Yeni Düzen1 Ağustos Salı1999 yılında Goethe’nin doğumunun 250. yıldönümü kutlama törenleri çerçevesinde genç İsrail ve Arap müzisyenler bir araya gelerek eşsiz bir deneyimin ilk imzasını atmışlardı. Almanya’nın Weimar kentinde bir araya gelen müzisyenler, bir yandan müzik ile ilgili tartışmalar yaparken bir diğer yandan, yoğun bir çalışma programı içerisinde farklı bir boyut olan müzik alanında bir arada bulunabiliyorlardı.
Weimar, Goethe, Schiller, Wagner, Liszt, Bach gibi büyük yaratıcıların yaşadığı yer olma yanında, İkinci Dünya Savaşının korkunç ölüm kamplarından Buchenwald’in de çok yakınında bir kent! Bir yanıyla yaratıcılığın doruklarını temsil ederken, bir diğer yanı ile insan aklının yok ediciliğini, körlüğünü, acımasızlığını, belki de bitişini sembolize ediyor. Kolayca açıklanamayacak bir durum bu.
Goethe, “Doğu Batı Divanı”nı burada yazdı. İslam dünyasına karşı büyük bir ilgisi olan Goethe, İspanyol seferlerinde savaşmış bir Alman askerden aldığı Kuran’dan bir sayfadan etkilenerek Doğuya yönelik bir arayışa girişmiş ve Divanı yazmış.
Biri İsrailli diğeri, Filistinli iki önemli adamın oluşturduğu, “Doğu Batı Divanı” orkestrasının isim kaynağı ve ilk bir araya gelişi böyle oldu.
Edward Said ve Daniel Barenboim, bu önemli projeyi yaratan ve uygulamaya koyan iki önemli adam. İlki, edebiyat eleştirisi ve teorisi, felsefe, kültürel çalışmalar, uluslararası politika ve müzik alanında pek çok çalışma yapmış, “oryantalizm” teorisinin sahibi. Hayatı boyunca Filistin davası üzerine düşünmüş, konuşmuş, çalışmış, “taş atmış”, bize entelektüelin kim olduğunu anlatmış, bir önemli adam. İkincisi, bir Yahudi. İsrail’de büyümüş, hayatı müzikle geçmiş, günümüzün en önemli klasik müzik şefi ve piyanistlerinden bir tanesi. Bir müzik dahisi.
Filistinli, İsrailli ve Ortadoğulu gençlerden oluşan “Doğu Batı Divanı Orkestrası”, bünyesinde 17 ülkeden 110 müzisyeni barındırıyor. “Kutsal” toprakların bu iki farklı kesimden insanının buluşmasının anlamı çok büyük. Kutsal toprakların kana bulandığı şu günlerde bu buluşmanın anlamı bir o kadar daha önemli geliyor bana. Farklı kimliklerin bir arada yaşamaları üzerine kurulu bir idealist söylemin hümanist tezahürüdür müzikle yapılan. Sanatın milliyetçiliğin maskesini düşüren gücü karşısında kim nasıl durabilir, sanat bir propaganda aleti haline getirilmediği sürece.
Tüm dünyada konserler vererek Ortadoğulu olmanın pratiğine müzikle katılan gençlerin bu hoşgörülü duruşu, bugün bu bölge adına yapılan pek çok siyasi konuşmadan daha değerli. Çünkü ortak yaşam bir söylemden öte pratiktir. Uygulama ancak, ortak değerlerin yaratılmasını sağlar ve geliştirir. Farklı kimliklerin keskin bıçak gibi birbirinden ayrılamayacağı, her zaman karşılıklı geçişirliğinin olduğu ve zamanın bu ortak alanlar üzerinde üretilmiş maddi manevi değerler üzerinde anlamlı kılındığını biliyoruz. Biliyoruz ki, ne denli zor olsa da farklılıkları kabul etmek kadar bu farklılıklar üzerine inşa edilmiş bir ortaklık dünyasını yaratmaktır esas olan. Diğeri, hayali unsurlar üzerine şekillendirilmiş zorlama kimlikleri bir ayrılık tohumu olarak kullanma kolaycılığı değil midir?
Kıbrıs’ta da “Doğu Batı Divanı Orkestrası” gibi bir ortak senfoni orkestrası kurulması, birlikte yaşama üzerine iddialı bir proje, bir örnek olmaz mı?
Kıbrıslı Rum gitar sanatçısı Dimitris Regginos ile aynı zamanda besteci olan Kıbrıs Türk sanatçılarından Kemal Belevi arasında bu yönde bir sanatsal birlikteliğin olduğunu, çeşitli projelerde birlikte çalıp, özellikle Regginos’un Belevi’nin eserlerini seslendirdiğini biliyorum. Üstelik yapılan işin sanatsal kapasitesi de bence oldukça yüksek. Özellikle plastik sanat alanında çeşitli ortak etkinliklerin yapıldığını da biliyoruz. Aynı zamanda Lefkoşa Türk Belediyesi ile Kıbrıs Rum Satirigo Tiyatrosunun başarılı çalışmalarını keyifle izlemiştik.
Kıbrıs Rum yönetiminin çok toplumluluk iddiası (Kıbrıslı Türkleri de temsil ettiği sanrı ile) bağlamında propaganda yapmak amacıyla sanatsal projelere finansman sağlamaya hevesli olduğu biliniyor. Ancak benim bahsettiğim elbette bu tür yanlı propagandist girişim değil. Adada farklı kimliklerin birbirlerini kabullenerek ortak, birlikte yaşam arayışını yansıtan, her iki kesimden müzik sanatçılarının bir araya gelerek oluşturacakları “Birleşik Kıbrıs”ı simgeleyecek birikim ve görüntüde bir sanatsal buluşma.
Bu başarılabilir mi? Elbette evet. Yeter ki, ortak yaşama katkı koyacak heyecanı taşıyor olalım. Sanatçıların, tüm günlük sorunların ötesinde bu tür bir projeyi oluşturabilecek kapasitede olduğunu düşünüyorum.
