Yaklaşan deprem felaketini görmezden gelmenin psikolojisi

Yaklaşan deprem felaketini görmezden gelmenin psikolojisi

05 Eylül 2019
Fotoğraf: DHA

• Duygusal bedelden kaçınmak. • Şimdi-ve-burada'dan yarını görememek. • Bilişsel bilinçdışımızda yer etmiş alın yazısı inancı. • Bireysel çaresizlik hissi. Açık Bilinç’te, yaklaşan deprem felaketini görmezden gelmenin psikolojisi üzerine konuştuk.

Açık Bilinç podcast servisi: iTunes / RSS

— / —

Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü müdürü Prof. Haluk Özener şöyle diyor: 

"Bir sona doğru yaklaşıyoruz ama sonun ne zaman olduğunu bilmiyoruz."

"17 Ağustos geride kaldı, 'unutmadık, unutmayacağız' dedik, artık başka şeylerden söz etsek daha iyi olmaz mı?" diye düşünenler olabilir. 

Seriyi sürdürmemizin sebebi tam da, bu. Biz görmezden gelsek de, fay hatları düzelmiyor. Maalesef deprem riski artarak sürüyor. Serimizin 3. programında, deprem riskine karşı hareketsiz kalmanın psikolojik faktörlerinden söz edeceğiz.

Kaçıranlar için, deprem serisinin önceki programları:

1. Sesimi duyan var mı? - Prof. Cenk Yaltırak ile yer bilimleri ve mühendislik modellemesi açısından yaklaşan Marmara depremi.

2. 1999 Marmara depreminden bu yana 20 yıl - Gürhan Ertür ve Prof. Nuray Aydınoğlu ile neler yapıldı; neler yapılabilirdi, yapılmalıydı, ama yapılmadı; şimdi ne yapılabilir? 

— / —

Not. Bu duyurunun başındaki video parçasını, DW Türkçe için Can Ertuna ve ekibinin hazırladığı deprem belgeselinden aldım. Belgeselin tamamı: Beklenen büyük İstanbul Depremi: Fay hattında yaşamak

— / —

Şimdi kısaca depreme karşı kayıtsız kalmanın altında yatan olası psikolojik faktörlere bir göz atalım.

İlk 2 faktör, hayatımızda genel bir rol oynayan, ancak deprem konusunda da etkili olmaları muhtemel nedenler.

- Duygusal bedelden kaçınmak.

- Şimdi-ve-burada'dan yarını görememek.

Depremi uzak ve soyut bir ihtimal olarak değil, gerçekleşmesi kesin ve yaklaşmakta olan bir durum olarak görmek, rahatsızlık verici, anksiyete yaratıcı bir yüzleşme gerektiriyor.

Doktora gitmeyi ertelemek gibi, deprem konusunu aklımızdan uzak tutmak mümkün. Ama çözüm değil.

Benzer şekilde, hayat gailesi içinde, şimdi-ve-burada başımızda olan sorunlarla uğraşırken, ne zaman başımıza geleceği belli olmayan bir durumu düşünmeyi biraz daha ertelemek de çok doğal bir eğilim. Hepimiz yapıyoruz. 

Ama deprem riski bizim irademizle ertelenmiyor. Giderek büyüyor.

— / —

Burada amacım bir tür felaket tellallığı yapmak değil. 

Fakat yaklaşmakta olan Marmara depremi, bütün bilimsel verilere göre öyle büyük bir felaket potansiyeli taşıyor ki, bir kez olduğunda geç kalınmış çözümlerle telafisi mümkün olmayabilir.

Bu yüzden, herkesin canını sıkmak pahasına, bu tartışmayı biraz daha sürdüreyim.

Son iki faktör, deprem kayıtsızlığına dair daha özel ve derin nedenler olabilir:

- Bilişsel bilinçdışımızda yer etmiş alın yazısı inancı.

- Bireysel çaresizlik hissi.

— / —

Bilişsel bilinçdışımızda yer etmiş alın yazısı inancı, uzun bir konu.

