'Restorasyon ekolojisi' alanında doğal bir deney: Alabalıkların geyiklerle ne ilgisi var?

Diğer Program: 
Açık Bilinç

'Restorasyon ekolojisi' alanında bir 'doğal deney': Alabalıkların geyiklerle ne ilgisi var?

15 Mart 2019

Restorasyon ekolojisi, belli bir bölgede bitkiler ve hayvanlar arasındaki bozulan dengenin yeniden sağlanması için, bazen doğal deneylere başvuruyor.

podcast servisi: iTunes / RSS

Bu hafta, ABD'deki Yellowstone Ulusal Parkı'nda 'restorasyon ekolojisi' alanında sürmekte olan bir 'doğal deney'den söz edeceğiz. 

Daha sonra da, Avustralya'da böcekbilimcilerin ekolojik dengeler üzerini bir ikazını içeren (ve biraz 'müstehcen') bir çalışmaya yer vereceğiz.

Restorasyon ekolojisi, belli bir bölgede bitkiler ve hayvanlar arasındaki bozulan dengenin yeniden sağlanması için, bazen doğal deneylere başvuruyor.

Deney, çünkü belli değişkenlerin insan eliyle değiştirilmesinin etkilerine bakılıyor.

Doğal, çünkü laboratuvarda değil doğada yapılıyor.

— / —

Yellowstone (Sarıtaş), ABD'nin en büyük ulusal parkı. Pek çok canlı türüne ev sahipliği yapan, muazzam büyüklükte ve çok güzel bir alan. 

Eski 'Vahşi Batı' eyaletleri olan Wyoming, Montana, ve Idaho içinde yer alan bu bölge, 1872'de ulusal park ilan edilmiş.

Beyaz insanların istilasından önce Amerika yerlilerinin yaşadığı Yellowstone alanı, adını içinden geçen nehir yatağındaki sarı renkli taşlardan alıyormuş.

Yaklaşık 11 bin yıllık bir yerleşke olduğu düşünülüyor.

Yellowstone Ulusal Parkı, devasa bir alanı kapsıyor. Yaklaşık 9 bin kilometrekare.

[Mukayese için: İstanbul'un bir ucundan öbür ucuna toplam alanı yaklaşık 5500 kilometrekare.]

— / —

Yellowstone Parkı'ndaki restorasyon ekolojisi deneyini, Science dergisinde 2015'de yayımlanmış olan, 'Yabani Laboratuvardan Dersler' yazısından aktaracağım.

— / —

'Vahşi Batı'ya beyaz insanların hakim olmasının ardından, Yellowstone bölgesinde yaygınlaşan kürklü hayvan avcılığı, kurt, tilki, puma gibi avcı hayvanların neredeyse soylarının kurumasına yol açıyor.

Bu değişim, av hayvanları için olumlu bir gelişme sanılabilir. 

Ama gerçek öyle değil.

Avcı hayvanların yokluğu, onların avladığı Kanada geyiği (Elk) popülasyonunun artmasına neden oluyor.

Optimal koşullarda Yellowstone bölgesinde 5-6 bin civarında Elk olması gerekirken, bu sayı 1930'da 10 bini aşıyor, 1994'de 20 bine ulaşıyor.

Elk nüfusunun artmasının kime ne ziyanı var diyeceksiniz. Öncelikle Elk'lere var.

Bu devasa geyikler, yaşadıkları alandaki bitki örtüsünü bir daha yeşeremeyecek şekilde yiyerek tahrip ediyorlar. Kendilerinden daha güçsüz olan başka geyik türlerinin çoğalmasını da engelliyorlar.

Avcı hayvanların yokluğunda nüfusları hızla artan Kanada geyikleri, yeşil alanların azalmasıyla bir süre sonra kıtlıktan ölecek hale geliyorlar.

Park yetkilileri, geyik avcılığını serbest bırakıp Elk nüfusunu insan avcılar yoluyla azaltmaya çalışıyor, fakat bu da yeterli olmuyor.

— / —

Yellowstone parkındaki doğal hayatın yok olması riski karşısında, restorasyon ekolojistleri 1995 yılında, bütün itirazlara rağmen, parka vahşi bir kurt sürüsü yerleştirmeye karar veriyor.

İnsan eliyle bozulan, ve daha sonra düzeltilemeyen Yellowstone parkı ekolojisi, kurt sürülerinin artmasıyla yeniden dengeye ulaşıyor. 

2008 yılı itibarıyla Elk nüfusu optimal olan 6 bin civarına düşüyor. Buna bağlı olarak parkta diğer geyik türleri ve bizonlar yeniden çoğalıyor.

— / —

Elk nüfusunun azalmasında bir faktör daha etkili oluyor. Alabalıklar! 

Birbirleriyle av-avcı ilişkisi olmayan, suda yaşayan balıklarla karada yaşayan geyiklerin nasıl bir bağlantısı olabilir diye düşünebiliriz.

Bu, ekolojik dengelerin derinliğini açısından çok ilginç bir örnek.

Yellowstone parkındaki nehir ve göllerde yaşayan, yerli bir alabalık türü var. Bu alabalıklar yüzeye yakın yüzüyorlar ve bu sebeple onları yakalayabilen bozayıların başlıca besin kaynağını oluşturuyorlar.

Fakat bu denge de, 1980'lerin sonunda değişiyor.

Büyük ihtimalle bir ziyaretçinin dışarıdan getirip nehire bıraktığı başka bir alabalık türü, hızla çoğalarak Yellowstone'nun yerli alabalıklarını azaltıyor. 

Fakat bu yeni tür, dibe yakın yüzen bir alabalık cinsi. Bozayılar bu alabalıkları yakalayamaz oluyorlar.

Balık kaynaklarından mahrum kalan bozayılar, yeni bir besin kaynağı olarak Elk geyiklerinin peşine düşüyorlar. Bazen kurtlarla da işbirliği yaparak avlanan ayılar, Elk nüfusunun azalmasında rol oynuyor.

— / —

Buradaki temel nokta, ekolojik dengelerin, çok farklı canlı türlerini, birbirlerinin doğrudan avı ya da avcısı olmasalar da, derinden birbiriyle bağlantılı kılıyor olması.

Alabalıklarla ilgili bir değişiklik, öngörmesi güç bir biçimde Elk (ve buna bağlı olarak diğer tür geyik ve bizon) nüfuslarını değiştirebiliyor.

Yellowstone parkı deneyi, doğanın muhteşem dengesini özenle korumanın ne denli önemli olduğunun çarpıcı bir örneği.

Bu korumacı tutumun ilk adımıysa, insan-merkezli olmayan, 'ego-lojik' değil ekolojik bir anlayışın önemini kavramak ve ve bu yaklaşımı benimsemek.

— / —

Şimdi, ekolojik dengelerle ilgili bir başka örnek için, Kuzey Amerika'nın Yellowstone parkından kalkalım ve Avustralya'nın batı kıyılarına uzanalım. 

Bu kez, bozulan ekolojik dengenin iki unsuru, iki farklı türün erkek cinsleri: İnsanlar ve kınkanatlı böcekler.

Bu örneği, Avustralya Entomoloji (Böcekbilim) Cemiyeti Dergisi'nde yayımlanan bir çalışmadan aktaracağım.

— / —

Bu araştırmadaki kahramanlarımız, 'Julodimorpha bakewelli' diye bilinen ve boyları 4 santimetreye kadar uzanan, kınkanatlı (yani uçmak için kullandıkları kanatlarının üstünde sert kabuklu kanatları olan) Avustralyalı bir böcek türünün erkek bireyleri.

'Julodimorpha bakewelli' erkek böceklerinin kısa hayatlarında, hayatta kalmak dışında, tek bir hedefleri var: Kendilerine uygun bir eş bulmak, ve soylarını devam ettirmek.

Fakat bu, göründüğünden zor bir iş.

Uygun bir eş bulmak için farklı canlılar farklı stratejiler kullanıyorlar. 

Ama, bütün canlılar, kimileri koklayarak, kimileri görme yoluyla, bazen de birden çok algı modalitesiyle, kim dost kim düşman, kim akraba kim potansiyel bir eş, bir kategorizasyon yapmak zorunda.

Takdir edersiniz ki, düşmanı dost, avcıyı av sanmanın ölümcül sonuçları olabilir.

Bu yüzden, en basit canlılarda bile doğru kategorizasyon yapmayı sağlayan bir miktar bilişsel yeti olması, şart. 

Buna rağmen, bazen işler sarpa sarabiliyor.

— / —

Kahramanımız Julodimorpha bakewelli böceklerinin erkekleri, binlerce yıldır eş seçme işini dişilerin görsel özelliklerine dayanarak yaparken, işin içine insanların dahil olmasıyla talihsiz bir evreye giriyorlar.

Avustralya'da üretilen bir bira türünün şişesi, rengi, parıltısı, ve pütürlü gövdesiyle, Julodimorpha bakewelli böceklerinin dişilerinin kanatlarını andıran görsel özelliklere sahip. 

Ve bu durum, bu böceklerin erkek bireylerinin fena halde kafasını karıştırıyor.

Toronto Üniversitesi'nden iki böcekbilimci, Batı Avustralya'da yol kenarlarına atılmış boş bira şişelerinin üzerinde rastladıkları Julodimorpha bakewelli erkek böceklerine yakından baktıklarında, onların bira şişelerini dişi böcekler sanarak çiftleşmeye çalıştıklarını fark ediyorlar.

Hatta bazen, bu kategorizasyon hatası yüzünden aynı bira şişesini kendilerine uygun bir eş olarak gözüne kestirmiş birden çok Julodimorpha bakewelli cinsi erkek böceğe rastlandığı da oluyor.

— / —

Yani, her ne kadar Bülent Ortaçgil "Beni Kategorize Etme" diyorsa da, doğru kategorizasyon, algının doğada en önemli işlevlerinden birisi.

Fakat Julodimorpha bakewelli böceklerinin talihsizliği, yalnızca bira şişelerini kendilerine eş sanmakla da bitmiyor. Maalesef devamı var.

Çiftleşme davranış rutini tetiklenen erkek Julodimorpha bakewelli böcekleri, gözleri dünyayı görmez bir halde bira şişeleri üzerinde başarısızca çabalarlarken, kendilerini çevreleyen karınca sürülerinin farkına varamıyor ve bir süre sonra onlara yem oluyorlar.

Julodimorpha bakewelli böceklerinin kısa ve talihsiz hayatlarının hikayesi böyle.

Çalışmayı yapan entomologlar, boş bira şişelerini yol kenarına fırlatan Avustralyalı erkeklerin, bir başka türe ait erkek bireylerin hayatlarını farkında olmadan nasıl alt üst ettiğine dikkat çekiyorlar.

— / —

Alabalıklardan geyiklere, insanlardan böceklere kadar çok geniş bir biyolojik yelpazede yer alan canlıların hayatlarının çok derinden birbirlerine bağlı olduklarını ve milyonlarca yıllık evrimsel süreçler sonucu oluşmuş ekolojik dengeleri gözetmemiz gerektiğini unutmamamız gerek.

Bu hafta kurtlarla başladık, haftaya uzun bir birlikte-evrim sonucu en sadık dostlarımız haline gelmiş olan köpeklerin insan hayatındaki yerlerini aktararak devam edeceğiz.

Açık Bilinç'i Salı sabahları 9:30'da dinleyebilir, podcast arşivine ulaşabilirsiniz.