Yeni Kabine ve Türkiye'nin Ekonomik Gidişatı

Diğer Program: 
Açık Gazete

Yeni Kabine ve Türkiye'nin Ekonomik Gidişatı

12 Temmuz 2018

Açık Gazete'nin Ekonomik Gidişat köşesinde Seyfettin Gürsel'le Erdoğan'ın damadı Berat Albayrakın Hazine ve Maliye Bakanı olarak yer aldığı yeni kabinenin açıklanmasından sonra dövizdeki rekor yükselişten başlayarak, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin ekonomik durumunu ve uluslararası yatırımcılar açısından görünümünün nasıl olabileceğini  değerlendirmeye çalıştık.

12 Temmuz 2018 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Ekonomik Gidişat podcast servisi: iTunes / RSS

 

Ömer Madra: Günaydın Seyfettin!

 

Seyfettin Gürsel: Günaydın!

 

Can Tonbil: Günaydın Seyfettin Bey!

 

SG: Günaydın Can!

 

ÖM: Soru gayet açık, dövizde gene büyük bir yükselme görüldü sabaha karşı, Dolar’ın 5 lira sınırını zorlamış olduğu görülüyor. Hemen biraz altında

 

SG: Ciddi mi söylüyorsun? Bu sabah bakmadım.

 

ÖM: Dün gece 4.99’a kadar çıkmış olduğu belirtiliyor. Ben de gözlerimi ovuşturarak baktım, şimdi biraz düşmüş vaziyette.

 

SG: O normal, ne kadar oldu?

 

ÖM: Benim son baktığımda 4.88 gibiydi.

 

CT: Şu anda 4.84.

 

ÖM: Yani yeni kabinenin açıklanmasının ardından sert bir şekilde yükselişe geçen ABD Dolar’ı gece saat 00:35 itibariyle 4.99’a, Euro da 5.81-87 bandına yükseldi diyor.

 

SG: Aman yarabbi!

 

CT: Ve bunlar dakikalar içerisinde oldu.

 

ÖM: Tarihi rekor kırma. Peki bu durumda nasıl yorum getirmemiz gerekiyor? Biz anlam veremedik.

 

SG: Çok şaşırtıcı, çünkü şöyle başlayayım, yani bu Londra ziyaretinden sonra yaşanan şok, şiddetli türbülanstan cumhurbaşkanının ders çıkardığına dair doğrusu bana, sadece bana değil tabii ki ekonomiyle ilgili pek çok insana bilgiler gelmişti. Hatta ardından malum durumu hiç olmazsa çıkan yangını kontrol altına almak için Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası başkanı Murat Çetinkaya alelacele Londra’ya gitmişlerdi, ceplerine de 300 baz puanlık bir faiz artışını alelacele koyup. Orada yani tabii ki “cumhurbaşkanını yanlış anladınız” dediler, “mevcut sistem, kurallar devam edecek” dediler, yani dışa açık bir piyasa kuralları, sermaye hareketlerinin serbest olduğu, kur rejiminin esnek olduğu, vs. Hatta bir takım kapalı toplantılarda daha ciddi sözler verildiğine dair birçok duyum almıştık. Cumhurbaşkanı da doğrusu bir daha bu konuya girmemişti seçim kampanyasında. Son birkaç gün kala söz etmişti, hatta şey duyumları da geliyordu, ekonomi bakanının hatta Mehmet Şimşek olabilir büyük bir ihtimalle galiba devam edecek, vs. Yani uzun lafın kısası benim ilk başta bu duyumlar geldiği zaman fazla inanmıyordum bir türlü, çünkü çok açıktı cumhurbaşkanı, inançlı bir şekilde meşhur para politikası, enflasyon, faiz şeyini savunuyor, belli ki buna inanıyor, böyle olması gerektiğini, artı bir de tabii “ben nihai sorumluyum, hesabı ben veriyorum, dolayısıyla bu para politikasına da ben yön vereceğim” diye açıkça söylemişti ama dedik ki herhalde aklın yolu birdir, galiba bundan sonra farklı olacak diye düşünmeye de başlamıştım şahsen.

 

ÖM: Rasyonel diyordun biraz önce yayına girmeden önce Can’a niye rasyonel olunmasının zor olduğunu şu sırada izah etmeye çalışıyordum.

 

SG: Bana da izah et Ömer, buluştur bizi! Tamamen ters köşe yani futbol deyimiyle ters köşeye yatırdı herkesi. Tabii seni, beni yatırması o kadar önemli değil ama Türkiye ile ilgili bütün uluslararası yatırımcılar, hatta yerli yatırımcılar da ters köşeye yattılar ve ikinci bir şiddetli türbülansa girdi ekonomi. Bu sefer artık bunun ikinci bir Londra’ya ziyarete gitsin Mehmet Şimşek ve Murat Çetinkaya’sı yok, çok açık ve net! Damat Berat Albayrak ekonomi bakanı oldu, bunu tabii herkes haklı olarak şöyle yorumladı ‘demek ki artık kararını vermiş, ısrarlı, ekonomi politikasını, para politikasını bizzat yönetecek’. O yetmiyormuş gibi bir de tabii bir şey de oldu, alelacele bir kararname çıktı ya yeni rejimi tanımlayan, o arada onun içinde Merkez Bankası’nın da zaten çok tartışmalıydı, ciddi bir siyasi baskı vardı üzerinde Merkez Bankası’nın ama herşeye rağmen geç kalsa da, astarı yüzünden pahalıya gelse de bu geç kalma yüzünden faiz artışları yapmıştı. Yani unutmayalım, bu Londra ziyaretinden sonra biraz önce söz ettim 300 baz puanlık bir artış yapmıştı, onun yetmediği tam görüldüğü için 7 Haziran’da 125 baz puan daha yapmıştı. Yani cumhurbaşkanının aslında umduğunun tam tersi oluyordu, faizler malum hem mevduat faizleri %18-19’a çıktı %20’ye dayandı, kredi faizleri felaket %25-30 arasına yerleşti. Şimdi buradan daha rasyonel bir politika zaten kaçınılmaz çünkü ekonomi onu birazdan konuşuruz durgunluğa zaten girdi mi girmedi mi, yani büyümede çok büyük bir düşüş olacağını düşünüyorum, bunu savunuyordu iktisatçılar, söylüyorlardı hatta bir kısmı durgunluk kaçınılmaz diyordu. Böyle bir ortamda kör gözüm parmağına adeta bir hareket tarzı, Merkez Bankası’nın da kağıt üstünde diyelim kanunu icabı bağımsızlığı, para politikasını kararlaştırmada bir bağımsızlığı duruyordu, buna da iyi kötü bir uyum sağlıyordu. Üstelik bunu da ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek’in hatta başbakanın desteğiyle yapmıştı son artışları. Şimdi bu kadro da yok, tamamen tasfiye edilmiş durumda, yani meydan boş. Tabii böyle okunduğu için de büyük yatırımcılar ve yerli yatırımcılar, hatta bence vatandaş bile Pazartesi günü bu durumu görünce koşturdu. Çünkü dediğim gibi sadece ekonomi bakanının seçimi tabii ki çok önemli bir göstergeydi ama onun yanısıra o KHK’ye bu da beklenmiyordu. Gerçi ben söylüyordum Merkez Bankası’nın yasasını da herhalde değiştirecek, nitekim ilk adımı attı, Merkez Bankası’nın yönetimini, para politikası kurulunu cumhurbaşkanı tayin edecek ama süreleri de 4 yıla indirildi. Şimdi böyle bir durumda sen istediğin kadar ‘kanunen de ki sen serbestsin, nasıl biliyorsan öyle yap para politikasını’ de biliyoruz bu tip özerkliklerde şu çok önemlidir, bir başkanı, bir yöneticisini atadığın zaman onu görevden almama temel kuraldır, alamama temel kuraldır ve belli bir uzun süre verilir, 5 yıldı 4 yıla indirdi ki 5 yıl bile bana sorarsan ne kadar yeterliydi, o da tartışmalıydı. Yani uzun lafın kısası sadede gelelim, şu anda inanılmaz bir yangın iyice harladı ekonomide, enflasyon tabii bu döviz kurunun nereye gideceği de belli değil. TL zaten oldukça düşük değerli bir hale gelmişti yani tarihi olarak 2003’ten bu yana olabilecek reel kur, oradan takip ediyoruz reel kur dediğimiz 77’ye falan düşmüştü, şimdi tabii daha da düşecek. Bunun tabii sonucu yani ille sonsuza kadar düşecek hali yok ama sonuçta enflasyon da o kadar yükselecek ki bundan sonra döviz kuru en iyi ihtimalle şeyi takip eder, yani büyük bir finansal kriz çıkmasa bile en iyi ihtimalle yükselen enflasyonu takip edecek. Enflasyon şokunun tabii nereye kadar, bundan sonra tekrar hesaplar yapılacak, döviz kuru şokundan sonra nereye kadar gidecek enflasyon? Herhalde %20’yi kesin geçecek. Nasıl durdurulacak? Hangi politikayla durdurulacak? Bunlara ben şahsen iktisatçı olarak cevap veremiyorum.