İçinde hem klinik ve bilişsel psikolojideki çok tartışmalı "bilinçdışı" kavramını, hem de din felsefesinde tartışılan "alın yazısı, önceden belirlenmişlik, özgür irade" gibi çetrefilli kavramları barındırıyor.

Burada iki büyücek parantez açarak, bu iki kavram öbeği konusunda bir kaç not düşeyim.

Önce, kısaca, bilinçdışı kavramından başlayayım.

Bilinçdışı, modern çağın en önemli klinik psikoloji teorisyeni sayılan Sigmund Freud'un ismiyle özdeşleşmiş bir kavram.

Bilinçdışı kavramını detaylı bir teorik çerçeve içinde işleyerek, psikolojinin merkezine oturtan Freud'un hakkını teslim etmek gerek.

Ama bu kavramı ilk formüle eden, insan davranışının açıklamasında kullanan düşünür Freud değil. "Bilinçdışı"nın hatırı sayılır bir tarihçesi var.

Bir dipnot: Freud, teorisyen olarak yazdığı ilk yıllarından sonra, "bilinçaltı" benzetmesini terk ediyor, ve "bilinçdışı"kavramını benimsiyor.

Yani, "Freud'cu bilinçaltı" diye bir atıfta bulunmak, aslında psikoloji tarihini bilmemekten kaynaklanan bir yanlış.

— / —

Peki, bilinç, niçin alt-üst türü topografik bir benzetmeyle değil de, daha soyut bir iç-dış benzetmesiyle kavramsallaştırılmalı?

Bu başka bir programın konusu olsun. Fakat şunu söyleyeyim. Günümüzde Freud'cu olmayan düşünürler de, Freud gibi bilinçdışı kavramını benimsemiş durumdalar.

Freud'un teorilerine kuşkuyla yaklaşan çağdaş psikologlar, 1980lerden itibaren bilgi-işleme modelleri çerçevesinde bilinçdışı kavramına klinik değil bilişsel bir işlev yükleyerek, yeniden bilimsel külliyata dahil ediyorlar. 

"Bilişsel bilinçdışı" kavramı böyle doğuyor.

Bilişsel bilinçdışı, klinik bir çerçeveden ve psikoanaliz gibi metodlardan bağımsız şekilde, basitçe öğrenip unuttuğumuz, ya da içselleştirdiğimizin farkında bile olmadığımız herhangi bir inanç, düşünce, veya bilgi parçasına işaret ediyor.

Ana tartışmadan çok sapmamak için, bilinçdışı kavramının klinik ve bilişsel versiyonlarının kıyaslamasına girmeyeceğim.

Bilinçdışı'nın düşünce tarihi içindeki macerasına dair kısa bir özet, şu makalede okunabilir: "Psikolojik bilinçdışı: Bulunan, kaybedilen, ve yeniden kazanılan"

— / —

Not. Freud'a ve geliştirdiği bilinçdışı kavramına dair pek çok güzel detay, Serol Teber ve Şenol Ayla'nın 

Açık Radyo’da ’da hazırlayıp sunmuş oldukları Didik Didik Freud programının kayıtlarında bulunabilir. 

Kayıt arşivi

— / —

Ben de şimdilik bu "yeni bilinçdışı" kavramının bilişsel psikoloji ve nörobilim içinde kayda değer bir yeri olduğunu söylemekle yetineyim, ve ana konumuza geri döneyim...

— / —

"Alın yazısı" inancının, davranışlarımız üzerinde etkili olmak için, illa ki bilinçdışımızda kendine bir yer bulmuş olması gerekmiyor.

Bu inancı açıkça dile getiren ve "her şey olacağına varır, ne yapsak boş" şeklinde yorumlayarak hayatlarını yönlendiren kişiler az sayıda değil.

Benim işaret etmek istediğim şey, şu: 

"Alın yazısı" inancı, derinlere işlemiş kültürel kodlarımızın artık görünmez olmuş bir parçası olarak, bu inanca sahip olmadığını düşünen insanların davranışlarını bile, onlar farkında olmasa da, etkiliyor ve yönlendiriyor olabilir.

Deprem kayıtsızığını açıklayabilecek nedenler arasında "bilişsel bilinçdışımızda yer etmiş alın yazısı inancı" faktörünü saymamın ana nedeni, bu.

— / —

Şimdi bir de konunun "alın yazısı" inancı kısmına geleyim.

Bu inancı "her şey olacağına varır, ne yapsak boş" şeklinde yorumlamak doğru mu? 

"Alın yazısı" inancı, tektanrılı Semavi dinlerde çok merkezi yere sahip bir sorular kümesinin içinde yer alıyor.

Tanrı'nın gücü, insan bilgisinin sınırları, özgür irade gibi hem epistemik, hem metafizik pek çok başka kavramla sıkı sıkıya bağlı. Yani, yine derin ve uzun bir konu.

"Alın yazısı" inancını "her şey olacağına varır, ne yapsak boş" şeklinde yorumlamanın çok tartışmalı ve bence yanlış olduğunu not ederek, bu konuyu daha detaylıca işlemiş olduğumuz Din Felsefesi serisinden bir kaç geçmiş programa işaret edeyim.

Tanrı'ya dair insan bilgisinin sınırları ve inanç-akıl ilişkisi:

1. https://ia803006.us.archive.org/20/items/AcikBilinc5Kasim2013/AcikBilinc20131105.mp3

2. https://ia800904.us.archive.org/22/items/AcikBilinc12Kasim2013/AcikBilinc20131112.mp3

Tektanrılı dinlerde "kötülük sorunu", başka dünyalar ihtimali, ve özgür irade.

3. https://ia803008.us.archive.org/28/items/AB19Kasim2013/AB20131119.mp3

4. https://ia803004.us.archive.org/31/items/AB26Kasim2013/AB20131126.mp3

— / —

Son olarak, "alın yazısı" veya "takdir-i ilahi" inancıyla hareket edenlerin, deprem konusu bağlamında bu kavram üzerinde derinlemesine düşünmelerini dilerim.

Unutmayalım ki, söz konusu olan, uygun görülen takdir, her durumda mutlak ve bağımsız bir ödül veya cezaya işaret etmiyor. 

Takdir-i ilahi, insanın durumuna, özgür iradesiyle yapmış olduklarına, hazırlıklılığına görece bir kavram.

İstanbul büyük bir deprem felaketiyle yerle bir olursa, şehri 20 sene öncesinden daha riskli bir duruma getirmiş olan siyasi erkin ağzından ilk dökülecek cümleleri, Soma faciasını hatırlayan hepimiz herhalde tahmin edebiliriz: 

Acil şifalar, Allah'tan rahmet, fıtrat, takdir-i ilahi ...

Oysa, benzer büyüklükteki depremleri, örneğin Japonya şehirlerinin Türkiye'ye kıyasla ne kadar az hasar ve can kaybıyla atlattıkları göz önüne alınırsa, takdir-i ilahi kavramının nasıl sorumluluktan kaçmanın mazereti olarak kullanıldığı açıkça görülebilir.

— / —

Deprem riskine karşı kayıtsızlığın psikolojik faktörleri arasında son sırada, 'bireysel çaresizlik hissi'ni saymıştım.

"Maddi imkanım, bilgim yok; tek bir birey olarak ben ne yapabilirim ki?"

Böyle düşünenler için, gelecek hafta sırada özel bir pratik eğitim ve öneriler programımız var!

1999 Marmara depreminde arama-kurtarma çalışmalarına katılmış, deprem hazırlıklılığı seminerleri veren, ev ve okul içlerinde pratik önerilerle deprem hasarını en aza indirmenin yollarını gösteren bir sivil toplum kuruluşu: https://gea.org.tr

Haftaya konuğumuz olacaklar.

— / —

Açık Bilinç'i Salı sabahları 9:30'da dinleyebilir, podcast arşivine ulaşabilirsiniz. 

Kategori: