Mali kesimden kim, niye vergi istiyor

-
Aa
+
a
a
a

28 Nisan 2010Referans Gazetesi

Geçen hafta Washington'daki G-20 toplantısında gündeme gelen konulardan birisi tüm ülkelerin kendi mali kesimleri üzerine vergi koymaları önerisiydi. Kolayca tahmin edilebileceği gibi, bu konuda G-20 ülkeleri arasında görüş farklılığı vardı; üzerinde düşünmeye devam edeceklerini söylemekle yetindiler. Ne yapılmak istendiğini anlayabilmek için öncelikle G-20 gündemindeki önerinin ne olup ne olmadığını açıklığa kavuşturmak gerekiyor. G-20 gündemine gelen IMF'nin ‘A Fair and Substantial Contribution by the Financial Sector, April 2010' başlıklı çalışmasıydı.
G-20'nin gündemine gelmeyen, ‘Robin Hood Vergisi' diye adlandırılan bir öneri daha var. Bu öneri mali kuruluşlar arasında (sadece bankalar değil) yapılan tahvil, hisse senedi, türev ürün alım satımları üzerinden yüzde 0,05 (on binde beş) oranında harç alınmasını öngörüyor. (Bu vergi bankalarla müşterileri arasındaki işlemlerden alınmıyor.) Amaç mali kurumların spekülatif işlemlerini zorlaştırmak yoluyla aşırı risk almalarını engellemek. Oran çok düşük olmasına rağmen bu tür işlem hacminin yüksekliği nedeniyle elde edilebilecek yıllık hasılatın yılda 650 milyar dolara ulaşabileceği tahmin ediliyor! Bu vergiyi savunanların önerisi, bu gelirin yarısının ülke yönetimlerince, ekonomilerinin krizden çıkması için kullanılması. Diğer yarısı ise uluslararası hedefler için kullanılacak. Bu paranın üçte birinin iklim değişikliği konusunda kullanılması, üçte ikisinin ise fakir ülkelere yardım olarak yönlendirilmesi öneriliyor. Bu öneriye destek verenler arasında Avrupa Parlamentosu, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Brezilya hükümeti var. Aslında bu iktisat yazınındaki adıyla ‘Tobin Vergisi'. Böyle bir verginin spekülasyonu azaltmada başarılı olup olmayacağı, spekülasyonun düşmesinin her zaman mali piyasalar için arzulanan bir sonuç olup olmadığı ve uygulanabilirliği konusunda farklı görüşler var; tartışmalar halen devam ediyor.
IMF'nin G-20 toplantısına sunduğu farklı önerinin ise iki amacı var: 1) Mali kesimin ileride bir mali kriz nedeniyle karşılaşabileceği maliyetleri kendisinin karşılamasını sağlamak 2) Krizlerin olma olasılığını ve topluma maliyetini düşürmek. Bunlar sağlanırsa mali kesimin aşırı risk almayacağı düşünülüyor. IMF, iki vergiden oluşan bir paket öneriyor. Bunlardan ilki, mali kuruluşların sermaye dışındaki yükümlülüklerinden alınan sabit oranlı bir vergi. Buna ‘Mali İstikrar Katkısı' adı veriliyor. Bu vergiden elde edilecek hasılat ilerideki krizlerin maliyetini karşılamada kullanılacak. Ancak böyle bir kaynağın varlığının, bankalar tarafından ‘kurtarılacakları güvencesi verildiği' biçiminde anlaşılmaması için, IMF bir bankanın sistemi çökertmeden batmasını sağlayacak düzenlemeler yapılmasını öneriyor. İkinci vergi, ‘Mali Faaliyetler Vergisi', mali kuruluşların kâr ve çalışanlara yapılan ödemelerinin (ücret+prim vs) toplamı üzerinden alınması söz konusu. Bu vergi, Katma Değer Vergisi'nin mali kuruluşlara uyarlanmış biçimi olarak düşünülebilir. IMF, bu verginin aşırı kâr ve ödemeler üzerine konulmasını öneriyor. Bu yolla mali kesimde vergi sonrası kâr oranının ‘normal düzeye' indirilmesi hedefleniyor. Bundan beklenen önemli bir yarar da mali kurumların aşırı büyümesinin engellenmesi. Bu verginin mali kurumlar üzerindeki yükü ve etkisi farklı olacağı için bunun mali hizmetlerden yararlananlara, fiyat artırmak yoluyla yansıtılması da zor.
Bu vergilerin hasılatını her ülke nasıl kullanacağına kendisi karar veriyor. IMF'nin önerisi, mali kuruluşların yaşayabilecekleri sorunların çözümünün maliyetini karşılamak üzere bir fon oluşturulması. Görüldüğü üzere, IMF bu vergilerden elde edilecek hasılatının sadece mali kesimin sorunlarının çözümünde kullanılmasını öneriyor. Herhalde ancak buna yeter diye düşünüyor. Önümüzdeki dönemde bu tartışmalar devam edecek gibi.
Acaba bu tür vergiler Türkiye'nin mali sistemini nasıl etkiler?