Francesca Albanese’den soykırım suçu üzerine: "Bunu Hiç Dışlamıyorum"

-
Aa
+
a
a
a

Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Francesca Albanese, Gazze'de yaşanan soykırım suçu üzerine görüşlerini belirtiyor.

""

Ünlü uluslararası hukuk uzmanı Francesca Albanese, Filistinlilerin insan hakları ve İsrail devletinin eylemleri söz konusu olduğunda ayağa kalkmaları ve uluslararası hukuka saygı gösterilmesini talep etmeleri için uluslararası toplumun üyeleri olan devletlere çağrıda bulunmak üzere yola çıktı. Francesca Albanese, geçtiğimiz Mayıs ayında, 1967'den bu yana işgal altında tutulan Filistin topraklarındaki insan haklarının durumuna ilişkin Özel Raportörlük görevini üstlendi fakat şimdiye kadar bulgularını Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'ne sunma fırsatı bulamadı. Kendisi, 3 Ekim'de halka açık olarak yaptığı konuşmada, 'Uluslararası hukukun, devletlerin onu uygulama iradesi kadar geçerli olduğunu' vurgulamıştır.

Francesca Albanese

Kendisi ve diğer BM uzmanlarının İsrail ve Gazze'de sivillere yönelik şiddet ve ayrım gözetmeyen saldırılarını kınayan ve diğer hususların yanı sıra uluslararası insancıl hukuk ve insan haklarına saygı gösterilmesi, ateşkes sağlanması ve işgal altındaki Filistin topraklarında uluslararası koruyucu varlık bulundurulması çağrısında bulunan bir açıklama yayınlamasından bir gün sonraydı. 'Filistin halkını insanlıktan çıkaran dehşet verici dil' konusunda uyarıda bulunarak, İsrail'in Gazze'ye yönelik topyekûn abluka ve kuşatmasının kaçınılmaz bir sonucu olan kasıtlı açlığın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğu uyarısında bulundular.

Francesca Albanese söyleşiye, içinde bulunduğumuz dönemin kariyerinde şimdiye kadar yaşadığı en zor dönem olduğunu söyleyerek başladı. Kendisi BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Ajansı Unrwa'da İnsan hHkları Uzmanı olarak çalışmış, Uluslararası Hukukta Filistinli Mülteciler adlı bir kitap yazmış ve 2008, 2012, 2014, 2021, 2022 yıllarında Gazze'de yaşanan savaşlara tanıklık etmiştir. Bir buçuk yıldır 'tamamen yasadışı' olan İsrail işgali altında Filistinlilerin maruz kaldığı 'günlük zulümleri, aşağılanmaları ve hakaretleri' izliyor, belgeliyor ve raporluyor. Albanese, uluslararası hukuka göre işgalin sonsuza kadar süremeyeceğini, kolonizasyon için kullanılamayacağını ve apartheid uygulanamayacağını açıkladı ve, "Ancak yine de bunca yıldır 365 kilometrekarelik bir alana sıkışmış, yarısı çocuk olan sivil bir nüfusa karşı böylesine bir vahşetin uygulandığını hiç görmemiştim," dedi.

Uluslararası soykırım ya da etnik temizlik suçlarına – tekrar – tanıklık edip etmediğimiz ve kitlesel zulümlerin tekrarlanmasının önlenip önlenemeyeceği sorulduğunda cevabı netti, "Önlenmelidir. Mutlaka önlenmelidir. İnsan hakları ya da insancıl hukukun ihlal edilmemiş tek bir hükmünün bile bulunmadığı bir bağlamda uluslararası hukuktan bahsetmek zordur. Yine de iki, üç milyon insanın ağır bombardımana maruz kaldığı şu anda, Filistin halkının – fiziksel olarak – yok edilme düzeyi ve insanların yaşamları için gerekli olan hastaneler, su sarnıçları, su tesisleri, elektrik gibi sivil altyapının yok edilmesi nedeniyle uluslararası toplum, Filistin halkının veya bu halkın bir kısmının olası yok edilmesini önlemek zorundadır. Uluslararası yükümlülükler bununla ilgilidir. Olası bir soykırım suçunu önlemek de buna dahildir- bunu hiç dışlamıyorum."

Uluslararası hukuk uzmanı ve Filistin sorununa ilişkin iki önemli BM raporunun yazarı olan Albanese’e göre, etnik temizlik yeni bir şey değil. Nakba ya da Filistin Felaketi sırasında, 1947-1949 yılları arasında, İsrail devletinin kurulmasına eşlik eden dönemde ve 1967'de bu tip olaylar gerçekleşmiştir. İşgal altındaki Filistin topraklarında, Filistinlilerin topraklarına el konulması ve Filistin halkının zorla yerlerinden edilip terörize edilmesi, oturma izinlerinin iptal edilmesi, evlerinin ve okullarının yıkılmasıyla etnik temizlik istikrarlı bir şekilde devam etmektedir. İsrail devletinin gücünü kötüye kullanması İsrailli, uluslararası ve Filistinli insan hakları örgütlerinin yanı sıra BM tarafından da belgelenmiştir. Ancak, uluslararası hukuka saygı gösterilmesini sağlamak için kayda değer hiçbir devlet yaptırımı veya boykotu uygulanmamıştır. Francesca Albanese, "Batılı ülkelerin, Küresel Kuzey'in büyük sorumlulukları var," dedi ve ekledi, "Ama geri kalanlar nerede? Afrika ülkeleri nerede, Asya ülkeleri nerede, Arap ülkeleri nerede?" Albanese tam tersi bir yöne doğru gidildiği konusunda uyarıda bulundu, "İşgal altındaki Filistin halkıyla artık Diaspora’dan, uluslararası aktivistlerden ya da Yahudi cemaatlerinden gelen dayanışmanın bile bastırıldığını görüyoruz."

Özellikle Batı ülkelerinde antisemitizmle mücadeleye odaklanılması, son on yılda IHRA (Uluslararası Holokost Anma İttifakı) tarafından İsrail'e yönelik her türlü eleştiriyi susturmak amacıyla ele geçirilen tanımın dayatılmasıyla olmuştur. Francesca Albanese, antisemitizmin bir sorun olmaya devam ettiğini ve henüz üstesinden gelemediğimiz bir meydan okuma olduğunu açıkça vurguluyor, "Ancak İsrail'in uygulamalarını diğer BM üyesi devletler gibi incelemek ve İsrail'i uluslararası toplumun geri kalanı için geçerli olan ya da olması gereken uluslararası standartlara tabi tutmak antisemitizm değildir," diye ekliyor. Bunun yerine, antisemitizm tanımının bu şekilde genişletilmesinin İsrail'in dokunulmazlığını ve cezasızlığını korumaya yönelik bir araç olduğunu sözlerine ekledi.

İşgal altındaki Filistin topraklarında insan haklarının durumuna ilişkin Özel Raportör tarafından hazırlanan son rapor, hapsetmenin yeni bir hukuki dil ve kelime dağarcığını ortaya koymakta ve İsrail'in 'Filistinlilere kolektif, hapsedilebilir bir tehdit olarak muamele ederek, uluslararası hukuk kapsamında 'siviller' olarak korunmalarını nasıl aşındırdığını, onları temel özgürlüklerinden mahrum bıraktığını ve birleşme, kendi kendini yönetme ve bir yönetim olarak gelişme becerilerini nasıl gasp ettiğini' açıklamaktadır. Böylece İsrail, yerleşimci-sömürgeci projesini yürütebilmektedir. Francesca Albanese, "Bu durum ayrımcılığı, boyun eğdirmeyi, parçalanmayı ve nihayetinde Filistin topraklarının mülksüzleştirilmesini ve Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmesini sağlamlaştırmıştır. Öncelikle kolonilerin kurulmasını ve genişlemesini güvence altına almayı amaçlayan bu sistem, Filistinlilerin yaşamını boğmakta ve Filistinlilerin kolektif varlığını zayıflatmaktadır," diyor.

Francesca Albanese, işgal altındaki Filistin topraklarının tamamının bir hapishane gibi yönetildiğini, Filistinlilerin her adımda fiziksel - duvar, kontrol noktaları, barikatlar, ayrılmış yollar - ve bürokratik engellerle sınırlandırıldığını ve bunun dijital gözetimle zirveye ulaştığını söylüyor. Bu, işgal altındaki insanların hayatlarını sahip olmadıkları tüm haklarla tanımlıyor - özgürce hareket edemiyorlar, seyahat edemiyorlar, istedikleri yerde yaşayamıyorlar ya da istedikleri okula gidemiyorlar. Bunun içinde hiçbir normallik yok. Burası bir açık hava hapishanesi ve bir panoptikon- mahkumlar dışarıdan ve içeriden kontrol ediliyor ve en savunmasız olanlar etkileniyor. İşgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerin yarısı reşit değil, çocuk," diyor Francesca Albanese.

İki raporunda yerleşimci sömürgeciliği ve Filistinliliğin kültürel olarak silinmesini -işgal altındaki bölgeyi Filistinlileştirme politikalarını- anlatıyor; dekolonizasyon ihtiyacından bahsediyor ve nekropolitika üzerine raporlara atıfta bulunuyor. Genel olarak, İsrail işgal politikalarını anlamak için yasal bir çerçeve sunuyor. Röportajda, John F. Kennedy'nin barışçıl direnişi imkânsız kılanların şiddet içeren direnişi kaçınılmaz hale getirdiğini söylediğini aktarıyor ve "Olan biten bu ve ben bunu meşrulaştırmıyorum. Şiddeti eleştiriyorum, Hamas tarafından işlenen suçları kınıyorum," diye de vurguluyor. Bununla birlikte, İsrail işgalinin devamı için gerekli olan her yerde mevcut olan yapısal şiddetin farkında ve bu konuda uyarıda bulunuyor.

Francesca Albanese, umutsuzluğa kapılmadığını ve politika yapıcılarla konuşmaya devam ettiğini söyledi. "Umarım gözlerini başka tarafa çevirmezler. Şu ana kadar bu insanların vicdanları başka bir yerde, Filistin halkında değil. Ancak insanları ulusal gruplarına göre ayırırsanız ve milliyetleri ne olursa olsun herkese haysiyet, özgürlük ve eşit haklar tanıyamazsanız, bu ırkçılıktır," dedi ve şu anda 'uluslararası toplumun İkinci Dünya Savaşı'nın küllerinden doğan sistemin temellerini lekelediğini ve zayıflattığını' söyledi.

Francesca Albenese raporlarında da Filistin meselesinin bir güvenlik meselesi olarak ele alınamayacağını vurgulamıştır, “Bu bir insan hakları ve bütün Filistinliler ve İsrailliler dahil herkesin eşitliği meselesidir- haysiyette ve insan hak ve özgürlüklerinde eşitlik. Nihai olarak savunduğum şey budur." Uluslararası hukuka daha fazla saygı gösterilmesinin olası yolları olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi ve ulusal mahkemelere işaret etti.

Francesca Albanese, durumun tepeden inme bir yaklaşımla değişeceğini sanmadığını belirtti, "İsrail bombaları ve Hamas roketleri yukarıdan düşmeye devam ediyor." Bir uluslararası hukuk uzmanı olarak Albenese, apartheid Güney Afrika'sının deneyimlerine başvurdu ancak ortak bir İsrail-Filistin cephesi ve hareketi yaratmanın, beyaz ve siyah Güney Afrikalılarla ulusal bir apartheid karşıtı hareket inşa etmekten çok daha zor olduğu konusunda uyarıda bulundu. "İnsan hakları söyleminin birliğini normalleştirmemiz gerekiyor. İsrailli ve Filistinli insan hakları örgütleriyle son derece insani ilişkilerim oldu. Aynı dili konuşuyorlar. İsrail halkının 7 Ekim'den bu yana yaşadığı trajik saatlerde İsrail'deki tüm büyük insan hakları örgütleri Hamas'ın yaptıklarını korkunç suçlar olarak kınadı ve ardından bağlamdan, Filistin halkının gerçekliğinden uzun uzun bahsetti ve Filistin halkını korumak, işgali ve apartheid'ı sona erdirmek için gerilimin düşürülmesi çağrısında bulundu. İşte insanlık budur. İşte ben burada umut görüyorum," dedi.

Francesca Albanese, Özel Raportör olarak hazırladığı ilk raporunda, 'İsrail işgalinin hukuksuzluğunun, en acımasız sonuçlarından bazılarını düzelterek giderilemeyeceğini veya insanileştirilemeyeceğini' vurgulamıştır. Ayrıca uluslararası hukuk, devletleri 'Filistinlileri bir halk olarak var olma kolektif haklarını (yeniden) talep ettikleri veya bu haklardan vazgeçmeyi reddettikleri için suç sayan İsrail'in yerleşimci-sömürgeci apartheid’ına katkıda bulunmamaya veya göz yummamaya ve Filistin halkının devredilmesi mümkün olmayan kendi kaderini tayin hakkı da dahil olmak üzere haklarını elde etmelerine olanak tanıyacak tüm koşulları gerçekleştirmek için harekete geçmeye' mecbur etmektedir.

Röportajın sonunda Francesca Albanese, "Netanyahuların, Hamasların ya da fetihlerin ötesine bakarak insanlara bakmamız gerekiyor," dedi. "İsrail'de, işgal altındaki Filistin topraklarında ve Diaspora’da konuşacağımız ve dinleyeceğimiz insanları belirlememiz gerekiyor. Yıllar boyunca nehirden denize kadar herkes için barış, adalet ve eşitliği savunan pek çok Yahudi topluluğu var. Bu topluluklar Filistinlilerle, Diaspora’dakilerle ve uluslararası aktivistlerle beraber insan haklarının korunması için kalelerdir. Baskı altında olabilirler ama varlar," dedi ve ekledi, "Şu anda ben insanlara güveniyorum.”

*Kristina Božič'in znetwork.org'te Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Francesca Albanese ile gerçekleştirdiği röportajın makalesi Işıl Arıca tarafından çevrilmiştir.