Deniz Savaşı Anlayışını Değiştiren Tarihi Olay

-
Aa
+
a
a
a

Bir teknolojinin yaşama kazandırılması, hele uygulandığı alanda düşünme biçimini değiştirmesi denildiğinde, aklımıza büyük bir olasılıkla, bunun ABD, Almanya ya da İngiltere gibi bir gelişmiş ülkede olmuş olduğu gelir. Çünkü bir buluşun uygulama alanına ulaşması için gerekli ortamın bu ülkelerde olduğunu düşünürüz.

Bu yazıda deniz savaşlarında düşünme biçimini kökünden değiştiren bir olay üzerinde duracağım. Bu olay dünyada hem savaş gemilerinin tiplerinin hem de donanımlarının değiştirmesine yol açmış. Ama ilginç yönü, bu büyük değişikliğe “gelişmekte olan” bir ülkenin donanmasının yol açmış olması…

Olay, 19 67 yılının 21 Ekim günü Mısır füze taşıyan botu Assiut’un İsrail’in Eilat destroyerini batırması… Böylelikle deniz savaşında ilk defa gemiden atılan bir seyir-füzesi (cruise missile) kullanılarak savaş gemisi batırılmış oldu. Bu olay sonrasında deniz savaşının nasıl yapılacağına ilişkin görüşler, dünya donanmalarının gemi profili, savaş gemilerinin taşıdığı silahlar ve gemilerdeki personelin niteliğinde önemli değişiklikler meydana geldi.

NOT: Aslında söz konusu tarihte Mısır, Suriye ve Yemen ile Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında birleşmiş durumdaydı.1958’de oluşturulan bu birlikten Suriye üç yıl sonra çekilmişti. Ama Mısır Birleşik Arap Cumhuriyeti ismini 1971’e kadar korumuştu. Burada üzerinde durulan olayın niteliği gözönüne alındığında bu yazıda Mısır adını kullanmakta bir sakınca olmayacağını düşünüyorum.

I. Gemilere karşı füze kullanılmasının tarihçesi

Hemen şunu belirteyim. Eilat bir füze kullanılarak batırılan ilk gemi değildir.

İlk defa füze kullanarak bir savaş gemisini II. Dünya Savaşı sırasında Almanya batırmıştır. 27 Ağustos 1943’de Büyük Britanya donanmasının HMS Egret adlı 1250 tonluk refakat gemisi, Biscay körfezinde, uçaktan atılan Henschel HS-293-A-1 tipi bir tel güdümlü (wire guided), sıvı yakıt ile çalışan roket motoru olan planör bomba ile batırılmıştı. Aynı harekâtta Kanada donanmasına bağlı HMCS Athabascan destroyeri de bu füzelere hedef olmuş ve ağır yaralanmıştı. Bu saldırıyı Luftwaffe’ye bağlı 18 adet Dornier Do-217 E-5 tipi çift motorlu hafif bombardıman uçağı yapmıştı.

Henschel HS-293-A-1 3.10 m. boyunda ve atılışta 1045 kg. ağırlığında idi. 295 kg. ağırlığında savaş başlığı taşıyordu. Zırhlı olmayan gemilere karşı kullanılmak üzere geliştirilmişti. Menzili 18 km. olan bu roket motorlu planör bomba uçaktan 6000 metre yükseklikten bırakılıyordu ve hedefe yaklaştığı sırada hızını saatte 900 km. ye kadar çıkarabiliyordu. Luftwaffe daha sonra Akdeniz’de Büyük Britanya donanmasına pek çok geminin batırılması ya da ağır biçimde yaralanmasına yol açan harekâtlarında bu silahtan yararlanmıştı.

İlk defa bir gemi batıran roket motorlu planör bomba: Henschel HS-293-A-1

Almanya’nın bu konudaki en önemli başarısı ise 9 Eylül 1943’de Italyan donanmasının sancak gemisi olan 41.377 tonluk (tam yüklü iken 45.752 ton) Roma zırhlısının batırmasıdır.

 II. Dünya Savaşının dev savaş gemilerinden İtalya’nın Roma Zırhlısı

Roma zırhlısının batırılmasının öyküsü ise şöyle: 1943 Eylül’ü başlarında Italya ateşkes arayışına girmişti. Bu çerçeve içinde İtalyan donanmasının müttefiklerin istediği bir yere çekilmesi konusunda da anlaşmaya varılmıştı. 9 Eylül 1943 günü sabah saat 3:00’de Amiral Carlo Bargamini komutası altındaki Italyan deniz kuvvetlerine bağlı gemiler demirli oldukları La Spezia limanından ayrıldılar. Filo Roma, Vittoria Veneto ve Italia (eski adıyla Littoria) zırhlıları; Eugenio di Savoia, Raimondo Monteuccoli ve Regolo kruvazörleri; Legionario, Grecale, Oriani, Velite, Mitragliere, Fuciliere, Artigliere ve Carabiniere destroyerlerinden oluşuyordu.

9 Eylü l 1943 sabahı saat 8:00’de La Spezia’daki Alman komutan Meendsen Bohlken Berlin’e gönderdiği bir mesajda İtalyan filosunun müttefiklere teslim olmak üzere yola çıktığını bildirdi. Bunun üzerine Alman Genel Kurmayı Luftwaffe’ye bu gemilere hücum atme emrini verdi. Marsiglia’dan 15 (bazı kaynaklara göre 11) Dornier 217 K2 tipi bombardıman uçağı havalandı.

Bu uçakların taşıdığı temel silah Ruhrstall AG PC-1400 (Bu silah daha çok Fritz X tanınıyor. Fabrika kodu ise FX-1400 ya da X-1) tipi radyo güdümlü, sıvı yakıt ile çalışan roket motoru ile donanmış bir planör bomba idi. Radyo güdümlü olan PC-1400 3.26 m. boyunda ve 1386 kg. ağırlığındaydı. Zırh delici kapasitsi olan bu silahın taşıdığı savaş başlığı ise 320 kg. idi. Menzili 5 km. olan bu roket motorlu planör bomba da uçaktan 5875-6065 m. (16.000-18.000 feet) yükseklikten bırakılıyordu. Azami hızı saatte 1035 km. idi.

PC-1400 (Fritz X) taşıyan bir Dornier DO-217 K-2

Bu uçaklar İtalyan filosunu Sardinya ile Korsika’yı ayıran Bonafacio boğazında saptadı. Saat 15:30’da saldırıya geçen Alman uçaklarının ilk vurdukları Italia zırhlısı oldu. Gemiye atılan iki PC-1400’den birisi dümeni bir süre için devre dışı bıraktı, ötekisi denize düştü. Gemi yedek dümeniyle yoluna devam etti. Ama Roma zırhlısı bu kadar şanslı değildi. 15:45’de bir PC-1400 geminin sağ tarafına isabet etti, gövdeyi delerek geminin altında patladı. Geminin turbinlerinin bir kısmı devre dışı kaldı. Geminin hızı 10 deniz miline düştü. 15:50’de Roma ön tarafına ikinci PC-1400 isabet etti. Geminin makineleri tamamen durdu ve yangın çıktı. Yangın geminin ön cephaneliğine sıçradı. Büyük bir patlamayla ikiye bölünüp ters dönen Roma derhal battı. Bu olayda 1264 denizci, 86 deniz subayı ve 2 amiral yaşamını yitirdi

Roma zırhlısını batırılmasında kullanılan PC-1400 (Fritz X)

Almanlar bu olaydan hemen bir hafta sonra Italya’da Salerno’ya çıkartma yapan müttefik kuvvelerine karşı başlattıkları hava akınlarında yine PC-1400 roket motorlu planör bombalarını yine kullandılar. 16 Eylül 1943 günü Luftwaffe’ye bağlı uçaklar Büyük Britanya’nın 36450 tonluk HMS Warspite zırhlısını ağır biçimde yaraladılar. Gemiye 3 adet PC-1400 isabet etmişti Aynı saldırıda Büyük Britanya donanmasının 8000 tonluk HMS Uganda ve ABD donanmasının 9475 tonluk USS Savannah kruvazörleri de yara almış, bazı ufak tekneler de batmıştı.

Gemilere karşı füzelerin bu biçimde kullanılması özünde uçaktan bomba atmanın daha gelişmiş bir biçimi olarak düşünülebilir. Gemilere karşı uçaklardan yararlanma fikri I. Dünya Savaşından itibaren uygulamaya konulmuş, II. Dünya savaşında ise yaygın olarak kullanılmıştı. Dolayısıyla Almanların roket motorlu planör bombaları teknolojik açıdan çok önemli bir yeniliği ifade etmelerine karşın denizde savaş kavramını değiştirmemişlerdi. Bu o lay sadece uçakların savaş gemileri için ne kadar tehlikeli olabileceğini çok daha açık bir biçimde ortaya koymuştu.

Bu teknoloji daha sonraki yıllarda da gelişti. Gemilere karşı kullanılmak üzere uçaktan atılan güdümlü füzeler geliştirildi. İran-Irak ve Arjantin ile Büyük Britanya arasındaki Falkland (Malvinas) savaşında gündeme geldi. Her iki savaşta da kullanılan Fransız yapımı Exocet güdümlü füzeleri adını dünyaya duyurdu.

Eilat’ın batırılışı olayını ise farklı yönde bir gelişme olarak görmek daha doğru olur. Çünkü bu olayda bir savaş gemisinin donanımı yer alan bir füze etkin bir biçimde kullanılmıştı. Bu da deniz savaşının niteliğini değiştirici bir sonuç doğurmuştu.

II. Eilat Destroyeri

Eilat destroyerini İsrail 1955 yılında Büyük Britanya’dan satın almıştı. Bu gemi Büyük Britanya’nın II. Dünya Savaşı sırasında hizmete soktuğu Z (ya da Zambesi) sınıfı filo destroyerlerinden HMSZealous idi. Bu gemi 28 Şubat 1944’de denize indirilmişti. Geminin deplasmanı 1710 ton, tam yüklü ağırlığı ise 2555 tondu. Tam yüklü iken 32 deniz mili hız yapabilen bu gemi 108 m. boyundaydı. Gemide 4 tane 114 mm. top, 6 tane de 40 mm. uçaksavar silahı ve 4 adet de 533 mm. torpito kovanı vardı.

Bu tip gemilerden ikisi (HMSMyngs ve HMS Zenith) da aynı yıl Mısır Deniz Kuvvetleri tarafından satın alınmıştı. Bu gemiler Mısır donanmasında sırasıyla El Kahir(Al Qaher) ve El Fetih (Al Fateh) adları altında hizmet vermişlerdi.

[El Fetih (Al Fateh) Z sınıfı destroyerlerden bugüne kalan birkaç örnekten birisi olup, koruma altına alınmıştır]

İsrail’in Eilat destroyerinın bulunduğu sınıftan HMS Zembasi

1967 Savaşı sırasında İsrail donanması güçlü değildi. Elindeki en büyük savaş gemisi de Eilat destroyeri idi. Bu gemi savaş sırasında başarılı operasyonlarda görev almıştı. Bunlardan en önemlisi de 1967 Haziran’ında Mısır Deniz Kuvvetlerine ait iki hücumbotun batırılması idi. Olayın öyküsü şöyle:

12 Haziran 1967 gecesi Eilat destroyeri, beraberinde Saar-1 tipi iki torpitobot (bu tekneler 20 mm. top ve 457 mm. torpito tüpleri ile donatılmıştı) ile Port Said’in kuzey doğusunda devriyedeydi. Sovyet yapımı P(roje)- 183 (Bol’shevik) (NATO kodlamasıyla P-6) sınıfından iki Mısır hücumbotu yalnız olduğunu zannettikleri Eilat’a saldırdılar.

[P-183 Sov yetler birliğinin ilk kez 1949’da ürettiği deplasmanı 61.5 ton olup, 2 tane 533 mm. torpito tüpü ve 2 tane de 25 mm. top taşıyan bir torpitobot idi. Bu geminin mürettabatı 20 kişi idi. P-183 43 deniz mili hız yapabiliyordu. 1956-1958 yılları arasında Mısır bu torpitobotlardan 20 tane almıştı.]

Kolay bir av yakaladıklarını zannederek Port Said’deki sahil bataryalarının koruma bölgesi dışına çıkan Mısır torpitobotları üç İsrail gemisinin tuzağına düştüler. Bu teknelerin yaptığı torpito saldırısını Eilat hızlı manevralar yaparak savuşturdu ve sonra ateş açtı. Çatışma 30 dakika kadar sürdü. Her iki Mısır torpitobotu da batırıldı. İsrail gemileri arama yapmalarına rağmen kurtulan kimseye rastlayamadılar.

Bu çatışmanın öyküsünün özetlendiği Bulgaristan Deniz Kuvvetlerinden yüzbaşı Asen N. Kojukharov’un 1997’de yayımlanan yazısına göre İsrail bölgede Mısır’ın füze taşıyan botları olduğunu biliyordu, (Kojukharov,1997). Ama bu bilgi Eilat’ın komutanının gözünü pek korkutmamıştı. Çünkü ileride anlatılacağı üzere Mısır Deniz Kuvvetleri füzelerden yararlanmıyordu. Zaten tekneler yaklaştığında bunların torpitobot olduğu da anlaşılmıştı.

III. SSCB’nin Proje 183R tipi füze tasışan botu ve P-15 seyir füzesi

1950lerde su üstü teknelerinden atılan füze konusu dünya denizciliğinin gündemine girmişti. Bu konuda öncülüğü elinde tutan SSCB, füze taşıyan tekne yapımına 1950lerin ikinci yarısından itibaren başlamıştı. Bu niteliğe sahip ilk çok sayıda üretilen tekne ise SSCB’nin Proje 183R olarak tanımladığı ve NATO’nun da Komar adını verdiği füze taşıyan botlardı.

Bu botların yapım onayı 6 Ağustos 1957’de verilmişti. 1959 Aralığında başlayan yapım işlemi 1965 Aralık ayına kadar sürmüş, bu dönem içinde 58’i Leningrad (şimdiki adıyla St. Petersburg) ve 52’si de Valdivostok’ta olmak üzere toplam 110 tekne denize indirilmişti.

Bu botların teknik özellikleri aşağıdaki tablodaki gibiydi:

Proje 183R (Komar) Tipi Füze Taşıyan Botların Teknik Özellikleri

Deplasman

66.5 ton

Tam yüklü Ağırlık

81 ton

Boy

25.5 m.

Hız

39 Deniz mili

Menzil

12 deniz mili hızla 1650 km.

Füze

2x P-15(SS-N-2 Styx)

Silah

İkisi bir tarette 25 mm. top

Mürettebat

27

SSCB bu tekneleri sadece kendi donanmasında hizmete sokmamış, başka ülkelere de satmıştı. Hatta Çin Halk Cumhuriyetinde lisans altında Hegu sınıfı botlar olarak 1962’den itibaren üretilmeye başlanmışlardı. Bu botları satın alan diğer ülkeler ise Cezayir, Irak,İndonezya, Kuzey Kore, Küba, Mısır, Suriye ve Vietnam idi.

Eilat’ı batıran Mısır’ın P-183 R tipi füze taşıyan botu

Bu botlara özellik kazandıran P-15 (NATO kodlamasıyla SS-N-2 Styx) füzeleri donatılmış olmaları idi. Bu füze SSCB’nin 1960ların başlarında hizmete soktuğu bir seyir füzesi. 5 m. 80 cm. boyunda 75 cm. çapında olan bu radar güdümlü füze 2115 kg. ağırlığında . Hızı 0.9 Mach (yaklaşık saatte 1090 km. ) ve menzili 80 kilometre idi. Bu füze 454 kg. ağırlığında bir başlık taşıyordu.

P-15 ya da NATO kodlamasıyla SS-N-2 Styx füzesi

SSCB bu füzeleri de hem ihraç etmiş ve hem de Çin Halk Cumhuriyetinin yapımına izin vermişti. Çin Halk Cumhuriyeti bu füzeleri 1959 yılında elde etmiş ve 1974 yılından itibaren de üretimine başlamıştı. Hai Ying-1 (HY-1 ya da SY-1) olarak anılan bu füzeleri Çin Halk Cumhuriyeti daha sonra geliştirmeye devam etti. Daha sonra dünya gündemine Iran-Irak savaşı sırasında giren CSS-C-2 Silkworm ve CSS-C-3 Sersucker füzeleri P-15’in Çin halk Cumhuriyetince geliştirilen türevleridir.

1960larda bu füzelerle donatılmış botlara sahip olan Arap ülkelerinin (Mısır ve Suriye) deniz kuvvetleri P-15’in işe yararlığı konusunda çok kuşkuluydular. Bu kuşkunun bir nedeni bu silahı kullanmaya hazır olmamalarıydı.

İkinci bir neden ise silaha karşı duyulan güvensizlikti. Bugün seyir füzesi (Cruise missile) olarak adlandırılan bu füzelerin güdüm sistemlerinin pek iyi olmadığı düşünülüyordu. Bunun önemli bir nedeni ABD’nin 1950lerde uzun menzilli seyir füzeleri üzerinde yaptığı çalışmalardan pek de başarılı sonuçlar alamamış olmasıydı. Örneğin uzun menzilli (8800 km.) Snark füzesiyle 1956’da Cape Caneveral’dan yapılan bir denemede füze yolunu şaşırmış ve Brezilya’ya yönelerek Amazon ormanlarına düşmüştü. Bu füzeyi tam 26 yıl sonra 1982’de bir çiftçi tesadüfen bulmuştu. ABD’nin diğer seyir füzeleri (karadan atılam 990 Km. menzilli Matador ve denizaltıdan atılan 920 km. menzilli Regulus-I) de isabet gücü zayıf silahlardı. Hatta bu nedenle ses hızı üstünde sürat yapabilen Regulus-II füzesinden 20 tane yapıldıktan sonra üretimi durdurulmuş, uzun menzilli Navajo ve Triton’dan ise vazgeçilmişti. SSCB’nin P-15 füzesi ABD füzelerine oranla çok daha kısa menzilli idi. Ancak, bu farklılık seyir füzelerinin isabet başarısının düşük olduğu yargısını paylaşmasını engelleyememişti.

P-15 atıcıya yerleştiriliyor

Tekneye yüklenmiş füzelere karşı güvensizliği besleyen bir son etmen de bu teknolojiyi sadece iki ülkenin, SSCB ve İsveç, benimsemiş olmasıydı. Dolayısıyla bu silaha ilişkin deneyim çok sınırlı idi. İşte tüm bu nedenle hem Mısır ve hem de İsrail deniz kuvvetlerinde bu füzelerin etkinliği konusunda ciddi kuşkular vardı.

IV. Eilat'ın batırılışı

İsrail’in 5 Haziran 1967 de Port Said’e su altı komandoları çıkarmak için Hayfa (Jaffa) destroyeri ve üç hücumbot ile yaptıkları harekât sırasında ve bunun hemen ertesinde yukarıda özetlenen 12 Haziran 1967’deki çatışmada Mısır tarafında görülen yetersizlik ve yapılan hatalar İsrail deniz kuvvetlerinin kendine güvenini, belki de gereğinden fazla, artırmıştı. Bu çerçeve içinde büyük bir olasılıkla İsrail donanması harekât planlarını yaparken Mısır’ın elindeki füzelerden etkin olarak yararlanamıyacağı varsayımından hareket etmekte sakınca görmüyordu.

Altı Gün Savaşı sonunda ilan edilen ateşkes barış getirmemişti. Taraflar arasında çatışmalar devam ediyordu. İşte bu ortamda 21 Ekim 1967 akşam üstü İ srail’in Eilat destroyeri Port Said’in 13 mil açığında Tina körfezinde seyrediyordu. Gemiyi Mısır radarları saptadılar.

Geminin kaptanı Itsak Shoshan’ın en önemli sorunu Mısır denizaltılarıydı. Bu nedenle gemi denizaltılardan gelebilecek torpito tehdidine karşı zigzaglar çizerek seyrediyordu. Saat 17:00 de tehlike olmadığı sonucuna vararak düz bir çizgi izlemeye başladı. Saat 17:16’da gözcü Port Said tarafından bir patlama ve parlak bir ışık geldiğini bildirdi. Kaptan hemen alarm verdi ve zigzag yapılmasını emretti. Füzenin gelmekte olduğu anlaşılmıştı. İlk izlenim füzenin gemiyi ıskalayacağı oldu. Ama füze Eilat’a altı mil kala yönünü değiştirdi. Yaklaşan füzeye ateş açıldı, ancak sonuç alınamadı. Gemi isabet aldı ve ağır yaralandı. Birkaç dakika sonra ise ikinci füzenin vurmasıyla gemi batmaya başladı. Eilat 17:28’de durumu telsizle bildirdi. Bu gemiden gelen son mesajdı. Bu mesaj Sina’daki bir İsrail birliğine ulaştı.

Gemi hala Mısır radarlarına görünüyordu. Olaydan iki saat geçmeden ikinci bir Mısır botundan atılan üçüncü füze gemiye isabet etti. Cephanelik infilak etti. Mısır botu İşi emniyete almak için dördüncü füzeyi de attı. Ancak bu füze denizde yüzen gemi artıkları arasında suya düştü. Eilat zaten batmıştı.

İsrail kurtarma ekipleri 24 saat sür eli bir arama başlattılar. Bu aramada İsrail’in Fransa’dan yeni aldığı Super Frelon helikopterlerinin suya inebilme yeteneği büyük yarar sağladı. 23’ü bu helikopterlerlerle olmak üzere 152 kişi kurtarıldı. Bunlardan 91’i yaralı idi. 47 Israilli denizci ise yaşamını yitirmişti.

İsrail bu olaya misilleme olarak Süveyş’deki petrol tesislerini bombaladı. Bu da gerginliği daha da arttırdı.

Eilat’ı batıran botlardan Assiut Iskenderiye’de korunuyor

Kojukharov(1997) Eilat’ın batırılması olayı dikkatle incelendiği takdirde birçok çeşitli etmenin katkısı olabileceğini ifade ediyor ve bunları şöyle sayıyor:

Eilat P-15 füzesi için rahat vurulabilecek büyüklükte bir hedefti
Eilat eski bir destroyer idi. Gemide füzelere karşı aktif ya da pasif savunma sistemi olmadığı gibi modern bir uçaksavar sistemi de yoktu. Nitekim ilk iki füze saldırısı arasında epeyce zaman geçmesine rağmen ikinci füzeye karşı da hiç bir önlem alınamamıştı.
Eilat seyir hızıyla (yani yavaş) gidiyordu. Bu da Mısır botlarına saldırı hazırlığı yapabilmek için yeterli zamanı sağlamıştı.
Geminin mürettabatı tam savaş hazırlığı içinde değildi. Zira 21 Ekim 1967 geminin İsrail donanmasına katılışının 12’inci yıldönümü idi. Bunun kutlanmasına hazırlanılıyordu.
Gemi bu sefere eksik müret tebatla çıkmıştı. Eilat’ın savaş sırasında mürettebatı 250 kişi idi. Oysa bu seferde bunun %20 azı, yani 199 kişi, gemide bulunuyordu.
Mısır botları, korunmalı bir körfez içinden ateş etmişlerdi. Bu onların isabet gücünü arttırmıştı
Mısır füze botlarını torpito botlardan ayırd etmek olanaksızdı.

V. Sonuç

Eilat’ın bir tekneden atılan füze ile batırılması dünyada büyük ilgi uyandırdı. O kadar ki CIA bu konunun önemini vurgulayan raporunu olaydan bir ay bile geçmeden hazırlamıştı bile, CIA(1967). Kısa bir süre sonra ise füzeler savaş gemilerinin donanımı içinde yer almaya başladı. Daha sonra özellikle ABD tarafından geliştirilen seyir füzeleri de Irak, Yugoslavya ve Afganistan harekatlarında görüldüğü üzere yüksek isabet güçleri ve uzun menzilleri ile büyük tonajlı savaş gemilerine yepyeni bir işlev kazandırdı.

P-15 füzesi ise daha sonraki yıllarda da savaş ortamında kullanıldı. 4 Aralık 1971’de, Hindistan P-15 füzeleri ile donanmış üç OSA-1 tipi bot ile Karachi limanına hücum etti. Bu harekatta bir Pakistan destroyeri batırıldı, bir başka Pakistan gemisi ağır yaralandı ve Karachi limanındaki petrol tankları havaya uçuruldu.

Hindistan’ın 1971’de Karachi limanına yaptığı saldırıda kullanılan OSA-1 tipi füze taşıyan botlardan Vijeta

7 Ekim 1973’de Suriye’nin Latakia limanı açıklarında Suriye ve İsrail deniz kuvvetlerina bağlı füze taşıyan tekneler arasında bir çatışma oldu. Suriye tekneleri P-15 füzeleriyle donatılmıştı. İsrail teknelerinde ise daha kısa menzilli Gabriel füzeleri vardı. Ancak bu defa İsrailliler hazırlıklıydılar. P-15’e karşı elektronik karşı önlemlerini kullandılar. Atılan hiç bir füze İsrail gemilerine ulaşamadı. Buna karşılık İsrail filosu Suriye donanmasına ait bir mayın tarama gemisi, üç füze taşıyıcı bot ve bir de torpito botu batırdı.

1980-1988 İran Irak savaşında her iki taraf da P-15’den Çin Halk Cumhuriyeti tarafından türetilen hem sahil muhafaza ve hem de gemiden atılan tiplerini kullandılar. 1996’da da İran, Çin Halk Cumhuriyeti’nden aldığı füzeleri esas alarak aynı türde bir füze geliştirip üretimine başladı.

Eilat’ın batırılması olayın ilginç boyutu bir ülkenin teknoloji gelitirebilecek gücü olmamasının o teknolojiden yararlanamıyacağı anlamına gelmediğini göstermesidir. Mısır örneğinde olduğu üzere, görece az sayıda da olsa, yetişmiş elemana sahip olan ülkeler diğer ülkelerde geliştitilmiş teknolojileri öğrenebilmektedir. Bu söz konusu ülkelerde ilginç bir teknolojiye uyma süreci yaratmaktadır. Şöyle ki, bu ülkeler teknolojiyi ithal ettikleri için buralarda insanlar bazı ara gelişmelere kendilerini uyarlamaya gerek görmeden daha ileri bir teknolojiyi uygulama durumunda kalabilmektedirler. Başka bir deyişle bu tür ülkelerde teknoloji uygulamaları, gelişmiş ülkelere oranla, daha büyük sıçramalar göstermektedir. Dolayısıyla, bu tür gelişmekte olan ülkeleri incelerken teknoloji bir sürekli değişken değişken olarak değil kesikli değişken olarak düşünülmeli, teknolojik düzeyde sıçramalar olabileceği hesaba katılmalıdır.

İlk bakışta gelişmekte olan ülkelerin lehine gibi görünen bu teknolojik sıçrama olgusunun olumsuz yönü, teknolojiyi geliştiren bir süreçle bağdaştırılmasındaki zorluklardır. Teknolojinin sürekli değişmesi, buna yol açan bir buluş (invention) ya da yenilik (innovation) sürecinin ekonominin i çinde yer aldığını gösterir. Buluş, kuşkusuz teknolojinin ufkunu açtığı için son derece önemlidir. Ancak, buluşların yaşama kavuşmasını sağlayan ise yeniliklerdir. Gelişmiş ülkelere baktığımızda yenilikleri yaratma sürecine büyük önem verildiği görülmektedir. Sadece ulusal düzeyde değil, firma düzeyinde de araştırma labaratuarları binlerce araştırmacıyı istihdam etmekte ve teknolojide ilerlemeye süreklilik kazandırılmaya çalışılmaktadır.

İşte bu noktada gelişmekte olan ülkelerin açığı ortaya çıkmaktadır. P-15 füzesine karşı 1967’de korumasız olan İsrail, altı yıl sonra bu silaha karşı teknoloji geliştirmiş durumdaydı. Oysa teknolojiyi “ithal etmiş” olan Suriye açısından ise Latakia savaşında da görüldüğü üzere P-15’e bağlı kalmış olmak teknolojik açıdan geri kalmışlık anlamına geliyordu.

Bu bağlamda gelişmekte olan ülkelerin bir başka özelliği de teknolojiye uyum sağlayabilecek kadroların sınırlılığı nedeniyle bu sürecin toplumun tümünü etkilememesidir. Bu nedenle bu tür ülkelerde modern teknolojiye epeyce uyum sağlamış modern ancak sınırlı faaliyetlerin yanı sıra görece geniş, geri teknolojik ortam birarada olabilmektedir.

Bu tür ülkelerin karşılaştığı bir başka sorun da modern teknolojiyle ilk karşılaşıp onunla yaşamayı öğrenmek zorunda kalan kurumun silahlı kuvvetler olmasıdır. Bu bir yandan teknolojinin topluma yaygınlaşması açısından kısıtlayıcı olurken, öte yandan da gelişimi izleyenler ile izleyemeyenlerin fiilen asker/sivil biçiminde dağılımına yol açmaktadır. Bunun siyasal sonuçları olduğunu düşünü yorum. Bu konuyu ileride bir başka yazımda ele almayı umuyorum.

KAYNAKLAR

* Albrecht, Gerhard (1994): Flottentaschenbuch, 62. Jahrgang 1994/96, Bernard & Graefe Verlag, Bonn.

* Cestra, Francesca: The Sinking of the Battleship Roma, September 9th, 1943, http://www.regiamarina.net/others/roma/roma_us.htm

* CIA Directorate of Intelligence(1967): The Threat of the Guided Missile Patrol Boat, 17 November; 6 Nisan 1979 tarihinde gizliliği kaldırılmış, Lyndon B. Johnson Kitaplığı. cns.miis.edu/pubs/opapers/op2/conclu.htm

* Ireland, Bernard (1996): Jane’s Battleships of the XX. Century, Harper Collins Publishers, New York.

* Jane’s (1996): Jane’s Fighting Ships of World War II , Crescent Books, New York.

* Kojukharov, Asen N. (1997): In Retrospect-The Employment of Antiship Missiles, www.nwc.navy.mil/press/Review/1997/autumn/s&d1-a97.htm

* March, Daniel J. & John Heathcott [Eds.](1997): The Aerospace Encyclopedia of Air Warfare, Vol. 1, 1911-1945, Aerospace Publishing Ltd., London.

* Pavlov, Alexander Sergeevich (1997): Warships of the USSR and Russia 1945-1995, Clatham Publishing, London.

* Rifaat, Ashraf (1998): Two if by Sea, Al Ahram Weekly, 4-10 June, No. 380,  www. ahram.org.eg/weekly/1998/380/fo3.htm