Türkiye’deki aşılama süreci nasıl devam ediyor?

-
Aa
+
a
a
a

Önce Sağlık’ın 26 Şubat 2021 tarihli nüshasının konukları Dr. Evren Suvari ve Dr. Nasır Nesanır’dı.

Önce Sağlık: 26 Şubat 2021
 

Önce Sağlık: 26 Şubat 2021

podcast servisi: iTunes / RSS

(26 Şubat 2021 tarihinde Açık Radyo’da Önce sağlık programında yayınlanmıştır.)

Selim Badur: İyi günler sevgili Açık Radyo dinleyicileri, ben Selim Badur.

Ayşegül Tözeren: Ben Ayşegül Tözeren.

SB: Her Cuma olduğu gibi saat 13:00’de canlı yayında, yani internet üzerinden canlı yayında Önce Sağlık programındayız, 26 Şubat. Konuklarımızı her hafta olduğu gibi yine Ayşegül tanıtacak. 

AT: Kaçıran üzülür diyeceğimiz bir programa başlıyoruz, çok hareketli olacağını tahmin ediyoruz. İki konuğumuz var, Dr. Nasır Nesanır, halk sağlığı uzmanı kendisi aynı zamanda da Nasır hocamızın şöyle bir özelliği var, TTB Halk Sağlığı Kolu Başkanı. Nasır hoca bizi her sabah halk sağlığı ve pandemi makaleleriyle uyandırıyor. Biz mesela ne zaman uyandığını bilmiyoruz Nasır hocanın gerçekten, çünkü 7.30’da uyanıyoruz bir makale, o günün makalesi ve onun halk sağlığı açısından yorumuyla karşılaşıyoruz. Bir diğer konuğumuz da Dr. Evren Suvari, kendisi de Beşiktaş’ta aile hekimi, sahada neler yaşıyoruz, neler oluyor, aşılama nasıl gidiyor? Bunları canlı canlı öğreneceğiz. 

SB: Çok teşekkürler her ikinize de katıldığınız için bu yoğun gündem arasında. Nereden başlayalım Ayşegül?

AT: Evren bağlanabildi mi şu anda bilemiyorum, bir ses verirse görüyorum ben Evren’i ama?

Evren Suvari: Evet bağlandım. 

AT: Tamam sesin de gayet iyi. Evren’e bir soruyla başlayalım mı?

SB: Elbette, tabii lütfen.

AT: Evren benim aklıma böyle enteresan şeyler geliyor, aşılama devam ediyor, aşılamanın seyri nasıl gidiyor diye soracağım ama aşılar, aşı olurken biz de gördük bir barkot sisteminden cebimize bir SMS geliyor, onu giriyorsunuz, o barkodu okutuyorsunuz, bir işlem yani. Yani aşının kişiye özel olduğu çok açık burada. Diyelim ki aşı bir şekilde haraplandı, düştü, kırıldı, bir sorun oldu o aşıya, o zaman ne yapıyorsunuz? Bir tutanak filan mı tutuluyor? Bunu merak ettim, çünkü sayıya bağlı geliyor, aile hekimliklerinin çok kalabalık olduğunu da biliyorum. Bu durumlarda ne yapıyorsunuz merak ettim doğrusu?

ES: Merhaba, öncelikle programa davet ettiğiniz için teşekkürler. Bu zayi kısmına gelmeden önce en başta program ve randevuyla ilgili sıkıntılarımızı anlatayım. Tabii bunu en başından da söyledim, kullandığımız aşı programı daha iyi olsaydı, daha iyi bir yazılım şeklinde yazılsaydı daha kolay olurdu diye düşünüyorum. Sürekli sık sık güncellemelerle düzeltilmeye çalışıldı. Aşılama olacaktı, bunu biliyorduk, son dakikada mı yazıldı bu yazılım, bu aplikasyon? Yani bir hastanın zaten randevu almasını geçiyorum bize ulaşıp alıyor, geliyor, burada o yazılımla ilgili aktarana kadar, barkodu okutana kadar, vb. daha çok sorun yaşadık. Zayi o kadar çok yaşadık diyemem, çünkü biz bunu ciddiye aldığımız için aşı konusunu, biz TTB Aile Hekimliği Kolu olarak da “aşılıyoruz” dediğimizde birtakım arkadaşlar kızmıştı “çok yoğunluk olacak, böyle söylüyorsunuz” filan diye ama bizim işimiz aşılamak ve aşılıyoruz, aşılayacağız ama bizim zamanımızı öldüren şey bu sistem oldu. Yani zaten bizim aile hekimliğinde 1 oda var, aynı anda randevular verildi fakat hepsini aşabiliriz, programa giremiyoruz. Yani aşılama programı çalışmıyor, MHRS çalışmıyor, o çalışmıyor, bu çalışmıyor, vs. Zayi konusunda ise sanırım biz birkaç tane yaşadık, onda da tutanak tutuyoruz, aşının da resmini çekiyoruz. Yani ciddi anlamda bildiriyoruz, yani bu hem resmiyle hem barkoduyla hem de yazısıyla hemen anında bildiriliyor. Böyle çok büyük bir zayi yaşamadık, maksimum 2-3 falandır yani. Bir de şöyle zayiatlar oldu ama, bu ek sorun, biz hep ASM’lerin yeterli koşullarının olmadığını söylüyorduk, elimizdeki olan parayla aldığımız buzdolapları birdenbire hava değişikliğiyle bizim buzdolaplarına ani bir aşı girişi oldu. Yani o kadar yüklü bir aşı girişi oldu ki o düzen birdenbire değişti ve kayıplarımız oldu, o da ayrı, bu da ASM koşulları, dolaplar ve buzdolaplarının yetersizliğinden. 

SB: Konuya değinmişken bir şey sorabilir miyim? Gelen kişiler randevu aldılar diyelim ki saat 10.00’da aşısı yapılacak, gelen kişiye önce bir bilgilendirme, aşılandıktan sonra da bir anaflaksi bir sorun yaşamasın diye süre bekletme, bu ideal koşullarda tanımlanmış olan bu süreçler yapılıyor mu, uygulanıyor mu? İkincisi araya girmeyeyim diye belki hepsini birden cevaplarsınız, herhangi bir alerjik reaksiyon ya da sorunla karşılaştınız mı?

ES: Evet biz bunun için özellikle bekletiyoruz, şanslıyız ki bizim aile sağlığı merkezimizin alanı biraz daha geniş diğer ASM merkezlerine göre. Havalar iyi olduğunda hatta dışarıda bekleyenler de oldu, buna özellikle dikkat ediyoruz, hastalara çok uzun süreli anlatabilme şansı olmuyor. Zaten aynı mekânda oldukları için bir şey anlatırken o hasta da duyuyor. Bunları biraz medyadan da duymuşlar, çekinceleri zaten o yüzden var, medyada aşı taraftarlığı yerine derdi daha çok anlatılmış, hatta o yüzden sanırım bizim aşılarımız gittikçe azalıyordu, belki bundan dolayı olabilir. Çok ciddi bir aşı kampanyası yok medyada, gelen insanlar da izlemiş ve takip ediyorlar. Zaten biz normalde her enjeksiyondan sonra minimum 15 dakika beklettiğimiz için burada bir sıkıntı da olmadı. Çok yoğun bir sorun olmadı, yani aşırı derecede o kalabalığı arttıracak kendi ASM’mizde öyle bir soru yığınlarıyla karşılaşmadık. Çünkü cevabımız da belli, bilinmeyen bir aşı bütün cevaplarımız netti “biz de bekliyoruz siz de bekliyorsunuz” şeklinde. Öyle o açıdan bir şey olmadı ama bir aşı odası yani küçük ASM’ler için 5 tane doktor varsa 1 tane aşı odası, 5 tane aşı geliyor, yanında bir yakını 10 oldu, 10 kişi orada, yanında 4 doktor 15 kişi oldu. Bekletiyorsunuz 5 dakika, 10 dakika sonra yine 1 kişi, etti 20, 30, 40. Pek sevimli değil yani bu anlamda, korona açısından çok olumlu değil. Yani açık havası yeri olan hava da güzelse dışarıda bekletildi insanlar, yoksa da yani diyecek bir şey yok!

SB: Anladığım kadarıyla ciddi bir yan etki sorunu yaşamadınız?

ES: Yok.

SB: Ben kimseden duymadım şimdiye kadar Kadıköy yakasındaki ASM’lerden. Peki eğer vaktiniz varsa bizimle kalın lütfen, sonra belki tekrar sizinle konuşma olanağı buluruz. Nasır hocamı bekletmeyelim daha fazla. Evet Ayşegül.

AT: Evet Evren’in anlattıkları aslında kitaplarda okunmayacak bilgiler, bence bir halk sağlıkçı muhakkak bu programı izlemeli. Buzdolabına 300 aşı girmesinin bir sorun yaratacağını kitaplar yazmaz ama görüyoruz ki evet bu bir konu diye düşünüyoruz. Evren bundan dolayı da bize çok anlamlı bilgiler de sunuyor. 

ES: Bir ek daha yapayım, aile hekimliğinde aşı kırıldığında ücretini biz ödeyeceğiz. O da bir sıkıntı yani. 

AT: Tabii bir de bunun kitaplarda yazan boyutu var, şimdi Nasır hocaya onu soracağız. Bu bir sınav sorusu olsaydı, yeterlilik sınavı olsaydı halk sağlığında şöyle olurdu “bir pandemi dünyada çıktı, İstanbul’da da aşılamaya geçilecek. Kampanyayı nasıl yaparsınız?” diye. Kolay ve beylik bir halk sağlığı sorusu olurdu. Hemen cevaplardık, belediyeyle konuşuruz, billboardları doldururuz, bakanlık afişler gönderir, doktorlar rozetler takar ‘ben de aşılandım!’ diye ve bir halk sağlığı kampanyası yaparız diye konuşurduk. Bunu da her öğrenci yazar ödevinde diye düşündüm. Burada hekimlerin çok büyük bir niyet ortaya koyuşu var ‘biz tüm zorluklara rağmen aşılayacağız’ diye. Burada bakanlığın yoğun aşılama çağrısına paralel olarak da özellikle TTB aile hekimliği kolunun da “evet aşılıyoruz, biz birinci basamak hekimiz, zaten görevimiz halk sağlığı ve koruyucu hekimliktir” diye herhalde çok tarihi bir açıklama yaptılar. Bunu çok yıllar sonra da konuşacağız. Biraz daha aşı kampanyasını motive eden bir şeyler yapılamaz mıydı Nasır hocam? Klasik halk sağlığında aşılamada motivasyon nasıl sağlanır? Aşı tereddüdü nasıl önlenir? Aşılama hakkındaki genel görüşlerinizi merak ediyoruz. 

Nasır Nesanır: Ben iyi yayınlar diliyorum, davet ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Makalelerle ilgili nazik girişiminiz için de ayrıca teşekkür ederim. TTB’nin bir emekçisi olarak elimizden geldikçe katkı sunmaya çalışıyorum. Bir kere şu, bir aşı kampanyasını yapabilmeniz için elinizde yeterli aşı olması gerekir. Elinizde yeterli aşı yoksa etkili bir aşı kampanyası yapamazsınız. Bu açıdan bakarsak ‘şu an aşı kampanyasını kim yürütüyor?’ derseniz İsrail yürütüyor, İngiltere yürütüyor. Aslında bizim elimizde yeterli aşı olsa biz o mahalleyi, o bölgeyi, o sokağı silip süpürürüz, aşılanacak kişileri aşılarız ve hızlı bir şekilde bitiririz. Şimdi dünkü rakamlara baktım, günlük ortalama 200 bin doz civarında aşı yapılıyor, böyle baktığımız zaman 130 milyona yakın aşı yapılması gerekiyor, 8 milyon dozun üzerinde aşı yapılmış ve bu aylarca sürecek bir kampanya oluyor. O zaman biz aylarca sürecek bir olguya ‘aşı kampanyası’ diyebilir miyiz? Bu tartışmalı. Bir de şunu belirteyim, tabii burada bakanlığın bu süreci sağlıklı bir şekilde değerlendirmediğini söyleyebiliriz. 2019 yılında DSÖ 10 küresel tehdit belirledi biri aşı tereddüdü, 2019 yılında bu belirlendi. Bu süre zarfı ne kadar sağlık bakanlığı bununla ilgili nasıl bir çalışma yaptı?

SB: Hiçbir şey yapmadı.

NN: Ben bilmiyorum. Kaldı ki bakın bu pandemi koşullarında 24 Şubat tarihi itibariyle 65 yaş üstü aşılanma oranlarının illere göre dağılımıyla ilgili birkaç rakam vereceğim. Çünkü biliyorsunuz 25’inden sonra öğretmenler de sisteme dahil edildi, o zaman da ayrımı yapmakta zorlanıyorsunuz. Şimdi o 65 yaş üstüne baktığınız zaman bazı illerde %80’in üzerinde aşılama çıkarken 65 yaş üstündekiler, bazı illerde %15’lerde, 20’lerde, 30’larda kalmış. Özellikle Şırnak’ta, Bitlis’te, Hakkari’de, Mardin’de, Batman’da aşılama oranları çok düşük. Bu aşılama oranları biz bir aşı kampanyasını söylüyorsak şunu da düşünmemiz gerekir, burada bir kişinin aşılanması bile çok önemli. Siz 100% etkili bir aşı olduğunu varsayın, sizin bu durumda bu temel üreme sayısı 2,5-3,5 arası olan bir enfeksiyonda sizin toplumun en az %60-72’sini aşılamanız gerekir. Yani 100% etkili olan bir aşıda diyorum. Şimdi bunda etkinlik, aşının etkinliği %80’lere düşerse bu sefer 75% - 90%’ını aşılamanız gerekiyor. Bizde şu ana aşı kampanyasında 18 yaş altını aşılamayacağız, belli kronik hastalığı olanları da aşılamıyoruz, aktif hastalığı olanları. Bu durumda sizin 1 kişiyi bile göçmenler dahil aşısız bırakmamanız gerekir. Örneğin şunun için söylüyorum, aynı zamanda biraz önce saydığım iller yoksul iller, sınıfsal olarak derin eşitsizliklerin yaşandığı iller. Bakın bu illerde aşılamanın bu denli düşük seyretmesinin nedeni ne? Bakın tabii diğer parametreler de var da bu dediğim destekleme adına şunu söyleyeyim, bakın şimdi iller bazındaki 2 haftadır veri açıklanıyor, 100 bine vurduğumuz zaman en düşük vakalar biraz önce saydığım iller. Örneğin Şırnak’ta, Hakkari’de 100 binde 4’lerin altında, Batman’da 100 binde 8’in altında. Biz Batman’da Temmuz-Ağustos aylarında bahar aylarında çok yoğun ağır bir enfeksiyonla pandemiyle karşılaştığını biliyoruz. Yani biz şunu teyit ettiremedik, bakanlığın bir an önce serprevelans çalışmalarının sonuçlarını açıklaması gerekir. Bu bölgelerdeki gerçekten aşı düşüklüğünde toplumun enfeksiyonu geçirmesinin oranı, katkısı nedir? Bunu bir açıklaması gerekir. Biraz önce de dedim toplumun hepsinin aşılanması çok önemli, bu illerdeki aşılanma oranlarını söyledim 65 yaş ve üstü. Kaldı ki aşılanma oranı yüksek olan illerde de sorunlar var. Demin bahsettiğiniz gibi bunların hepsi bize sağlık bakanlığının güvenirliğiyle ilgili, şeffaflığıyla ilgili aynı zamanda bir sorun olduğunu gösteriyor. Buna daha önceden hazırlıklı olması gerekiyordu, mesela sağlık çalışanlarında aşı tereddüdü nedir? Çünkü sağlık çalışanları rol modeldir. Eğer siz o rol modeli sağlıklı bir şekilde yönlendiremezseniz bu diğerlerine de sirayet eder. Örneğin biraz önce saydığım ölçülerde sağlık çalışanlarında aşılanma oranı da düşük. Yani bakanlık bu konuda sağlık çalışanları olsun, toplumun katmanları olsun bunların aşıya bakışı nedir? Aşı tereddütleri nedir? Niçin aşı yaptırtmak istemiyorlar? Ya da nasıl çekiniyorlar? Ben bunları aşmak için nasıl bir politika izlerim? Böyle bir çalışma içerisine girmedi, bu açıdan ‘başarılı bir aşı çalışması ya da aşı kampanyası yürütülüyor mu?’ derseniz, yürütülmüyor. 

SB: Çok önemli şeyler söylediniz, bu aşı karşıtlığı, aşı karşıtlığıyla mücadele etmeme, iller arası oranların farklılığı, ben bilmiyordum sağlık çalışanları arasında bile aşılanma oranının istenen düzeyde olmadığını ama içlerinde söyledikleriniz içinde çok yeni ve çok düşünmediğim bir nokta. “Eğer elinizde yeterli aşı var ise siz geniş bir kampanya yaparsınız” dediniz, bu çok önemli bir nokta tabii. Gerçekten de bir dönem yapılan ve başarılı yürütülen ‘haydi çocuklar aşıya!’ gibi sonuçta kızamık ve polyo aşılarında büyük oranlarda aşılama başarısı elde edilen bir ülkede o yoğunluk, o kampanya yoğunluğu elimizde çok aşı olmasıyla ilgiliydi. Haklısınız, bu düşünmediğimiz bir konuydu, gerçekten de elimizde aşı var mı yok mu, gelecek mi? 10 milyon mu 500 bin mi? Pfizer Biontech aşısı geliyor mu gelmiyor mu? Bu konular çok tartışıldı ve bu bağlamda da o geniş kampanya yapılmadı. Çok katılıyorum size, aşılamanın başarılı olması için hele böyle bir süreçte geniş kapsamlı kampanyaların yapılmasında yarar var. Çok doğru söylüyorsunuz. 

NN: Özür dilerim araya girebilir miyim?

SB: Rica ederim hocam, ne demek buyurun!

NN: Burada tabii Selim hocam şöyle bir husus var. Kapitalizmin eseri olan bu Covid-19 hastalığında bu toplumdaki eşitsizlikleri yoksulluk üzerinden bize görünür kıldı ve daha da derinleştirdi. Bunun son örneği aslında aşı olayıdır. Dünya kapitalist sistemi aşı olayına da bu eşitsizliğin fotoğrafını bize net bir şekilde gösterdi. 

SB: Çok doğru!

NN: Bize iki seçenek sundu yani dünya kapitalist sistemi, bir, aşı milliyetçiliği, burada ikili anlaşmalarla belli uluslar kendi nüfuslarının kaç katı kadar aşı anlaşmaları yaptılar. Örneğin Kanada’nın 8 şirketle anlaşma yaptığını biliyorum, birçok ülke, 50’nin üzerinde ülke toplumun %100’ünden daha fazlasını aşılayacak aşıyı elde etti ama onun paralelinde toplumun %1’ini aşılayamayacak ülkeler de var. Aşı milliyetçiliği kapitalizmin bize sunduğu seçenek buydu, ikincisi ise aşı diplomasisi, bunu Covax üzerinden yaptı. Buna biz kamu özel ortaklığı diyebiliriz, aslında bir şirket mantığıydı. Buradaki temel giriş noktası şuydu, herkes bir havuzun içinde toparlansın, İngiltere’si, Almanya’sı, en yoksul ülke aşılar burada biriksin, biz burada risk gruplarına göre dağıtalım ama bakın Covax’ın kendisi bir tekelci sermaye yapı üzerinden, bir zihniyet üzerinde olduğu için oradaki bence ana görevi dünya kapitalist sistemin bir an önce çalışmasını sağlamak. Orada eğer şu sağlanmış olsaydı, onu sağlayan şimdi bütün aşılar bir noktada toplanabilseydi, aynı zamanda bu eşit bir dağılımı da gerektirirdi. Örneğin biz şu an biliyoruz, bazı ülkelerde bazı kişiler aşılanırken onlarca ülkede sağlık çalışanları henüz aşılanmadığı için onlarca sağlık çalışanı da hayatını kaybetti. Yani bu dünya kapitalist sisteminin aşı üzerindeki son eşitsizliğine de bu paralel vurguyu yapmak istedim. Tabii Selim hocam bir de şu da çok önemli, biz biliyoruz ki bu pandemide yoksullar öldü ağırlıklı olarak.

SB: Tabii.

NN: Dolayısıyla sizin bu pandemide yoksulları aşılamanız çok önemli. Yani şu an gelen elimizdeki verilerde aynı ülke içerisindeki yoksulların aşılama oranı çok düşük. Örneğin bizim bakanlığın da bu konuda aşı verilerinin yaş, cinsiyet, ilçe ilçe, mahalle mahalle, meslek meslek bize açıklaması gerekir. Burada sorunun kaynağı nedir? Halkın bunu bilmesi gerekir, meslek örgütlerinin bilmesi gerekir, sendikaların bilmesi gerekir, bilmeliler ki oradaki sorun neyse ona göre toplumda bir çözüm aramak yönünde bir yola girmesine yardımcı olsun. 

SB: Çok teşekkür ederim hocam, söyledikleriniz için, özellikle geçen hafta bir kongrede konuşurken bu iklim krizi ve enfeksiyon hastalıkları sonunda konuşmamı bir ekonomik sisteme kapitalizme bağlamıştım. Diğer konuşmacılar tarafından ‘eskimiş’ bir takım slogansal terimlerle konuyu açıkladığım şeklinde biraz küçümsendi konuşmam ama sizin söylemeniz çok keyifli oldu, sağ olun, teşekkür ederim diyeyim! Şimdi müsaadenizle bir müzik arası verelim.

26 Şubat 2021, 95.0 Açık Radyo’da Önce Sağlık programındayız. Konuklarımız Dr. Nasır Nesanır ve Dr. Evren Suvari ile aşılama sürecini ve halk sağlığı açısından pandemiyi, ülkemizde olup bitenleri değerlendiriyoruz. Şimdi soru sende Ayşegül.

AT: Hocam varyanttan çok söz ediliyor, insanlar korkuyorlar da varyanttan ama varyantın fark edilmesi için bir varyant analizi de gerekiyor. Bugün Samsun Tabip Odası Başkanı Funda Furtun’un bir açıklamasını gördüm. O diyor ki “varyant analizi kitleri keşke daha da yaygınlaşsa, nerede varyant var daha iyi anlasak”. Daha mı agresif varyant? Varyant aşılamayı etkiler mi? Aşılamayı daha hızlandırmalı mıyız? Varyant analizleriyle ilgili düşüncelerinizi sormak istedim. 

SB: Hocam sözü almadan önce bu hızlı yayılma ve Samsun’dan gelen bu habere eğer izin verirseniz, hoşgörünüze sığınarak böyle araya girdim ama bu program başlamadan önce saat yarım ile 1 arası Bülent Tutluoğlu ile bir toplantı için konuşuyordum, hani “nasıl gidiyor hastanedeki durum?” diye sorduğum zaman, kendisi bizim de konuğumuz olan göğüs hastalıkları hocasıydı. Bülent’in söylediği hasta sayısında azalma oldu bizim gördüğümüz ama hastaların ağır hasta sayısında artış var. Bu acaba varyanttan mı, varyant düşünülenin ya da kabul edilenin aksine daha ağır mı hastalık yapıyor? “Bundan kuşkularım var, sadece gelen hastalarda yaptığım gözlemlerden sonra bunu söyleyebilirim” diyor. Yani sadece hızlı yayılma değil gerçekten bu varyant analizlerinin yapılması ağır hastaların durumu için de önem arz etmeye başladı. Evet hocam!

NN: Tabii benim hastanedeki birkaç arkadaşla yaptığım görüşmede şu anda testler şu şekilde yapılıyor, PCR bakılıyor, PCR sonucunda eğer sonuç pozitif ise bu sefer ikinci kitte mutant olup olmadığına bakılıyor. O kitte yine şey var PCR pozitifliğini teyit eden çubuk var, ilk enfeksiyon hali olup olmadığını belirten kit var, Güney Afrika, Brezilya, İngiltere mutantı olup olmadığını belirtiyor. Bu her pozitif vakada yapılması gereken bir uygulama, benim görüştüğüm hastanedeki birkaç hekim arkadaş “biz her pozitif vakada bunu yapıyoruz” diyorlar. Bütün Türkiye’de yapılıyor mu? O konuda bir bilgi sahibi değilim, tabii ki yapılması gerekiyor. Bu varyant aynı zamanda analiz sonuçlarının günü gününe halkla, yurttaşla paylaşılması gerekiyor. Bunların nerede olduklarını halkın da bilmesi gerekiyor, halkın da ona göre bir tedbir alması gerekiyor. Tabii bu süreç zarfında en çok konuşulan, İngiltere varyantıyla, şu an elimizdeki makaleler bulaşma hızı ve ölümün daha yüksek olduğunu söylüyor diyebiliriz. Tüm yaş gruplarını da etkiliyor, fakat şu an aşılama üzerine olumsuz etkisine ilişkin bir antikor düşme ya da kaybolmayla ilgili sonuç en azından benim okuduğum makalelerde bilmiyorum. Güney Afrika varyantına gelince kişi gerek doğal enfeksiyon geçirsin gerekse aşılama sonrası antikor geliştirsin burada yapılan çalışmalarda ben burada iki açıdan söz edeceğim, Pfizer Biontech ve Astra Zeneca’da buradaki nötralizan antikor testine bu aşılar yapıldıktan sonra 8 ya da 9 kat azaldığıyla ilgili çalışma var elimizde. Yani şu an aşının etkinliği sorgulanacak olan şu an elimizde biri Afrika varyantı desek daha doğru olur ama benim bakanın açıklamalarından algılayabildiğim kadar tabii bütün verileri şeffaf bir şekilde söyleyemiyorlar, sanki Türkiye’de İngiltere kökenli varyant çok daha fazla gibi duruyor. Brezilya varyantında ise burada bir benim dikkatimi çeken bu yeniden enfeksiyon vakalarında görüldüğüyle ilgili bir bulgudan söz edebiliriz. Burada daha öldürücü olduğuyla bir şey söyleyebilir miyiz, belki şu genel yapıdan söyleyebiliriz. Eğer bulaşıcılığı da fazlaysa aynı zamanda bulaşan bir şey de, bunun içerisinde yoğun bakım hastaları olacak, ölümler olacak, dolayısıyla burada bunlarla aynı paralellikte seyretmese de bir artışı gözlememizi de normal görebiliriz. Tabii şimdi bazı hastanelerde arkadaşlarımızın bize söylediği analizlerin yaklaşık %10’unda pozitif çıkan vakaların mutant virüsler var. Yapılan çalışmalar bizde %30-70 arasında bulaşıcılığın fazla olduğunu gösteriyor. Bu mutantlar Türkiye’de ne oranda, sıklıkta yaygın? Bu denli bulaşıcılığı yüksek olan, bulaşıcılığı bu kadar %30-70 arttıran bir mutantlarda şöyle bir şey var, bizim örneğin vaka sayılarımıza baktığımız zaman evet dün 9500 diyor, ondan önceki gün 9500’dü, ondan önceki gün 9000 idi, ondan önceki gün 8000 idi, o 8000 bandında gidiyor. Bu mutant virüsler mutlaka her geçen gün oran anlamında bir artış söz konusu olabilir ama bunun çok yüksek seyrettiğiyle ilgili benim bazı kuşkularım var. Eğer çok yüksek seyretmiş olsaydı bütün bulaşıcılığın çok yüksek olduğunu söyleyebiliriz artışın. Özellikle İngiltere varyantıyla ilgili ülkemizde de en sık görülenin o olduğunu biliyoruz. Fakat o oranda bir artış göremiyoruz.

SB: Çok çok katılıyorum bu analizinize efendim. 

NN: Tabii ki bu özünümüzdeki süreçte şu olabilir, şu an bir gevşemenin etkisiyle toplumda ya da belli toplantılarda yapılması kurallara riayet etmediğinizde bir anda varyant virüsünde patlak bir şekilde, hızlı bir şekilde önümüze gelmesine, bir anda ikinci dalgaya yakalanmamıza da neden olabilir.

SB: Tabii.

NN: Yani buna da dikkat etmek gerekir. 

SB: Bu biraz önce değindiğiniz özellikle Brezilya tipinde yeniden enfeksiyonlar, yani diğer bir değimle “reenfeksiyonlar da görülüyor” dediniz. Bu çok önemli bir nokta çünkü demek ki bu insanlar bir kere Covid-19 geçirdikten sonra kendilerinde oluşan antikordan gelen virüs yani ikinci enfeksiyona yol açacak virüs etkilenmiyor ve bu nedenle de korunmuyorlar, sanki ilk kez karşılaşıyorlarmış gibi enfekte oluyorlar. Bir de yine bahsettiğiniz gibi 20 Ocak’tan itibaren artık ben tabloyu tutmaya başladım 25 Şubat’a kadar, günde yapılan test sayısı ve olgu sayısı yüzdeye vurduğunuzda pozitiflik oranı, eğer sadece PCR pozitifleri olgu diye kabul ediyorsanız %3,8’den bugün için %7,6’ya çıktı. Bu çok önemli bir artış ve tabii ki bir müzik arası daha verip belki daha sonra sizinle Karadeniz bölgesinde neden bu yoğunluk? Bunun açıklaması var mı? Onu tartışalım.