Sorun Ne?

Sorun Ne?

06 Ocak 2010

6 Ocak 2010Yavuz Önen

Bağımsız İletişim Ağı

Son günlerde gündem oluşturan konular fazlasıyla çeşitlendi. Gündem hızlı değişiyor. Bu çeşitli ve hızlı gündem bayağı etkili de oluyor. Deniz Albay Dursun Çiçek ve imzasıyla dolu dolu günler yaşadık. Habur'dan PKK mensuplarının girişi yeri göğü doldurdu. Abdullah Öcalan'ın F tipi cezaevi koşulları ve protesto gösterileri günlerce gündemde kaldı.  Sonra, Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) Anayasa Mahkemesi'nde 2007 yılında açılmış olan davası geldi gündeme.Tokat Reşadiye'de yedi erin kurulan bir tuzakla öldürülmesi. Eylemi PKK'nın üstlenmesi. DTP içinde başlatılan ve Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) içinde devam ettirilen KCK  '(Kürdistan Topluluklar Birliği) operasyonları ve tutuklamalar. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Başkanvekili Bülent Arınç'a suikast girişimi iddiası ve Kozmik Odada inceleme ve belge toplama süreci. Kozmik Oda'da arama yapan savcı ve yargıçlara zarf içinde gönderilen kalaşnikof mermileri. Üniversitelerde solcu öğrencilere yapılan saldırılar. Erzincan ve Edirne'de öğrencilere yönelik planlı örgütlü linç girişimleri. Bu ve burada yazılmayan ve yazılı ve görsel medyamızın hemen tümünde gündem oluşturmuş pek çok vaka hem siyasi gündemi belirsizleştirdi hem de kafaları iyice karıştırdı.İyimser bir yorumla Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Hükümetinin de kafa karışıklığı mağduru olduğunu, bu rastlantısal gündem nedeniyle ne yapacağını şaşırdığını kabul ederek önce ona hitab ediyorum. Sayın AKP Hükümeti; iktidara gelişinizden itibaren tartışmasız olan ve başta Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) ve ardından Avrupa Birliği'nin (AB)  ve tabiidir ki Dünya Bankası ve ULuslararasıo Para Fonu'nun (IMF) büyük desteğiyle gerçekleşen bir 'başarınız' var.Ekonomide liberalleşmeyi gelmiş geçmiş tüm hükümetleri saf dışı bırakarak adını saydığımız takdirkarlarınızın da beklentilerinin üzerinde skorlarla gerçekleştirmiş bulunuyorsunuz. Bu konuda kafanız çok net. Ancak zaman zaman Washington ve Brüksel'den de, pazarlık unsuru olarak gündeme getirdikleri, kulağınıza fısıldadıkları Demokratik değişim konusunda kafanız karışık gibi. Bu karışıklığı gidermede yardımcı olacağını varsayarak batı kıyılarını oluşturduğumuz Akdeniz'i kuşatan bazı ülkelerde yaşanan toplumsal yapı dönüşümlerini, sadece bir dönüşüm örneği olarak, hatırlatmak istiyorum.Portekiz'de 25 Mart 1974'te devlet; sömürgeci politikalarını terketti, Afrikalı yerli halkları katletmeye son verdi. Salazar'ın sıkıyönetim diktatörlüğünden Komünistlerin hükümet olduğu bir süreçle başlayan Liberal demokrasiye geçti. Bu hareketi başlatan askerlerin tanklarının namlularına, artık ölmek ve öldürmek istemeyen halklar; yerli halk kızıl,portekiz halkı ise pembe karanfiller taktı. Ancak bu hareket tanklarla değil karanfillerle anılan bir hareket olarak tarihe geçti. Pembe Karanfil Devrimi'dir yaşanan. 25 Nisan günü de Dia da Libertade, Özgürlük Günü olarak kutlanıyor.1975 yılında İspanya'da Devlet Başkanı, Silahlı kuvvetler Başkomutanı ve Falanj Partisi Lideri 36 yıllık diktatör Francisco Franco öldü. İspanya Kral Juan Carlos'un önderliğinde Monarşiden Liberal Demokrasiye dönüşüm adımları atıldı, İspanya halkının büyük desteğini arkasına alan kararlı bir değişim gerçekleşti. 