Evrim teorisindeki tür değişimlerini açıklayan biyolog: Ernst W. Mayr

-
Aa
+
a
a
a

Antroposen Sohbetler'de biyoçeşitliliğe ithaf edilmiş 22 Mayıs Dünya Biyoçeşitlilik Günü vesilesiyle evrim teorisinin günümüzdeki biyoçeşitliliği nasıl anlaşılır hale getirdiği konusunda önemli çalışmalar yapan Harvardlı evrimsel biyolog Ernst Walter Mayr'ı konuşuyoruz.

Ernst Walter Mayr
Ernst Walter Mayr
Ernst Mayr hakkında bilgiler
 

Ernst Mayr hakkında bilgiler

podcast servisi: iTunes / RSS

“Araştıran insan zihni sadece gerçekleri keşfetmekle tatmin olmaz. Aynı zamanda şeylerin nasıl gerçekleştiğini ve neden olduğunu da bilmek ister.” - Ernst W. Mayr

Bu hafta başı, yani 22 Mayıs tarihi yaşadığımız gezegende biyoçeşitliliğe ithaf edilmiş önemli bir gün, Dünya Biyoçeşitlilik Günü.

Gezegenin 4.5 milyar yıllık tarihinin yaklaşık 3.8 milyar yıllık bölümünde canlılık kendini göstermiş. Bugünlere gelirken gezegende tanımlanabilmiş, resmi olarak bilinen, yaşam ağacında kendine yer bulmuş tür sayısı yaklaşık 2 milyon. Fakat bu sayının 8.7 milyon olabileceği ve hatta belki de daha fazla olabileceği bilim çevrelerince belirtiliyor. Artan insan nüfusu, buna bağlı olarak insanın doğal alanlara müdahalesi, ormansızlaşma, tüketim, kirlilik ve küresel ısınmaya bağlı iklim değişimi nedeniyle biyoçeşitliliğin bileşenleri olan türleri gezegenin kendi tarihinde görülmemiş bir hızla kaybediyoruz. Tanımlanan her bir tür Charles Darwin'in öne sürdüğü evrim teorisinin karmaşık süreçleriyle oluşmuş. Bu sebeple her biri şüphesiz çok kıymetli ve gezegendeki biyoçeşitliliğin bugünkü halini oluşturuyor.Bu metinde Dünya Biyoçeşitlilik Gününe atıf yaparak, evrim teorisinin günümüzdeki biyoçeşitliliği nasıl anlaşılır hale getirdiği konusunda önemli çalışmalar yapan bir isme yer vermek istiyorum. Bu isim Charles Darwin'in kapsamlı evrim iddialarını benimseyen ve bu karmaşık sürecin gerçekte nasıl çalıştığını gösteren Harvardlı evrimsel biyolog Ernst Walter Mayr. Mayr kısa bir hastalık sürecinden sonra 2005 yılında, bir Perşembe günü Bedford, Massachusetts'te yaşamını yitirdi; 100 yaşındaydı.

1

Ernst Walter Mayr - (1904- 3 Şubat 2005)

Mayr, bir türün ne olduğuna dair en çok kabul gören tanımı ortaya koyan kişiydi ve bu tanımı geliştirirken genetik ile popülasyon hareketlerinin yeni türlerin oluşması için nasıl bir araya geldiğini göstermişti. Aynı zamanda biyolojinin tarihi ve felsefesini incelemede öncü bir isimdi, hayatı boyunca hak ettiği saygıyı görmeyen biyoloji bilimini fizik, kimya ve astronomi gibi katı bilimlerle eşit bir zemine oturtmak için yorulmadan çalıştı. Bu çabası nedeniyle kendisi çok farklı şekillerde tanımlandı. Florida Üniversitesi'nden bilim tarihçisi Vassiliki Betty Smocovitis, “O, 20. yüzyılın Darwin'i, evrimsel biyolojinin savunucusu” demişti. Kariyeri boyunca onunla mücadele eden yaratılışçılar bile onun önemini kabul etmişlerdi ve ona “evrimsel biyolojinin modern sentezinin sorgusuz sualsiz dekanı“ adını verdiler. UC Berkeley'den F. Clark Howell, “biyolojide herkes bir şekilde onun gölgesinde durur” demişti.

Mayr'ın fikirleri, Darwin'in 1859 tarihli "On the Origin of Species" adlı eserinden ilham alıyor. Uzunca bir dönem dini akımların etkisiyle kabul gören gezegendeki tüm türlerin her şeye vakıf bir güç tarafından şu anki halleriyle yaratıldığına dair teorinin aksine, Darwin, tüm canlıların sürekli olarak kendilerini ekolojik yaşam alanlarında az çok hayatta kalmaya uygun hale getiren küçük değişiklikler geliştirdiğini düşündü. Olumlu değişikliklere sahip olanlar hayatta kalırken, diğerleri ise ayıklanıyordu. Darwin, uzun zaman süresince, tamamen yeni türler ortaya çıkana kadar bu küçük değişikliklerin tür içinde biriktiğini teorileştirmişti.

Darwin'in vardığı sonuç geniş çapta kabul görse de, bu küçük değişikliklerin nasıl meydana geldiği sorusu hararetle tartışılıyordu. Pek çok araştırmacı, tek tek genlerde birikmiş değişim süreciyle şu anda mevcut olan tür çeşitliliğini açıklamak için çok fazla zaman gerektiğini düşünüyordu. Dönem araştırmacıları, yeni türlerin yaratılmasının, aniden ortaya çıkan, ebeveynlerinden keskin bir şekilde farklı olan nesillerin anlık ortaya çıkan genetik mutasyonlardan kaynaklandığını ileri sürdüler. Uyum sağlayabilen özelliklere sahip olan "nesiller" hayatta kalıyor ve yeni türler böylece oluşuyordu.

Bu fikrin önde gelen savunucusu genetikçi Richard Goldschmidt'ti. 1939'da Mayr, Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nde çalışırken, Goldschmidt'in verdiği bir konferansa katılmak için Yale'e gitti. Duydukları onu o kadar düşündürdü ki, kendine bu fikirleri "evrim tartışmaları panoramasındansilme" sözü verdi.

Bu yeminden doğan bir dizi kitap, makale ve konuşmalar ile meşhur gentikçi Theodosius Dobzhansky ve önemli paleontolog ve evrimci George Gaylord Simpson'ın ilgili çalışmalarıyla tam da bunu yaptı. Sonuçta konu hakkında yarım yüzyıldan fazla süredir varlığını sürdüren bir anlayış çekirdeği oluşturdu. Mayr, doğal seçilimin itici gücünün küçük popülasyonların coğrafi izolasyonu olduğu sonucuna vardı.

Çalışmalarının temeli, yirmi yıl önce Yeni Gine ve Solomon Adalarına yaptığı bir dizi arazi çalışmasında atılmıştı. Bu coğrafyalara yaptığı seyahatlerde kuşların çoğunu katalogladı. Mayr, humma, sıtma, dizanteri gibi tüm sağlık tehditlerine karşın, bölgede birçok bölgeyi ziyaret eden ilk bilim insanıydı. Yakaladığı kuşların tüm özelliklerini kaydetmişti. Bazı kuşları da koleksiyona kazandırmak ve detaylı çalışmak için avlıyordu. Sonraki yıllarında, topladığı cennet kuşu sayısında dünya rekorunu elinde tuttuğuna dair sık sık şaka yaptığı da olmuştu.

Araştırmalarını listelerken, türlerin tanımlanmasına yönelik mevcut yöntemlerin ne yazık ki yetersiz olduğunun farkına vardı. O zamanlar iki büyük düşünce şekli hakimdi. İsveçli botanikçi Carolus Linnaeus tarafından ortaya atılan bir akım, türlerin kimliğini sadece fiziksel görünüşleriyle açıklıyordu. Daha modern bir düşünce şekli, türleri tanımlamak için genetiğe yönelmişti. Ama ikisinin de eksiklikleri vardı. Örneğin Linne düşüncesine sahip olanlar, çok farklı göründükleri için kuzey aynı türün farklı bireylerini ayrı türler olarak kabul ettiler. Ancak daha sonra araştırmacılar, bunların aynı türün farklı renk varyasyonları olduğunu ortaya koydu.

2

“Yeni türlerin oluşumuna yol açan süreç coğrafi izolasyon olarak tanımlanır.”

1942'de Ernst Mayr, Sistematik ve Türlerin Kökeni'ni yayınladı. Evrimsel biyolojinin bir dönüm noktası olan Jesup Derslerinin bu genişlemesi, Orta Avrupa sistematiği ve evrim literatürünü İngilizce konuşan biyologların dikkatine sundu. Genel olarak bilim tarihinde Ernst Mayr'ın en çok hatırlanacağı çalışma olarak kabul edilen bu çalışma, Darwin ve Mendel'in teorilerini birleştiren "modern evrimsel sentez"in yaratılmasına çığır açan bir katkı oldu.

Bazen, aynı tür içinde bile popülasyonlar genetik olarak farklılık gösterebilirler. Bu nedenle genetikçiler bilinenden daha fazla türü literatüre dahil ediyorlardı. Mayr, bu noktada pratik bir tanım sunarak, türlerin bir arada yaşayabilen hayvan grupları olduğu sonucuna vardı. Farklı varyasyonlara sahip türler çiftleşebilir ve yavru üretebilir; dolayısıyla aynı türdürler. Yıl 1942 idi ve Mayr bu görüşünü “Systematics and the Origin of Species (Sistematik ve Türlerin Kökeni)” başlıklı kitabıyla duyurdu.

Biyologlar ilk kez türler arasında ayrım yapmak için nesnel ve mantıklı bir bakış açısına kavuştular. Mayr, arazi çalışmaları sırasında, bireysel kuş türlerinin fiziksel olarak yakın ilişkili (ancak yine de farklı) alttürlerden, farklı, küçük coğrafi yerlerde meydana gelme eğiliminde olduğunu da gözlemledi. Darwin, Galapagos'ta da aynı şeyi fark etmişti, ancak gözleminin mantıksal sonuçlarını elde edinceye kadar takip etmemişti. Mayr, 1942 tarihli dönüm noktası niteliğindeki yayını “Sistematik ve Türlerin Kökeni”nde yeni türlerin oluşumuna yol açan sürecin coğrafi izolasyon olduğu sonucuna varmıştı.

"Evrim, Darwin tarafından ortaya konulan belirli süreçlere bağlıdır: çeşitlilik ve seçim. Artık dönüşüme dayalı evrimde olduğu gibi sabit bir nesne dönüştürülmez, her nesilde tamamen yeni bir başlangıç yapılır."  - Ernst W. Mayr

Örneğin Avustralya'da tarihsel iklim değişikliği hadiseleri, bir zamanlar kıtayı kaplayan geniş ormanların yavaş yavaş daha küçük ormanlık alanlara bölünmesine neden oldu. Ormanlar arasında büyüyen çöller, izole kuş popülasyonlarının çiftleşmesini zorlaştırdı veya imkansız hale getirdi. Her ormandaki sınırlı bir gen havuzuyla, küçük genetik mutasyonlar daha hızlı birikerek, yeni ortamlarda daha uygun yeni popülasyonların gelişmesine yol açtı. Sonunda, bu gruplar orjinal atalarının diğer torunları ile çiftleşemeyen yeni türler haline geldi.

Farklı derecelerde, aynı sürecin tüm doğal seçilimden sorumlu olduğu sonucuna vardı. Vardığı bu sonuç hızla kabul edildi. Mayr'ın daha sonra yazdığı gibi, "Bu coğrafi türleşmenin, kısaca türleşmenin hakim sürecidir…” fikri bu tarihten sonra artık sorgulanmıyordu.

Mayr, çalışmaları için Nobel Ödülü almadığı için her zaman biraz hayal kırıklığına uğramış bir bilim insanı. Böyle bir ödül aslında imkansızdı, çünkü biyoloji ödül kategorilerinden biri değildi. Mayr'ın şakacı bir şekilde belirttiği gibi, "Darwin de bu ödülü kazanamazdı" demesi boşuna değildi. Ancak biyolojideki üç büyük ödülü de kazanan ilk bilim insanı olarak önemli bir üçlü elde etmişti: 1983'te Balzan Ödülü, 1994'te Uluslararası Biyoloji Ödülü ve 1999'da Crafoord Ödülü.

Ernst Walter Mayr, 5 Temmuz 1904'te Bavyera'nın Avusturya ve İsviçre sınırlarına yakın Kempten şehrinde doğdu. Babası bir yargıçtı, ancak aile içinde çok sayıda doktor vardı ve o, Greifswald Üniversitesi tıp fakültesine kaydoldu. Babası hevesli bir kuş gözlemcisiydi ve genç Ernst onun izinden gitti. Daha çocuk yaşlarda tüm yerel kuş türlerini seslerinden tanıyabiliyordu. Doğanın ve seyahatin cazibesi, onu tıbbın yavan hayatı olarak algıladığı hayattan uzaklaştırdı. Harvard Mezunlar Bülteni'ne "Uzak yerleri merak ediyordum" ve "bir tıp doktoru olarak seyahat etme şansımın çok düşük olacağını düşündüm" demişti.

3

Ernst Mayr Karşılaştırmalı Zooloji Müzesi'nde. 1961'de Mayr, Karşılaştırmalı Zooloji Müzesi'nin müdürlüğünü üstlendi ve 1961-1970 yılları arasında müzenin müdürlüğünü yaptı.

Güney Pasifik'e yapılacak bir kuş ekspedisyonu için Lord Lionel Walter Rothschild'den destek sözü alan Mayr, tıp eğitimine ara verdi ve Berlin Üniversitesi'nde biyoloji doktorasını 16 ay gibi kısa bir sürede tamamladı. İlk iki gezisinden sonra eve dönmeye hazırdı ki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nin Solomon Adalarına yapacağı bir gezi için bir kuş bilimciye ihtiyacı oldu ve Ernst Mayr aranan kişi oldu. Başarılı keşif gezisi ve sonrasında, 1953 yılında Harvard Üniversitesi tarafından işe alınana kadar Amerikan Doğa Tarihi Müzesinde çalıştı.

Hayatı boyunca çok üretken bir bilim insanı oldu; 90'lı yaşlarında bile beş kitap tamamladı. Genel olarak, 660'tan fazla bilimsel makale ve 20 kitap yazdı. 55 yıllık eşi Margarete 1990 yılında hayata veda ettiğinde Mayr o kendi hayatının da bittiğini yakın çevresine dile getirmişti. Fakat toparlandı ve 14 yıl daha işine devam etti. İki kızı ve beş torunu oldu ve bugün torunlarının da 10 çocuğu var.