Açık Gazete'de Ali Bilge ile 'Ekonomi Politik': TSK'da yaşanan istifalar

Açık Gazete'de Ali Bilge ile 'Ekonomi Politik': TSK'da yaşanan istifalar

28 Ağustos 2019
Fotoğraf: AA

Açık Gazete'nin Ekonomi Politik köşesinde Ali Bilge'yle konumuz Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) istifasını isteyen beş general.

Ekonomi Politik podcast servisi: iTunes / RSS

(26 Ağustos 2019 tarihinde Açık Radyo’da Ekonomi Politik programında yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Günaydın Ali bey.

 

Ali Bilge: Günaydın Ömer bey, günaydın Can, günaydın Selahattin, iyi haftalar.

 

Can Tonbil: Günaydın Ali bey, merhaba, iyi haftalar size de.

 

ÖM: Öncelikle Türk Silahlı Kuvvetleri'nde yapılan üst düzey istifalardan başlayalım bir son dakika haberi olarak, biz de o haberi verme fırsatı bulduk aslında. Biraz onun üzerinde durarak başlayalım isterseniz.

 

AB: Dün gece geldi bu haber, ajanslara ve internet sitelerine düştü. Bu istifa eden subayların ortak özelliği Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görev yapmaları ve aynı zamanda Suriye’deki İdlib bölgesinde görev almış olmaları. Orada oluşturulan gözlem kuleleri var biliyorsunuz, ortak özellikleri bu. Tabii TSK’nin içerisinde son YAŞ kararları öncesinde son yıllarda yaşadığımız gelişmeler oradaki piramidi önemli ölçüde etkilemiş anlaşılan. Aynı zamanda buradan çok ciddi bilgiler gelmiyor ama eğer İdlib’de komutanlık yapmış insanların istifa söz konusuysa Türkiye’nin Suriye genelindeki varlığı Suriye politikası aynı zamanda İdlib politikasının da nasıl bir batak içerisinde olduğunu gösteriyor. Bu bataktan hep söz ediyoruz, Türkiye Suriye batağında debeleniyor, İdlip meselesine de birazdan gireceğiz. Gerçekten askerleri rahatsız eden bir boyuta ulaşmış durumda bu batak o anlaşılıyor. Bir de hatırlarsınız 91 yılında Irak’ın Kuveyt’e girmesinden sonra o zaman Amerika’nın müttefikleri müdahalesi hususunda Türkiye de aktif bir rol oynamak istedi, savaşa girmek istedi. Özel o zaman cumhurbaşkanıydı. O zamanki hükümetle genel kurmay arasında Özal arasında bu konuda anlaşmazlık yaşanmıştı. Dönemin genel kurmay başkanı ve askerler müdahil olma isteğinde değildiler. O anlamda o dönemde de Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay başkanı hatırladığım kadarıyla Necip Torumtay istifa etmişti.

 

ÖM: Bu ikinci oluyor değil mi? Ben de hatırladığım kadarıyla çok ender olan bir şey bu üst düzey istifalar. Bu 1 Ağustos tarihinde açıklanan YAŞ kararlarının ardından TSK’de görev yapan 5 generalin istifası var. Özel kuvvetler komutanlığından İdlib’den sorumlu 6.mekanize piyade tümeni ve müşterek özel görev komutanlığına atanan tümgeneral Ahmet Ercan Çorbacı ile yardımcısı tuğgeneral Ertuğrul Sağlam da yer alıyorlar bu istifa edenler arasında. Bu Veryansın tv diye alınmış bir haber bu. İstifa nedenlerinin de liyakatsizlik olduğu söyleniyor. Yani özellikle görevlendirmelerden rahatsız, bazı görevlendirmeler liyakate uygun olarak yapılmadı, şark hizmeti görmemiş isimlerin bile en kritik yerlere atanırken savaşan askerlerin pasif görevlere atandığı, yine mücadele eden çok sayıda askerin de TSK’den emekli edildiğini düşünüyorlar. Bazı generallerse haksızlığa uğradığını düşünüyorlarmış. Yani böyle bir Suriye

 