1981'de ordunun bir kanadının faşist darbe girişimi bertaraf edildi.24 Ekim 1990'da İtalya Başbakanı Giulio Andreotti Devletin içinde adı Gladio olan bir yapılanma olduğunu kamuoyuna açıkladı. Soğuk savaş döneminin gizli büyük çaplı sivil unsurları da barındıran Nato örgütlenmesi. Amacı, Doğu Bloku'nun bir NATO üyesi ülkeyi işgal etmesini ve/ veya Sovyet etkisi altındaki Komünist Partilerin iktidara gelmesini engellemek. Bunun için gayri nizami harp yöntemleri kullanıyor.1970- 80 arasında gerilim stratejisi uyguluyor. Korku yaratan, kışkırtıcı, tedirgin edici psikolojik harp unsur ve araçlarıyla kamuoyu kontrol ve manipüle ediliyor. Ajan provakatörler iş başında. Yönlendirici ve yanıltıcı bilgiler yaygın. Süper Savcı Del Pietro Başbakan'ın yetkilendirmesiyle aralarında neo-faşist, mafya, Mason Locası'nın mensuplarının da bulunduğu beş bin kadar Gladio üyesi hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Bunlar arasında parlamenter, bakan, bir başbakan, iş adamı, bürokrat, istihbarat görevlileri ve askerler de var. Gladio ortamında alınan rüşvetlerin de üzerine gidiliyor. 400'den fazla parlamenterin dokunulmazlığı kaldırılıyor ve Temiz Eller Operasyonu başarıya ulaşıyor.Akdeniz'in kıyılarıyla sınırlı son örnek de Yunanistan'dan. 1967-1974 arasında bir darbeyle iktidara el koyan Albaylar Rejimi/Cuntası  1968'de güdümlü bir halk oylamasıyla bir Anayasayı yürürlüğe koyuyor. Ülkeyi yönetmekte zorlanınca, Avrupa ülkelerinden tepki alınca önce kendi içinde bir darbe gerçekleştiriyor. Devlet Başkanı konumunda olan Generali deviren Albay Papadopulos iktidarın başına geçiyor. Kıbrıs'ta bir darbe girişimi üzerine de Türkiye Kıbrıs'a asker çıkarıyor. Bu gelişme Albaylar Cuntasının sonu oluyor. Cunta mensupları yargılanıp cezaevine konuluyor.Verilen  bütün bu örnekler, adına devrim değişim dönüşüm ne denirse denilsin gerçek ve toplumların yaşamlarını yönlendirmiş tarihsel siyasi olaylardır. Yazının başlığındaki sorunun yanıtı Türkiye'de Açılım ise, bu bilinen olayları, 'Açılım dediğin böyle olur' a örnek olsun diye yazdım.Bir toplum kendi yaşamında dayatan sorunlara gerçekten çözüm arayışı içinde ise ve bu çözümler için tarihsel bir momentum oluşmuşsa bu gidişin önünde hiç bir güç duramaz. Hareket, mecrasında akar hedefini bulur. Türkiye'de ise demokratik değişim sancıları süreklilik kazandı. Bir türlü var olduğu söylenen sistemle muhalif- muvafık dinamikler tarihsel vakaları örnek alamadı,toplumu demokratikleşmenin mecrasına sokamadı. AKP Hükümeti de böylesi tarihsel bir misyonu üstlenmedi, üstlenemezdi.Portekiz, İspanya ve Yunanistan'daki gelişmelerin yaşandığı yıllarda benzer bir tarihi an yaşandı Türkiye'de de. 1973 yılında yapılan genel seçimlerde halk, TSK'nin 12 mart 1971 muhtırasına karşı tepki gösterdi. Oylarını Cumhuriyet Halk Partisi ve Milli Selamet Partisine verdi. Bülent Ecevit, Karaoğlan olarak Solun ve Türkiye'nin umudu oldu.Bu iki partinin kurduğu Ecevit Başkanlığındaki koalisyon hükümeti döneminde gladio benzeri Kontrgerilla örgütlenmesinin varlığı görüldü. Ecevit'e suikast girişimleri yaşandı.  Ancak, kontrgerillanın üstüne gidilemedi, bu açılım umutları da boşa çıktı. Türkiye tarihinin en kanlı dönemlerinden birini yaşadı ve 1980 askeri darbesine zemin hazırlandı. Türkiye, 12 Eylül 1980 faşist darbesiyle karanlığa adım attı, Kontrgerilla teşkilatına yenik düştü.Bu hafıza tazelemesini sorunun ne olduğunu anlamaya yardımcı olur diye yapmaya çalıştım. Şimdi yazının başlığındaki soruya yanıt verebiliriz. Türkiye, içinde bir şekilde taşımakta olduğu, barındırdığı, koruduğu Salazar'ı, Franco'yu, Gladio'yu, Papadopulos'u, Kontrgerillayı alt edemedi, onlarla yüzleşemedi. Günümüzde de durum değişmedi. Sorun bu.

Kategori: