Küresel krizde üçüncü dalgaya girdik

-
Aa
+
a
a
a

22 Şubat 2010Referans Gazetesi

İçinde olduğumuz krizin Türkiye'yi üç dalga biçiminde etkileyeceğini düşünmek gerektiğini daha önce de birkaç kere yazmıştım. ABD ve Avrupa gibi ülkelerde yaşanan olayın etkisi ilk dalgayı oluşturuyor. İkinci dalga bizim gibi çevre ülkelerin etkilenmesinden kaynaklanan ve bizi etkileyen bir hareket. Tipik örnek Dubai krizi. Üçüncü dalga ise ülkelerin alacakları önlemler nedeniyle küresel ortamda meydana gelecek değişikliklerin Türkiye üzerindeki olası etkileri.
Yunanistan olayına bu çerçeve içinde bakmak gerektiğini düşünüyorum. Böyle bakıldığında üzerinde düşünmemiz gereken asıl konu AB'nin bu olay karşısında alacağı önlemlerin Türkiye'yi nasıl etkileyeceği olması gerekmiyor mu? AB'nin Yunanistan'ı kaderiyle baş başa bırakmayacağına, "elinden gelen bir şeyleri" yapacağına ilişkin açıklaması, "açıklama" olmaktan çok uzaktı. Daha çok "Ne yapmanın uygun olacağını bilemiyoruz" anlamına geliyordu. Bu ise AB'de de bir sorun olduğu anlamına geliyor. Çünkü, böyle bir sorun Türkiye gibi bir ülkenin başına gelseydi, herkes "Git IMF'ye derdini anlat, dediklerini yap. Şansın varsa kurtulursun" derdi. Biz de daha önce öyle yapmıştık. Şansımız da yaver gitti; kullanabildiğimiz kadarıyla! Peki böyle bir olay ABD'de California, Brezilya'da Minas Gerais eyaletlerinin ya da Arjantin'de Provincia Invencible de Santa Fe'nin başına gelseydi ne olurdu? Onlara "Federal hükümetle oturun bir çözüm bulun" denirdi. Geçmişte de öyle oldu. Peki, AB'de ne oluyor? Yunanistan, AB'nin içinde ama eyalet değil! Ne "IMF'ye git" denilebiliyor ne de Brüksel bu işin çözüm yeri olarak gösterilebiliyor. Böyle olunca bizi de etkileyen bir belirsizlik ortamı oluşuyor. Bu, şimdilik mali piyasalarda dalgalanmaya yol açıyor. Piyasalardaki dalgalanmayı küçümsememek gerek. Bir kere, sadece Alman ve Fransız bankalarının Yunanistan'a açtıkları kredilerin toplamı 119 milyar dolar! Üstelik AB'nin ne yapacağını belirleyememesi bu bankaları sadece Yunanistan nedeniyle de korkutmuyor. Bu bankaların Yunanistan ile aynı olmasa bile benzer sıkıntılar içinde olan Portekiz, İspanya ve İrlanda'ya açılmış olan kredileri de düşünüldüğünde, alacaklarının toplamı 900 milyar dolara ulaşıyor. Bu rakam Alman ve Fransız bankalarının boyutuna göre bile büyük. Üstelik, bu ülkelerin bankaları arasında eşit dağılmış da değil. Bazı bankaların bu ülkelere olan riski epeyce fazla. Onlara bir şey olursa, bu ülkelerin bankacılık sistemlerinin de bundan olumsuz etkilenmesini beklemek gerek. Son iki yılda olup bitenlere baktığımızda bu etkilenmenin boyutunu tahmin etmenin hiç de o kadar kolay olmadığı ortada. Bu ise korkuyu daha da artırıyor.
Bu durumda AB mali sisteminin Türkiye'ye "Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer" biçiminde yaklaşmasını beklemek gerekmez mi? Bu, Türkiye'nin finansman olanaklarını daraltıcı bir ek etki yaratabilir mi? Öte yandan AB, Yunanistan'ın sorunlarının çözümünü IMF'ye havale etmesinin kendi saygınlığını zedeleyeceğini düşünüyor olmalı. Ama sonuçta, öyle ya da böyle, işin varacağı yer orası. Zaten IMF'nin "teknik desteğinin alınmasına" karar verilmedi mi? IMF heyeti geçen ay Atina'ya gitti bile. Üstelik G-20 kararlarında IMF'ye yeni verilen görevler ve olanaklar çerçevesinde böyle olması da gerekmez mi? Bu arada bizim de yılan hikâyesine dönen bir IMF ile anlaşma yapma maceramız var. Bu gelişmeler ışığında Türkiye'nin IMF ile anlaşma yapması ya da yapmaması ne anlama gelecektir? Acaba hazır derecelendirme şirketleri Türkiye'ye ilişkin olarak olumlu mesajlar veriyorlarken IMF ile anlaşma yapılması, piyasalarda "Türkiye'nin ileri görüşlü davrandığı" biçiminde bir algılamanın oluşmasına katkı sağlayabilir mi? Bir de uzun dönemli soru: Bu olaylar Türkiye'nin AB üyeliği sürecini nasıl etkileyecek? Bu soruların bizim gündemimizde olmadığının farkındayım. Yanlışlık sorularda değil, gündemde.