AB: O dışarı sızan bilgiler tabii bunların ortak noktası bizde Suriye ve İdlib’de, Irak ve Suriye sınırında görev yapan komutanlar olması. Başka hususların olduğunu gösteriyor çünkü İdlib’de özellikle Türkiye bir geri dönüşü yaşıyor farkındaysanız, gelişmeler onu gösteriyor. Bana bir de şunu hatırlattı, bizim 2003’te yaşadığımız bir çuval olayı vardı hatırlarsanız. Irak Süleymaniye’de 2003 Temmuz’unda bizim 15 subayımızın Amerikalılar ve peşmerge denilen o zaman kuzey Irak jandarması diyeyim, onlar tarafından esir alınma olayı vardır ve burada önemli bir krize yol açmıştı. Şu anda İdlib’de son aylarda, özellikle son 2 ayda yaşadığımız gelişmeler İdlib bölgesindeki komutanlara herhalde isyan ettirecek noktaya gelmiş durumda olduğunu düşünüyorum. Çünkü orada 12 tane gözetim kulesi deniyor, orada askerlerimiz var.

 

ÖM: Gözlem noktası deniyor galiba değil mi?

 

AB: Evet. Buralarda bulunan insanların temel görevi Soçi mutabakatı çerçevesi içerisinde oradaki silahlı grupları, Suriye devletinin ve Rusya’nın terörist dediği ve cihadist olarak nitelendirilen El Nüsra türevleri, grupları etkisiz hale getirmek ve silahsızlandırmak üzere Türkiye bir garantör rol üstlendi. Bu garantör rol üzerine orada hem güvenlik, hem çatışmasızlık hem de etkisizleştirme yükümlülüğü çerçevesinde orada bulunuyor. Sonuçta burada görev yapan komutanlar bunlar son 1 yıl içerisinde. Burada yaşanan gelişmelerin sonunda ne oldu? Orada Suriye devleti ve Rusya Türkiye’nin bu görevi yerine getirmediğini, getiremediğini öne sürerek var olan ateşkesin gerekleri de yerine gelmedi. Paris’teki G7 toplantısına giderken yaptığı açıklamada Soçi anlaşması sırasında %40 olan alan yani teröristlerin elinde bulundurduğu diye iddia ettiği alan %90’a çıkmış. Bunun üzerine bir harekat başladı.

 

CT: Haşehun anlaşma kapsamında yani şu anda saldırının gerçekleştirildiği yer uzun zamandan beri muhalifler tarafından ele geçirilmişti. Hangi bölgede ilerleme sağlamışlar? Onun bir bilgisi var mı? Çünkü şu da deniyor, İdlib’teki saldırıların artması 3 milyon sivilin hayatını etkileyecek yeni bir sorun dalgası yaratabilir diyor BM genel sekreterliği sözcüsü Stefan Djacic.

 

AB: Başladı bile o da.

 

CT: Büyük bir dalga da başladı ama 3 milyon insanın kaçışından bahsediliyor.

 

ÖM: Emma Graham Harrison’ın Cumartesi günkü Guardian’da önemli bir haberi ve analizi vardı. 3 milyon sivilin tamamen çapraz ateş hattında bulunduğu çünkü Esad’ın da “Suriye’nin her santimetrekaresini tekrar ele geçireceğim” demesi üzerine çok kanlı bir savaşın devam ettiği vardı. Buna şunu da ilave etmek gerekir, 24’ün çarpıcı bir haberi vardı Suriye devlet başkanı Beşar Esad’ın danışmanı Buseyna Şaban Türkiye’nin Suriye’deki 9 numaralı gözlem noktasının -ona Morek deniyor- kuşatma altında olduğunu söylemiş. “Suriye ordusu Türk gözlem noktalarını ve militanları imha edebilir” diyor. Çünkü gözlem noktalarının bölgedeki cihatçılara silah tedariki için kullanıldığını söylemiş.

 

CT: 26 Nisan 19 Ağustos’ta İdlib’te gerginliği azaltma bölgesindeki yapılan saldırılarda en az 843 sivilin hayatını kaybettiğinden bahsediliyor. Yani Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında 2,5 ayda en az 843 sivilin öldürüldüğü söyleniyor.

 

ÖM: Nasıl bir gelişme öngörüyorsunuz Ali bey böyle bir durumda?

 

AB: Ben burada iki ateş altında kalmış olan sivillerin geçen hafta da konuşmuştuk sınıra yaklaştığı biliniyor şu anda. Türkiye sınırına gelen 100 bine yakın insan olduğu söyleniyor. Ayrıca burada bulunan TSK mensuplarının da kaybedildiğine dair bilgiler sızıyor. Doğru bilgiler ne kadar bilemiyoruz ama gelen bilgiler içerisinde bunlar da var. Fırat’ın doğusu harekat, oradaki güvenlikli bölge, güvenlik bölgeye buradan gelen insanların gelmesinin düşünüldüğü Türk hükümetinin de gelen bilgiler arasında. Velhasıl orada hem uygulanan politikanın gelinen noktası bütün güçler dengesi açısından oradaki sivil insanların harap olmasını zaten şu ana kadar

 

CT: 4 ayda yarım milyondan fazla kişi evlerini terk etmiş. Bunların çoğu da hava saldırılarından kaçıyor. Yani şehirler içerisinde büyük bir çatışma yok şu anda ama şehirlere yapılan hava saldırıları ve hava bombardımanı var.

 

AB: Bir taraftan oradaki silahlı gruplar kendi aralarında çatışıyorlar ve onların sivil üzerindeki baskıları söz konusu. Bir taraftan orada yabancı güçler olarak bulunan güçlerden biri de Türkiye ve orada üstlendiği bir görev var, o görevi yerine getirmemesi karşılığı olarak o bölgede Soçi mutabakatını, yani şu anda biliyorsun Erdoğan dün Putin’le görüştü, yarın Rusya’ya gidiyor. Normalde de 7 Eylül’de de Soçi tarafları İstanbul’da toplanacaktı. Durum gerçekten hem Türkiye’nin yaşadıkları, oradaki insanların hali, göç dalgasının buralara gelmesi, buralara dayanması işin vahametini muazzam noktalara sürüklemiş durumda. Bütün bu Suriye politikasındaki iflasın askeri bürokrasi üzerinde de etkisi olduğunu görüyoruz. İşte geçmişte yaşadıklarımızda pek çok şey var, ‘Soçi mutabakatını yerine getirmedim, ben buralara dalarım’ diyen Rusya ve Suriye devleti bir anlamda Türkiye’ye çuval olayını hatırlatıyor. Gerçekten oradaki askerlerin, gözlem noktalarında bulunanların durumu da pek net değil anladığım kadarıyla. 12 gözlem yerinde kaç tane asker ve subay bulunuyor? Bunu bilmiyorum ve bunlar şu anda ne yapıyor, nasıl bir şey altında? Bir taraftan da protestolara sebebiyet vermiş. Türkiye’ye ve TSK’ya yönelik, yani bu hava bombardımanları, sivil halkın öldürülmesi, çocukların öldürülmesi, göç dalgası ve sınıra dayanılması, Türkiye’ye karşı bu kesimlerden de yani etkisizleştirilmeye çalışılan kesimlerden de büyük bir tepkiye yol açıyor.

 

CT: Evet.

 

AB: Bir taraftan da tam böyle bir dönemde yani burada silahlı gruplar var, bunlar El Nusra, El Kaide, vs. neyse onların türevleri, bir manidar açıklamada ne oldu? Davutoğlu’nun açıklaması oldu.

 

ÖM: Evet bir de ondan bahsetmek lazım.