 

ÖM: O zaman ben müsaadenle seni biraz da üzme pahasına bir açıklama yapayım, dediklerin pek doğru değil yani anlamlandıramıyorsun da! Kim anlıyor dersen ben hemen cevabını vereyim “birileri bu işi tırmandırmaya çalışsa da bunun düştüğünü göreceksiniz. Bu kadar emin konuşuyorum!” demiş. Dün giderken söylüyor bunu Başkan.

 

SG: Bu daha da yangını körükler çünkü

 

ÖM: Daha bitmedi!

 

SG: Pardon özür dilerim!

 

ÖM: “Hazine ve maliye bakanımız elbette ne gerekiyorsa yapacaktır. Burada birçok enstrümanlarımız var, önümüzdeki süreçte inanıyorum ki faizin de düştüğünü göreceğiz. Ben eminim sadece devlet bankalarımız değil, özel bankalarımız da gerektiğinde taşın altına elini koyacaktır. Yüksek faiz istihdamda düşüşü de beraberinde getirebiliyor. Yatırımcılar gerçek girişimcilerin yatırımlarını geliştirmeleri, istihdamlarını arttırmaları elbette kendilerine imkan sunulmasıyla mümkündür. Bu işi sadece devlet bankalarının sırtına yükleyemeyiz, yeni kabinenin yorumunu da dürüst, ehliyetli ve liyakatliler” diye yapmış. “Bu arkadaşlarımız dünyayı iyi tanıyorlar, dünyayla entegre olmakta bir sıkıntıları yok, en büyük özellikleri dürüstlükleridir, ehliyet ve liyakatleridir” demiş.

 

CT: Buradan ben bir soru sorabilir miyim müsaade ederseniz? Ömer beyin bana yöneltmiş olduğu soruyu ben sizinle paylaşıyorum; ortada etik bir tartışma da çıkıyor galiba, bu yeni atanan bakanların bir takım hem uluslararası şirketlerle gıda zincirleri gibi, dondurulmuş patates zinciri gibi, aynı zamanda bir diğer taraftan da Kıbrıs’taki kumarhaneler gibi, Türkiye’deki özel okulların mütevelli heyetleri gibi veya aynı zamanda özel ilkokulların başında olmaları gibi çeşitli bağlantılarından bahsediliyor.

 

ÖM: Hastaneler de.

 

CT: Hastaneler de var. Bakan oldukları zaman diğer örneklerden biliyoruz ki ABD’yi kastediyorum, bu bakanlar, bu yetkililer bu şirketlerle bağlarını kesiyorlar. Şu anda Türkiye’de Türk tipi başkanlık sisteminde bu bağlar kesilecek mi yoksa olduğu gibi devam mı edilecek?

 

SG: Anlaşılan olduğu gibi devam edecek gibi gözüküyor. Senin bu söylediklerin, Ömer’in biraz önce aktardığı demeçle biraraya getirdiğimiz zaman benim şu andaki kanaatim şu, siyasi rejim zaten köklü bir değişikliğe uğradı. Hakikaten her geçen gün yeni bir şey öğreniyoruz, yani ben bu KHK’lerin sınırının bu kadar geniş olduğunu düşünemiyordum. Düşünebiliyor musunuz bir gecede ekonominin temel yasalarından biri olan Merkez Bankası kanununu değiştirebiliyor, değişiklik yapabiliyor? Bu durumda cumhurbaşkanının kafasındaki şeye de uygulanacaksa bu para politikası yani ‘faizi radikal bir şekilde indirin, merak etmeyin enflasyon da düşer!’ teorisi. Bunun bu mevcut rejimde devam etmesi, yani uygulaması mümkün değil, bu bir çılgınlık olur.

 

ÖM: Öyle mi?

 

SG: Yani belli ki daha rasyonel, çaresiz biz rasyonel düşünmek zorundayız, daha rasyonel bir şekilde böyle bir politikayı ben doğrudur demiyorum ya da sonuç alınır demiyorum ama bunu uygulamaya kalkarsa yapman gereken ekonomik rejimi de değiştirmek olur. Bence gündemde artık bundan sonra Türkiye’deki işte adım adım kurulmuştu, özellikle 2001 sonrası çok önemli bir aşama kaydedilmişti bu Merkez Bankası’nın para politikası bağımsızdı, Merkez Bankası yasası, bankalar yasası, kur rejimi, vb. bütün bunların şimdi ters yüz edilmesi gerekecek. Yani bence gündemde bu var ve belki de cumhurbaşkanının da kafasında böyle bir çerçeve var; ‘siyasal rejimi değiştirdik şimdi ekonomik rejime sıra geldi’ ve adım adım bu rejim değişikliğini bundan sonra isteyeceğiz.

 

ÖM: Ben de burada ufak bir ilavede bulunayım izninle. Dünyanın önde gelen ekonomi kanallarından Bloomberg’ün internet sitesinde “Erdoğan’ın yeni hanedanlığı Türkiye’yi yatırım yapılamaz hale getiriyor” demiş.

 

SG: Evet okudum onu.

 

ÖM: Ve orada çok ilginç bir şey söylüyor, Avrupa piyasaları uzmanı Marcus Ashworth imzalı analizde “Türkiye’nin kaderi tamamen Erdoğan’ın elinde, yatırımcıları endişelendiren de bu. Sözünün eri (maalesef bu tabiri kullanmış!) seçim kampanyası sırasında para politikasının kontrolünü daha fazla ele alacağına söz verdi ve bunu hiç zaman kaybetmeden yaptı. Türkiye’nin güvenlik alanındaki son bağlarını da koparıp attı ve millet tümüyle yatırım yapılamaz bir hale getirdi” demiş. Ama Erdoğan ona da cevap veriyor konuşmasında ve “kredi derecelendirme kuruluşları biz tırmanışta iken bile bize hep eksi verdiler. Türkiye iyi yolda, yatırımlarımız ortada, uluslararası kuruluşların, kredi kuruluşlarının Türkiye’de yatırım yapanlara kredi vermesi de bunu gösteriyor. 18 Mart köprüsü, vs.” demiş.

 

SG: Bundan sonra büyük spekülatörlerin aşırı kur oynaklığından faydalanmak için günübirlik ya da 3-5 günlük Türkiye’ye girişler yapıp sonra çıkışlarıyla olabilir. Kimse bu ortamda yatırım falan yapamaz, ne portföy yatırımı yapar, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında da büyük bir düşüş izleyeceğiz. Böyle bir gelişme çok açık önümüzdeki dönemde dolayısıyla mevcut ekonomik sistem bunu kaldıramaz. Hem yabancı sermaye serbest hareketlerine bence ciddi kısıtlayıcı kurallar gelecek, onunla bağlantılı serbest kambiyo rejimine ciddi kısıtlar gelecek. Bana hala sorulmaya tabii tekrar başlandı, bu önceden de soruluyordu, vatandaş soruyor bizim döviz hesaplarına el konulur mu diye. Tabii ki döviz hesabına el konulmaz ama büyük bir ihtimalle bu yeni ekonomik sistemde bir sabit kur rejimi, yarı sabit de olabilir ve onunla birlikte o sabit kurdan merkez bankasının ilan edeceği, tabii ki cumhurbaşkanı onu söyleyecektir. Döviz mevduatları pekala TL’ye çevrilsin diye bir KHK de çıkabilir.

 

ÖM: Öyle mi?

SG: Yalnız buradaki sorun şu, tabii ki böyle bir ekonomik rejim Türkiye’de zamanında vardı, doğru muydu eğri miydi şimdi tartışmaya değmez, bana göre tabii çok ciddi problemler yarattı, krizler yarattı. Dünyada da bunu uygulayan çok az sayıda devlet kaldı ama bunu yaptığınız zaman cari açığı ne yapacaksınız? Çünkü dış tasarrufa Türkiye kazandığından daha fazla döviz harcıyor. Tabii ki önümüzdeki aylarda göreceğiz, önümüzdeki aylarda ciddi bir durgunluk geliyor, bir kere onunla nasıl baş edecek? Ali Ağaoğlu bile şey etmiş okudum.

 

ÖM: Ben de okudum, ne diyordu?

 

SG: Açık bir itiraz, zaten söyleniyordu, biliniyordu, konut satışında büyük sorun var, hele bu faizlerden sonra mümkün değil alınması. Cumhurbaşkanı da belli ki devlet bankalarına talimat vermiş biliyorsunuz, şimdi özel bankalara da talimat verilecek, belki KHK çıkartılacak: Sen faizini buraya indireceksin! Tabii bunu diyebilmek için belki bütün faizler için yapılacak bu. Yani giderek dışa açık piyasa ekonomisi olmaktan çıkartılacak Türkiye, bu kaçınılmaz, başka türlü yapamaz ama bunu yaptığınız zaman da dövizi ne zaman bulacaksınız dış açığı kapatmak için.

 

CT: Şöyle olabilir mi? 2016 Aralık ayında döviz gene düzgün bir seviyede ilerlerken cumhurbaşkanı tarafından (o zaman başbakandı) yapılan çağrıyla beraber döviz bozdurmalar istenmişti. Hatta bu konuda büyük kampanyalar düzenlenmişti.

 

SG: O bir çağrıydı, yani gönüllü ama onun da ne kadar etkili olduğunu gördük işte!

 

ÖM: Bir de Bloomberg’de bu son yapılan analizde senin de söylediğin gibi “en zayıf halkanın bankacılık sistemi olduğunu, borç verenlerin de kısa vadeli ucuz Dolar ve Euro finansmanına dadanmış olduğunu, yükselen oranlara da büyük ölçüde bağışıktı” diyor. “Alacakların çoğu batı Avrupa bankaları ve ciddi şekilde geri çekildiklerine dair herhangi bir işaret Türk finans kurumlarının istikrarı hakkında sorular doğuracak, böyle bir değişim büyük Türk şirketlerini kesinlikle etkileyecek, birçoğu gelecek yıl gibi, büyük kısmı Dolar cinsinden büyük borçlar ödeyecek yani cari açıkla beraber ülkeyi Dolar’a bağımlı hale getirdi” diyor.

 

SG: Tabii çok ciddi miktarda özel kesimin döviz cinsinden borcu var banka sistemine, bunun için de tabii ayrıca yabancı para kaynağı gerekiyor, Dolar, Euro kaynağı gerekiyor. Bunun tabii uluslararası banka sistemi bizim bankalara kredi açıyordu, belli bir güven vardı, şimdi bunların hepsi yok oldu. Yani dediğim gibi içerideki ekonomik sistemi değiştirmeye kalktığın zaman, hadi cari açığı da ciddi durgunluğa girdiği zaman Türk ekonomisi tabii ki zaten cari açık da kapanacaktır. Çünkü sonuçta ithalat biliyorsunuz çok standart bir gelişme, ithalat müthiş düşer, nitekim düşme emareleri çıkmaya başlamıştı bu son şoktan önce söylüyorum. O bakımdan geçici olarak belki carı açığı daha düşük bir dengede kapatabilirsin ama bunun maliyeti tabii çok yüksek tabii işsizlik açısından da. Bankaların, büyük firmaların, dövizle borçlanan firmaların bankalara dövizle ödeme yapmaları gerekecek ki bankalar da bizim bankalar da kredi aldıkları uluslararası bankalara döviz ödesinler.

 

ÖM: Evet yatırımcılar endişe içinde. Peki bu sermaye kontrollerinden bahsediliyor, Yunanistan’da uygulandığı gibi son zamanlarda kaldırılacağı artık gevşetileceği söyleniyordu ama Türkiye’de böyle bir sermaye kontrolü

 

SG: İşte onu baştan söyledim, yabancı sermaye giriş çıkışlarında bir serbestlik vardı, bu tabii büyük firmalar bankalar açısından önemli bir kural ama vatandaş açısından da öyleydi. Yani senin 10.000 Dolar’ın varsa nakit olarak da alıp gidebiliyordun bildiğim kadarıyla –ben hiç yapmadım tabii ama yani 10.000 Dolar’ı bir araya getirmek kolay değil!- ama sonuçta dışarıda yerleşenler hele son dönemde müthiş arttı malum nedenlerle ve buradaki mevduatlarını dışarı transfer edebiliyorlardı. Bütün bunlara bence kesinlikle kısıtlamalar gelecek ama dediğim gibi bu sorunu çözmüyor ki! Sen çıkıştı kısıtlarsın da girişi nasıl teşvik edeceksin? Çıkışı kısıtladığın anda kimse girmez. Bilmiyorum hakikaten bu büyük bir muamma halinde, ya bunun sonu çok ciddi ekonomik krizle ‘melt down’la sonuçlanacak. Yani durgunluk falan diyoruz ama bu durgunluk kavramı bile tartışmaya açık; daha beteri mi olacak acaba? Bilmiyorum oraya kadar gitmeyelim hadi şimdilik, tabii bir de şu var, reyting şirketleri de bunlar malum uluslararası komplonun bir parçasıdır (!) ama o şirketler bile bayağı bir açık kapı bırakmışlar. Diyorlar ki yabancı yorumcular “bakalım bu ekonomi politikası bundan sonra ne olacak?” diyorlar. Yani “tamam bir sinyal ortaya çıktı, çok önemli bir gösterge ortaya çıktı ama yine de bekleyelim, bakalım uygulama nasıl olacak?” diyorlar şimdilik. Bunu bilmiyorum ekonomik kurulun orada da yeni sistemin nasıl işlediğini yavaş yavaş göreceğiz, tecrübe edeceğiz, şimdilik teorik olarak kağıt üzerinde açıklandı. Bir dizi kurul var, o kurullar anladığım kadarıyla, yazıldığı kadarıyla bir şey anlamakta zorluk çekiyorum o ayrı ama politikalar geliştireceklermiş. Demek ki ekonomi kurulu ekonomi politikaları geliştirecek, onu cumhurbaşkanına vereceklermiş o politika önerilerini, o da bakacak, aklı yatıyorsa bakana talimat verecek “al bu politikaları uygula!” diyecek. Bakalım bu ekonomik kurul kimlerden oluşacak? Orada da bir sürpriz olacağını sanmıyorum bu saatten sonra, herhalde mevcut ekonomi danışmanları banko girecektir o kurula, başka kimler olacak? O kurulun geliştirdiği politika önerilerini büyük ihtimalle de biz öğrenemeyeceğiz. Yani bu ancak o politikalar kabul edildikten sonra herhalde paylaşılacak kamuoyuyla ama bilmiyorum vallahi Ömer açıkçası! Türkiye ekonomisinin büyük bir sınava doğru, çok zor bir sınava doğru gittiği kesin, belirsizlikler azaldı deniyordu işte tam seçim öncesi, bir de seçim gecesi de ‘iyi tamam işte, sonuç da çok büyük bir sürpriz değildi açıkçası, yani birinci turda belki başkanlık seçiminin sonuçlanması tam beklenmiyordu ama sonuçta %90 Recep Tayyip Erdoğan’ın seçileceği aşağı yukarı belliydi. O belirsizlik de ortadan kalktı. Baştan dersler alındı deniliyordu, ona göre tayin edilecek ekonomi bakanı deniliyordu. Bütün bunların hepsi bir gecede çöpe gitti, bambaşka bir mecraya girildi. Senin ‘neden rasyonel olunmak zorunda değil’ onu da doğrusu dinlemeye hazırım.

 

ÖM: Ben bu sıralar Emille Durkheim okuyorum, klasik eserlerini ve anomi meselesini üzerinde çalışıyorum!

 

CT: Ben de döviz bozdurana ücretsiz check-up yapan bir hastane vardı onun peşindeyim; hala kampanya devam ediyor mu gidip bakacağım!

 

ÖM: Peki çok teşekkür ederiz.

 

SG: Güleriz ağlanacak halimize!

 

ÖM: Hayırlı olsun!

 

CT: Görüşmek üzere.

 

SG: İyi yayınlar!

Kategori: