"KEFEK toplantısı Türkiye'deki kadın hareketinin son yıllardaki gündemini özetledi"

-
Aa
+
a
a
a

İşte Böyle Güzelim'in ilk bölümünde resmi kadın cinayeti verilerinden, 6284-İstanbul Sözleşmesi tartışmasına, Aile Çalıştayı'ndan 9. Yargı paketiyle planlanan nafaka ve soyadı kararlarına kadar birçok ana hattı olan KEFEK toplantısını konuşuyoruz.

""
İşte Böyle Güzelim...: 10 Mayıs 2024
 

İşte Böyle Güzelim...: 10 Mayıs 2024

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Çiçek, merhabalar.

Çiçek Tahaoğlu: Günaydın, merhaba.

Özdeş Özbay: Günaydın.

Ö. M:İşte Böyle Güzelim programının ilkini şimdi yapıyoruz bu yeni dönemde.

Ö. Ö: Evet, üç yeni köşemiz vardı Açık Gazete'de. Şimdi üçüncüsüyle de böylelikle herkes tanışmış olacak.

Ö. M: Kadın meselelerini ele alacağız enine boyuna. Şimdi, neyle başlayalım bugün Çiçek?

Ç. T: Bugün size KEFEK toplantısını anlatacağım ama ilk bölümümüz olduğu için bir programın ismini de açıklamak istiyorum dinleyicilerimize. O yüzden oradan başlamak istiyorum. Bu köşede dünyadan ve Türkiye'den kadın hareketinin ve feminist hareketin gündemini, nelere itiraz ettiklerini, neleri tartıştıklarını takip edeceğiz aslında hep beraber.

İşte Böyle Güzelim başlığı da 2008'de yapılan feminist bir çalışmadan geliyor. Ayşe Gül Altınay, Hülya Adak, Esin Düzel ve Nilgün Bayraktar'ın yaptığı ve daha sonra kitaplaştırdığı bir çalışma bu. Yazarların çoğu da uzun yıllardır Açık Radyo'da feminist yayıncılık yapan isimlerden oluşuyor bu arada. Kitap Sel Yayıncılık'tan yayınlandı ve kadınların kadınlara anlattıkları, bazen bastırılmış, bazen utanılan, bazen adı konulamayan ama aslında anlattıkça, konuştukça ortaklaşılan, yani herkesin kendi hayatından, kendinden parçalar bulabileceği cinsellik hikayelerinin yer aldığı bir kitap. Biz de, işte böyle güzelim dedik. Bu aslında hem birinci tekil şahıstan, yani bizim aslında birinci tekil şahıstan söylenmesini istediğimiz bir ifade kalıbı diyelim, ben işte böyle güzelim diye. Ama bir taraftan da bir mansplaing hitabı gibi, çok karşımıza çıkan bir şey. Biz de bu programda her ikisini de değerlendireceğiz aslında. Gündeme dair her iki tarafı da değerlendireceğiz. Dolayısıyla işte böyle güzelim dedik ve başlığı programda kullanmak için Ayşe Gül Altınay'ı arayıp izin almak için konuştuğumda da öğrendim ki bu 2008'de çıkardıkları bu kitabın sesli okumalarını bu sene tekrar başlamayı gündemlerine almışlar.

Ö. Ö: Harika. Güzel denk gelmiş yani.

Ç. T: Evet evet o yüzden karşılıklı heyecanlandık telefonda. Dolayısıyla bu programda da sunacağımız ilk haber de o okumalarının tekrar başlayacağı olsun.

Gündemimize gelelim. KEFEK kısaltılmış adı neyin? Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu.

Ö. M: Adalet Bakanı'nın da katıldığı bu toplantıyı biraz değerlendirelim istiyoruz, değil mi?

Ç. T: Evet. Adalet Bakanı katılmış. Bu komisyon aslında 2009'da kurulan bir komisyon. Kadın örgütlerinin talepleri ve yıllarca süren mücadelesi sonucunda kurulan bir komisyon ama daha isminden başlayarak kadın örgütlerini, kadın hareketini çok da memnun etmeyen bir yerden başladı bu komisyonun çalışmaları. Çünkü bu komisyon ismine toplumsal cinsiyet eşitliği komisyonu ya da kadın erkek eşitliği komisyonu demedi. Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu denildi.

Toplumsal cinsiyet kavramı zaten hükümetin kaçındığı, hatta kaçınmaktan öte karşı çıktığı bir konsept. Kadın Erkek Fırsat Eşitliği denilince kadın örgütleri bu isim tercihinin ilkesel bir eşitliği yok saydığını ifade ederek çok eleştirdiler bu ismi. Ama sonuç olarak böyle bir komisyon açıldı ve Türkiye'de toplumsal cinsiyet meselesiyle ilgili tüm konularda bu komisyonda değerlendiriliyor.

Çarşamba günü de dediğimiz gibi Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da katılmış. Tabii Adalet Bakanı'nın yanı sıra EMEP Vekili Sevda Karaca da katılmış. Sevda Karaca kadın örgütlerinin hazırladığı bir dosya iletmiş bakana, hem komisyona hem de Adalet Bakanı'na. Kadının İnsan Hakları Derneği, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Eşik Platformu ve Ekmek ve Gülortak bir dosya hazırlamış Sevda Karacan'ın da katkılarıyla. Bu dosya Türkiye'deki kadın hareketinin son yıllardaki gündemini özetleyen bir dosya olmuş.

KEFEK toplantısı da hem Bakan Tunç'un açıklamalarıyla hem de kadın örgütlerinin söyledikleriyle her şeyi özetliyor. Dolayısıyla aslında "kadın hareketinin gündeminde neler var"ın üstünden geçmiş olacağız.

Bakan Tunç'un ilk açıklaması kadın cinayetlerinde düşüş olmuş. Daha doğrusu en çok buradan haberleştirilmiş. Başlıklara buradan yansımış. Uzun bir komisyon toplantısı bu sonuçta. Çeşitli veriler paylaşmış Bakan Tunç, UYAP verileri paylaşmış. Ulusal Yargı Projesi'nin kısaltması UYAP. Yani aslında Adalet Bakanlığı veri tabanı. Bütün görülen mahkemeler, soruşturmalar, hepsinin o hukuki süreçlerin toparlandığı bir veri tabanı olarak açıklayabiliriz UYAP'ı. 2021'den itibaren sayılar varmış her sene kaç kadın cinayete olduğuna dair.

Bu veri meselesi ilginç bir mesele çünkü eskiden veri tutulmuyordu bu konuyla ilgili. Devletin elinde toplumsal cinsiyet temelli istatistikler, veriler yoktu.Bianet'in Erkek Şiddeti Çetelesi vardı. Devletin bu konuda bir verisi olmadığı için o dönem gazeteci Emine Özcan'ın yaptığı medya taramalarıyla başladığı, yani haberlere yansıyan cinayet ve şiddet vakalarını derleyerek başladığı bir çeteleydi. Daha sonra STK'lar da yapmaya başladı. İstanbul Sözleşmesi süreciyle devlet de bu verileri tutmaya başladı. Tabii verilerle ilgili şöyle bir ilginçlik de var. Ben eskiden Bianet'in erkek şiddeti çetelesini tutarken kadın cinayetlerine ve erkek şiddetine ilişkin yapılan tüm resmi açıklamalarda paylaşılan sayıları bir araya getiriyordum. Çok ilginç bir tablo çıkıyordu ortaya. İçişleri Bakanlığı açıklıyor, Aile Bakanlığı açıklıyor, Adalet Bakanlığı açıklıyor ya da çeşitli vekilleri açıklıyor... Yan yana koyduğunuzda hepsini bir koordinasyon yok aralarında, bir kere birbirlerini tutmuyordu yani bu rakamlar. Asla tutmuyor. Ve yakın bile değil. Hani böyle 10-15 fark bile değil. Yani biri 30 diyor, biri işte 1000 diyor, biri 300 diyor falan. Böyle arada absürt farklar olan rakamlardı.

Ö. M: Çok tuhaf.

Ö. Ö: Belki de kadın tanımları farklıdır. Birisi daha toplumsal cinsiyeti mi açık acaba?

Ç. T: Tabii çok... O da ilginç. Nasıl tuttuklarını da merak ediyorum hakikaten. Çünkü çok zor bir şey yani. Biz tutarken çok zorlanıyorduk kategorilemekte vakaları. Dolayısıyla o da değişik bir şey. Merak ediyorduk kriterleri ne acaba bunların diye ama bunları bilemiyoruz tabii.

Neyse, çarşamba günü Bakan Tunç 2021'den itibaren tuttukları verileri açıklamış. Aslında sivil toplum kuruluşlarının ve Bianet'in verdiği sayılara çok yakın sayılar vermiş. Bu da ilginç. Sonuçta Bianet ve sivil toplum kuruluşları medyadan tarıyor. Onlarda bütün gerçek veri var. Ama yine bunları da bilemiyoruz.

Asıl olarak Bakan Tunç'un burada bu sayıları bizle paylaşmasındaki ve bu açıklamayı yapmasındaki sebep İstanbul Sözleşmesi'nden çıkışı meşrulaştırmak. Bu sayılarla sözleşmeden çıkmanın şiddetin artmasına sebep olmadığını anlatmaya çalışıyor ama yine ironik bir durum ki bu sayıların onlarla da şu an olmasının sebebi de İstanbul Sözleşmesi. Çünkü İstanbul Sözleşmesi devletin, toplumsal cinsiyet temelli şiddet vakalarının veri tabanında tutmasını zorunlu tutuyordu. En başta Türkiye'de resmi olarak bu verilerin toplanmasının sebebi zaten İstanbul Sözleşmesi'ydi.

Ö. M: İstanbul Sözleşmesi de... Pardon sözünü kestim ama yani İstanbul Sözleşmesi de bizzat Adalet ve Kalkınma Partisi'nin önayak olduğu Türkiye'nin İstanbul'un da adını taşıyan önemli bir gelişme değil miydi? Şimdi oradan vazgeçtiler. Yani ortada ciddi bir tuhaflık var.

Ç. T: Tabii, İstanbul Sözleşmesi çok önemli bir sözleşmeydi. Biraz ondan da bahsedeceğim ama böyle söyleyince aklıma şu geldi. Dün birazcık tarama yaparken bazı bilgileri teyit etmek için arama motoruna İstanbul Sözleşmesi yazdım. Devamına birkaç kelime yazacaktım. En çok aranan şeyin İstanbul Sözleşmesi neden sakıncalı, İstanbulSözleşmesi'nin kötü maddeleri ve üçüncü olarak da İstanbul Sözleşmesi'ni Türkiye'de kim imzaladı diye sormuşlar.

Ö. Ö: Kim imzaladı peki.

Ç. T: Evet, AKP döneminde imzalandı. Aslında AB Uyum Sürecinde imzaladı İstanbul Sözleşmesi. Yani böyle davullarla, zurnalarla imzalandı desem yeridir. Gerçekten çok büyük kutlamalarla, çok büyük sempozyumlar ve çok büyük, çok önemli çalışmalarla o noktaya gelindi. Ve şu anda İstanbul Sözleşmesi'nden çıkarken de söylenilen şey 6284'ün bize yeterli olduğuydu.

Burada söylemeye çalıştıklarında haklılık payı olan şey şu; 6284 aslında İstanbul Sözleşmesi'ne göre yazılan bir yasak. Yani İstanbul Sözleşmesi'nin ışığında hazırlanan bir yasak. Sözleşmedeki prensiplerin iç hukukta uygulanmasını izanlıyor. Yani sözleşmenin pratiğe dökülmesi.

Ö. Ö: Ulusal mevzuata uyarlıyor yani sözleşmeyi.

Ç. T: Evet.

Ö. M: Yani kadına yönelik şiddetin önlenmesiyle ilgili bir şey bu, değil mi?

Ç. T: Toplumsal cinsiyet temelli, evet. İstanbul Sözleşmesi ışığında olduğunda toplumsal cinsiyet temelli şiddetin engellenmesine yönelik de diyebiliriz ama sözleşmeden çıktığımız için sadece kadına yönelik şiddetin engellenmesine yönelik bir yasa 6284. Bunun pratiğini içeriyor. Dolayısıyla da diyorlar ki sözleşmeye gerek yok. 6284 bize yeterli.

Peki durum böyleyse neden sözleşmeden çıkıyoruz, değil mi? Çünkü hani adı üstünde İstanbul Sözleşmesi ve bir tek biz yokuz artık sözleşmede. Sözleşme çok kapsayıcı bir politika verdi. Devletlerin toplumsal cinsiyet temelli şiddet karşısındaki sorumluluklarını anlatıyor. Eşitlik konularını anlatıyor ve en önemlisi kavramlar açıklanıyor.

Az önce onun için dedim, şimdi şiddet kavramı açıklandığı için sözleşmeye dahil olduğumuzda 6284 aslında toplumsal cinsiyet temelli şiddete, yani LGBTleri de kapsayan bir yerden uyarlanıyor pratikte dedim. Pratikte hem kadınları hem LGBTleri kapsar biz şiddetin tanımını sözleşmeden aldığımız zaman. Ama sözleşmeden çıktığımız zaman 6284'ün uygulanma şekli de kısıtlanıyor. Tam da bu yüzden en başından beri aileyi yıktı, LGBTleri kapsadı gibi nedenlerle çok tantana yapılan bir sözleşme. 2021'de çıktık sözleşmeden ama 2021'den de öncesinden beri bu sözleşmenin kapsayıcılığının nasıl da rahatsız olabileceği üstüne çalışmalar yapılıyor. 2021'de sözleşmeden çıktığımızdan beri de bu çalışmalar hızlandırıldı -ki bunlar da Çarşamba günkü KEFEK toplantısında gündeme geldi-.

81 ilde aile çalıştayları, medeni kanun sempozyumları gerçekleştiriliyor ve Aile Şurası dedikleri bir yapı, bir platform kuruldu. Şimdi bu konular KEFEK toplantısında gündeme geldi. Bu toplantılarda konuşulan şeyler, boşanmanın engellenmesi, nafakanın kaldırılması, demin bahsettiğimiz 6284 nolu Kadına Şiddetin Engellenmesi yasasındaki tedbir kararlarının, uzaklaştırma kararlarının ancak bir delil gösterilerek alınabilmesi, yani alınmasının zorlaştırılması gibi şeyler konuşuluyor. Dolayısıyla kadın örgütleri çok tepkili bu toplantılara.

Bu toplantıların sivil toplum kuruluşlarından "kaçırarak" da yapıldığını söylüyor kadın örgütleri. Barolardan ve sivil toplum örgütlerinden habersiz yapıldı. Onlardan habersiz örgütlendiği söyleniyor. Çarşamba günü bakana verdikleri dosyada bahsettikleri şeyler arasında resmi görevlilerin toplantılarda ''nafaka yuva yıkar'' gibi ifadeler kullanması, din görevlilerinin bu toplantılara çağrılması ama sahada çalışan, alanda çalışan kadın örgütlerinden bu toplantıların saklanması noktasında.

Ö. Ö: Evet aslında ben de kimler katılıyor diye merak ediyordum. Hatta katılımcıların ne kadarı kadın diye de merak etmiyor değilim. Mesela din görevlileri işin içine girince neredeyse yüzde yüz erkek tabii.

Ç. T: Evet, evet. Yani şimdi böyle deyince aklıma geldi bu İstanbul Sözleşmesi döneminde, sözleşmeden çıkılmadan önce 2012-2015 arası çok yoğun bir toplumsal cinsiyet eşitliği çalışması yapıldı Türkiye'de de sözleşme işleminde. O zaman kadın vekilleri falan da topluyorlardı. Kadın din görevlilerinin olduğu bir toplantıya katılmıştım ben Siirt'te mesela.

Biraz bunlar bağlamla ilgili oluyor. İsteseler aslında kadınları daha çok çağırabilirler, varmış o kadar. Bayağı bir kadın din görevlisi de varmış, ben şaşırmıştım görünce. Ama şu anda pek öyle olmuyor aslında. Yani daha çok işte Mağdur Kocalar Derneği falan gibi dernekler var biliyorsunuz. Ki Mağdur Kocalar Derneği KEFEK'in 2009'dan beri çok sık ağırladığı bir dernekti.

Ö. Ö: Onların mağduriyet dediği ne? Nafaka herhalde değil mi?

Ç. T: Nafaka. Yani Nafaka dedikleri de şimdi oraya da gireceğiz. Zaten şey çok düşük ücretler, asla ödemedikleri paralar. Şimdi bu toplantılar bir de -Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı açıklamış birkaç gün önce- bütün bu aile çalıştayları, aile şuraları bir ulusal eylem planı içinmiş. Bu sene çıkacakmış. 2024-2028 yıllarını kapsayacak bir ailenin güçlenmesi, vizyon belgesi ve ulusal eylem planı hazırlanıyormuş aslında bu toplantılardan. Bu toplantılarda konuşulan başlıca şey -ve geçen günkü KEFEK toplantısında da- boşanma davalarının hızlandırılması. Bakan Tunç diyor ki uzun süren boşanma davalarından dolayı kadınlarımız mağdur oluyor diyor.

Ç. T: Bu yüzden de nafaka ve tazminat davalarının ayrı görülmesini, gündemlerini almışlar.

Ö. Ö: Müthiş uyanıkça gerçekten.

Ö. M: Bu kadının lehine olacak diyorlar ama öyle mi acaba gerçekte? Ona bakmak gerekir herhalde değil mi?

Ç. T: Yani pratikte hiç öyle olacak gibi gözükmüyor çünkü yapmaya çalıştıkları şey boşanma davasını ayırmak. Aile mahkemesinde o boşanma olacak, bir boş ol olacak hızlıca mahkemede ve nafaka ve tazminat meselesi bir de ayrıca karşı çıkılan ayrı bir kurumla, ara buluculuk kurumuyla çözülecek. Boşanma davalarında ara buluculuk zaten İstanbul Sözleşmesi tarafından direkt yasaklanan bir şey. Çünkü zaten nafaka, tazminat meselesi çok zor bir şey. Senelerce boşanma davalarının bitmemesi de bundan oluyor. Bittiğinde de o nafakaların -güncel açıklamalarına göre kadın örgütlerinin- %66'sı ödenmiyormuş zaten. Bu bahsettiğimiz, bu aşırı kriz olan nafakalar bunlar.

9. yargı paketiyle getirecekleri değişikliklerle yapacakları şey de, bu nafakaların ödenmemesini meşrulaştırmak olacak aslında. Çünkü ara buluculuk dediğimiz şey girdiği zaman, kadınlar zaten boşanma davalarında şiddetten kurtulmak için, ben nafaka falan istemiyorum, paylaşım istemiyorum, yeter ki beni boşayın diyorlar. Ara bulucu girdiği zaman baskı, tahakküm ve manipülasyon da girecek. Kadınların birçok hakkından, özellikle ekonomik haklarından, hatta velayet haklarından da vazgeçecekleri, yani o kısımda ara bulucuların gireceği gibi. Olunca göreceğiz bunları büyük ihtimal.

Ç. T: Ama velayet hakları ve ekonomik haklarıyla ilgili, yani bunlardan feragat etme noktalarına gelmeleriyle ilgili endişeler var. Çünkü zaten bu ara buluculukla hedeflenen şey için anlaşmalı boşanma kurumu var. Yani ara buluculukta sorun yaşamayacak, şiddeti açık hale getirmeyecek ilişkilerde kadının anlaşmalı boşanma kurumu kullanılıyor zaten hali hazırda. Ama böyle bir durum oluyor.Kadın örgütleri diyor ki, nafakaya dokunmak yerine, yani nafakayı açmak yerine, derinleşen kadın yoksulluğunu ele almalı hükümet. Bakım emeği yüküyle kadınlar zaten iş hayatından uzak kalıyor ve odaklanılması gereken nokta bu diyor kadın örgütleri.

Bir diğer konuşulan şey KEFEK'te, kadının soyadı meselesi. Şimdi kadının soyadı meselesiyle ilgili karar var biliyorsunuz. Kadınlar evlendikten sonra önceki soyadların, aslında babalarına ait olan soyadlarını kullanmaya devam edebiliyorlar diye bir IME kararı çıkmış, değiştirmek zorunda olmadıklarına dair. Ancak yasa maddesinde ilgili değişiklik yapılmamış IME kararı çıksa da. Dolayısıyla pratikte bu uygulanamıyormuş. Nüfus müdürlükleri kadınlara diyormuş ki bir yasal dayanak yok. Bize böyle bir bilgi gelmedi, dolayısıyla değiştiremeyiz diyorlarmış. Bu konuda KEFEK toplantısında gündeme getirildi ve bakan 9. yargı paketine işaret etti.

9. yargı paketinde bunların hepsinin olacağını söyledi. Bakalım neler olacak 9. yargı paketinde. Çünkü aile hukukunu sil baştan ele alacağız, medeni kanunu değiştireceğiz gibi laflar da etmişti daha önce Bakan Tunç ve bunların hepsi de kadın hareketini çok endişelendiren şeylerdi. Çünkü medeni yasa dediğimiz kişilik haklarından, soyadına, evlenme yaşına, mal rejimine, evlat edinmeye, miras hakkına, babalık hakkına her şeyi ilgilendiren aile hukukuyla ilgili bir şey. KEFEK toplantısından da özetle, gördüğümüz şey 2024 yılı içinde hem kadına şiddetle ilgili hem de kadınların medeni hukuka dayalı haklarıyla ilgili değişiklikler olacak. Bakalım neler olacak diyorum.

Ö. M: Evet yani bu Sevda Karaca'nın yaptığı konuşma da ilginç değil mi?

Ç. T: Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi tarafından finanse edilen ve Türkiye Adalet Akademisi'nin yararlanıcı olduğu Aile Mahkemelerinin Etkinliğinin Artırılması ve Aile Üyelerinin Haklarının Daha İyi Korunması isimli fon almışlar. 2.200.000 EUR'luk bir fon almışlar. Bütün bahsettiğimiz aile şuraları falan da, anladığımız kadarıyla, bu proje kapsamında düzenleniyor. Şimdi tabii bu doğrudan medeni kanunu hedef alan değişiklikler için 2.000.000 EUR'luk bir fon alınmış. Evet, Sevda Karaca bu konuyu da gündeme getirmiş. Sevda Karaca'nın da kadın örgütlerinin de dediği şey aile hukukunu tartışmaya açarken kadın emeğiyle bütün bunların bağlantısını kurmadan, sadece erkekleri maddi açıdan koruyan önlemler düşünülüyor bu 2 milyon euroluk fonla da. Birazcık kadını da açıkta bırakan... Bu konuda birazcık kadının güçlendiren bir şeyler yapılabilirdi. 2012'de yapıldığı gibi.

Ö. M: Ekmek ve Gül grubu da zaten şöyle özetlemiş, notlarından bakarak söylüyorum. Boşanmanın, nafakanın, velayetin şiddetle ve kadın emeğiyle bağlantısı kurulmadığı sürece yasaların ve uygulamaların iyileştirilmesi düşünülemez diye de net bir şekilde ortaya koymuşlar. Bunu da ayrıca altını çizerek belirtmek lazım yani ortalıkta gerçeklerle bağlantısı zayıf olan görüşlerin özellikle bakanlar tarafından ortaya konduğu söyleniyor. Bir de mesela benim şey dikkatimi çekti gene senin notlarından baktığım zaman bu KEFEK toplantısıyla ilgili kadın cinayetlerinde düşüş olduğunu söylemiş bakan Yılmaz Tunç ama kendi verdiği rakamda bu yıl şu ana kadar 107 diyor. Daha önceki 107 eğer bu ilk 4 ay içinden bahsediyorsa yine düşüşün olmadığı da bizzat kendi verdiği rakamlardan ortaya çıkıyor. Bakalım nasıl iş bu?

Ö. Ö: Bir de neden zaten İstanbul Sözleşmesi imzalanınca kadına yönelik şiddet artıyor olsun. Bunu bir şekilde gerekçelendiriyorlardı ama tam bu kavramı hatırlamıyorum. Sen hatırlıyor musun?

Ç. T: Evet, şöyle gerekçelendiriyorlar aslında. Mağdur Kocalar Derneği'nin başkanının da bizzat açıklamaları var. Yani diyor ki ben nafaka vermek zorundayım, dövüyorum. İşte ailem yıkılıyor, benden kadın boşanmak istiyor.

Ö. Ö: Ama nafaka için boşanmış olman lazım.

Ç. T: Diyor ki işte "boşanmak istiyor kadın benden, ne yapayım mecburen öldürüyorum" gibi garip argümanları var bu konuyla ilgili. Yani kadının korunmasının, kadının otonomlaşmasının, kadının bir birey olarak aileden bağımsız bir şekilde de hayatını devam ettirmesinin, güvence altına almasının bir şiddet gerekçesi olduğunu açık açık söylüyorlar.

Ö. Ö: Yani bu sözleşme kadınları güçlendiriyor. Onlar da daha fazla erkeklere meydan okuyor. Bu da şiddeti arttırıyor demişler.

Ç. T: Evet. Erkekler de çok sinirleniyor. Şiddet uyguluyor.

Ö. M: Süreyi de tamamladık. Bu konuları tartışmaya büyük bir heyecanla devam edeceğiz tabii.

Ç. T: Evet.

Ö. M: Çok teşekkür ederim.

Ç. T: Ben çok teşekkür ederim. İki hafta sonra tekrar buluşmak üzere bu konularda.