Haftanın Kitapları: 07.06.2012

Haftanın Kitapları: 07.06.2012

08 Haziran 2012

kolektif

Arka Pencere

2011 Sinema Yıllığı

Mürekkep Basın Yayın, 2012, büyük boy, 279 s.

Bir sinema yıllığını elimize aldığımızda büyük bir ihtimalle göz atmak istediğimiz ilk sayfalar, izlediğimiz filmlerin değerlendirildiği sayfalar olacaktır. Beğendiğimiz ya da beğenmediğimiz filmler hakkında yazılanlar öncelikli olarak merakımızı çekecektir hiç kuşkusuz. Yakın zamanda izlediğim için olsa gerek, öncelikle Behzat Ç.’yi arıyor gözlerim: “Yıllardır bitmek bilmeyen polisiye dizi ‘Arka Sokaklar’a hayli alternatif oluşturan ‘Behzat Ç.: Bir Ankara Polisiyesi’, Türk dizi tarihinde kendine has bir yeri ve yeniliği olan ender işlerden biri olarak kalacaktır… Orası kesin. (…) Bir Tv dizisinin sinema versiyonunda yapılması gereken en önemli şey televizyon ekranından beyazperdeye geçerken büyüyen çerçevenin ve alan derinliğinin getirdiği avantajı iyi kullanmaktır. Bu yüzden televizyon ekranında kullanamadığımız geniş ölçekli açılara, estetik numaralara, prodüksiyon değeri daha yüksek sahnelere başvurmak lazım. Ancak deneyimli yönetmen Serdar Akar, bu uğurda sadece kahramanlarımızın da içinde olduğu bir arabaya takla attırmakla yetinmiş. Buna karşılık komedi dozu da hayli arttırılmış. Üstelik bu komedi performansları, büyük ölçüde şüpheli sorgusunda uygulanan polis şiddeti sahnelerinde kendisini gösteriyor. Seyircimizin polis karakterlerin, sorgu sırasında suçlu olup olmadıkları gözetilmeksizin alay ettikleri, aşağıladıkları ve hırpaladıkları sanıkları bu kez ‘sansürsüz’ izlerken eğleniyor olmaları tehlikeli bir ‘normalleşme’ye de işaret ediyor aslında.” Bire bir olmasa da az çok yorumlara katılıyorsak eğer, elimizdeki sinema yıllığını karıştırmada bir sonraki adımın, izlemek isteyip de bir şekilde izleyemediğimiz filmler hakkındaki yazılara göz atmak olduğunu söyleyebiliriz; hemen izlemeli miyiz, yoksa izlemesek de olur mu sorusuna bir yanıt bulabilmek için… Haftalık online film kültürü dergisi Arka Pencere’nin (www.arkapencere.com) 2011 Sinema Yıllığı’nı da –bu şekilde adım adım ilerleyerek– elden bırakmak pek mümkün değil. Bunun diğer bir sebebi de, böylesi bir sinema yıllığıyla bir süredir karşılaşmıyor olmamız…

Arka Pencere’nin 28 yazarı tarafından kaleme alınmış film eleştirileri yer alıyor 2011 Sinema Yıllığı’nda; renkli fotoğraflarla ve ayrıntılı künyelerle desteklenmiş şekilde… 2011 yılında Türkiye’de 298 film vizyona çıkmış. Vizyona girmiş 298 filmden 296’sının eleştirisini okumak mümkün yıllıkta; ama kaçınılmaz olarak o iki film takılıyor insanın aklına. “Önsöz”de şöyle bir açıklama yapılmış: “Yıllıkta eleştirisi bulunmayan iki film var: İstanbul’da gösterime girmeyen ve hiçbir sinema yazarının izleme fırsatı bulamadığı iki film… ‘Çerkez’ ve ‘Çok mu Komik?’… Bu yıllığın tam olabilmesi için bu iki filme de bir şekilde yer vermek gerekiyordu. Dolayısıyla iki film de hiç değilse sinopsis olarak yıllığın sayfalarında yer buldu.”

Son bir not olarak; Arka Pencere 2011 Sinema Yıllığı, iki farklı kapakla yayımlandı. Kapaklara taşınan bu iki film: Arka Pencere’nin 2011 yılını en iyi temsil eden filmler olarak nitelendirdiği Siyah Kuğu ve Bir Zamanlar Anadolu’da.

Orhan Pamuk

Şeylerin Masumiyeti

İletişim Yayınları, 2012, büyük boy, 264 s.

“‘Müzemin mantığının, sergi alanının her noktasından bütün koleksiyonun, diğer vitrinlerin, her şeyin gözükmesi olduğunu sakın unutmayın Orhan Bey,’ derdi Kemal Bey. ‘Her yerden aynı anda bütün eşyalar, yani bütün hikâyem görülebildiği için, müzegezer Zaman duygusunu unutacaktır. Hayatta en büyük teselli budur. Kalpten gelen dürtülerle yapılmış ve iyi kurulmuş şiirsel müzelerde, sevdiğimiz eski eşyalarla karşılaştığımız için değil, Zaman kaybolduğu için teselli oluruz. Bunu da kitabınıza yazın lütfen. Bu kitabı size nasıl yazdırdığımı, sizin de onu nasıl yazdığınızı da saklamayalım… Kitabımızın müsveddelerini, defterlerinizi de lütfen işleri bitince verin, sergileyelim. Daha ne kadar sürer? Kitabı okuyanlar elbette Füsun’un saçlarını, elbiselerini, her şeyi görebilmek için buraya –sizin gibi– gelmek isteyeceklerdir. Romanın sonuna lütfen bir harita koyun ki, meraklılar müzemizin yolunu İstanbul sokaklarında yürüye yürüye kendileri bulabilsinler. Füsun ile hikâyemizi bilenler, sokaklarda yürürken, İstanbul’un manzaralarına baktıkça, benim her zaman yaptığım gibi elbette onu hatırlayacaklardır. Kitabımızı okuyanlara müzemize giriş bir seferlik bedava olsun. Bunun için kitaba bir de bilet koymak en iyisi. Kapıdaki görevli, elinde kitapla gelen meraklının biletini Masumiyet Müzesi’nin özel damgasıyla damgalayarak ziyaretçiyi içeri alsın.”

Romanların eninde sonunda birer kurgu metinler oldukları, pek inanmamak gerektiği söylenir; ancak Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanının son sayfalarından alıntıladığımız bu cümlelerin birer birer gerçekleştiğine hepimiz tanıklık ediyoruz! Masumiyet Müzesi’nin açılacağı haberi uzun zaman önce duyurulmuştu, demek hazırlıkları çok daha eskiye dayanıyor… Bilindiği gibi müze, yakın bir zaman önce, 28 Nisan’da ziyaretçilere açıldı. Müzenin açılışı hiç kuşkusuz Masumiyet Müzesi romanını da yeniden hatırlatmış oldu; okumamış olanların da ilgisinin yeniden romana yöneldiği söylenebilir. Ancak başka etkilerini de görüyoruz bu açılışın. Örneğin müzenin açılmasıyla birlikte bir sempozyum düzenlendi. 5-6 Mayıs tarihlerinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından… Akademisyenlerin, eleştirmenlerin, küratörlerin, hatta psikanalistlerin bir araya geldiği bir sempozyum oldu bu. Elbette Orhan Pamuk da katıldı.

Müzenin açılışıyla birlikte bir de kitap yayımlandı. Müzeyi gezerken yalnızca Masumiyet Müzesi romanını değil, Şeylerin Masumiyeti’ni de yanımıza almamız gerekiyor sanırım. “Özenle seçilmiş resim ve fotoğraflarla dolu bu kitapta, Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi’ndeki eşyalar üzerinden İstanbul’u ve kendi hayatını anlatmaya devam ediyor… Eski İstanbul taksilerinden kalabalık aile fotoğraflarına, ev ev gezen terzilerden gazino-sinema çevrelerine, Boğaz ve yalı kültüründen çay içmeye ve kahvede oturup kâğıt oynama alışkanlıklarına uzanan kitap, aynı zamanda Pamuk’un on beş yılda kurduğu ilginç müzenin hem hikâyesi hem de kataloğu. Pamuk, Masumiyet Müzesi’nden yola çıkarak hazırladığı bu yaratıcı kitapta, eşyaların, manzaraların, gündelik hayatımızın tuhaf, göz kamaştırıcı ve sıradan ayrıntılarında yeni anlamlar keşfediyor.”

Bekir Onur

Çağdaş Müze, Eğitim ve Gelişim

İmge Kitabevi Yayınları, 2012, 438 s.

Akademik düzeyde özellikle çocuk ve müze odaklı çalışmalarıyla tanıyoruz zaten Bekir Onur’u. Çağdaş Müze kitabında da hem çağdaş müzecilik konusunu hem de çocuk müzelerini ele almış; daha geniş bir çerçeve çizmek gerekirse de “müze psikolojisini” irdelemiş diyebiliriz Bekir Onur için.

Çağdaş müzecilik derken, müze bilimindeki en önemli değişimin koleksiyonun önemini yitirmesi ve artık ziyaretçinin öne çıkması olarak nitelendiriyor Onur. Dolayısıyla müzelerde ziyaretçi araştırmalarına yönelimin kapısı aralanıyor. Kitapta altı özellikle çizilen diğer unsur da, tüm dünyada giderek yaygınlaşan çocuk müzeleri… Bu müzelerin günden güne bir eğitim yeri olmaktan öte, işlevlerinin öğrenmeye yönelik olarak evrildiğine dikkat çekilmiş kitapta. Ayrıca bu bilgilerin uygulama projelerine de aktarılması gerektiğini söylüyor yazar; çocukların, ailelerin, yaşlıların müzede neler yaşadığını, neler öğrendiğini, nasıl öğrendiğini araştırmak ve bulguları uygulamalarda kullanmanın söz konusu olduğunu özellikle belirtmiş.

Bilgin Adalı

Mavi Gezegenin İlk İnsanları

res. Mustafa Delioğlu

YKY, 2012, 106 s.

Bilgin Adalı çocukların ilgiyle takip ettiği yazarlardan… Özellikle serüven ve bilimkurgu türündeki kitaplarıyla çocukların sevgisini kazanmış olan yazarın Mavi Gezegenin İlk İnsanları kitabı YKY tarafından yeniden yayımlandı (daha önce Büyülü Fener’den çıkmıştı).

Sekiz yaş ve üstü çocuklara hitap eden kitabın, Bilgin Adalı’nın Zaman Bisikleti ve Çatalhöyük Öyküleri isimli serilerini okuyanlara aşina gelecek bir yapısı var. “Yağmur ile Damla’nın babaları bir bilgisayar programı icat eder… Bu program sayesinde, bilgisayar ortamında günümüzden milyonlarca yıl önceyi bile izlemek mümkündür. Afrika’da Turkana Gölü çevresinde başlayan gezi iri timsahlar, hipopotamlar, aslanlar, çakallar arasında ilk insanların hayat mücadelesini gösterir” Bir başka deyişle Mavi Gezegenin İlk İnsanları, Bilgin Adalı’nın sevdiği temaları (zamanda yolculuk, serüven, eski toplumların yaşamları) bir araya getirdiği bir roman.