Kaz Dağları'na Yeni Maden Tehdidi: Bu Kez Havran

Kaz Dağları'na Yeni Maden Tehdidi: Bu Kez Havran

02 Kasım 2017

Kaz Dağları'ndaki onlarca maden ve planlanan 16 termik santralın üzerine yeni bir altın madeni daha eklenmesi planlanıyor. Şap Dağı'nda siyanürle aranması planlanan yeni maden için dün Halkın Katılımı Toplantısı'nı gerçekleştirdi ve bölge sakinleri de itirazlarını dile getirdiler. Kaz Dağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği'nden Süheyla Doğan süreci ve itirazlarını anlattı. 

02 Kasım 2017 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Yeşil Bülten podcast servisi: iTunes / RSS

İtirazlar siyanürle altın aranmasından, madenin ormanlık alana yapılmasına geniş bir skalada. Altın arama sürecinin 2012'ye kadar uzandığına dikkat çeken Doğan, Şap Dağı ile birlikte tam sırtta kalan Madra Dağı'nın da tehdit altında olacağını belirtiyor. Zira siyanür bulunduğu çevreye en çok zarar veren kimyasallardan biri. Bu durumda yer altı suları kirlenecek, dolayısıyla tarım alanları da etkilenecek. 

Altın değil kuvars kandırmacası 

Doğan'a göre toplantı tam bir düzen içinde gerçekleşti ve halkın itirazları da tutanaklara geçirildi. Fakat köy halkı "Maden yapılsın" ve "Yapılmasın" olarak ikiye bölünmüş durumda. Son döneme damgasını vuran ve dikkat çeken bir başka özellik ise, madencilerin Bakanlığa ruhsat ve izin için başvururken "Altın" ve "Siyanür" ismini kullanmaktan kaçınmaları ve arayacakları cevherin adına sadece kuvars demeleri. Böylece halktan tepki çekmekten kurtulup, Bakanlığı da bir nebze kandırmaları mümkün oluyor. Artvin Cerattepe madeni sürecinde de Cengiz Holding'in arama ruhsatı başvuruları ya da ÇED sürecinde 'altın' yerinde bakır demeyi tercih ettiğini biliyoruz. Bu madende de aynı süreç işleyince bölge halkı konunun 'altın' olduğunu anlamak konusunda biraz gecikmiş.

'Hidrosiyanür zehirlenmesi muhtemel'

Maden aranmak istenen alanın ise yüzde 80'i meşe ve karaçam ormanından oluşuyor. Öte yandan en vahşi arama yöntemi olan açık madencilik yapılması planlanıyor, ki bu durumda araya bir başka tehlika yani "Hidrosiyanür zehirlenmesi" vakaları girebiliyor. Doğan, bu zehirlenmelerin Kışladağ'da yaşandığını hatırlatıyor. Yani çok yağmur yağması halinde topraktaki PH'ı dengelemek için şirketlerin kullandığı kirecin toprağa sökmemesi ve siyanürün havayla taşınarak bölge halkını doğrudan etkileyerek zehirlemesi. 

Tarımdan gittikçe uzaklaşılıyor

Bölgedeki bir diğer sorun, halkın tarımdan gittikçe daha fazla uzaklaşması. Doğan halkın hayvanlarını otlatmak yerine kapalı meracılığa geçtiğini belirtiyor. Bu durumda boşalan tarım arazileri kolayca şirketlere satılabiliyor ve yerini yeni madenler alıyor. Diğer yeni tehdit ise hukuken "yapılan projeden doğrudan etkilenme gerekliliği" yönünde. Yani İstanbul'dan Kazdağları'ndaki bir maden projesine karşı dava açmanız engelleniyor. Bu durum ise mücadeleyi kırmaya ya da etkisini azaltmaya yönelik bir araç olarak kullanılıyor. 

2012'den bu yana faaliyetlerine devam eden KazDağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği "Burada sadece sorun olduğu zaman değil, her zaman birlikte olalım" diyor.