayarlarını bozması, bilgisayar sistemlerini çökertmesi sözcüğün tam anlamıyla, büyük T ile Terörizm. Bir terörist eylemden söz edilecekse, bu Savunma Bakanlığı’nın eylemi. Electronic Disturbance Theater sanal alemde karşı kamusallık(lar) yaratıyor. Dillerinin metaforik olduğunu, normal gündelik hayattaki resmi makamların resmi belgelerdeki dili de bozarak konuştuklarını, böylece bir iletişim kurduklarını belirtiyorlar haklı olarak. Ve en önemlisi tabii internetin direnişi küreselleştirme potansiyelinden yararlanıyorlar. Yani yırtıcı küreselleşmeye karşı çıkıp, adaletli bir küreselleşme, alternatif bir küreselleşme için mücadele ediyorlar. Eğer böyle bir amaçla yola çıkmışsanız, mücadelenizi küresel bir ölçekte duyurmanız gerekir.

 

ÖM - “Taktik medya” olarak adlandırılan yeni medya direnişi küreselleştiriyor. Bu, yeni medyanın belki de en önemli  yönü. Ancak böylelikle yeni toplumsal hareketlere, alternatif bir küreselleşme projesinin peşinde olan bu hareketlere etkili destek sağlayabiliyor.

 

HT - 1960’lardaki direniş, bugünle kıyaslandığında yerel (lokal). Fakat dönemin teknolojisi de bu anlamdaki yerelliği aşmaya izin vermiyor. Direnişçi medya, direniş amacıyla kullanılan iletişim araçları ve kanalları yeraltı yayınlarından, dergilerden ve korsan radyolardan ibaret.. Oysa, bugün direnişçilerin elinde internet var. Bundan yararlanarak en yerel isyanları, meydan okuyuşları küreselleştirebiliyorlar. İşte bu anlamda yerelliğin ve küreselliğin iç içeliğinden, yani glokal oluştan söz ediliyor... Yerel olanın, yerel kültürlerin hem homojenleştirmeye, asimile edilmeye direnişini, hem de kendi dışına kendi iradesiyle açılarak, başka kültürlerle kaynaşmasını ifade ediyor bu sözcük. Örneğin, Zapatistalar  ataları Mayalar’ın mirasını sahipleniyor, aynı zamanda da neo-liberalizme karşı mücadelelerinin küresel olduğunun altını çiziyorlar. Böylesi bir iç içelik küresel adaleti sağlama bakımından çok önemli. Bu mücadelede baskı alanlarını medya manipülasyonuna karşı aydınlatmak gerekiyor. Onlara gerçekleri, kendi gerçeklerini,

kendileriyle ilgili gerçekleri duyurmak gerekiyor. Bu yüzden de internetten ve yeni teknolojilerden yararlanmak ve buralarda, sadece e-mail göndermekle kalmayıp, gerektiğinde elektronik sit-in’ler (oturma grevleri) yapmak da kaçınılmaz oluyor. Ama Zapatistalar’ın bu olanaklardan kendi başlarına tam anlamıyla yararlanmaları pek kolay değil. Daha  doğrusu, Chiapas  cangılında olanakları çok sınırlı. Çoğu bölgede elektrik yok, bazen telefon yok. İşte bu noktada harekete sempati duyanların desteği çok önemli.

 

ÖM - Evet burada tabii belki de aynı anda gerçekleştirilen iki dönüşümden de bahsetmek gerekiyor. Kullanılan ve baskı aracı olarak da bir görünüme bürünen teknolojinin, buna bağlı olarak da dilin  dönüştürülmesi... Mesela iki tane son derece ilginç örnek verdin. Biri hackerlıkla activizmi (eylemcilik) birleştiren hacktivizm, diğeri de yerel (lokal) ve küresel (global) sözcüklerini sentezleyen glokal.

 

HT - Evet.

 

ÖM - Dilde gerçekleştirilen bu dönüşüm de aslında baskıya karşı direnişin bir parçası; çünkü sonuçta dil de bir tahakküm aracı olabiliyor, hem de nasıl bir araç. Ezen ve aşağılayan bir araç. Acımasızca kullanılabilen bir araç.

 

HT - Çok haklısın.... Yeni mücadeleye uygun bir dil yaratılıyor. Dünyayı yeniden tanımlamak için yeni bir dili konuşmak gerekiyor. İnsan özne olabilmek için kendi dilini oluşturmak zorunda, yani dilsiz özne olmaz. Celladının diliyle konuşamazsın, celladın diliyle konuşursan infazdan kurtulamazsın. Kendi dillerini de oluşturmak, linguistik kimliğini kazanmak zorundasın.

 

ÖM - Evet. Bu da görünmeyen ama çok önemli bir boyutu işin.

 

HT - Sadece Zapatistalar için değil tabii bütün ezilenler için, kadınlar için. Geçmiş programlarda  üzerinde durmuştuk; yani Gertrude Stein’ın, ataerkil dili bozması ya da John Cage‘in mezostik şiirler yazması, söz dizimini bozması. John Cage sözdizimin militer çağrışımlar uyandırdığını söyler. Belli bir sıra, belli bir düzen içinde art arda gelen sözcükler.

 

Dijital aktivistlerin ya da hacktivistlerin sanal alemde yeni bir kamusal alan oluşturduklarını, burada kendi seslerini duyurmaya çalıştıklarını bir kez daha belirtelim. Ancak kamusal alanda salt diyalog ile yetinmiyorlar. Burada yer yer hacktivizm  kapsamına giren, hacktivizm tanımına uyan eylemler de yapıyorlar.. Yasaları zorlayarak, sivil itaatsizlik eylemleri gerçekleştiriyorlar. Yeni kamusal alanı, yani sanal alemi direniş pratiklerinin bir mekanı yapıyorlar. Bunu yapmak yaşamsal önemde; çünkü karşı  taraf çok güçlü ve hegemonyasını sağlam araçlarla pekiştirmeye çalışıyor devamlı surette. Özetle söylemek gerekirse, direnişi yaymak ve olabildiğince çok sayıda insana duyurmak için e-mail göndermenin ötesine geçmek zorunlu. Bu amaçla yapılan hacktivizmin suç eylemi olarak nitelenmesi pek önemli değil aslında. Kime göre suç? Çünkü Rand Cooperation stratejistleri, e-mail gönderme düzeyindeki bir internet eylemciliğini dahi terörizm olarak adlandırabiliyor. Bu kadarını dahi terörist eylem olarak görüyorlar. Karşı terör eylemlerine geçebilmek için böyle yapıyorlar. Gizli servislerin ve istihbarat örgütlerinin internette yürüteceği karşı terör  faaliyetlerine zemin hazırlayabilmek ve bu tür faaliyetleri meşrulaştırabilmek için, güya terör eylemleri varmış gibi haber yayıyor, bunun sözüm ona teorisini kuruyorlar. Şu bir gerçek, direnişi etkili kılabilmek açısından artık salt e-mail göndermenin ötesine geçmek ve daha fazlasını yapmak gerekiyor. Amerika’nın dış politikasının askerileşmesi karşısında, önleyici savaşın dış politikada her türlü diplomasinin önüne geçmesi karşısında, net eylemciliğinin de daha etkili eylemler gerçekleştirmesi gerekiyor. Yani sanal alemde karışıklık yaratılması kaçınılmaz oluyor; çünkü korkunç bir manipülasyon var.

 

ÖM - Etkili ve yaratıcı bir tarz tabii.

 

HT - Tabii. Yaratıcı eylemcilik gerçekten.. Çok iyi hatırlattın. Gelişen bu yeni eylemcilik kendi kuramcılarını da doğuruyor. Bunlardan bir tanesi Lev Manovich. “Taktik medya”nın önde gelen kuramcılarından. Onun, “meta medya“ kavramı var. Manovich’e göre bu yeni teknoloji aslında çok da yeni değil. Yani eski konvansiyonal iletişim biçimlerini de dıştalamıyor. İnternette yazılı metin var, grafikler var, bütün yerleşik araçlardan, anlatım formlarından yararlanılıyor.. Yani eskiyi dıştalamadan eskiyle kaynaşarak, eskiyi de kendi içerisinde dönüştürerek yararlanıyor, bu yüzden ikisinin kaynaşmasını anlatabilmek için “meta medya” terimini kullanıyor Lev Manovich. Az önce de söyledim,  “taktik medya” olarak da anılan bu yeni medya, eylemcilerinin yanısıra kuramcılarını da zaman içerisinde yaratıyor.

 

ÖM - Evet, bilgisayar iletişiminde kullanılan bütün araçlar büsbütün yeni sayılmaz gerçekten. Fakat software teknolojisinde bunların kullanımı farklılaşıyor. Aktarılan bilgi interaktif grafik ve tasarımlarla dinamikleşiyor. Data, içeriğinden bir şey kaybetmeksizin dinamik bir tarzda görselleşiyor. Eğer, Lev Manovich’in “meta medya“ kavramıyla anlatmak istediği buysa, ona katılıyorum.

 

HT - Sanırım, “meta medya” ile dile getirmek istediği bu. Yerleşik olanın başkalaştırılarak yeniye katılması. Yazılı metnin (text’in) kullanılması, fakat hipermetin (hypertext) olarak başkalaştırılarak kullanılması... “Taktik medya” ile de neyin anlatılmak istendiğini biraz daha açalım. Medyanın bir savaş aracı olarak kullanılması; ama bu aslında karşı tarafın, kelimenin en geniş anlamıyla gücü, iktidarı ellerinde tutanların başlatmış oldukları bir savaş ve “taktik medya” bu haksız ve asimetrik savaşta ezilenlerin direnişini örgütlüyor. Onlar için bir ölüm kalım meselesi olan bu savaşta, varlıklarını  koruyabilmek ve direnmek için “taktik medya”nın yaşamsal önemi var.. “Taktik medya”nın en önemli özelliği “kendin yap” anlayışına dayanması. 1970’lerde punkçıların dile getirdikleri “do it yourself” (kendi başına yap) anlayışı. Kendin yap, kendin örgütlen anlayışının sanal alemde sürdürülmesidir “taktik medya”. Bu  nedenle, aynı zamanda lojistik, stratejik, özellikleri de olan bir şey. Sanal alemdeki  nokta ve düğümler “taktik medya”nın damarını oluşturuyorlar..

 

ÖM - Buradan bakıldığında, Pentagon’un şimdiye kadar yaptığı en hayırlı işlerden birinin interneti icat etmiş olması olduğu söylenebilir. İnternet’in ön modeli diyebileceğimiz ARPANET, ABD Savunma Bakanlığı’nca kullanılmıştı ilk kez. Daha doğrusu, Savunma Bakanlığı’nca kullanılmak üzere tasarlanmıştı. Kökeninde militer bir amaç ve kullanım yatıyor. Ancak, verdiğimiz örnekler ve özetlemeye çalıştığımız bütün bu gelişmeler silahın geri teptiğini de gösteriyor.

 

HT - Doğru, internet Pentagon çıkışlı. Başlangıçta askeri amaçlarla kullanılıyor.

 

ÖM - Silah tersine çevriliyor ve etkili biçimde kullanılıyor.

 

HT - Direnişin küreselleştirmesi, yaygınlaştırması bakımından çok etkili oluyor. Ancak bu eski direniş biçimlerinden vazgeçmek anlamına gelmiyor. Electronic Disturbance Theater’dan verdiğimiz örnekte de görüldüğü üzere, bir anda haberleşerek Meksika elçiliklerinin önünde, Avrupa’da ya da dünyanın pek çok yerinde protestoları başlatabiliyorsun, organize edebiliyorsun.

 

ÖM - Evet. İnternet, I999 Kasım’ında Seattle’daki kitlesel protesto eylemlerinden başlayarak, Dünya Sosyal Forumu’nda, G8 toplantılarında müthiş etkileyici bir biçimde kullanılıyor.

 

HT - İlginç bir benzetme daha yapabiliriz belki: Izzy Stone’nun hemen hemen her şeyiyle kendisinin uğraştığı bir gazetesi vardı, adı Stone’s  Weekly idi. “Taktik medya”nın Izzy Stone’nun gazetecilik anlayışına benzediğini de söyleyebiliriz.. Çok ilginç, bütün hayatı boyunca tek başına bir gazete çıkarmış biridir Izzy Stone. Amerika’daki alternatif gazeteciliğin duayenlerinden...

 

ÖM - Evet, Izzy Stone yanına gelen stajyerlere gazeteciliğin altın kuralını, altın kanununu öğretir. Genç  gazetecilere, “bütün politikacılar yalan söylerler” ilkesinden başlamalarını, bu ön kabulden yola çıkmalarını tavsiye eder, değil mi?

 

HT - Doğru. Zaten Izzy Stone’un çıkardığı gazetenin asli amacı da politikacıların yalanlarını ortaya koymak.. Yani politikacıları tersten okumak, dudak aralarındakini okumak, onları deşifre etmek. Bir şey daha var, şöyle bir sözü var Izzy Stone’un: ”cennet ve ütopyayı hemen yarın sabah kurmayı umuyorsanız, güçlükleri ve tarihi kavrayamamışsınız” demiş. Ondan söz açılmışken, şu sözünü de hatırlatalım: “Mücadelenin kendinden haz almanız gerekir”. Gerçekten, mücadelenin her anından zevk alarak yaşamış birisi Izzy Stone.

 

ÖM - Bugün muhalif basından söz edebiliyorsak eğer, bu Izzy Stone ve onun gibi ilkeli insanların özverileri sayesinde mümkün oluyor. Saygıyla analım onu.

 

HT - Sanal alemdeki direniş odakları Zapatistalar ile sınırlı değil elbette. Baskıcı ve dıştalayıcı  egemen kültüre karşı çok sayıda direniş odağı var. Ama burada Izzy Stone‘nun gazetesinden farklı bir şey de var. “Taktik medya”cılar kendilerini tanımlarken nomadik medya kavramını da kullanıyor. Yani nerede olduklarını yakalayamıyorsun. Gezgin bir medya anlayışları var “taktik medya”cıların.

 

ÖM - Göçebe medya. Azınlığın sesi ve iktidar karşıtı olmasından dolayı da öyle. Azınlık söylemini kuran bir medya.

 

HT - Evet, gerçekten öyle. Akışkan, gezgin. Yeni bir göçer çağına girdiğimiz ileri sürülüyor. Çağımızın  göçebeleri sınırları zorluyorlar, sınır kapılardan girmeye çalışıyorlar . “Taktik medya” bir anlamda yeni göç çağının iletişim yolu. Göç çağına, günümüzün diasporalarına uygun düşüyor.

 

ÖM - Zaten o göçmen dalgasını dışarıda bırakmak için de kaleler inşa ediliyor. Onları önlemek için yapılmayan hiçbir şey de kalmıyor tabii.

 

HT - “Taktik medya” dıştalananların, sesini duyuramayan, kendi dilini konuşamayan insanların medyası .Bir şey daha var. Taktik medya ve İslamiyet üzerine bir yazı  da yazmış olan David Garcia, ki  taktik medyanın önemli kuramcılarından biri, az önce sözünü ettiğimiz dijital eylemciliği, hacktivizmi “elektronik intifada” olarak da tanımlıyor. Zapatistalar’ın internetten faydalanma konusunda yaptıkları öncülükten, bütün direnişçilerin ve başta Filistinliler olmak üzere Ortadoğu halklarının da ders çıkarmaları, haklı davalarını duyurmada bu teknolojilerden olabildiğince yararlanmaları gerektiğini vurguluyor.

 

ÖM - Evet, son derece yeni bir fenomenden konuştuk. Elektronik dünyadaki, sanal alemdeki hem haberleşme hem direniş biçimlerinden söz ettik.. Yerel direnişlere lojistik destek veren ve bu direnişlere küresel boyut kazandıran “taktik medya”dan konuştuk. Yeni bir kavram olan “taktik medya”yı açmaya çalıştık...

Bugünkü Cuma Adlı Adamları da bu şekilde kapatıyoruz herhalde. Başka bir şey var mı eklemek istediğin?

 

HT - Bugün değindiğimiz “taktik medya” ile yakından ilgili bir konu başka bir programa kaldı. Gözetleme ya da gözetlenme konusu. Aslında bir gözetleme toplumunda yaşıyoruz. Zapatistalar’ın  direnişine aktif destek veren taktik medyacılar bu gözetleme toplumuna ya da gözetleyici topluma, “büyük birader toplumu”na karşı da savaşıyorlar. “Büyük birader”in tahakkümüne ve kıyımlarına, onun silahlarıyla direniyorlar Chiapas ormanlarına yerleştikleri kameralarla, Zapatistalar’ın ve köylülerin uğradıkları kıyımları dünyanın uzak köşelerine, herkese göstermeye çalışıyorlar. Anchors for witnessing olarak anılan bir proje bu. ”Tanıklık için atılmış demirler” diye çevirebiliriz sanırım. Burada sözü edilen “demirler”, ormanın değişik köşelerine yerleştirilen kameralar. Bu projenin bir benzerini  Avusturalya’da, Woomera adıyla anılan bölgede uygulamışlar. Aborojinler’in toprakları burası, ama uranyum çıkarılıyor. Maden şirketini protesto eden Aborojinler’i kiralık adamları aracılığıyla  bastırmaya, yıldırmaya çalışıyormuş. Bu şiddet ve kıyımı tespit etmek, belgelemek ve bütün dünyaya iletmek için yöreye kameralar yerleştirmişler taktik medyacılar. Bu konuya önümüzdeki programlarda dönelim ve ayrıntılarıyla konuşalım. Sanırım şimdi zamanımız kalmadı.

 

ÖM - Evet, mutlaka. Bak yanımda da National Geographic Türkiye’nin son sayısının kapak hikayesi var: “Göz altındayız. Yüksek teknoloji sizi gözlüyor“. Gelecek programlarda bu konuya mutlaka dönelim.

 

HT - Kesinlikle.

 

(28 Kasım 2003 tarihinde Açık Radyo'da Cuma Adlı Adamlar programında yayınlanmıştır.)

Kategori: