Kamu harcamalarının toplumsal denetimi gerekiyor

-
Aa
+
a
a
a

15 Şubat 2010Referans Gazetesi

Yunanistan krizinden herkesin çıkarması gereken dersler var. Bunların bir kısmı olay olduktan sonra neler yapılabileceğine ilişkin. AB bu işle meşgul görünüyor. Öte yandan, Yunanistan'ın karşılaştığı sorunu yaratan sürecin tekrar yaşanmaması için neler yapılabileceği üzerinde durmak gerektiği de anlaşılıyor. İşin özünün basit olması, bu gereksinimi azaltmıyor. Özetle Yunanistan, "ayağını yorganına göre uzatmamış". Burada kusurlu olduğu açık. Ama birisi bunu yapan herkesi, odanın bir köşesine tek ayak üzerinde durma cezasına gönderseydi, odanın kolayca çizilemeyecek bir çokgen biçiminde olması gerekirdi. ABD'ye en geniş köşe ayrılırdı, biz de bir köşede yer alırdık. Böyle söylerken, Türkiye'ye haksızlık ettiğimi düşünebilirsiniz. Bütçe açıklarımızı epeyce düşürmeyi becerdik. Bu doğru. Ama hâlâ eksik olan bir şeyler daha var. Bunların başında "Bir fırsatını bulsak da harcamaları artırsak, kamu açığı biraz artsa bile zararı dokunmaz" anlayışını gönlümüzden çıkaramamış olmamız geliyor. Bunu söylerken sadece hükümetten değil, bizlerden de söz ediyorum. Bir kere bizlerin (özel şirketler+hanehalkı) de borçları yükselmiyor mu? Öte yandan kamu harcamalarının nasıl yapıldığı, en uygun alanlarda yapılıp yapılmadığı sorunlarıyla ilgileniyor muyuz? Kamu harcamalarının gerekli olup olmadığı ya da etkinliği bizler için pek ilginç konular değil. Kamu harcaması haber olunca aklımıza gelen "yolsuzluk" oluyor. Hatta bu yüzden bazen, konuyu ilginç kılmak isteyenler işin içine yolsuzluk olasılığını bulaştırmaya kalkışabiliyorlar. Tabii, konuyla ilişkisi olanlara da çok ayıp edilmiş oluyor.
Oysa yapılması gereken, kamu harcamalarını izlemek, kimseyi suçlamadan, bunların toplumsal açıdan gerekliliğini irdelemek ve etkinliliklerini değerlendirmeye çalışmaktır. Kamunun bir harcamayı yapıyor olması, bu harcamanın ne mutlaka yapılması gerektiğini gösterir ne de en etkin bir biçimde yapıldığını. Bizde de defalarla oldu, şimdi Yunanistan'da da oluyor. Mecbur olunca bir sürü kamu harcaması kesiliyor. Madem bugün kesilebiliyor, dün niye kesilmemişti? Ya da kesilebildiğine göre pek de gerekli olmayan bu harcamaları yapma kararı ilk başta neden alınmıştı? Bu soruların sorulmasına yol açan sürecin özünde Yunanistan ya da bizimle pek ilgisi yok. Kamu harcamalarının özellikleri bunu doğuruyor. Kamu harcamaları, ulusal savunma gibi istisnai bazı kalemler dışında, belli bir insan grubuna (bir ilde yaşayanlar, bir iş kolunda faaliyet gösterenler vs.) yarar sağlarlar ama bunların finansmanına tüm vergi mükellefleri (bugünkü ve gelecekteki) katılır. Dolayısıyla genelde, bir birim yeni kamu harcamasından yararlananın çıkarı, bunun finansmanına katılanın üstleneceği ek yükümlülükten çok daha fazladır. O zaman da belli bir kamu harcamasının yapılmasından yararlanacak olanların bir araya gelip, seslerini duyurabilmeleri için güçlü nedenleri vardır. Buna karşılık, vergi mükellefleri ise çoğu kez, iş işten geçtikten sonra, kendilerinden daha yüksek vergi talep edildiğinde homurdanmakla yetinirler. Özetle genelde, kamu harcamaları, toplum tarafından, yeterince sorgulanmaz.
Sivil toplum kuruluşlarının (STK), önemli bir işlevi burada ortaya çıkmaktadır. STK'lar, kendi ilgilendikleri alanda kamu programlarını inceleyip, öneriler ya da eleştiriler ortaya koyarak, toplumsal denetimi sağlayabilirler. İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde, 2003 yılında kurulan "STK Araştırma ve Eğitim Birimi", STK'ların bu hizmeti vermesine yardımcı olmak üzere çok olumlu çalışmalar yapmakta. Örneğin devlet bütçesinin nasıl okunacağı, devletin yaptığı sosyal koruma, çocuk koruma ya da askeri harcamaların ne kadar olduğunun nasıl bulunacağı ve değerlendirileceği gibi konularda hem okuma kılavuzları hazırlanıyor hem de rakamlar toplanıyor. Bu bilgilere http://stk.bilgi.edu.tr adresinden ulaşmak olanaklı. Bu çalışmaları ele alacağım.