 

AB: Yani “7 Haziran’la 1 Kasım arasındaki defterleri bana açtırmayın” dedi. Türkiye’de uyuyan, var olan, IŞİD hücreleri ya da bu silahlı cihadist grupların hücreleri hakkında tevatür muhtelif. Bunların faaliyetlerini biliyoruz. Tam böylesine bir şeyde, yani bu gruplar Rusya’nın ve Suriye’nin kendi üzerlerine yürümesi üzerine Türkiye’yi de tehdit ediyorlar. Tam bu dönemde de Davutoğlu 7 Haziran – 1 Kasım 2015 tarihleri arasında yaklaşık hatırladığım 10 küsur saldırı, sabotaj, katliam söz konusu oldu. Dolayısıyla böyle paralellikler kurmak pekala mümkündür. Yani oradaki karışıklık Türkiye’nin iç karışıklığına sebebiyet verebilecek hususlardır. Davutoğlu bu konuda gördüğüm kadarıyla çok da ciddi bir açıklamada bulundu. Yani ‘defteri açmak’ o dönemin başbakanının lafı.

 

CT: ‘Defteri açmak’ ne demek efendim?

 

ÖM: Evet ben de onu soracaktım.

 

AB: ‘Defteri açmak’ o dönemde var olan, yapılan katliamlar hakkında gerçekleri ortaya koymak anlamına geliyor.

 

CT: Yani biliniyor, herkesin bildiğinden, kamuoyunun bildiğinden farklı gerçekler var.

 

AB: Evet, hani biz diyoruz ya gar katliamında polis yoktu. Hatırlayın!

 

ÖM: Evet.

 

AB: Onun gibi hususlar, Suruç biliniyordu, istihbarat vardı mesela. Yani bunlarsa ki “Terör defterleri açılırsa çok insan başını öne eğer” diyor. Başını öne eğmesinden öte buralarda yüzlerce insan öldü. Türkiye demokrasisini kaybetti, yani var olan o zamanki ölçüler içindeki demokrasisini kaybetti.

 

ÖM: Tam anlamıyla bir kırılma noktasından bahsediyor, yani BBC News’tan da şimdi bir şey var, Davutoğlu “terörle mücadele ‘defteri açılırsa’ sözüyle neyi kastetti, neyi hedef aldı?” başlıklı bir haber analizi yazısı var. “Hangi defterleri kastettiği ve ‘insan yüzüne çıkamazlar’ diyerek kimi ya da kimleri hedef aldığı tartışılmaya başlandı Türkiye’de.” Eski başbakanın bu çıkışını da BBC Türkçe’ye değerlendiren Davutoğlu’na yakın isimler o dönem koalisyon hükümeti kurmaya en elverişli parti MHP olmasına rağmen Bahçeli’nin bunu reddettiğine de dikkat çekiyorlarmış. Şimdi ikinci hedef de Binali Yıldırım mı diye soruluyor.

 

CT: Binali Yıldırım mı?

 

ÖM: Evet. “İkinci hedef Binali Yıldırım mı?” diye bir soru var.

 

AB: Onu anlamadım.

 

ÖM: “O dönem Erdoğan’ın özel danışmanı olan Yıldırım’ın adaylık için imza toplaması gündeme gelmişti” diyor. Yani AKP’nin 5. olağan büyük kongresinde Recep Tayyip Erdoğan ile Ahmet Davutoğlu arasında MKYK

 

AB: Orada bir darbe yapıldı hatırlayın.

 

ÖM: İşte ondan bahsediliyor. “Davutoğlu liste konusunda geri adım atınca Yıldırım da adaylıktan vazgeçmesi, seçim hükümeti kurulması, vs.” deniyordu. Şimdi tabii “Davutoğlu açıkla” etiketiyle paylaşımlar yapılmaya başlamış, yani Ahmet Davutoğlu’nun Sakarya’da yaptığı konuşmada “bu terörle mücadele defterleri açılırsa” ifadesi sonrasında “Davutoğlu açıkla” etiketiyle paylaşımlar yapılıyormuş ve yani Suruç Aileleri İnisiyatifi de “Defterler açılırsa değil katliam siyasetinin defterleri açılmalı, herkes ne biliyorsa söylemelidir. 7 Haziran’la 1 Kasım arasında ne oldu? Biz ne için ne uğruna bu kadar öldük ve yaralandık” mesajı var.

 

AB: Evet. Tabii burada aktörlere baktığımızda biri başbakan, biri cumhurbaşkanı, diğeri ondan sonraki başbakan, eski başbakan parti kurma arifesinde, tehdit alıyor cumhurbaşkanı AKP lideri tarafından. Diğer tarafta başbakanlık, cumhurbaşkanlığı, başbakan yardımcılığı, dışişleri bakanlığı yapmış Babacan Abdullah Gül ekibi duruyor. Burada merkezde bir isim var, bence kritik isim Hakan Fidan’dır. Bu bağlamda şu anda MİT müsteşarı, bunların hepsine yakın bir bürokrat. Türkiye’nin gerçekten bu defterleri açmadan yürümesi şansı yok ve önümüzdeki siyasi süreç böyle tarafların birbirlerini tehdit eder noktaya gelmiş olması belki bu kapının aralanmasına imkan verir ama yani önümüzdeki 1 Ekim’den sonra açılacak parlamento ki gücünü önemli ölçüde yitirmiş durumdaki parlamentonun muhalefetin, muhalif ittifak güçlerin dingin ve enerjik olmasını gerektiriyor. Aynı zamanda kurulacak partilerin de önümüzdeki dönemde iktidardaki Erdoğan rejimiyle nasıl bir sertleşme ortamı içerisinde parti kuracaklarını ve faaliyette bulunacaklarını gösteriyor. Bu bağlamda Suriye meselesi, 7 yıllık Suriye politikası Türkiye’nin ki burada hem Rusya ile hem ABD ile hem flört ederek, kol kola girerek, hem aynı zamanda tekmeleyerek, çelme takarak giden bir politikanın sürgit olamayacağını da ortaya koyuyor. Soçi meselesi bunun göstergesi. Bir taraftan ABD ile güvenlik bölgesi oluşturuyorsunuz, öbür tarafta Soçi mutabakatı bozuluyor. Yani Türkiye’nin hem ABD’nin hem Rusya’nın başında bulunan liderler de hiç de temkinli liderler olmadığı, dengesizlikleri otoriterlikleri ortada. Dolayısıyla önümüzdeki günler hem bunun ekonomik yansımaları söz konusu olacak, zaten Türkiye’nin ekonomisi bir değil üç ayağı çukurda, öyle devam ediyor. Bakın zaten hem dünyanın halini hem de Türkiye’nin içinde bulunduğu durum ekonomi üzerindeki etkileri hemen kendini hissettirdi. Bakın böyle bir ortamda bir şey var, AKP’nin Kilis milletvekilleri Hilmi Dülger ve Ahmet Salih Dal Mercidabık zaferinin 503. Fırat kalkanının 3. yıldönümü dolayısıyla mesaj yayınlamışlar. Mesajda “Mercidabık zaferinin üzerinden geçen yüzyıllar sonrasında tarih bir kez daha tekerrür ederek ülkemizin güney sınırlarında ilimizde güvenlik tehdidi ile karşı karşıya kalınmıştır. Özellikle ensar şehrimiz Kilis’i tehdit eden canlarımızı, PKK, vb. çeşitli terör unsurlarından kazımaya, Türk milletinin, şanlı ordumuzun zaferiyle sonuçlanan” gerçekten abuk bir şey, ben bu açıklamayı duyunca dedim ki lise yıllarımdan mı, ortaokul yıllarımdan mı şu Mercidabık’a bakayım, bir Memlük devletiyle Yavuz Sultan Selim’in önce Safevileri kırıp geçmesinden sonra Mısır’a yönelirken...

 

CT: Mısır’ı alma evet hatırladım ben de!

 

AB: Memlükler de Çerkez ve Türklerden oluşan bir devlet ve onlar da Sünni. Yani onunla bugünkü Suriye’de yaşanan gelişmeleri yan yana getirip bundan hamaset çıkarmak ayrı bir maharet olsa gerek. Bir taraftan bunlar yaşanırken bir taraftan da Fırat kalkanıyla Mercidabık arasında ilişki kurup, şuna baktım Halil İnalcık diyor ki “Burası bir Türklerden oluşan bir devletidir Memlükler” yani gelinen nokta bu! Bir taraftan bütün bu Suriye’de yaşanan olaylar Türkiye’nin iç siyasetini önemli ölçüde etkiliyor ve kayyum atamalarına kadar geliyor. Benim bu kayyum atamalarında üzerinde durmak istediğim hususların başında şu var, bu vesayet belediyeciliği dediğimiz bir belediyecilik vardır 1923’ten sonra devam eden 1930’larda ilk belediyecilik yasası çıkar, o dönem belediyecilikte merkezi hükümet belediye başkanlarını görevden alabilir, atayabilir ve de değiştirebilirdi, valiyi atabilirdi, Lütfü Kırdar, Nevzat Tandoğan örnekleri var. Bu anlamda yansıyan bir operasyonlar söz konusu olmuştu ama bu 70’lerin, 73’ten itibaren özellikle sosyal demokrat belediyeciliğin yansıması ki o dönemde hatırlayın Ankara, İstanbul, İzmir 1973 ile 77 arasında CHP’nin temsilcileri tarafından yönetildi; Ankara’da Vedat Dalokay, İstanbul’da Ahmet İsvan, İzmir’de İhsan Alyanak belediyeciliği dediğimiz, İzmit’te, Mersin’de, Antalya’da önemli bir belediyecilik hamlesi başlamıştı. Bu bağlamda geçmişteki CHP 73-77 belediyeciliğini ne ölçüde irdeliyor, bakıyor bilmiyorum ama CHP’nin bu konuda çok dikkatlice izlemesi gerektiği politikalar olması gerektiğinin altını çizmek ve bu kayyum meselesinde tavrını çok daha net ortaya koyması lazım. Bir de merak ettiğim hususlardan bir tanesi şu, bu Sosyalist Enternasyonel var CHP de üye bildiğim kadarıyla.

 

ÖM: Evet.

 

AB: Şimdi ben SE nasıl bir tepki veriyor bu durumlara diye bir baktım diye bir şey bulamadım. Sonra bir araştırdım ki 1,5 yıldır falan CHP’nin SE’de temsilcisi bile yok, yani Umut Oran’dan sonra temsilci atamamış CHP SE’ye. Yani ilişkisi de bu düzeyde. SE’den de bir tepki yok, CHP-SE ilişkisi nefes alıyor mu belli değil. Dolayısıyla bu tepkinin, dışarıdan gelen tepkilere özellikle HDP büyük çoğunlukla kazandığı belediyelere merkezi devletin el koyması, merkezi idarenin, iktidarın el koyması -hususundaki tavrını gözden geçirmesi gerekiyor. Unutmayalım bir Vedat Dalokay olayı vardı, Ömer Madra hatırlayacaktır onu.

 

ÖM: Evet.

 

AB: Yani Vedat Dalokay MC hükümetleri döneminde, dönemin içişleri bakanı da Oğuzdan Asiltürk’tü. Müthiş bir çatışma yaşanıyordu, Dalokay’ın yaptığı her şeye engel oluyorlardı, Hitit heykeli bunlardan biriydi.

 

ÖM: Ankara’daki Hitit heykeli.

 

AB: Evet Ankara’daki Hitit heykeli. Aynı zamanda belediye işçileri ücretleri alamadığı gerekçesiyle greve gittiler. Belediye başkanı olarak Dalokay “İller Bankası'ndan kaynak alamıyorum, hükümet kaynaklarını bana kesmiş” deyip o belediye işçilerinin yanında 3 gün de açlık grevi yaptı. Belediye binasını ücretleri ödemek için satışa çıkarttı. Böyle belediyecilikler yapıldı, Dalokay nöbet bekledi CHP milletvekilleriyle birlikte Sıhhiye’deki Hitit heykeli önünde ve oraya giren polislere ceza yazdı çimlere bastılar diye! Yani ETA militanları idam edilmişti 73’te, bunun üzerine İspanya belediyesine

1 hafta suyunu kesti, belediye hizmetleri vermedi. Biz bu örnekleri biliyoruz.

