CHP'de değişim mi dediniz?

CHP'de değişim mi dediniz?

23 Haziran 2010

18 Haziran 2010

 

AK partinin kendi kendini hapsetmekte olduğu milliyetçi muhafazakar çember artık gün be gün daralıyor. Dış politikadaki fahiş üslûp hataları, içeride ardarda kapanan açılımlar ve esas Kürt meselesinde giderek artan şiddet iyi bildiğimiz kara günlerin habercisi konumundalar. İnsanlar yine bir arayış peşine düşmüş, yeni genel başkanlı CHP'den meded ummakta. Partide vitrin değişti ama zihniyet aynı. İşte size ibret verici ve tüyler ürpertici bir örnek.

 

Hakkı Suha Okay, Kemal Anadol ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun Grup Başkan vekilleri sıfatlarıyla carî Vakıflar Kanunu'nun iptali talebi CHP'nin yeni genel başkanı döneminin ilk Anayasa Mahkemesi başvurusu olarak sonuçlanmış durumda. Mahkeme 9 maddenin iptali ve yürütmeyi durdurma talebini, hayatî olmayan bir madde dışında reddetti. Ama geriye toplam 165 gayrimüslim vakfını hedef alan ve 100.000 vatandaşımızı ilgilendiren 41 sayfalık hastalıklı hukuk mütalaası kaldı. Yaptığım seçmelerde sayısız imlâ ve ifade hataları ile dil birliği sorunlarını olduğu gibi muhafaza ediyorum. Ne de olsa milliyetçi bir partiden söz ediyoruz.   

 

Devletçi paranoya ve gayrimüslim düşmanlığı

 

“Türkiye’de kurulu olan cemaat vakıfları, o cemaatin tüm dünyadaki mensuplarını vakıf tüzel kişiliği çerçevesinde örgütleyebilecektir. Cemaat esasına dayalı bu tip bir örgütlenme, sınırsız bağış ve yardım alabilme imkânlarıyla birlikte, Türkiye’nin Milli Güvenliği ve sair ulusal çıkarları açısından büyük tehlikedir.”

 

“Diaspora ve lobiler aracılığıyla cemaat vakıflarının, Soros tipi fonlar aracılığıyla da diğer vakıfların büyük güçler elde ederek, Türkiye’nin ulusal güvenliği için büyük tehditler oluşturması mümkündür.”

 

“Konuyu mütekabiliyet açısından değerlendirdiğimizde; Ermeni azınlığa ait vakıfların (kilise vakıfları) karşılığında Ermenistan'la veya başka bir devletle nasıl bir karşılıklılık ilişkisi kurulabilecektir. Bu şu haliyle mümkün olmadığı gibi özellikle Ermenilerin sürekli dünya gündemine taşıdıkları “Sözde soykırım iddiaları”nı yoğun olarak yaşadığımız günümüzde bir de bu vakıflara gayrimenkul edinme hakkı tanınması verilebilecek en büyük taviz niteliğini taşımaktadır. Ayrıca Kurtuluş Savaşıyla yırtılıp atılan Sevr Anlaşmasında dayatılan Büyük Ermenistan'ın kurulmasına zemin hazırlayıcı niteliktedir. Ermeniler ülkemizden toprak taleplerini hiçbir zaman gizlememişler ve bu konuyu tazminat talepleriyle birlikte hala dünya gündeminde tutmaya devam etmektedirler. Ermeni Diasporası’nın lobiler aracılığıyla Asala'nın Terör yoluyla yapmaya, elde etmeye çalıştığı sonuçların adeta tam bir teslimiyet içerisinde sunulmasından başka bir şey değildir.”

 

Cevabı rahmetli Hrant Dink'e bırakalım. Yine benzer bir hukuk saldırısı esnasında şöyle yazmış bana: 'Türkiye’de gayrimüslim azınlıkların hakları Lozan Antlaşması’yla garanti altına alındı. Lozan sadece laik cumhuriyetçilerin baş tacı ettiği kurucu sözleşme değil biz azınlıkların da sığındığı koruyucu şemsiyedir. Lozan’ın birçok maddesi azınlıkların yeni okullar, yeni kurumlar, yeni vakıflar kurabileceğini zikreder. 37. maddesi ise azınlıkları koruma altına alan bu maddelerin bundan böyle herhangi bir kanun ve yönetmelikle yok sayılamayacağını yeni kanunların bu maddelerden üstün sayılamayacağını belirtir. Ne var ki Cumhuriyet devrinde çıkarılan bazı kanunlar -bu arada Medeni Kanun’da yer alan ve biz azınlıklara da uygulanmak istenen 'cemaat yararına vakıf kurulamaz' ilkesi- bal gibi Lozan’a aykırıdır.'

 

CHP 1920'lerde gezinirken Strazburg'daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu hafta Büyükada'da devlet tarafından gaspedilmiş ve bir Rum vakfı malı olan metruk yetimhanenin bir an evvel sahibi Patrikhane'ye iade edilmesini istedi. Patrikhane burada fevkalade tehlikeli bir faaliyet yürütmek istiyor: çevre koruma merkezi. Vatanı korumak CHP'nin safsatalarıyla değil böyle oluyor. 

Kategori: