Hakikatin Sonu: Dört milyarder fantezi geleceğini nasıl satıyor?

Açık Gazete
-
Aa
+
a
a
a

Ömer Madra, Açık Gazete'de Robert Scheer’in Jonathan Taplin'in son kitabı "Hakikatin Sonu: Dört milyarder Metaverse, Mars ve Crypto’nun fantezi geleceğini nasıl satıyor?" adlı kitabı üzerine gerçekleştirdiği röportajı değerlendiriyor.

""

Ömer Madra: Evet, Açık Radyo burası 95.0 ve bugün İzel Rozental yoktu. Son yarım saati özetlerle geçirdik ve arkasından da yaptığımız konuşmada yapay zekanın duruma nasıl müdahale ettiğini, hepimizin şaşkınlığı arasında müdahale ettiğini de gördük. Onu da biz Açık Radyo’nun dirsek dediğimiz, arada döndürdüğümüz ilginç olaylarından biri olarak da koymayı uygun gördük. Gerçekten hakikatın sonu gibi görünüyordu. Buna çok uygun bir konumuz da var, hemen oradan bağlayabiliriz.

Dörtlü çete olarak da adlandırılan, dünyayı, daha doğrusu kainatı kontrol etmek isteyen dörtlü milyarderler çetesinden bahseden Robert Scheer’in yönettiği bir podcast sitesi var. ABD'nin yetiştirdiği en kıdemli araştırmacı gazetecilerden biri olan Robert Scheer, orada Jonathan Taplin’in Hakikatin Sonu: Dört milyarder hayal dünyasında Metaverse, Mars ve Crypto üzerine kurulu bir geleceği nasıl satıyorlar ve bundan zengin oluyorlar? [The End of Reality: How Four Billionaires are Selling a Fantasy Future of the Metaverse, Mars and Crypto] diye bir kitabı var, ‘nasıl zengin oluyorlar’ kısmını ben ekledim, aslında alt başlıkta sadece Hakikatin Sonu: Dört milyarder Metaverse, Mars ve Crypto’nun fantezi geleceğini nasıl satıyor? diye alt başlığı olan yeni yayınlanan kitabını inceledi. Hakikaten Elon Musk, Peter Thiel, Mark Zuckerberg ve Marc Andreessen, kârlarını çok yükselttikleri gibi aynı zamanda da hem iç meselelerini yani ABD'nin meselelerini hem de dünya meselelerini kontrol etmek, denetim altında tutmak ve etkilemek için, sorunlarını bu şekilde etkileyecek bir sistem kuruyorlar ve teknolojinin yeniliklerini de tamamen kâr amaçlı distopya yönünde nasıl kullanıyorlar diye yazdığı bir kitap. "Bunlarla da siyaset cephesinde ikiye bölünmüş olan iki partinin her ikisini de yönetmeye çalışıyorlar," diye anlatıyorlar podcastte. 



Çok ilginç aslında. Son derece ayrıntılı olduğu için demin de söylemeye çalıştım, birazcık şöyle özetleyelim; Elon Musk ile başlıyorlar. Yazar Jonathan Taplin, Musk’ı aslında yeryüzünün artık yıkılmak üzere olduğunu yani işinin bittiğini düşünen birisi diye anlatıyor ve “Hareket edeceğimiz, göç edeceğimiz başka bir gezegen bulmalıyız, buna ihtiyacımız var ve o da Mars gezegenini seçti,” diyor. Taplin, “Mars'a yolculuk en son roket teknolojisiyle birlikte yaklaşık 14 ay sürer,” diyor. Bir yıldan fazla yani ve sadece yirmi kişiyi göndermek 10 trilyon dolara mal oluyor. “Mars'a inmekle bitmiyor tabii iş, ondan sonra da bir de biyosfer kurmalısın yani orada yaşamak için space dorm (uzay kubbesi) diye adlandırılan bir yer kurmalısın. Çünkü dışarıda yaşamana imkan yok. İnsanların, insanoğlunun ya da insan kızının dışarıda yaşamasına imkan yok Mars'ta çünkü radyasyon seviyeleri o kadar yüksek ki beş dakikada kanser olursun,” diye anlatıyor yazar. “Yani bütün oksijenini de ayrıca getirmek zorundasın çünkü Mars'ta oksijen yok. Dolayısıyla bu on trilyonu dünyadaki sorunları çözmek için kullanacağına son derece olağanüstü, zorlu bir çevrenin içinde, kainatın en zor çevrelerinden birinde harcayıp kendine bir şey yaratmaya çalışıyorsun,” diyor yazar.

"
Elon Musk

“Peki kâr oranı nedir?” diye soruyor Robert Scheer, “Vallahi Musk, Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’yle (NASA) çalışıyor. Muhtemelen iki trilyon dolar sağlayacaktır bu anlaşmadan. Musk, NASA’nın tek müşterisi ve NASA'yla yaptığı sözleşmeye göre yaptığı her uçuş için %30 kâr elde ediyor,” diyor Jonathan Taplin. “Anlaşma böyle. Dolayısıyla da şöyle bir durum ile karşı karşıya kalırsın. Yani Musk’ın son derece liberter yani mutlak özgürlük, düşünce özgürlüğü taraflısı olduğunu söyleyeyim. Aslında tam bir ahbap çavuş kapitalistidir,” diyen Taplin, “SpaceX şirketi onun. Bir tane müşterisi var, o da NASA,” diye ekliyor.

ABD hükümetine vergi verenler, Amerika'da bütün vergi ödeyen insanlar Mars'a gitmek için on trilyon ödemiş olacaklar. Elon Musk'ın diğer şirketlerine gelince Musk, gezegen şirketi StarLink ile de, Ronan Farrow’un da geçenlerde yazmış olduğu gibi, Ukrayna ordusunun Rus sınırının fazla yakınına geldiğini düşünüp geofence yani coğrafya çiti diye kısaltabileceğimiz bir hat yarattı ve eğer Ukrayna ordusu sınıra fazla yaklaşırsa StarLink'ten gelecek olan bütün iletişimin kesileceği ortaya çıktı. “Yani önünüzde bir birey var ve hükumet adına, ABD adına siyasi kararlar veriyor,” diyor Jonathan Taplin. Çok ilginç aslında.

“İkinci kişi Peter Thiel. Palantir diye bir şirket yönetiyor. Dünyadaki gözetleme kapitalizminin ilk şirketi, en büyük şirketi,” diyor Jonathan Taplin. Röportajı yapan Robert Scheer de, “İşin ilginç tarafı bu Amerikan Gizli Haberleşme Teşkilatı (CIA) tarafından kısmen başlatılmıştı, öyle değil mi?” diye soruyor ve Jonathan Taplin de “Evet, CIA tarafından fonlandı,” diyor. Palantir şirketinin ilk üç yıl boyunca sadece tek müşterisi varmış ve o da CIA imiş. Her türlü bilgiyi, enformasyonu ve maddi desteği de vermişler. Böylece dünyanın en güçlü hatta belki de kainatın en güçlü gözetleme sistemini kurmasına yardımcı olmuşla çünkü verileri sağlamışlar.

Donald Trump ve destekçisi Peter Thiel

Aynı zamanda Jonathan Taplin, Palantir şirketinin kurucusu Peter Thiel’ın Trump'ı destekleyen biri olduğunu da söylüyor, “Başından beri, açıkça, kamusal olarak destekleyen birkaç kişiden biri.” Çok ilginç bir şey. Yani bütün verileri sağlıyorlar ve CIA'in sağladığı bütün bu verilere göre de Thiel’ın tezi de şuymuş; bütün verileri elde edersen o zaman dünyanın en uzak, garip köşelerinde, karanlık köşelerinde bile terörist varsa bulursun. Bu da böyle.

Marc Andreessen

“Dörtlü çetenin üçüncü ayağı ise Marc Andreessen. Bu da dünyadaki en büyük risk sermayedarıdır,” diyor. ‘Venture capitalist’ deniyor buna Amerika'da. Silikon Vadisi'nde yaşıyor yani bilgisayarların, dijitalin bulunduğu ana alanda yaşıyor. Facebook'u kuruyor biliyorsunuz ve Instagram gibi birçok erken sosyal medya kuruluşunu da desteklemiş. Özellikle de Solano adlı şirketle kripto parasının kullanılmasına giren ilk insanmış. Crypto com ve OpenSea diye de şirketleri var. Bunların üçünde de NFT'ler yani nitelikli fikri tapu denilen yani İngilizcesi Non-Fungible Token olan bir şey kullanılıyor. “Yani bu dijital imaj ise bu senin oluyor sadece ve 50 bin dolara satabiliyorsun. 2021’de fiyatı 50 bin dolardı,” diyor Jonathan Taplin, “Bu fikirler de Marca Andreessen’den geldi. Yani bugün bu kadar paraya alamazsın, o da ayrı bir hikaye. Onu sonra konuşuruz istersen,” diye ekliyor.

Gelelim dörtlü çetenin dördüncü ayağına; Mark Zuckerberg. “Biz onu Facebook'u kuran insan olarak biliyoruz ama daha başka özellikleri de var,” diyor Jonathan Taplin ve ekliyor, “Hepimizin, bütün dünyadaki insanların artık metaverse’de yani meta kainatta yaşamamız gerektiğine karar verdi. Bu sanal bir dünya ve burada Meta şirketi tarafından verilen bir miğfer giyiyorsun.” Meta, Zuckerberg’in şirketine verdiği yeni isim. Metaverse de o yüzden zaten yani Meta ‘öte’ demek. “Horizon yani ufuk diye adlandırılan bir dünyayı araştırmak için bu meta miğferini giyiyorsun, bakıyorsun ve kendin için de bir avatar yaratabiliyorsun. Yani sana benziyor olması da şart değil. İstediğin her şeye benzeyebilir,” diyen Taplin, “Zuckerberg'in söylediğine göre heveslendiğin, istediğin ne varsa onu sağlıyor bu avatar. Yani istersen aktör Chris Hemsworth gibi olabilirsin orada, metaverse aleminde öyle dolaşabilirsin. Eğer kız isen de Kim Kardashian gibi dolaşabilirsin. Böyle gider,” diyor. Yani alternatif gerçekliği de hem kaçışçılık yani escapism hem de fantezi ve alternatif gerçeklik, hayal kurmak olan böyle bir kuruluş oluyor.

Mark Zuckerberg

“İlginç noktalardan bir tanesi de şu; ABD’nin en büyük güçlü kuruluşlarının desteklediği bir şey Silikon Vadisi. Yani Bill Clinton da destekledi, ondan sonra gelen Barack Obama da. Bu Amerikan başkanları Silikon Vadisi'nin yerine geçecek bir şeyi düşünüyorlardı,” diyen Jonathan Taplin, “En güçlü kuruluşların bir tanesi Wall Street, öbürü de Silikon Vadisi'ydi. İki tane temel kaynak kurdular. Şimdi ise bunların sahipleri esas olarak belirlenmiş oluyor,” derken çok önemli bir şeyden de bahsediyor, “Dünyaya kendisini özgürlükler ülkesi diye tanıtan ve öyle bilinmesini isteyen ABD'nin Safe Harbor’ı, yani mesela özellikle eski zamanlarda petrol şirketlerinin aşırı güçlenmelerini önlemek için bölünmeler getirdikleri gibi, şimdi yapamıyorsunuz. Çünkü Bill Clinton ve Al Gore değişiklikler yaptılar, enformasyon süper yolu yaptılar. İnternet şirketlerine o kadar yararlı oldu ki bu, eski, ilk internet şirketleri hiçbir zaman böyle geri dönemediler.” Yani Facebook ve Twitter şimdi Safe Harbor yani güvenli liman diye yeni bir rejimdeler. Hiçbir şey yapılamıyor kendilerine karşı. Amerika anayasasına göre kurulmuş ‘Communications Decency Act’ diye bir şey varmış yani ‘İletişimde Dürüstlük Kanunu’ diye çevirebiliriz belki bunu. Onun 230. maddesinde açıkça ‘içerik sağlayanlar onlar değil’ diyorlar. Burası çok önemli, “Elon Musk, Twitter'ı aldıktan sonra kendisini tamamen mutlak ifade özgürlükçüsü olarak tanıtmıştı ve şimdi mesela Neo Nazi'lerin Twitter'da veya diğer platformlarda gösterileri yayınlandığı zaman yargılanmaları imkansızdır, kanuna aykırıdır çünkü 230. bölümden yararlanıyorlar. Dolayısıyla da Twitter'ın Neo Nazi propagandasıyla sular seller gibi dolup taşmasını engelleyebilecek bir durum ortadan kalktı. Artık X, bildiğimiz eski kötü. Şimdi X artık güvenli bir liman,” diyor Jonathan Taplin. Mesela birisi Nazi falan diye yargılanmak istense, ‘bu benim kabahatim değil ki’ diyor. “Halbuki mesela dünyanın gelmiş geçmiş en sağcı gazetecilerinden biri, gazete sahiplerinden biri olan Rupert Murdoch, kendi gazetelerinde, medyasında, televizyonda seçim makineleriyle ilgili bir sürü yalan yaydı. Sonunda da bir tazminat davası yüzünden 780 milyon dolar ödemek zorunda kaldı. Ama Twitter'a karşı böyle bir dava açamazsın, Facebook'a karşı da açamazsın,” diyen Jonathan Taplin, “Dolayısıyla burada sorun bir anlamda dolarlarla başlar,” diyor.

Jonathan Taplin, yazdığı kitabın ön sözünde de Yale Üniversitesi tarihçilerinden Timothy Snyder’dan bir epigram almış. Çok can alıcı bir tespit var burada. Taplin, “Hakikatlerden, verilerden, verileri kullanmaktan vazgeçmek, özgürlükten vazgeçmek anlamına gelir, terk etmektir. Bunu kitapta epigram olarak aldık çünkü hiçbir şey doğru değilse her şey bir gösteriden ibarettir ve en büyük duvar en göz göz alıcı ışıkları gözüne tutar, hiçbir şey göremez hale gelirsin,” diyor. Yani kendisi de eski bir gazeteci ve kendisine Walter Cronkite’dan gelen eleştirileri hatırlatıyor ve “Şimdi artık bunlar yapılamıyor. Bu şeyler sayesinde yalanlar söylenemez hale geldi. QAnon gibi tamamen yapılması imkansız, doğrulanması imkansız şeyleri kullanıyorlar ve hepsi güvenli limana sığınmış durumdalar. Dolayısıyla demokrasi ve kapitalizm birleşemez diyorlar yani bir arada yürüyemez diyorlar, bunu açıkça söyleyebilirim. Demokrasiyle, kapitalizm bir arada gidemez. Çünkü demokrasi, kapitalizmi dağıtır başka bir şekilde söylersek. Demokrasi olursa neler olup bittiğini anlayamazlar. Ama şimdi bunun engelini koyuyorlar ve bu kalın duvarların altında istedikleri gibi at oynatabiliyorlar,” diyor.

Bu uzun röportajda bayağı StarLink’ten de bahsediliyor, “Gezegen uydu iletişim kapasitesi de pek çok orduya kullanıyor. Bunu tek kullanan, bundan para kazanan tek kişi de Elon Musk,” deniyor. Dolayısıyla çok ciddi bir tehlikeli durum var. Yani dünya politikalarını dikkate alırken bu kitabı okumakta fayda var. Benim de Scheerpost’ta okuduğum bu yazıyı hepimizin paylaşması lazım. İnternet sitemize de bunu koyarız. Bayağı vahim bir durumun bir başka yönüne de yol açan, önemli bir yol açan önemli bir kitap ve asıl meselenin de şu olduğunu söylüyorlar; çok sayıda etik sorun var. Yani Oppenheimer filmine bile değiniliyor konuşmasında. Önemli bir film ve gayet kapsamlı, karmaşık, çok katmanlı bir mesele. “Hala Oppenheimer gibi bir film yapılabilmesi beni geleceğe dair umut sahibi yapıyor,” demişler ama temel evrensel gelirin elde edilmesi gibi meseleler üzerinde de konuşuyorlar. Şimdilik vakit de sona ererken Robert Scheer’in Jonathan Taplin ile yeni çıkan son kitabı üzerine yaptığı röportajı burada bitirelim. Ama sorun bitecek gibi değil şu son sıralarda ve enine boyuna konuşmaya devam edeceğiz diye düşünüyorum.