Muhalefet işe yarıyor

Muhalefet işe yarıyor

15 Nisan 2003

Sevgili arkadaşlar,

Öyle anlaşılıyor ki Bush yönetimi, Irak’ın sömürgeleştirilmesini birkaç gün içinde tamamlamış olacak. Bu çok büyük bir hata - ve önümüzdeki yıllarda ağır bir bedeli olacak. Yaşamını yitiren binlerce Iraklı bir kenara; bu savaş bir tek Amerikan askerinin hayatına bile değmezdi. Taziyelerim ve dualarım hepsiyledir.

Bu arada, bu savaşın gerekçesi olan bütün o kitle imha silahları neredeler? Ha, bu konuda söylenecek çok şey var, da sonraya saklıyorum.

Beni şu anda en çok ilgilendiren sizsiniz -Amerikalılar’ın, bu savaşı desteklemeyen büyük bölümü- sessiz kalmayan ve büyük bir askeri zafer olarak sunulan şeyden çekinmeyen sizler. Şimdi barışın ve hakikatin sesi her zamankinden daha çok duyulmalı. Kendilerini derin bir çaresizlik içinde hisseden ve seslerinin sahte bir vatanseverliğin borazanlarıyla bombalarının arasında boğulduğunu düşünen insanlardan çok sayıda mesaj aldım.

Bunlardan bazıları, barışı yüksek sesle savundukları için işte, okulda ya da yakın çevrelerinde misillemeye uğramaktan korkuyorlardı. Onlara defalarca, ülkeleri savaştayken bu yaptıklarının “uygun” olmadığı ve tek görevlerinin “askerleri desteklemek” olduğu söylenmiş.

Bundan iki hafta önce, Oscar törenleri sırasında Bush ve bu savaş aleyhine konuştuğumdan beri neler olduğunu paylaşabilir miyim sizinle? Umuyorum ki, şimdi size anlatacaklarımı okuduktan sonra, size açık bütün ortamlarda sesinizi duyurmak konusunda kendinizi daha cesur hissedeceksiniz.

‘Benim Cici Silahım’ın, En İyi Belgesel Film dalında Oscar’ı kazandığı anons edildiği zaman salon ayağa kalktı. Hayatım boyunca unutmayacağım, harika bir andı benim için. Salon ayağa kalkmış; biz Amerikalılar’ın kendine has bir şiddet toplumu olduğumuzu, elimizdeki büyük silah deposunu birbirimize ve dünyadaki başka ülkelere karşı kullandığımızı anlatan bir filmi alkışlıyordu. George W. Bush’un, istediğini elde etmek için kamuoyunu kurmaca korkularla korkuttuğunu anlatan bir filmi alkışlıyorlardı. Ve, şu aşağıdakileri ifade eden bir filmi onurlandırıyorlardı: I. Körfez Savaşı, Kuveyt diktatörünü yeniden yerine oturtma girişimiydi; Saddam Hüseyin ABD tarafından silahlandırılmıştır ve geçen on yıl içinde yaptırımların sonucunda Irak’ta yarım milyon çocuğun ölümünden ABD sorumludur.

Alkışladıkları film buydu, lehine oy kullandıkları film buydu; ben de o zaman konuşmamda temas etmem gereken konunun bu olduğunu düşündüm.

Ve, malum, şunları söyledim sahnede:

“Yapımcılarımız (Kanadalı) Kathleen Glynn ve Michael Donovan adına, Akademi’ye teşekkür ederim. Belgesel dalındaki diğer adayları da sahneye yanıma davet ettim. Burada dayanışma içindeyiz, çünkü kurgudan hoşlanmıyoruz. Kurgudan hoşlanmıyoruz, çünkü kurmaca zamanlarda yaşıyoruz. Kurmaca seçim sonuçlarının bize kurmaca bir başkan verdiği zamanlar yaşıyoruz..

Kurmaca sebeplerle bir savaş içindeyiz. Kim kurguladıysa bunun nedenlerini, yoksa kurmaca ‘kavuniçi alarm’lar mı sebep oldu, her neyse, biz bu savaşa karşıyız Bay Bush. Utanın, Bay Bush, utanın. Ve, hem Papa, hem de Dixie Chicks aynı anda size karşıysa işiniz bitmiş demektir.”

Konuşmamın ortalarında salondan tezahürat gelmeye başladı. Aynı anda, locadaki bir gruptan da yuhalama sesleri geldi. Ardından, söylediklerimi destekleyenler, yuhalayanları bastırmaya başladılar. Los Angeles Times’ın haberine göre, konuşmamı kesmek için gösterinin yönetmeni orkestraya, “Müzik, müzik,” diye bağırmış, nitekim orkestra da vazifeşinas bir şekilde çalmaya başladı ve benim zamanım da dolmuş oldu. (Neden bunları söylediğimle ilgili olarak Los Angeles Times’a gönderdiğim yazıyı ve aldığım diğer tepkileri web sitemde görebilirsiniz: www.michaelmoore.com)

Ertesi gün -ve izleyen iki hafta boyunca- sağ kesimin çokbilmişleri ile radyo şovlarını sunanlar kellemi istiyorlardı. Peki, bunca yaygara beni incitti mi? Beni “susturmakta” başarılı oldular mı?

İsterseniz, Oscar töreni ile ilgili “sert tepkilere” bir bakalım:

Törende Bush’u ve savaşı eleştirdiğimin ertesi günü, ülke sinemalarında ‘Benim Cici Silahım’ın izlenme oranı yüzde 110 oranında arttı (Kaynak: DailyVariety/BoxOfficeMojo.com). Bunu izleyen hafta boyunca, gişe geliri yüzde 73 oranında okkalı bir artış gösterdi. Şu anda, ABD’de, en uzun süre kesintisiz gösterimde kalan tek film; 26 hafta oldu ve hâlâ iyi gidiyor. Oscar töreninden sonra filmi gösteren sinemaların sayısı çoğaldı ve şu anda belgesel gişe geliri rekorunu yüzde 300 oranında aşmış bulunuyor.

Dün (6 Nisan), ‘Aptal Beyaz Adamlar’ New York Times’ın best-seller listesinde tekrar 1 numaraya çıktı. Bu, kitabımın listedeki 50’nci haftası, bunun sekiz haftasında 1 numaradaydı ve şimdikiyle beraber, dördüncü defa 1 numaraya tırmanmış oluyor ki bu hemen hemen imkânsız bir şey.

Oscar törenini izleyen hafta boyunca internet sitem, GÜNDE 10 ila 20 milyon hit alıyordu (hatta bir gün Beyaz Saray’dan bile daha çok hit aldık!). Gelen mesajlar fazlasıyla olumlu ve destekleyiciydi (nefret mesajları ise çok gülünçtü!).

Oscar törenini izleyen 2 gün boyunca, Amazon.com’da ‘Benim Cici Silahım’ı sipariş edenlerin sayısı, En İyi Film Oscar’ını kazanan ‘Chicago’yu sipariş edenlerden daha fazlaydı.

Geçen hafta içinde, yeni belgesel filmim için sponsor buldum ve “TV Nation” / ”The Awful Truth”un güncellenmiş bir versiyonunu hazırlamam için televizyondan teklif aldım.

Size bütün bunları anlatıyorum, çünkü bize her zaman söylenen bir şeye karşı çıkmak istiyorum --yani, siyasi konularda sesinizi yükseltmeye kalkarsanız pişman olursunuz. Bu karar, genellikle de maddi açıdan, size zarar verecektir. İşinizi kaybedebilirsiniz. Kimse size iş vermeyebilir. Arkadaşlarınızı kaybedersiniz. Ve böyle, böyle sürüp gider bu...

Dixie Chicks'i ele alın. Eminim şu ana kadar hepiniz -vokalistleri, Bush'la aynı eyaletten (Teksas) geldiği için utanç duyduğunu açıkladığı için- plak satışlarının "dibe vurduğunu" ve country müzik çalan istasyonların müziklerini boykot ettiğini duymuşsunuzdur. Gerçek, satışlarının DÜŞMEDİĞİDİR. Bu hafta, tüm saldırılardan sonra, albümleri Bilboard country listelerinde hâlâ 1 numara. Hatta Entertainment Weekly dergisine göre, tüm bu olup bitenler sırasında pop listelerinde de 6'ncıdan 4'üncü sıraya YÜKSELDİLER. New York Times gazetesinde Franck Rich, gelecekteki Dixie Chicks konserlerinden herhangi birine bilet bulmaya çalıştığını, ancak bulamadığını çünkü HEPSİnin SATILMIŞ olduğunu bildiriyor. (Okumak isterseniz; "Bowling for Kennebunkport"

"Travelin' Soldier" (harika bir savaş karşıtı balad) adlı şarkıları, internette geçen hafta en çok istek alan parçaydı. Hiçbir biçimde canları yanmadı ama, medyanın inanmanızı istediği bu değil. Peki neden? Çünkü şu anda hiçbir şey, muhalif sesleri -ve soru sormaya cüret edenleri- SUSTURMAKtan daha önemli değildir. Sıradan Joe ile Jane'nin kafasına mesajı açıkça kazımak için, birkaç tanınmış insanı bir dizi yalanla alaşağı etmeyi denemekten daha iyi bir yöntem olabilir mi? "Vay be, eğer bunu Dixie Chicks ve Michael Moore'a yapabiliyorlarsa, benim gibi önemsiz birinin başına kimbilir neler gelebilir..." Başka bir deyişle; "Kapa çeneni!"

Ve bu, sevgili dostlarım, Oscar ödülünü getiren filmimde asıl vurgulanmak istenen nokta: Yönetimde bulunanların kamuoyunu manipüle etmek amacıyla KORKUyu kullanmaları...

İyi haber -bu hafta iyi bir haberden söz edilebilirse tabii-, ne beni ne de başkalarını susturmayı başaramamaları; bizim gibi düşünen milyonlarca Amerikalı bize katıldı. Sahte vatanseverlerin, tartışmanın kulvarını belirleyerek sizi korkutmalarına izin vermeyin! Halkın %70'inin savaştan yana tavır aldığını söyleyen kamuoyu yoklamalarının cesaretinizi kırmasına izin vermeyin! Anketlere katılan Amerikalıların, çocukları (ve komşularının çocukları) Irak'a yollanan Amerikalılar olduklarını hatırlayın. Askerler için endişeleniyorlar ve istemedikleri bir savaşı desteklemeleri için güdülüyorlar -en son istedikleri, arkadaşlarının, ailelerinin, komşularının ölüsünün yurda döndüğünü görmek. Herkes askerlerin evlerine sağ salim dönmesini istiyor ve ailelerine ulaşıp hepimizin bunu onlara anlatmamız lazım.

Ne yazık ki Bush ve hempalarının işi henüz bitmedi. Bu işgal ve fetih, aynısını başka bir yerde tekrarlamaları yönünde onları cesaretlendirecektir. Bu savaşın gerçek amacı, dünyanın geri kalanına "Teksas'la boy ölçüşemezsin - eğer sende bizim istediğimiz birşey varsa, gelir onu alırız!" demekti. Bu dönem, barışçıl bir Amerika'ya inancı olan biz çoğunluktakilerin sessiz kalacağı bir dönem değildir. Sesinizin duyulmasını sağlayın. Tüm götürdüklerine rağmen, hâlâ bizim ülkemiz.

İyi dileklerimle,

Michael Moore

Dissent Works (7 Nisan tarihli mektubun orjinali)

Çeviren: Şerif Erol - Melih Kafa