Çevre Hukuk Semineri'ne bir tebliğ

-
Aa
+
a
a
a

( Türkiye’nin  tüm illerinden  İdari Yargı ağırlıklı olarak seçilen 100 Yargıç katılmıştır)

(Diğer konuşmacılar; Prof.Dr.Nükhet Turgut, Danıştay 6.Daire Tetkik Hakimi Ahmet Berberoğlu, Doç.Dr.Tuğrul Katoğlu, Prof.Dr.Kimmo Himberg, Yargıç Jean-Jacques Hayez, Adalat Akademisi Başkanı Dr.Birsen Karakaş)

Av.Noyan Özkan;  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Çevre Hukuku

( 10.04.06 günlü oturumda yapılan  sunuş  metnidir)

I. GİRİŞ

   Çevre sorunları; hava-su-toprak kirliliği ; denizlerin,göllerin, tatlı su kaynaklarının kirlenmesi; ormanların, tarım alanlarıının yok olması; biyolojik çeşitliliğin tehdit altında olması; ozon tabakasının delinmesi; iklim değişiklikleri ve sera etkisi; nükleer risk; dünya kültürel ve doğal mirasının yok olması v.b. sınır tanımaz.

   (Ör; Çernobil N S patlaması ve etkileri ; Tuna nehrinin etkileri. Londra smog faciası. )

 İnsan, hayvan, bitkiler ile yaşama ortamlarının yok olmasını önlemek için sürdülen mücadele kendi hukukunu da yaratmıştır. İlk kez 1972 Stockholm BM İnsan ve Çevre Konferansında yayınlanan bildiride ‘’çevre hakkı’’ tanınmıştır.1972 de Birleşmiş Milletler

Çevre Örgütünün kurulması ile çevre hukuku ve mevzuatı uluslar arası alanda tartışılmaya ve uygulamaya konulmaya başlamıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, çevre koruma davalarında, yalnızca Avrupa Konseyi Hukukunu değil aynı zamanda Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, AGİT hukuku ile

ulusların Anayasaları ile Yüksek Mahkeme kararlarını da dikkate almaktadır.

Bu bakımdan, öncelikle sınır tanımayan çevre sorunları ve çevre hukuku ile ilgili kurum ve sözleşmeleri incelemekte yarar vardır.

   II. ULUSLAR  ARASI ÇEVRE KORUMA KURUMLARI    ve ilgili hukuki mevzuat:

1)     Birleşmiş Milletler

       ** 1972 Stockholm İnsan Çevresi Beyannamesi

** 1971 Ramsar Su Kuşları ve Yaşam Ortamı Olarak Uluslar arası Öneme Sahip Sulak Alanların     Korunması Sözleşmesi  ( R.G: 17.5.1994-21937)

       ** 1972 Paris Dünya Kültür ve Tabiat  Mirasının Korunması Sözleşmesi

           ( 14.2.1983 – 17959)

(2)

      ** 1985 Viyana Ozon Tabakasının Korunması Sözleşmesi

      ** 1992 Rio Deklerasyonu

      ** 1992 Rio Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi

      ** 1992 Rio İklim Değişiklikleri Sözleşmesi  (Henüz katılmadık)

      ** 1998 Aarhus  Çevre Konularında Adalete Başvuru, Karar Alma Sürecine Katılım.Sözleşmesi

          (Henüz katılmadık)

    2) Avrupa Konseyi

         ** 1979 Bern Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi

              (20.2.1984 gün ve 18318 no lu R.G de yayınlanarak yürürlüğe girdi)         

         ** 1985-Granada Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi

         ** 1992- Strasbourg Avrupa Kentsel Şartı          

         ** 1992-Valetta-Arkeolojik Mirasın Korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi

             ( Türkiye, 5.8.1999gün ve 4434 no lu kanunla katıldı)

         ** 2000-Avrupa Peyzaj Sözleşmesi-

             ( Türkiye 4881 no lu kanunla uygun buldu. (R.G: 17.6.03 – 25141)

        ** Ceza Hukuku yoluyla Çevrenin Korunması Sözleşmesi

            ( 4.11.1998 de imzaya açıldı ancak yeterli imza sayısına ulaşılamadığı için henüz

            yürürlüğe girmedi.)

        ** Toplum için Kültürel Mirasın Değeri Hakkında Avr.Konseyi Çerçeve Sözleşmesi

            ( 27.10.2005 günü imzaya açıldı)

   3) Avrupa Birliği

         Çevre politikaları AB üyeleri için sadece ulusal politika konusu olmaktan çıkıp AB ortak politikası

haline gelmiş ve Topluluk birincil hukukunun parçası olmuştur.

         ** 1992 Maastrich Söz; 1997 Amsterdam Söz.; 2004 Avrupa Anayasası

            Topluluk Tüzükleri, Yönergeler, Kararlar

    4) Akdeniz ve Karadeniz

          ** 1976 Barselona Akdenizin Kirlenmeye  Karşı Korunması Sözleşmesi

             ( R.G: 12.6.1981 – 17368 )

          ** 1992 Bükreş Karadenizin Kirlenmeye Karşı Korunma Sözleşmesi

             ( R.G: 6.3.1994-21869)

(3)  

III.  UYGULAMADA SIKLIKLA BAŞVURULACAK METİNLER

      1992 - Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Üzerine Rio Zirvesi Sonuç

             Deklerasyonu;

Madde 1; İnsanlar, sürdürülebilir kalkınmanın merkezinde yer alırlar. Onlar, doğa ile uyum içinde sağlıklı ve verimli bir hayata layıktır."

Madde 10; "Çevre konuları en iyi şekilde, ancak ilgili bütün vatandaşların katılımı ile yönetilir. (.) Ulusal düzeyde, her birey, kamu otoritelerinin elinde bulunan, bölgelerindeki tehiikeli atıklar ve faaliyetler dahil çevre ile ilgili tüm bilgilere, erişme ve karar alma süreçlerine katılım haklarına sahiptir. Devletler, geniş çapta çevre  bilgilendirmesi yaparak kamuoyu aydınlatılmasını ve katılımı gerçekleştirecek ve teşvik edecektir."

      1992 - BM-Rio-Gündem 21 Sözleşmesi             

Bölüm 32-  Çiftçilerin rolünün güçlendirilmesi

Madde 3 ; Kırsal bölge yaşayanları, yerel halklar ve önemli miktarı kadınlardan oluşan çiftçiler, dünya kaynaklarının bir çoğunun bekçileridir. Çiftçiler, geleceklerini sürdürmeleri ona dayalı olduğu için,  fiziksel çevrelerini korumalıdırlar. (..) Bunun da ötesinde, çiftçilik faaliyetlerinin dayalı olduğu doğal kaynaklara özenle bakılmalıdır. Tarım üretim sistemlerinin sürdürülebilirliği konusunda büyüyen bir kaygı mevcuttur.

Bölüm 8- Karar alma sürecinde çevre ve kalkınmanın bütünleşmesi

Madde 4; Ülkeler, ulusal planlarına, politikalarına ve programlarına uygun olarak

şu faaliyetlerle ilgili olarak kendi özel önceliklerini geliştireceklerdir: Bakanlıklarda her düzeyde karar alma sürecine ekonomik, sosyal ve çevresel değerlendirmeyi

temin etme; Etkili bir katılıma izin veren ve halkın görüşlerinin alınmasını

kolaylaştıran bir biçimde toplumun gerekli bilgilere erişimini sağlama.

       1992-BM-Rio-Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 

 Madde 14/1; Sözleşen devletler; biyolojik çeşitlilik için önemli olumsuz etkiler

doğurabilecek mevcut proje önerilerinin, bu olumsuz etkileri engellemeye veya en aza indirmeye yönelik bir çevresel etki değerlendirmesine tabi tutulmasını öngören uygun işleyişleri yürürlüğe koyacak ve elverdiğince halkın da bu işleyişlere katılmasını sağlayacaktır.  

