Haftanın kitabı 'Bitkilerin Bildikleri': Bitkiler de bizi kokluyor mu?

Haftanın kitabı 'Bitkilerin Bildikleri': Bitkiler de bizi kokluyor mu?

21 Ocak 2019
Fotoğraf: Reuters

'Bitkilerin Bildikleri' isimli kitabının her bölümünde bir insan duyusunda odaklanmış ve bu duyunun insanlardaki işleviyle bitkilerdeki işlevini karşılaştırmış, benzerliklerin peşine düşmüş.

Bitkilerin karşısına geçip onlarla bir insanmış gibi konuşmanın gelişimlerine olumlu katkıda bulunduğuna dair söylentiler eminim sizin de kulağınıza gelmiştir. (Bir zamanlar ünlenmiş bir kitaptan yola çıkarak bitkilerine kitap okuyanlar, klasik müzik dinletenler de olmuştu!) Buna inanıp inanmamak size kalmış tabii ki ama en azından deney yapma imkânımız var ve başlangıç olarak da evdeki çiçekleri kullanabiliriz pekâlâ...

 

Bitkilere insanmış gibi davranan, daha doğrusu onlara insani özellikler atfeden bir isim daha var. Biyolog Daniel Chamovitz, bir bitkinin 'gördüklerini' veya 'duyduklarını' araştırırken, bitkilerin gözleri veya kulakları olduğunu iddia etmiyor elbette ama 'Bitkilerin Bildikleri' isimli kitabının her bölümünde bir insan duyusunda odaklanmış ve bu duyunun insanlardaki işleviyle bitkilerdeki işlevini karşılaştırmış, benzerliklerin peşine düşmüş. Dolayısıyla, kitapta “Bitkilerin Gördükleri”, “Bitkilerin Hissettikleri” ve hatta “Bitkilerin Hatırladıkları” gibi başlıklar görmek şaşırtıcı değil; üstelik “Bitkilerin Kokladıkları” başlıklı bölümü görünce de ister istemez, yanlarına yaklaştığımızda bitkiler de bizi kokluyor mu, diye sorarken bulabiliyorsunuz kendinizi!

 

Şöyle yazmış Daniel Chamovitz: “Bitkiler kendilerine özgü çeşitli kokular yayar. Yazın bir bahçede yürürken aldığımız gül kokularını, sonbaharın ortalarında burnunuza gelen yeni kesilmiş ot kokusunu veya geceleri çiçek açmış yasemin kokularını düşünün. Pazarda olgun muzlardan yayılan ve envai çeşit kokuyla karışarak burnunuza gelen o tatlı kokuya ne buyurulur. Hiç bakmadan bir meyvenin yenmeye hazır olduğunu anlarız. (...) Bu kokuların çoğu, bitki ve hayvanlar arasındaki karmaşık iletişimde kullanılır. Bu kokular polen taşıyıcılarını çiçeklere, tohum taşıyıcılarını meyvelere çeker, hatta yazar Michael Pollan’ın da belirttiği gibi, insanları çiçekleri dünyanın her tarafına yaymaya teşvik eder. Ama gördüğümüz üzere, bitkiler yalnızca koku yaymakla kalmayıp başka bitkileri de koklarlar.”

 

Daniel Chamovitz’in 'Bitkilerin Bildikleri' isimli bu çalışması, aslında Türkçede geçtiğimiz eylül gibi yayımlandı ama gördüğü ilgi neticesinde yakın bir zaman önce üçüncü baskısı yapıldı. Yuval Noah Harari’nin Sapiens’i gibi bir 'fenomene' dönüşür mü emin değilim ama şu sıralar Türkçede en çok ilgi gören popüler bilim kitaplarından biri durumunda.

 

Bitkilerin Bildikleri

Daniel Chamovitz

Çev. Gürol Koca

Metis Yayınları, 2018, 159 s.

bitkilerin bildikleri ile ilgili görsel sonucu

 

Dipnot: Bitkilerle ilgili, en az Bitkilerin Bildikleri kitabı kadar 'ilginç' bir kitabın daha adını anmalıyız burada. Michael Pollan’ın Türkçede 2011 yılında –Sevin Okyay çevirisiyle– Domingo tarafından yayımlanan Arzunun Botaniği isimli kitabı.

 

Arılar ile çiçekler arasındaki alışveriş malumdur; bir tarafta bal yapmak için nektar ve polen toplayan arı vardır, diğer tarafta da arıya istediklerini vererek genlerini uzaklara yayan çiçek. “Birlikte evrim” olarak adlandırılan kavramın klasik bir örneğini ifade eden bu kadim ilişkiye Pollan ise farklı bir noktadan yaklaşıyor. Yaban arısının muhtemelen bahçede kendisini bir özne, nektar damlası için yağmaladığı çiçeği de nesne olarak gördüğünü düşünen Pollan, arının göremediği büyük resimde odaklanarak meselenin aslını şöyle ortaya koyuyor: Arı kendisini istediği kadar özne olarak görsün, aslında, “Çiçek arıyı, polenini çiçekten çiçeğe taşıması için zekice kullanmıştır.”

 

Bu noktada Pollan’ın, bahçesinde, arıların çevresinde vızıldayıp durduğu çiçek açmış bir elma ağacının civarına sebze sıraları ekerken aklına takılan soru şu olur: “Bu bahçede (ya da herhangi bir bahçede) insanoğlunun rolü ile yaban arısının rolü arasında ne gibi farklılıklar var?” Ya arının göremediği “büyük resim” aslında kendi bahçesinde hangi türlerin serpilip gelişeceğine ve hangilerinin yok olacağına yalnızca kendisinin karar verdiğini düşünen bir insan için de geçerliyse? “Bitkileri ben seçerim, yabani otları ben yolarım, ekini ben hasat ederim,” gibi cümleler yalnızca birer kibir ifadesiyse? İşte Pollan’ı, Arzunun Botaniği kitabını yazmaya iten soru da bu düşüncelerin hemen ardından gelir: “Bu patatesleri ekmeyi ben mi seçtim, yoksa bunu bana patates mi yaptırdı?”

 

2009 yılında PBS tarafından iki saatlik belgesel haline de getirilen 'Arzunun Botaniği', “İnsan ve Doğa hakkında farklı türde bir hikâye anlatıyor; bizi Yerküre’de yaşam denilen bu karşılıklı büyük ağın içine geri yerleştirmeyi amaçlayan bir hikâye bu.”