Türkiye'den Adriyatik'e kadar izlenen ilk deniz kaplumbağası: Tuba

-
Aa
+
a
a
a

Caretta caretta Tuba, Türkiye'den Adriyatik'e kadar izlenen ilk deniz kaplumbağası oldu.

Gezegenin Geleceği: 23 Mart 2023
 

Gezegenin Geleceği: 23 Mart 2023

podcast servisi: iTunes / RSS

Muğla'nın Ortaca ilçesindeki İztuzu Plajı'nda bulunan Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’nin (DEKAMER) TUI Care Vakfı desteğiyle 28 Ağustos 2019'da uydu takip cihazı takarak denize bıraktığı ve ‘Tuba’ adı verilen 25 - 30 yaşlarındaki Caretta caretta, uydu takip cihazıyla Türkiye'den Adriyatik'e kadar izlenen ilk deniz kaplumbağası oldu. Göç, beslenme ve kış alanlarının belirlenmesi için takip edilen Caretta caretta Tuba'nın, kumsala ya da başka yönlere nasıl yöneldiği, yerin manyetik alanından, akıntının yönünden nasıl etkilendiği de izleniyor. Takip cihazı sayesinde rotası haritadan 8 milyon kez görüntülenen ve yolculuğunun nasıl devam edeceği merakla beklenen Tuba, 3,5 yılda 20 bin kilometre yol gitti. DEKAMER Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Yakup Kaska, Tuba'nın İyon Denizi'nde bulunduğunu söyledi.

Atık su arıtma tesisi için Karacabey Longoz Ormanları'nda ağaç kesildi

Bursa Su Kanalizasyon İdaresi (BUSKİ), atık su arıtma tesisi için Karacabey Longoz Ormanları'nda ağaç kesti. Çevresel etki değerlendirme (ÇED) dosyası bulunmayan projenin 10 Mart’a yapılan açılışında konuşan Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Alinur Aktaş, iklim değişikliğine vurgu yaptı. Aktaş, “Daha temiz, yaşanılabilir, daha modern, daha çağdaşlık böyle olur,” dedi. Karacabey’deki Longoz Ormanları’nın bölge halkına sorulmadan tahrip edilmesi, sosyal medyada tepkilere neden oldu. Projenin son halinin fotoğrafını paylaşan yurttaşlar, tepki gösterdi. Ağaç kesimine Kuzey Ormanları Savunması (KOS) da tepki gösterdi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı, “Karacabey Longozları Kuzey Ormanları’nda yer alan üç longoz yani subasar ormanından biri. Longozun içinde bulunduğu Kocaçay Deltası ise Türkiye’nin önemli doğal alanlarından biri olup subasar ormanı, lagün, galeri ormanı, bataklık ve kumul ekosistemlerinden oluşur. Bölge birçok yırtıcı ve su kuşu için üreme, göç ve kışlama dönemlerinde büyük önem taşır. Karacabey Longoz Ormanları yaban hayatın hala çok canlı olduğu, çok hassas bir ekolojik alan. Biz en üst düzeyde koruma altına alınmasını beklerken, maalesef Kuzey Ormanları’nın her bölgesinin yaşadığı gibi son yirmi yılda çoklu tahrip baskısı altında kaldı. Turizm faaliyetlerinin ve inşaat baskısının artması, Bursa sanayi kirliliğinin Nilüfer Çayı’yla bölgeye taşınması gibi birçok tahribe son dönemlerde RES projeleri (Rüzgar Enerji Santrali) de eklendi. BUSKİ’nin atık su arıtma tesisi için longozun sık orman alanlarından birini işgal ve tahrip etmesi ise bir akıl tutulmasıdır. Marmara Bölgesi ağır bir kuraklık tehdidi altındayken, su kaynağı olan ormanları keserek hangi suyu arıtmayı planlıyorsunuz. Ülkede her ne yapılacaksa iktidarın aklına ilk olarak orman alanlarını gözden çıkarmak gelmekte. Kuzey Ormanları ağır yaralıdır ve artık her ne nedenle olursa olsun tek bir ağaç bile kaybedilmemeli,” dendi.

Deprem, Sel, Hava Kirliliği: Afetler Felaketlere Dönüşürken

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) oluşturduğu Deprem Kriz Masası toplantısında ‘Deprem, Sel, Hava Kirliliği: Afetler Felaketlere Dönüşürken’ teması ele alındı. Termik santrallar, sanayi tesisleri, fosil yakıt kullanımı gibi bölgenin hava kalitesini olumsuz etkileyen unsurlara, deprem sonrasında hem enkazlara hem de yangınlara bağlı kimyasal madde yayılımının eklendiğine dikkat çekildi. Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu üyesi Dr. Çiğdem Çağlayan, Greenpeace çevre örgütünün deprem bölgesinde tespit ettiği ölçüm değerinin Dünya Sağlık Örgütü önerisinin beş katı olduğunu, kısa vadede solunum yolu ve kardiyovasküler hastalıklar ile zehirlenmelerin, uzun vadede ise kanserlerin görülebileceğini belirtti. Enkaz kaldırma çalışmalarının titizlikle yürütülmesi, canlılardan uzak tutulması, toz kalkmaması için dikkatli olunması ve uygun maskelerle yapılması ve enkazların yerleşim-yaşama alanlarından uzakta biriktirilmesi gerektiği vurgulandı. Temiz suya erişimde yaşanan sorunların sel sonrasında daha da arttığı ve bulaşıcı hastalık riskini arttırdığı belirtildi.

“Topraktan Doğuyoruz.. Haydi desteğe!”

Yeşil Gazete’de yer alan habere göre, ekoloji aktivistleri deprem bölgesindeki vatandaşlar için ‘Topraktan Doğuyoruz‘ adlı bir kampanyaya başladı. Ekoloji hareketlerinin 6 Şubat depreminden sonra dayanışma ve gözlemlerde bulunmak üzere deprem bölgesine gönderdiği iki ayrı heyetin değerlendirmeleri sonucu 21 Mart’ta başlayarak altı ay sürecek ‘Topraktan Doğuyoruz’ adlı dayanışma kampanyası için kollar sıvandı. Kampanyaya katılarak deprem bölgesine dayanışma yolculuğunda bulunmak ya da çalışma gruplarına katılarak kampanyaya destek vermek isteyen tüm doğa ve yaşam savunucularına, ‘Topraktan Doğuyoruz.. Haydi desteğe!’ çağrısında bulunuldu. Ekoloji hareketlerinin bir araya gelerek kurmuş oldukları Ekoloji Hareketleri Afet Grubu’nun hazırladığı çağrı metninde şu ifadeler kullanıldı, “Depremin ilk yaraları sarılmaya çalışılırken göz ardı edilen tarım, hayvancılık ve göç kavramları geri planda kaldı. Oysa yaşama tutunmanın, kendini onarmanın yolu insanların toprakla olan bağının devamı ve geçimlik ekonomisinin sürmesi için üretimde yer almasıyla olacak. Bu anlamda oluşacak kampanyanın tüm ülkede ve dünyada güçlü bir sese dönüşmesi ve gönüllülük esasıyla tarımsal üretime destek vermek için sahaya iniyoruz. Tarım ve hayvancılık yapılan bu bölgede, deprem sonrası yarım kalan tarımsal üretimin hasat dönemine kadar gönüllülerce yapılarak geçimlik ekonomi temelinde geçimini sağlayanlara önemli bir destek olacak.”