Fatih Özatay'ın kitabından

-
Aa
+
a
a
a

8 Ocak 2010Referans Gazetesi

Fatih Özatay'ın Finansal Krizler ve Türkiye (İstanbul: Doğan Kitap, 2009) adlı kitabından söz etmek istiyorum. Bu sadece yaşadığımız olağan dışı olayları, kolay anlaşılabilir bir dille bizlere anlatan bir kitap değil. Özatay, bu kitapta "2007-? Krizini" iktisadın derinliklerinden taşıdığı bilgilerle çözümlüyor ve bunlara dayanarak da iktisat politikası önerileri geliştiriyor. Kitabı, cana yakın diline aldanıp, hafife almamak gerek. Ama korkmak da gerekmiyor. Dikkatli bir okuyucu, Özatay'ın düşünce akışını, rahatlıkla takip edebilir. Sanırım kitabın bir önemli katkısı da iktisat politikası önerilerinin "bana öyle geliyor ki" türünde önermeler olmadığını hoş bir biçimde gösteriyor olması. Kitapta önce, krizleri açıklamaya yönelik kuramsal çalışmalar ele alınıyor (İkinci Bölüm). Bunların ışığında Türkiye'nin kendi krizleri (üçüncü bölüm) ve "2007-? Küresel Krizi" inceleniyor (dördüncü bölüm). Beşinci bölümde ise küresel krizin Türkiye üzerindeki etkisi üzerinde duruluyor. Kitabın tadına varabilmek için okumak gerek. Kendi hesabıma zevkle okudum ve çok şey öğrendim. Tavsiye ederim.
Kitapta ele alınan konulardan birisi de 2009 yılında Türkiye'nin krize iktisat politikası tepkisinin ne olduğu ve ne olması gerektiği. Özatay'ın bu konudaki yorumlarını aktarayım:
i) Özatay krizin niteliğinin iktisat politikası yapımcısı tarafından algılandığı izleniminin geç verildiğini söylüyor ve bunu eleştiriyor. Bu bağlamda da 2009 yılı için resmi büyüme tahmininin ancak nisan ayında değiştirilmiş olmasına gönderme yapıyor (s. 151). Ama "İktisat politikası yapımcıları krizi algılamadılar" demiyor. "Kararlarını geciktirerek, bu izlenimi verdiler" diyor. Dolayısıyla bu izlenimin doğmasını "politika tepkisizliğine" bağlıyor.
ii) Özatay ikinci bir görüşe daha yer veriyor. Yine krizin algılanmış olabileceği varsayımından hareket ediyor. İktisat politikası yapımcıları, krizi algılıyorlar ve krize karşı maliye politikası araçlarını kullanmaları gerektiğini de fark ediyorlar. Ama bu defa karşılarına bir başka sorun çıkıyor. O da bütçe kısıtı. Bu koşullarda alınması gereken maliye politikası kararları kamu açıklarını artırıcı nitelikte. Oysa, Türkiye'nin daha önceki deneyimlerinden acı bir biçimde gördüğümüz gibi, kamu açıklarının artması kamu borcunun sürdürülebilirliğinin sorgulanmasına yol açıyor. Bu durumda da iktisat politikasının saygınlığı hızla aşınıyor. Bu ise başka bir krize davetiye çıkartmak demek. İktisat politikası yapımcıları da küresel krizin Türkiye üzerindeki olası olumsuz etkileriyle mücadele edebilmek için gerekli adımları atamıyorlar. Dikkat edilirse burada bir "gecikme" söz konusu değil. Sorun, gerekli önlemleri almanın toplumsal maliyetinin yüksek olması.
iii) Özatay, politika tepkisizliğinin bir başka nedenine de dikkati çekiyor: "Şimdiye kadar yaşadığımız ekonomik küçülme dönemleri hep bozuk bir ekonomik yapı varken gerçekleşti. Oysa 2008'in son çeyreğinde girdiğimiz küçülme döneminin önemli bir farkı var: Başlangıçtaki ekonomik koşullarımız eski kriz dönemlerinde olduğu kadar ‘vahim' değildi. Bu olumluluk ne yazık ki, talihsizliğimiz oldu; ne yapacağımızı bilemedik." (s. 152).    
Bu üç görüş aynı olayı, farklı açılardan değerlendiriyor. Düşünmek isteyenlere de epeyce malzeme veriyor. Bu yolu seçerek "beceremediler" ya da "yapacak bir şey yoktu ki" gibi kestirme yanıtların sağladığı okuru "düşünme zahmetinden kurtarma" işlevini (!) yerine getirememiş oluyor. Bence kitabın bir başka güzel tarafı da bu. Düşünmeyi özendiriyor.
The Economist dergisinin 2-8 Ocak 2010 tarihli sayısında, bazı gelişmekte olan ülkelerin hem krizden çok etkilenmemeyi başarmaları ve hem de toparlanma sürecine çabuk ve güçlü girmeleri üzerinde duruluyor. Bu ülkeler arasında Türkiye yok. O aşamalar geçmişte kaldı. İleriye bakmak gerek. Özatay'ın kitabının "Sonuç Yerine" başlıklı altıncı bölümünü okuyarak düşünüp bir şeyler yapmaya başlayalım derim.