Salı’nın Bir Anlamı var mı? Ya da Bağımsız Araştırmacı Gazetecilik, Hem de Bu Çağda?

Diğer Program: 
Açık Gazete
Bağlı olduğu dosyalar: 
Soma Nöbeti

Salı’nın Bir Anlamı var mı? Ya da Bağımsız Araştırmacı Gazetecilik, Hem de Bu Çağda?

13 Ağustos 2017

Ayrıntı Yayınları Yakın Tarih dizisinden çıkan, Uğur Şahin Umman ve Onur Yıldırım'ın kaleme aldığı “Çizmelerimi Çıkarayım mı?” adlı, 13 Mayıs 2014 Salı günü yaşanan Soma İşçi Katliamı’na odaklanan belgesel-anlatı-araştırma kitabı, Soma'nın neden bir cinayet olduğunu bağımsız gazetecilik faaliyetiyle anlatıyor. 17 Ekim Salı günü yeni 'atanmış' mahkeme heyetiyle görülecek Soma davası ise bizi yeni bir eşikle buluşturuyor; Bu Salı'ların bir anlamı var mı?

13 Ağustos 2017 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Ayın 13'ü podcast servisi: iTunes / RSS

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, 1941’den bu yana Türkiye’nin madenlerinde 3 bin kişi hayatını kaybetti.  Bu işçilerin 2 bin 264’ünün ölümünün Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarda olduğu döneme denk geldiğini ise sendikalar ve meslek örgütleri belirtiyor.

Okuduğunuz bu bilgiyi çeşitli biçimlerde kullanmak mümkün, fakat ancak bağımsız bir gazetecilik araştırması işte o 2 bin 264 ölüme dikkat çekiyor. Mayıs ayında Ayrıntı Yayınları Yakın Tarih dizisinden çıkan “Çizmelerimi Çıkarayım mı?” isimli Soma İşçi Katliamı’na odaklanan belgesel-anlatı-araştırma kitabı, bu örneği bolca kapsıyor. Araştırmacı gazetecilik faaliyeti sonucu ortaya çıkan kitapların önemi kuşkusuz her çağ için mühim fakat tarih yazımının böylesine tarafgirliğe dönüştüğü bir zamanda ortaya çıkanlar daha önemli. Bir araştırma kitabı özellikle insan ölümlerinin fıtrata dahil olduğu bir zamanda çıkmışsa eğer.

Soma Neden Bir Cinayet?

Yazarları Onur Yıldırım ve Uğur Şahin Umman, kazanın olduğu 13 Mayıs 2014 Salı günü Soma’ya gitmiş ve bölgedeki çalışmaları sırasında gördüklerini bir kitapla anlatmaya karar vermişler.  Kitap, Soma madenci cinayetinin neden bir cinayet olduğunu, tüm detaylarıyla anlatıyor. Kasabanın tütüncülükten termiğe, özelleştirmelere, madencilerin işe başlama hikayelerinden hatta Osmanlı’dan bugüne gelen durumuyla ilgili belgesel bir anlatı.

Soma işçi katliamı, Türkiye’nin insanları için en azından vicdani yıl dönümü olurken, ailelerin hayatını kökünden değiştiriyor. Hayatı tam da kökünden olmasa bile araştırmacı gazetecilik yönünde seyir değiştiren iki kişi Yıldırım ve Umman. Zira ikisi de İzmir merkezli yerel haberler üzerine yayın yapan yutsuz.net isimli internet sitesinde çalışırken alıyorlar bu haberi, sonra da olay yerine gidip 15 gün kesintisizce Soma’da kalıp, 3 yıl boyunca yaşananları mantıklı bir olay silsilesi halinde, tüm detaylarıyla aktarmaya karar veriyorlar. Bir tür tarih yazıcılığı sorumluluğu. Hem bölgede çalışmak, hem bir hadiseyi araştırmak, bunu bir de iki kişi yapmak zor.

Sigortacılıktan Gazeteciliğe

Yıldırım kitaba nasıl dahil olduğunu şu sözlerle anlatıyor: Benim hayatımı kazandığım asıl mesleğim sigortacılık fakat gazeteciliğe her zaman ilgim vardı. Aliağa’da yerel seçimlerden sonra 125 işçi işten çıkarılmıştı ve ben bu haberi takip ediyordum. Sonra bir arkadaşımız Soma’da bir şeyler olduğunu söyledi, hakikaten de oluyordu. Haberi alınca atlayıp gittik. Beş gün madenlerden hiç çıkmadan 15 gün Soma’da kaldık. Tüm cenazelerin çıkarılışını tek tek gördük. Aslında Uğur’la bir belgesel yapma fikriyle başladı tüm süreç sonra kitabın daha uygun olacağına dair kararımızı aldık ve araştırmalarımıza başladık.

Haber müdürünün görev vermesindense, habercinin durumun peşinden koşması bir çabaya işaret ediyor.

‘Bomboş Bir Saha’

Uğur ise, kitap yazma süreçlerinde özellikle medyanın etkisi olduğunu vurguluyor; Bizi bu çalışmaya iten esas şey Türkiye medyasının tüm ekonomik ve sosyal süreçleri atlayıp sadece insan hikayelerine odaklanmasıydı. Faciadan 3 ay sonra gittiğimizde Soma’da hiç gazeteci yoktu ve bomboş bir sahayla karşılaştık. Sadece anneler gününde röportaj yapmak için gelmiş gazeteciler gördük. Çalışma sürecimiz de kolay olmadı çünkü her röportajda yeniden travma yaşadık.

Ekip çalışma sürecinde Soma’ya haftada birer kez gitmiş. Öte yandan Soma gibi bir konu psikolojik açıdan etkilenmeye çok müsait bir alan olabileceği için orada kalmamaya özen göstermişler. Gittiklerinde kaba tabiriyle buldukları her deliği alt üst etmişler; Kahveler, Dernekler, Sendikalar, onlara kapısını açan aileler.

Travmayı İki Kişi Atlatabilmek

Yaşananlar geride kalan yakınlar için olduğu kadar, Yıldırım ve Umman için de oldukça travmatik bir seviyede seyretmiş. Onur “Aşırı zor bir süreçti. Çünkü ailelerle röportaj yaparken bir nevi yaraya tuz basıyorsun fakat topluma bu gerçekleri sunmak için yapmak zorunda kalıyorduk. Birlikte çalışmak daha rahatlatıcıydı. Bazen birimizin dayanamadığı, yerde diğerimiz devreye giriyor ve işi yürütebiliyorduk” diye anlatıyor

Hakkari’den Soma’ya: Hikayeler Nerede Ayrılıyor?

Soma küçük bir yer, ama her zaman referanslarla yapmışlar görüşmelerini. Konuşamadıkları insan olmamış gibi bir şey ama mesela Savaştepe’de çok zorlanmışlar, ve bölgeye girmelerini oradaki bir dernek engellemiş. Öte yandan işçi katliamı yalnızca Soma’yı kapsamıyor, ölenler arasında çalışmaya Hakkari’den gelen Emrullah Armut da var. Hakkari’de ise Özgür Gündem Gazetesi dağıtıcılığı yapıyormuş. Soma ile aynı yıl içinde 14 Ekim 2014 Salı günü, Adana’da gazete dağıtıcılığı yaparken 5 kurşunla öldürülen Kadir Bağdu’nun henüz aydınlatılamayan cinayeti geliyor aklımıza. Ama Salı’yı aklınızda tutun şimdi.

Ve elbette konu yeniden medyaya geliyor. Soma işçi cinayetine azalan kamuoyu ilgisiyle özellikle ana akım medyanın azalan ‘medyatik insan hikayeleri’ arasında gözle görülür bir bağ var; Yıldırım şöyle yorumluyor; Medya devletin politikasından bağımsız hareket etmiyor. Devletin olanları gizleme çabası var. Somada 301 sayısı verildiğinde direk halk tarafından sayının daha fazla olduğu konuşulmaya başlandı. Devletin verdiği resmi rakamlara inanmıyordu kimse. Serbest gazetecilik yaptığımız ve sıcak haber peşinde koşmadığımız için olayları gerçeğe bağlı aktarmak çok daha önemli ve daha rahat oldu diyebilirim. Bir tür hafıza gazeteciliği de olan bu kitap süreci anlatıp yorumu okuyucuya bırakıyor.  

Bağımsız Gazetecilik Karın Doyurur mu?     

Gazetecilikte bağımsız çalışmak değil ama ikili bir araştırmacı gazetecilik çalışması dikkatimizi daha çok çekiyor, ikinci bir çalışma yapıp yapmayacaklarını soruyorum. Zira ekibin gönlü gazetecilikte olsa da, bu durum hayatlarını gazetecilikten kazanmaya yetmiyor. Umman, her davayı takip etmeye devam ettiklerini ama ikinci bir bağımsız çalışma için biraz zamana ihtiyaçları olduğunu söylüyor, “Çok içsel, çok keyifli, çok üzücü ve çok zordu” diyor. Yıldırım ise “Mücadele” diyor; ülkemizde yaşananlar dinlenmemize pek izin vermiyor. Bir mücadele bizi hep içine çekiyor.

Gazeteciliğin mücadele haline geldiği bir zamanda, araştırmacı gazetecilik sağlam bir psikoloji, sağlam bir güvence, sağlam bir umut ve sağlam bir ekip gerektiriyor.

Adalet Çarşamba'ya Bağlanır mı?

Takip etmek isteyenlere bir not; 13 Mayıs 2014 Salı günü gerçekleşen Türkiye tarihinin en büyük işçi katliamının davası, yeni atanmış ve müdahale edilmiş kadrosuyla, 17 Ekim Salı gününe ertelenmişti. Bu Salı’ların bir anlamı var mı dersiniz? Sanırız yok. Ama umalım ki adalet bu kez Çarşamba’ya bağlansın. 

 

Etiket:
Dosya: