Sisamlı filozof Pythagoras ve Frigyalı hikayeci Aesopos

-
Aa
+
a
a
a

Kadim Anadolu Eserlerinden Seçmeler programında Haluk Mimaroğlu, Sisamlı filozof Pythagoras ile Frigyalı hikayeci Aesopos'un hayat hikayeleri ve eserleri hakkında bilgi veriyor.

""
Pythagoras'a ithafen Fyodor Bronnikov'un 1877 tarihli Hymn to the Rising Sun adlı eseri
Pythagoras ve Aesopos
 

Pythagoras ve Aesopos

podcast servisi: iTunes / RSS

Ben, Haluk Mimaroğlu, bu hafta sizlere, hepimizin adını çok iyi bildiği Sisamlı filozof Pythagoras ile Frigyalı hikayeci Aesopos’u tanıtacağım. Hayat hikayeleri ve eserlerinin kaynakları ile sizleri biraz da şaşırtacağım.

Pythagoras

Pythagoras’ın Samoslu, yani Sisam Adalı olduğu söylenir. M.Ö. 500 yıllarında yaşadığı tahmin edilmektedir. Sisam Adası, antik Miletos’un karşısındadır, Dilek Yarımadasından sadece bin 600 metre mesafededir. Miletos’a rakip, Akdeniz’in önemli bir ticaret merkezidir. Güçlü donanması ve Mısır ile ticareti sayesinde, Anadolu’daki Pers hâkimiyetine rağmen ayakta kalabilmiştir.

Pythagoras’ın hayatı ve eserleri hakkında günümüze gelen bilgiler diğer yazarların yazdıklarına dayanmaktadır. Bunlardan, Laertioslu, yani Alanyalı Diogenes, M.S. 200’lerde yazdığı Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri adlı eserinde 84 antik çağ düşünürüne ait bilgiler vermiştir. Yapı Kredi Yayınları tarafından 2023’de 12. baskısı yapılan bu kitapta, Pythagoras’ın hayatı, felsefesi ve kaynakları hakkında önemli bilgiler de bulunmaktadır.

Alanyalı Diogenes, 500 sayfalık bu kitabın 1442 numaralı paragrafında, “Thales ile başlayan İonia felsefesinin önemli temsilcilerini tamamladığımıza göre, şimdi Pythagoras ile başlayan İtalya felsefesini ele alabiliriz,” diyerek sözüne başlar. Yüzük taşı yapımcısı Mnesarkhos’un oğlu Pythagoras, Hermippos’a göre Samoslu, Aristoksenos’a göre ise Suriye’nin Tyrhenia limanından olduğunu söyler. Böylece Pythagoras’ın Doğu ile ilişkisinin ilk ip ucunu verir.

Pythogoras’ın Roma'daki Capitol Müzesi'nde yer alan büstü

Alanyalı Diogenes kitabının 1443. paragrafında, “Samos’tan Lesbos’a gelip dayısı Zoilos’un sayesinde üç gümüş kupa yaptırıp Mısırlı üç rahibe üç armağan götürdü,” diyerek Pythagoras’ın Doğu’ya seferini anlatmaya başlar. “Samos Tirani Polycrates, Mısır Fıravunu Amasis’e mektup yazarak Pythogoras’ı Mısır’a gönderdi ve Pythagoras onların dilini öğrendi. Keldanilerin, yani Asur rahiplerinin ve Magilerin, yani Zerdüşt rahiplerinin yanında bulundu,” diye devam eder. “Mısır’da da tapınaklara girip tanrılar hakkında bütün gizleri öğrendi. Sonra Samos’a geri döndü,” diyerek Alanyalı Diogenes Pythagoras’ın kaynaklarını tarif eder.

Diogenes’ten yüz yıl sonra, M.S. 300’lerde Suriyeli, Arap kökenli, Iamblichus, Pythagoras’ın Yaşam Tarzı adlı bir eser yazdı. Mistik, filozof ve matematikçi Pythagoras’ın yaşamına ait benzer hikayeyi biraz daha zenginleştirerek anlattı.

İamblichus’a göre Pythagoras’ın babası Mnesarkhos Suriye'den Samos'a büyük bir servetle döndü. Tanrıdan bir hediye alacağını müjdeleyen Delphoi rahibesi Pythia anısına bir tapınak inşa ettirdi. Onun onuruna karısının adını Pytais olarak değiştirdi. Bu seyahat sırasında Fenike, Sidon’da doğan oğluna da, müjdeyi veren Phytai’nin anısına, Pythagoras adını verdi. Oğlunun eğitilmesine özen gösterdi. Pythagoras, Homerosçu epik şair Creophylos tarafından eğitildi. Kutsal Fenike kitaplarından edindikleri bilgileri paylaşan, Yunanistan’ın Syros Adası’ndan Pherecydes’ten ve diğer bilgelerden gizemli konuları öğrendi.

Samos kralı Polycrates'in zulmü ortaya çıkınca ve, bence, Anadolu’daki Pers hakimiyetinin etkileri de Samos Adasına ulaşınca 18 yaşındayken Pythagoras, Samos’u terk edip gizlice Miletos’a gitti. Doğa filozofu Anaksimandros'un ve Thales'in yanına ulaştı. Thales onu memnuniyetle kabul etti. Thales ona aktarabildiğini aktardıktan sonra onu Mısır'a, Memphys ve Diespolis rahiplerine gönderdi. Mısırlı rahiplerle ilişki kurarsa, en bilge kişi olacağını söyledi.

Raffael'in bir tablosunda Pythagoras

Pythagoras, bunun üzerine oradan kolaylıkla Mısır’a geçeceğini düşünerek memleketi olarak gördüğü Sidon’a yelken açtı. Burada Sidonlu Mohus'un soyundan gelen peygamberlerle ve diğerleriyle sohbet etti. Ayrıca kutsal gizemleri yorumlayan Fenikelilerle görüştü. Aynı şekilde Lübnan’da Byblos ve Tyros'un tüm gizemli tarikatlarına kabul edildi. Suriye'nin birçok yerinde sır veya gizemleri gözlemledi. Böylece Fenikelilerin gizemleri konusunda eğitim aldıktan sonra, Thales’in tavsiyesine uyarak Memphys ve Diespolis rahipleriyle buluşmak üzere Sidon’dan Mısır’a doğru yola çıktı.

Mısır'da 22 yıl boyunca kalan Pythagoras, tüm rahiplerle görüştü, sırlarını öğrendi, onların müridi oldu.Tapınaklarda astronomi, geometri ve tüm tanrıların gizemlerini öğrendi. Sonunda Pers Kralı Kambyses’in askerleri tarafından esir alınıp Babil'e getirildi. Burada Magi rahipleri ile ilişki kurdu ve onlardan değerli bilgiler edindi. Tanrılara en mükemmel ibadeti en çok Magilerden öğrendi. Aynı şekilde onların yardımıyla aritmetik, müzik ve diğer konuları da öğrendi. 12 yıl sonra, yaşının 56. yılı civarında Samos'a döndü.

Yaşantısından 700-800 yıl sonra Pythagoras’ın hayatına dair yazılan bu hikayelerde ki benzerlik, hikayenin doğruluğunu kanıtlamasa da Pythagoras’ın öğretisinin kaynakları hakkında akla yatkın bilgiler vermektedir. Türkiye’de de Pythagoras’ın öğretileri üzerine yayınlanan pek çok eserde de bu hikayelere yer verilmektedir. Hikayenin devamı da başlangıcı kadar ilginçtir.

Pythagoras'ın Kroton'daki okulundan bir tasvir

22 yıl Mısır’da, 12 yıl Babil’de geçirdikten sonra Sisam Adası’na dönen Pythagoras, ülkesinin Tiran Polycrates’in pençesinde olduğunu görünce burada tutunamayacağını anladı. İtalya’nın Güney sahillerine, Kroton kentine yelken açtı. Orada İtaliotlar, yani Ege sahillerinden gelip İtalya’ya yerleşen İonlar için yasalar çıkardı. Öğrencileriyle birlikte büyük saygı gördü ve sayısı 300’e varan öğrencileriyle devleti iyi yönetti. Ancak kent yöneticileri ve halkı Pythagoras ve müritlerinin kurduğu gizli tarikat benzeri oluşumdan hoşnut olmadı.

Laertios Diogenes’in dediğine göre bir gün, Milon’un evinde dostlarıyla otururken içeri kabul edilmeyen biri kıskançlığından evi yaktı ya da kimilerine göre bunu başlarına tiran olur korkusuyla, bizzat Krotonlular yaptı. Pythagoras, tam kapıdan çıkarken yakalanmış, kaçarken bakla tarlasına gelince baklaların üstüne basıp geçmemek için yürümektense yakalanmayı, konuşmaktansa öldürülmeyi tercih edeceğini söyleyerek, orada durmuş. Böylece peşindekiler tarafından boğazlanmış. Öğrencilerinin çoğu, yaklaşık 40 kadarı da böyle öldürülmüş. Aralarından birkaç tanesi kaçıp kurtulmuş.

Bir başka anlatıya göre de Pythagoras bir tapınağa sığınıp kırk günlük bir açlığın ardından ölmüş. Ancak ne Pythagoras’ın ölümü, ne de müritlerinin yok edilmesi Mısır’dan, Babil’den alıp getirdikleri öğretilerin yayılmasına engel olamadı. Pythagoras’ın Mısır’dan alıp, önce Samos sonra İtalya’ya ulaştırdığı bilgiler, Socrates’ten, Platon’dan, Aristoteles’ten başlayarak günümüze kadar geldi. Ancak zamanla bu bilgilerin binlerce yıllık kadim Mısır ve Babil geleneğinden geldiği unutuldu.

Pythagoras’ın kadınlara ders verdiğini gösteren 1913 tarihli bir illüstrasyon

Binlerce yıldır tarla sınırlarının çizilmesinde, Piramitlerin inşaatında kullanılan a² + b² = c² formülüne bile Pythagoras’ın adı verildi. Binlerce yıldır kullanılan müzik notalarına da Pythagoras’ın notası denildi. Müzik teorisini, sayıların ve renklerin gizemini bulduğu söylendi. Neredeyse Mısır’dan gelen her şey Pythagoras’a atfedilerek günümüze kadar ulaştı. Tanrı soylu Pythagoras’tan, ikinci Orpheus Pythagoras’a keramet gösteren bir ermişe kadar yakışmalar yapıldı.

Ancak, Alanyalı Diogenes’in kitabının 1493. paragrafında Hermippos’a dayanarak anlattıkları doğru ise kişiliği de pek öyle ermiş gibi değilmiş. Diogenes bu konuda şöyle der, “Hermippos Pythagoras hakkında başka bir şey daha anlatır. İtalya’ya gittiğinde evinin altına bir oda yaptırmış ve içine saklanmış. Annesine kentte olup bitenleri bir tablete yazmasını söylemiş. Annesi denileni yapmış. Bir süre sonra zayıflıktan iskelete dönmüş bir halde yukarı çıkmış. Kent meclisine gidip Hades’ten, yani ölüler diyarından geldiğini söylemiş. Onlara yokluğunda olan olayları teker teker anlatmış. Onlar da bu söylenenler karşısında büyük heyecan duyup gözyaşları ve hıçkırıklara boğulmuşlar. Pythagoras’ın tanrısal bir varlık olduğuna inanmışlar.

Belki de bu ve buna benzer hileler sayesinde Pythagoras çevresindekileri etkiledi. Pythagoras’ın etkisi günümüze kadar gelmekle kalmadı, Mısır’la bağlantısı giderek unutulurken, felsefe derslerinde de ‘Pythagorasçılık’ Antik Yunan Felsefesi’nin bir parçası olarak yerini aldı; Eski Pythagorasçılar, Sonraki Pythagorasçılar, Yeni Pythagorasçılar, en son Pythogorasçılar.


Pythagoras teoremi

Hocaların hocası Syroslu Pherekydes zamanında bile Ege Adalarına kadar ulaşmış olan kadim Doğu öğretilerini Pythagoras’a ve Yunan’a mal ederek anlatmaya devam etmektedirler. Bütün bu anlatılan, yazılan, tekrar tekrar paylaşılanlara rağmen Pythagoras’a ait hiçbir yazılı belge günümüze ulaşmadı. Anlatılanların çoğunun efsaneleşmiş hikayeler olduğu zamanla anlaşıldı. Bu nedenle, Pythagoras’ın gizemli felsefesi ile ilgilenen dinleyicilerimize, Alanyalı Laertoslu Diogenes’in kitabına da göz atmalarını tavsiye ederiz.

Aesopos'u tasvir ettiği düşünülen Helenistik heykelin alçı kalıbı

Programımıza kimilerine göre Trakyalı, kimilerine göre Frigyalı Aesopos’un tanıtımı ile devam ediyoruz. Herkes Aesopos'un masallarından, tembel Ağustos böceğiyle ihtiyatlı karıncanın, kendini beğenmiş tavşanla aklı başında kaplumbağanın, saf karga ile kurnaz tilkinin hikayelerini ya evde ya okulda ya da başka bir yerde duymuştur. Duymasına duymuşuzdur da bu masalların Aesopos’a ait olduğunu bilmeden, çoğunu La Fontaine’nin hikayeleri diye dinlemişizdir.

Anlatılan yaklaşık 400’e yakın masalın binlerce yıllık geleneğin ürünü olduğunu, edebiyat ve tarihte önemli yer tuttuğunu ise muhtemelen hiç bilmeyiz. İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanan Aesopos Masalları adlı eserde Türkçe’de Ezop olarak anılan yazarın bütün masalları yer almaktadır. Kitabı Yunanca aslından çeviren İo Çokona, Aesopos’un kişiliği ve eserleri hakkında bilgi de vermiştir.

Aesop's Fables with His Life'ın 1687 baskısında Francis Barlow tarafından tasvir edilen Aesop 

İo Çokona’ya göre Aesopos, doğadaki canlı ya da cansız varlıkların insanlar gibi düşünüp konuştuğu hikayeler anlatırken, güçlü yöneticilere üstü kapalı eleştiriler yapmaktadır. Ağızdan ağıza aktarılan bu kısa eğitici öykülerin ne zaman doğdukları bilinmez.

Hesiodos, M.Ö. 700’lerde yazdığı eserinde Bülbülle Şahin hikayesine yer vermiştir. Birçok lirik şairin eserinde de buna benzer öykülere rastlamak mümkündür. Bunları derleyip bir araya getiren Aesopos'tur.

Aesopos’un hayatı hakkındaki bilgilere Herodotos, Platon, Aristoteles, Ksenophon gibi en eski tarihçi ve filozoflar eserlerinde yer vermiştir. Herodotos, Aesopos'un İadmon'un kölesi olduğunu yazar. Aynı eserden Aesopos'un M.Ö. 500’lerde yaşadığı anlaşılır. Pontoslu Herakleides, Trakya'da doğduğunu iddia eder. Bazıları da Aesopos'un muhtemelen Frigya'da, bugünkü Kütahya-Karahisar çevresinde dünyaya geldiğini iddia ederler.

Aesopos, bir şekilde esir düşüp köle tüccarları tarafından Samoslu Ksanthos'a satılmış. Daha sonra ise bilge İadmon adında başka bir Samoslu tarafından satın alınmıştır. Zekası ve esprileriyle herkesin hayranlığını kazanan Aesopos, söylemek istediği şeyleri masal şeklinde söylüyor, karşısındakini güldürüp aynı zamanda düşündürüyormuş.Bu yeteneği ile yeni sahibini etkileyip, özgürlüğe kavuştuğu, Delphoi rahiplerini bir masal anlatarak kızdırdığı, ölüme mahkum edildiğinde bile savunmasını masal anlatarak yaptığı söylenir.

Aesopos'un biyografisini yazanların çoğu çirkinliğinden söz eder. Plutarkhos, çok esmer, kambur, çarpık bacaklı, yassı burunlu ve sivri kafalı olduğunu ancak konuşmaya başladığında etrafındakileri zekasıyla büyülediğini söyler. Aesopos, masallarını serbest şiir olarak aktarır ve sonuna bir ana fikir ekler. Arkasında yazılı metin bırakıp bırakmadığı belli değildir. Masallarını sözlü olarak anlattığı ve bu konuda çok yetenekli olduğu bilinir.

"
Aesopos'un hayatından olaylarla çevrelenmiş bir gravürü

Aesopos'un masalları ilk kez İskenderiye Kütüphanesi'nin kurucusu filozof Dimitrios tarafından M.Ö. 300’lerde derlenmeye başlanmış, çağlar boyunca Yunanca ve Latince derlemeleri ilaveler yapılarak yayınlanmıştır. Ancak Aesopos'un masallarının en meşhur yazarı Fransız Jean de La Fontaine'dir.

La Fontaine’in 1600’larda 12 kitapta topladığı 238 masalın yarısı büyük oranda Aesopos'tan esinlenmiştir. Nitekim eserinin önsözünde, “Ezop'tur babası benim kahramanlarımın,” cümlesiyle üstadına gönderme yapar. Derlemeleri hazırlayanlar, çoğu kez masalların ana fikirlerini de kendi inançlarına göre değiştirdiler. Tanrı kelimesi yerine Hristiyanların kullandığı ‘efendimiz’ kelimesini, İncil'den alınan ‘Dünyaya çıplak geldik, çıplak gideceğiz’ cümlesi kullanarak masalları güncelleyerek aktardılar. Yeni masallar da oluşturdular.

En mükemmel Aesopos Masalları derlemesi, Emile Chambry tarafından 1800’lerde yapılarak antik Yunanca’dan aslına uygun olarak çevrildi. Io Çokona’nın Türkçe çevirisi de Chambry’nin derlemesi dikkate alınarak Yunanca aslına uygun olarak yapıldı.

Johann Michael Wittmer'ın 1879 tarihli Aesopos Masallarını Anlatıyor adlı eseri

Bir diğer taraftan, Aesopos’un M.Ö. 500’lerde derlediği düşünülen hikayelerinin eski Hint hikayelerine benzediği, köklerinin Sümer’e kadar indiği çeşitli araştırmacılar tarafından belirtilmektedir. 2017 yılında, İsveç Uppsala Üniveritesi’nin önderliğinde İstanbul'da, Perslerin Anadolu’ya etkisine odaklanan sempozyumda sunulan bir bildiride bu konuya da değinildi. Richard Stonemane’nin sunduğu bildiriye göre M.Ö. 546’da Perslerin Anadolu’ya gelmesi ile Anadolu edebiyat ve tarih anlatımlarında Pers hikaye gelenekleri kullanılmaya başlandı. Buna örnek olarak Lydialı Ksanthos’un Kral Kroisos ile Kral Kuruş arasındaki hikayenin ve Aesopos’un hikayelerinin Pers hikaye anlatım şekline benzediğini belirtti. Bunların 1001 gece masallarına kadar uzanan bir geleneğin devamı olduğuna değinmiştir ve bu tekniğin İonyalı yazarlar tarafından da Persler sayesinde benimsenip o dönemlerde yayınlanan pek çok eserde kullanıldığı iddia etmektedir.

Bu anlatılanlar Aesopos’un hikayelerinin bile çok eski geleneklerin Anadolu’da devamı olduğunu göstermektedir. Bu konuya ilgi duyan dinleyicilerimize Aesopos’un Masalları kitabını tavsiye ederken, yukarıda bahsi geçen sempozyumda sunulan bildirilere İsveç Araştırma Enstitüsünün web sayfasından kolayca ulaşabileceklerini hatırlatmak isterim.

Önümüzdeki programda arkadaşım Levent Başaran’nın deyimi ile ‘Batı Anadolu’da yetişmiş en büyük antik düşünür’ Herakleitos’u tanıtmak üzere hoşça kalın.