 

ÖM: Bunu takip edeceğiz tabii. Bu çok seçimsiz demokrasi, Rıza Türmen’in güzel bir yazısı var T24’te “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir” ibaresini ‘Egemenlik kayıtsız, şartsız sarayındır’ şeklinde değiştirmek durumu artık yapılması gereken derken ama öte yandan da CHP’li İhsan Cihaner ve Ali Şeker’den Ahmet Türk’e bir ziyaret var Mardin milletvekili, CHP milletvekili ve parti meclisi üyesi Ali Şeker ve parti meclisi üyesi İlhan Cihaner, İstanbul İl Başkan Yardımcısı Burak Akbaş ve geçen dönem CHP milletvekili Mahmut Uyan, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen ve içişleri bakanlığı kararıyla görevden alınan Ahmet Türk’ü Mardin’de ziyaret ettiler. “Bu doğrudan sandığın gaspıdır, sandığın gaspı karşısında direnmek herkesin boynunu borcudur” diyor Ali Şeker. Cihaner de “Demokratik protesto haklarını kullanan yurttaşlarımıza milletvekillerine karşı gösterilen şiddetin de mutlaka ve mutlaka peşinen mahkum edilmesi gerekir” demiş.

 

AB: Hep aynı isimler böyle durumlarda bunu söylüyorlar, ‘yetmez ama evet’ yani! Esas genel başkanlarını bu konuda tavır almaya zorlarlarsa makbule geçer. Çünkü Türkiye sert bir ortama giriyor, bunun için de ittifaksız çıkış yolu olmayacağının defalarca altını çiziyoruz. Başarılı deneyimlere biraz kulak kabartsınlar, bu vesileyle Vedat Dalokay’ı da anmış, merhaba demiş olsun, günaydın dedik.

 

CT: Programın sonuna da geldik ama sizin ilginizi çekebileceğini düşündüğüm bir öneri var içinde bulunduğumuz en büyük sorunla alakalı, iklim kriziyle alakalı olarak. The Guardian gazetesinin Axios sitesinden aktardığı habere göre Donald Trump’ın hortumları durdurma konusunda oldukça dahiyane bir çözüm yöntemi varmış. Milli güvenlik yetkilileriyle ABD’nin MGK toplantısında konuştuğu sırada hortum tehditleri gündeme gelmiş ve toplantıda bulunan ve ismini vermeyen kaynaklar ABD başkanının şu sözleri kullandığını aktarmış “Hortumlar Afrika kıyısında oluşuyor ve Atlantik’e doğru hareket ediyor. Hortumun tam ortasına bir bomba bıraksak durdurmuş oluruz. Neden atom bombası kullanmıyoruz?” demiş.

 

ÖM: Ve bunu birden fazla kez söylemiş.

 

CT: Nasıl fikir? Atom bombası!

 

AB: Her şeyi söyleyebildiğini görüyoruz, 15 dakikada fikir değiştiriyor. Dünyada böyle bir dönemi aklı başında bir takım sağ duyulu insanlar ama şunu merak ediyorum, İran’ı çağırmış ya Macron G7’ye, Amerikalıların haberi yokmuş galiba bundan!

 

ÖM: Evet Cevad Zarif geldi ve ortalık iyice şenlendi hakikaten! En ilginç G7 toplantısı olsa gerek.

 

AB: Dünya sorunları, eşitsizlik filan hak getire bunları, yani suçlular bir araya geliyor da suçluların kendi arasındaki komedi bayağı şey oluyor, gerçekten ilginç, ABD Trump bunun için ne diyecek önümüzdeki günlerde bilmiyorum.

 

ÖM: Evet sürpriz ziyaret G7’de İran dışişleri bakanı Cevad Zarif temaslarda bulunmak üzere Fransa’nın Biarritz kasabasına geldi. Bu da hakikaten ilginçti.

 

AB: Ben Mercidabık’ı en ilginç yere koyuyorum!

 

CT: Bugün aynı zamanda Malazgirt zaferi 1071’in de yıldönümü, zaferimiz kutlu olsun!

 

AB: Çok zaferler bir arada.

 

CT: Her gün zafer dolu!

 

ÖM: Hoşça kalın, teşekkürler.

 

CT: Hoşça kalın, görüşmek üzere.

 

AB: İyi yayınlar hoşça kalın!