Dünyayı kurtarmak tümüyle öğrencilerin üstüne bırakılacak bir şey değil

Dünyayı kurtarmak tümüyle öğrencilerin üstüne bırakılacak bir şey değil

29 Mayıs 2019
Fotoğraf: Reuters

Şurası açık ki, bu herkes için o kadar kolay bir iş değil: Kimi patronlar sizi işten atabilir; tek bir gün ücret almadan yaşamayan pek çok insan var; ayrıca itfaiyeciler de öyle kolay kolay bir günlüğüne iş bırakamazlar. İşte bu durum da, bunu yapabilecek insanlar için âciliyet durumunu büsbütün artırıyor

Bill McKibben

The New Yorker, 24 Mayıs 2019

Son birkaç ay içinde dünyanın dört bir yanında insanlar Greta Thunberg adlı genç kızın öncülüğünde okullu çocukların iklim krizi hakkındaki kaygılarını bir dizi tek günlük grevlerle yeni bir düzeye taşımalarını huşû içinde izlediler. Bu okul grevlerinin sonuncusu Cuma günü yapıldı ve tahminlere göre 125 ülkede bir milyondan fazla insan eyleme katıldı. Bu grevler insanlara eski nesillerin yarattığı enkazla tam olarak kimin baş etme zorunda kalacağını hatırlatarak dünya kamuoyunun dikkatini ateşlemek suretiyle küresel iklim hareketine şu ana kadarki en büyük desteği getirdi. Thunberg Papa ile görüştü, Britanya ve Avrupa parlamentolarına hitap etti – ve şimdi bu hafta da hem kendisi, hem de öğrenci lideri yoldaşlarlarıyla birlikte, kendilerinden yaşça büyük olan herkese hitap etmekteler. Perşembe günü yetişkinlere bir çağrı yayınladılar ve onları kendileriyle aynı taktiği uygulamaya davet ettiler, Cuma günü de yetişkinlerden bir grup bu çağrıya cevap verdi ve tüm yaş gruplarından insanların bir günlük iklim grevleri dizisinin ilkini 20 Eylül Cuma günü organize etme taahhüdünde bulundukları bir mektup yayınladı. (Ben de bu yetişkinler arasında bulunuyordum ve mektubun kaleme alınmasına yardım edenlerden biriydim.) İlk imzacılar listesi bütün dünyadan geniş bir yelpazeyi temsil eden – diyelim – yetişkinlerden oluşuyor. Bu isimlerden bazıları, Paris iklim anlaşmalarının görüşülmesinde BM baş görüşmeci olarak görev yapan Birleşmiş Milletler diplomatı Christiana Figueres gibi, hayatlarını sistemi içinden değiştirmek için uğraşarak geçirmiş insanlar. Bu insanlardan bazıları yazar (Margaret Atwood, Barbara Kingsolver), bazıları bilimci (Melbourne Üniversitesi öğretim üyesi Tim Flannery; Texas Tech Üniversitesinden Katharine Hayhoe), bazıları sendika lideri (Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu genel sekreteri Sharan Burrow), bazıları yerli liderleri (Avustralya’dan Anne Poelina; Amerika’dan Tom B. K. Goldtooth ve Kuzey Kutbu’ndan Jenni Laiti).

Bütün bu insanları biraraya getiren ortak nokta, “İşler böyle gelmiş böyle gider” anlayışının sorunun ta kendisi haline geldiği yolunda güçlü bir anlayış, ve bu anlayışın tek bir gün için bile olsa sekteye uğratılması gerektiği. İklim krizi insanın kafasını karıştıran bir kriz; çünkü çoğunlukla her gün kalkıyor ve bir gün önce ne yaptıysak onu yapmaya devam ediyoruz, sanki yanımızda yöremizde muazzam bir âcil durum yokmuş gibi. Oysa, daha önceki kriz durumları için böyle birşey sözkonusu değildi: İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan sivil vatandaşlarını çarpışmalardan uzak tutan okyanuslar vardı arada, ama onlar her gün yaşama tarzlarını değiştirmek zorunda olduklarının farkındaydılar: yani kaynakları idareli kullanmak, milli savunma tahvilleri almak, sahilde yaşıyorlarsa geceleri pencerelerini örterek karartma yapmak gibi...

İklim âcil durumu ise, yanıltıcı. Eğer orman yangınları ya da seller sizin kendi oturduğunuz yeri vurmamışsa, günün daha ivedi haberlerinin öne geçmesi kolaydır. Mültecilerin zorunlu yer değiştirmesinden tutun, hastalık yayılmasına kadar pek çok gündelik adaletsizliğin altında iklim değişikliğinin yattığını hatırlamak bayağı zor gelebilir insana. Gerçekten de, bundan en çok ıstırap çekenler genellikle merkezin dışında, çeperde yaşayanlar oluyor – iklim değişikliğinin tunç kanunu şöyle: ona sebep olmakta ne kadar az payın varsa, ondan çektiğin ıstırap o kadar fazladır. İşte o yüzden biz de karbondioksit oranındaki tedrici artışın son durumu yerine Başkan’ın son tweet mesajı üzerinde odaklanırız – karbondiyoksit artışı, sonuçta, ötekinden fersah fersah daha ciddi bir haber olsa dahi.

Tek günlük bir iş bırakma – günü hükümetten harekete geçmesini talep ederek veya yörede bir bisiklet yolu yaparak geçirmek – işte bu kötü alışkanlığı kırıp rutin dışına çıkmanın bir yoludur. Bu, insanlara, muazzam derecede önemli bir mesele hakkında kendi çalışma arkadaşlarıyla ve patronlarıyla konuşma şansı verir. Size bir kehanette bulunayım mı: Bunu yaparsanız, çalışma arkadaşlarınızın ve patronlarınızın, kendilerine birşey yapma şansı verdiğiniz için ne kadar minnettar kalacaklarını görüp şaşıracaksınız. Küresel ısıtma ile ilgili sorun, insanların umursamaz olmaları değildir – gerçekten de, kamuoyu araştırmaları gösteriyor ki insanlar bunu büyük ölçüde umursuyorlar. Ama kriz gözümüze o kadar büyük görünüyor, biz de kendimizi o kadar küçük görüyoruz ki, bir fark yaratabileceğimizi hayal etmek bayağı güç oluyor.

Daha önceki toplumsal hareketlerde diğer kurumlar kilit rol oynamışlardı: Mesela Afrika-Amerika kilisesi, yurttaş hakları hareketinin can damarıydı. Ne var ki şimdi kendi hayatımızı iş hayatının belirlediği bir çağda yaşıyoruz; dolayısıyla işyeri, örgütlenmek için hayati önemde bir yer oluyor. Geçen birkaç hafta içinde Amazon çalışanları, şirketin karbon ayakizini azaltması talebiyle çalışma arkadaşlarından binlercesini bir araya getirdi. Bu tarz bir örgütlenme göz korkutucudur, çünkü patronun karşısına çıkmanız anlamına gelir. Bir günlük bir iklim grevi ise daha kolay olabilir – patronunuza o gün başka yerde olacağınızı söylemek zorundasınızdır, o kadar. Ya da, patronunuza “Siz de gelin” diyebilirsiniz.

Şurası açık ki, bu herkes için o kadar kolay bir iş değil: Kimi patronlar sizi işten atabilir; tek bir gün ücret almadan yaşamayan pek çok insan var; ayrıca itfaiyeciler de öyle kolay kolay bir günlüğüne iş bırakamazlar. İşte bu durum da, bunu yapabilecek insanlar için âciliyet durumunu büsbütün artırıyor. Grevlerin yaygınlaşması biraz zaman alabilir; tıpkı öğrenci grevlerinin yaygınlaşmasında olduğu gibi. Ama eğer bir momentum (ivme) yakalanırsa Zamanın Ruhu’nu bilimin gerektirdiği hızlı ve dönüştürücü türde eylemlere kaydırma şansımız var. Denemek zorundayız. Başımızdaki belaları çözmeyi okul çocuklarına bırakmakta temel bir haysiyetsizlik var. Yetişkinlerin yetişkin gibi hareket etmesinin zamanı geldi artık.

Çeviren: Ömer Madra