(4)

 Avrupa Konseyi-Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını

            Koruma BERN  Sözleşmesi 

 Madde 3;  (1) Her akid taraf, yabani flora ve fauna ile doğal yaşama ortamlarının, bilhassa nesli tehlikeye düşmüş ve düşebilecek türlerin, özellikle endemik olanlarının ve tehlikeye düşmüş yaşama ortamlarının, bu sözleşme hükümlerine uygun olarak muhafazası amacıyla ulusal politikalarını geliştireceklerdir.(2)  Her akit taraf, planlama ve kalkınma politikalarını saptarken ve kirlenme ile ilgili mücadele önlemlerini alırken, yabani flora ve faunanın  muhafazasına özen göstermeyi taahhüt eder. 

        1990-AGİT- Yeni bir Avrupa için Paris Şartı

            Çevrenin geliştirilmesinde fertlere ve kamuya teşebbüs imkanı sağlayacak iyi bilgilendirilmiş bir toplumun rolünün önemine dikkat çekeriz. Bu amaçla uygulanan politika,proje ve programların yanı sıra, çevre ile ilgili toplum bilincini ve eğitimi geliştireceğimizi taahhüt ederiz.  

        BM-1998-Aaarhus- Çevre Konularında Bilgiye Erişim, Karar Alma Sürecinde Halkın  Katılımı,  ve Yargıya Başvuru Hakkında Sözleşme 

            UNECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu)Sözleşmesi, ''Avrupa için Çevre'' sürecinde 25 Temmuz 1998 günü Danimarka'nın Aarhus kentinde yapılan 4.Bakanlar Konferansında kabul edildi.

Aarhus Sözleşmesi, yeni ve farklı bir çevre sözleşmesidir. Çevre hakları ve insan haklarını biribirine bağlamaktadır. Gelecek kuşaklara bir yükümlülük borcumuz olduğunu kabul etmektedir. Sürdürülebilir kalkınmanın yalnızca ilgililerin tümünün katılımı ile gerçekleşebileceğini tespit etmektedir. Çevre koruma ile hükümetin sorumluluğu arasında bağ kurmaktadır. Toplum ve kamu otoriteleri

arasındaki etkileşimlerin demokratik bir çerçevede olmasına önem vermekte

ve uluslararası sözleşmelerin müzakeresi ve uygulanmasında halkın katılımı için

yeni bir sürece öncülük etmektedir. Sözleşme, 30 Ekim 2001'de yürürlüğe girmiştir.

Türkiye’nin pek yakın bir gelecekte bu sözleşmeyi imzalaması beklenmektedir.

Madde 3/9; 

Bu sözleşmenin ilgili hükümleri çerçevesinde, halk, çevresel konularda, hiç

bir vatandaşlık, milliyet ve ikametgah ayırımına tabi olmaksızın, yargıya başvurma, karar alma sürecine katılım ve bilgilere erişim haklarına sahip olacaktır. Tüzel kişiler

ise, faaliyetlerinin merkezi veya kayıtlı olduğu yer ayırımına tabi olmadan bu hakları

kullanılacaktır

(5)

1990 –AGİT -Paris Şartı

Çevre sorunlarının ivedilikle üstesinden gelinmesi gereğini ve bu alanda bireysel ve birlikte çaba gösterilmesinin önemini kabul ediyoruz. Hava, su ve toprakta yeniden sağlam bir ekolojik denge kurup sürdürmek için çevremizi korumak ve iyileştirmek yolundaki çabalarımızı yoğunlaştırmayı taahhüt ediyoruz. Bu amaçla, çevreye ilişkin ortak yükümlülükler ve hedeflerin oluşturulmasında AGİK sürecinden azami ölçüde yararlanmaya ve böylelikle Sofya Çevre Koruma Toplantısı Raporu’nda öngörülen faaliyetleri sürdürmeye kararlıyız.

 Çevrenin iyileştirilmesinde fertlere ve kamuya girişim olanakları sağlayacak iyi bilgilendirilmiş bir toplumun rolünü vurguluyoruz. Bu amaçla, çevre konusunda toplumun eğitimi geliştirmeye ve duyarlılığını proje, program ve politikaların çevre üzerine halkı bilgilendirmeyi taahhüt ediyoruz.

IV. ANAYASA 90 VE ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMELER

    ile yumuşak hukuk kurallarının  uygulamada kullanılması:

    Anayasa 90 / son; Usulune göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle;5170-5/7/2004) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş   temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

   Anayasanın ikinci kısmında düzenlenen TEMEL HAKLAR VE ÖDEVLER başlığı altında üçüncü bölümde yer alan SOSYAL VE EKONOMİK HAKLAR VE ÖDEVLER altında  56.madde ile ‘’sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı’’ düzenlenmiştir.

   Doktrinde; ‘’çevre hakkı’’ ve koruması, Anayasanın 90.maddesi ek fıkrasında belirtilen ‘’temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası sözleşmeler’’ kapsamında mütalaa edilmektedir

  Danıştay 1.Dairesi üyesi Yılmaz Çimen’e göre; ‘’Mevzu hukuk kuralı olarak, temel hak ve özgürlükler terimi, Anayasanın 12 ila 74.maddeleri arasında zikredilen tüm hak ve özgürlüklerle sınırlı bir anlam içerir.

( TBB Yayınları-Anayasa 90 Uygulaması Panel , 5.11.2004, sh.94

 Prof.Dr.Mesut Gülmez’e göre; ‘’Bu terim, ister kişsel ve siyasal hakları, ister ekonomik, sosyal ve kültürel hakları, isterse üçüncü ya da / hatta dördüncü kuşak olarak nitelenen görece yeni insan hakları olsun, onayladığımız ve onaylayacağımız tüm sözleşmelerde güvenceye bağlanan tüm insan haklarını kapsar.’’

( TBB Yayınları- Bkz. A.g.e sh: 65)

   Böylece, uygulamada , dava dilekçesi veya davaya cevap dilekçesi ile delil listesi hazırlarken,

hukuki mütalaa verirken ve yargı yetksisi kullanılırken uluslar arası çevre ve doğa sözleşmeleri ile yumuşak hukukunu kullanmak hukukçular için önem kazanmıştır.

V. AİHM ve TÜRKİYE

  Her şeyden önce Strasbourg’ta bulunan A.İ.H.M’nin, Avrupa Konseyinin bir organı olduğunu ve diğer uluslar arası mahkemelerle ( ör; Avrupa Birliği – Lüksemburg-Avrupa Adalet Divanı  ; ör; Birleşmiş Milletler-La Haye-Milletlerarası Adalet Divanı; ör; La Haye-

BM-Uluslar arası Ceza Mahkemesi)   karıştırılmaması gerektiğini tesbit edelim.

(6)

Avrupa Konseyi Statüsü, 5 Mayıs 1949 gününde Londra’da imzalandı.Türkiye, 12.12.1949 gün ve 5456 no lu kanunla Avrupa Konseyine girdi. Şu anda 46 üyesi bulanan Avrupa Konseyinin ilk üyelerinden birisidir. Avrupa Konseyinin diğer organları; Bakanlar Komitesi, Parlamenterler Meclisi, Avrupa Yerel ve Bölgesel Otoriteler Kongresi.

AİHS (İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi, 4.11.1950 de Roma’da imzalandı. 3.9.1953 te yürürlüğe girdi. 22.6.1993 Kopenhag kriterleri, zirve toplantısında genişleme sürecinde siyasi ve ekonomik ölçütleri belirledi.

Türkiye AİHS’ni 10.3.1954 te 6366 no lu yasayla onayladı. 21.4.1987 deİHK’na bireysel başvuru hakkı tanındı. 27.9.1989 da, AİHM’nin zorunlu yargı yetkisi tanındı. Bu yetki,

22.1.1990 da uygulamaya girdi.

Türkiye, AB ( AET) ye 1954 yılında ortaklık için başvurdu, 12 Eylül 1963 yılında ortaklık statüsünü yaratan Ankara Antlaşmasını imzaladı. 14.4.1987 yılında AB’ye tam üye olmak için resmi başvuruda bulundu. 6.03.1995 günü AB-Gümrük Birliğine girdi. 12 Aralık 1999 günü Helsinki zirvesinde aday Ülke statüsüne girdi. 

Birleşmiş Milletler Statüsü 26 Haziran 1945’de San Fransisko’da imzalandı. Türkiye tarafından 15.8.1945 gün ve 4801 no lu kanunla onaylandı.

Türkiye ayrıca, 1 Ağustos 1975’de Helsinki-Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansında imzalanan senetle kurulan ve 21 Kasım 1990 da Yeni bir Avrupa için Paris Şartı ile genişleyen AGİT’e kuruluş gününden bu yana üyedir.

VI. AİHM’NİN ÇEVRE DAVALARINDAKİ GENEL DURUŞU VE UYGULAMASI

AİHS’de belirtilen temel  hak ve özgürlükler, 1950’li yıllardan bu yana sürekli gelişen ve değişen yaşam koşullarına, Avrupa siyasetine uyum sağlayamadığı için Sözleşmede

Yapılan değişikliklerin yanı sıra 1,4,6,7,12,13 no lu protokollarla yeni hak ve özgürlükler

Mahkemenin alanına girmiştir. ( Aralık-2005 itibarıyla, 4,7 ve 12 no lu protokolları henüz

onaylamadık) Ancak, bu metinlerin hiçbirisinde ‘’çevre hakkı’’ yer almamıştır. Örneğin,

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, 27.7.2003 gün ve 1614 no lu tavsiye kararında;

BM- Aarhus Sözleşmesinde yer alan çevre korumada yurttaşların başvuru haklarını genişleten bir çevre ve insan haklarının önemine değinmiştir.

Bu bakımdan, AİHM’nin (özellikle 1 Kasım 1998 de 11 no lu protokolle kaldırılan Komisyon) ilk   dönemlerinde  çevre koruma başvuruları, ret ediliyordu.

(7)

AİHM yargıçları, hem Kıta Avrupası Hukuku  hem de İçtihat Hukukunu  benimseyen

farklı ülkelerden geldikleri için, zamanla çevre koruma hukunda içtihat yaratmaya ve

bazı başvuruları kabul etmeye başladılar. ( Arrondelle v.United Kingdom, 7889/77 (gürültü),  Zander v.Sweden, 14282/88 (su kirliliği)

İlk önemli çevre koruma kararı 9 Aralık 1994 günlü Lopez Ostra v.Spain kararıdır.

İç hukuk yollarını tüketen Bayan Lopez Ostra, Strasbourg Mahkemesine yaptığı başvuruda, evinden birkaç metre ötede bulunan bir çöp-arıtma tesisinin kendisine vermekte olduğu zarar karşısında etkin önlem almayan Lorca Belediye makamlarının Sözleşmenin 3 (işkence ve kötü muamale yasağı) ve 8.(özel hayatın ve aile hayatının korunması) maddelerini ihlal ettiğini belirtir.

Mahkeme, kasabanın bu çöp-arıtma tesisinden elde ettiği ekonomik yararlar ile başvurucunun sözleşmeden kaynaklanan haklarını etkili olarak kullanabilmesi  arasında adil bir denge kurulmadığı gerekçesi ile 8.maddeden ihlal kararı vermiştir.

Çevre koruma alanında yönlendirici kararlar olarak nitelenen kararlarda ileri sürülen

ilkeler ve mevzuat tüm davaların hazırlanması veya karar verilmesi aşamasında hukukçular tarafından dikkate alınmak zorundadır. Strasbourg Mahkemesinin

Lopez Ostra v.Spain gibi yönlendirici kararları ;  ( Guerra v.İtaly (19.2.1998) ,

McGinley and Egan v.United Kingdom ( 9.7.1998), L.C.B v.United Kingdom (9.7.1998)

Hatton and others v.United Kingdom (8.7.2003), Öneryıldız v.Turkey (18.7.2002 -30.11.2004 (Büyük Daire), Moreno Gomez v.Spain (16.11.2004), Fadeyeva v.Russia (16.10.2003),

Taskin v.Turkey .

Genel olarak hava, su, toprak, gürültü kirliliğinden veya biyolojik zenginliklerin yok olması, yaban hayatın yaşama alanlarının tehikede olması, kültür ve tabiat varlıklarının

yok olması alanında yapılan başvurularda daha ziyade 8.madde üzerinden gidilmektedir.  Bazen 8.madde ile birlikte yaşam hakkını düzenleyen 2.madde veya mülkiyet hakkını koruyan 1. no lu Protkole dayalı başvurularda yapılmaktadır. 8.maddenin ihlal edilip edilmediği hususunda Strasbourg Mahkemesinin

inceleme kriterleri artık kökleşen  ( iki aşamalı) bir  teste  tabidir.

1-      maddenin uygulanabilirliği ( 8/1)

** ileri sürülen haklar 8.madde kapsamında korunan haklardan biri midir?

** Söz konusu hak üzerinde devletin (bireyin haklarına saygı gösterme konusunda)  pozitif yükümlülüğü var mıdır?

** Söz konusu yükümlülük devlet (yasama-yürütme-yargı) tarafından yerine getirilmiş midir?

(8)

2-      maddenin ihlal edilip edilmediği ( 8/2)           

** 8. md. Kapsamında yer alan haklara bir müdahale  edilmiş nidir?

**  Müdahale edilmişse;   a) kanuna uygun mudur? b) meşru bir amacı var mıdır?

     c) demokratik bir toplumda gerekli midir? d) Orantılı mıdır? 

Strasbourg Mahkemesi, çevre koruma davalarında, yalnızca Avrupa Konseyi Hukukunu değil aynı zamanda çevre korumaya ilişkin Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, AGİT

Mevzuatını ve hatta bu kurumların  koruyucu mekanizmalarının aldığı kararları ve

Yumuşak Hukuku da(  ör:Rio Zirvesi Sonuç Bildirgesi) dikkate almaktadır. Ancak, öncelikle yönlendirici emsal kararların çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir.

VI. TASKIN – TÜRKİYE EMSAL KARARI

Uzun yıllardır  ‘’Bergama’lı köylülerin kendi topraklarında siyanürlü liç yöntemiyle altın çıkarılmasına  karşı çıkmaları ile geliştirdikleri nitelikli ve sevimli sivil toplum inisiyatifi,  kamuoyuna mal olmuştur. Öte yandan, köylüler lehinde alınan mahkeme  kararlarına  karşın, bu kararların arkasına dolanılmak suretiyle   Bergama-Çamköy-Ovacık-Narlıca mevkiinde maden işletmesinin;  önce bir Başbakanlık genelgesi (5.4.2000) ile, sonra bir Bakanlar Kurulu Kararı (29.3.2002) ile ve en sonunda İzmir Valiliği işlemiyle(1.11.2004) yasalara ve evrensel  hukuk ilkelerine aykırı olarak işletildiği hususu malumlarınızdır.

Bergama'lı köylülerin yaklaşık 15 yıldır,   altın şirketlerine (Eurogold-Newmont-Normandy) karşı yürüttükleri ''sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı'' mücadelesinde Danıştay 6.Dairesinin (ve İzmir 1.İdare Mahkemesinin)  1997/1998 yılında aldığı karar çok önemliydi. Bu kararla;  yörenin jeolojik ve coğrafi durumu, sodyum siyanür kullanılmasının 20 ile 50 yıl süre ile yöre sakinlerinin yaşamına yönelik risk oluşturması gibi nedenlerle, Çevre Bakanlığının altıncı şirkete verdiği faaliyet izni iptal edildi. Danıştay bu kararında özellikle Anayasanın 17.maddesine (yaşam hakkı) ve 56.maddesine (çevre hakkı) dayandı. Dönemin Başbakani Mesut Yilmaz ve bazi kabine üyeleri bu karari zamaninda uygulamadiklari için Yargitay ve Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafindan tazminata mahkum oldular. Bu tazminatları davacı Bergama’lı köylülere ödediler.

Sonradan, Ecevit Hükümeti ; Anayasanın 138.maddesine ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı olarak, 2000 yılında bir Başbakanlık Genelgesi ve 2002 yılında gizli bir Bakanlar Kurulu Prensip kararıyla , anılan 97/98 kararlarına karşın altın /kimya tesisinin illegal olarak çalışmasını sağladı.  Yürütme organının, yargıya açıkça müdahalesi ile mahkeme kararları rafa kaldırıldı  ve böylece  altın/kimya tesisi  yaklaşık 3 yıl süre ile illegal olarak çalıştırıldı. Ancak, 2002 / Gizli Bakanlar Kurulu Prensip Kararının Danıştay 6. ve 8.Daireleri Müşterek Kurul tarafından  23/6/2004-E.2002/2618 no lu kararla yürütmesinin durdurulması üzerine tesis 19/8/2004 tarihinde işletmeye kapatıldı. Danıştay İdari Dava Daireler Genel Kurulu, Hükümet ve madenci şirketlerin anılan yürütmenin durdurulması kararının kaldırılması ve madenin işletmeye açılması yolundaki itirazlarını 7/10/2004 gün ve Y.D. 2004/417 no lu kararıyla reddetmiştir. İç hukuk mevzuatı açısından işletmenin bu kararlarla kapalı durumda  olması gerekirdi.

İzmir’de benim de içinde bulunduğum meslektaşlarla birlikte 1998 yılında Bergama’lı köylülere vekaleten başvurusu yapılan, Kabul edilebilirlik kararı verildikten sonra 3.6.2004 günü Strasbourg’ta duruşması yapılan Sefa Taskın ve Arkadaşlarının Türkiye’ye karşı yürüttüğü davada verilen karar önemlidir.

(9)

AİHM’nin yedi yargıçtan oluşan  3.Dairesi, 3/6/2004 tarihinde Strasbourg’ta düzenlenen duruşmada taraf vekillerini dinlemiş ve 10/11/2004 tarihinde mahkemenin web sitesinde  29 sayfalik  kararini açiklamiştir. Mahkeme, özet olarak, sözleşmenin 6 (adil yargılanma hakkı) ve 8.maddelerinin (özel yaşamın ve aile yaşamının korunması) ihlal edilmiş olduguna, sözleşmenin 2. ve 13.maddelerine yönelik başvurularin ayrica incelenmesine gerek olmadigina ve her bir başvurucuya  3000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   ( Bkz; www.echr.coe.int ,10/11/04,  Taskın and others v.Turkey  46117 / 99 ) 

Hükümetin, anılan kararın bozulması amacıyla AİHM Büyük Daire’ye yapmış olduğu başvuru 30 Mart 2005 günü reddedilmiş ve böylece karar kesinleşmiştir.  

          Türkiye’nin bugüne kadar yerine getirmediği ve bu nedenle Avrupa Konseyi Statüsü ile Roma-Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini sürekli olarak ihlal ettiği 29 sayfalık karardan yalnızca üç paragrafını değerlendirmenize sunuyoruz; 

              Par.117 ;  ‘’ Mahkeme, uyusmazlik konusu olayla ilgili olarak, Ovacik altin madeni ocagina izin verme konusunda yetkililerin aldigi kararin Danistay tarafindan iptal edildigine dikkati çeker. (.) ‘’

              Par.126 ; ‘’ Mahkeme, davali Devletin, Sözlesmenin 8.maddesini dikkate almadan, davacilarin özel ve ailevi yasamlarina saygi gösterilmesini talep hakkina iliskin güvenceleri saglama yükümlülügünü yerine getirmedigini belirlemektedir. ‘’

 

              Par.136 ; ‘’ Diger taraftan Basbakanligin talimatlari ile verilen bakanlik izinleriyle 13/04/2001 tarihinde baslayan deneme üretimi faaliyetlerinin hiçbir yasal dayanagi yoktur. Bu durum yukarida belirtilen yargi kararlariyla da ortaya konuldugu gibi, yargi kararinin arkasina dolanilmasi anlamina gelmektedir. Böyle bir durum, hukukun üstünlügü ve hukuk güvenligi ilkesinin dayandigi hukuk devleti ilkesine aykirilik olusturmaktadir.

Avrupa Konseyi tarafından bir kaç ay önce yayınlanan Environmental Protection and the European Convention on Human Rights ( İnsan Hakları üzerinde çevresel koruma ve AİHS) isimli kitabın yazarı Dr.Daniel Garcia San Jose (Seville Üniversitesinde Yardımcı Profesör), çok önemli gördüğü 24 karar arasında Sefa Taskın v.Turkey kararını da almış ve yorumunu yapmıştır; 

‘****** Başvurucular,  Bergama bölgesinde yaşayan on Türk vatandaşı, siyanürleme yöntemi uygulayan bir altın madenini işletme için izin almış olan bir şirketi şikayet etmiştir. Başvurucular, idare mahkemelerinde,  ,sağlık riskleri ve yeraltı su kaynaklarının kirlenmesi ile  yerel eko sistemin tahrip edilmesi risklerine dayalı olarak, anılan izni iptal ettirmeyi başarmışlardır.

Ancak, mahkeme kararları, idari makamlar tarafından uygulanmamış ve bilakis bunlar Çevre ve Orman Bakanlığının doğrudan talimatlarına uymuşlardır. Sonuç olarak, başvurucular, Sözleşmenin 2,8,6.1 ve 13.maddeleri ile korunan haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

8.madde ile ilgili olarak AİHM;    mahkeme kararlarına uymayı reddeden  idari makamların bu suretle, başvurucuların özel yaşam ve ailevi yaşamlarına saygı haklarını koruyan usuli güvencelerin etkisi ve yararınının  önlendiğini, düşünmüştür.

Sonuç olarak, Türkiye, başvurucuların haklarını teminat altına alma yükümlülüğünü ifa edememiş; ve Mahkeme oybirliği ile Sözleşmenin bu maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir 

(10)

 Mahkemenin, 6.madde ile ilgili olarak 131 ile 133.  paragraflardaki  değerlendirmesi kayda değerdir. Türk Hükümetinin iddialarının aksine Mahkeme, değerlendirme konusu maddi olayların,  Türk Anayasasının 56.maddesi ile (sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı) başvuruculara sağlanan haklara  karşı, çok gerçek ve ciddi tehditler  olduğunu , belirtmiştir.

AİHM,, başvurucuların, altın madeninin yanındaki köylerde yaşayan halkın çevre ve sağlıkla ilgili genel ve kesin olarak tesbit edilmemiş   risklerinden şikayetçi olmadıkları gerçeği üzerinde vurgulama yapmaktadır. Aksine, onlar, altın eldesinde kullanılan siyanürlü liç yönteminin, resmi çalışmalara ve raporlara dayalı olarak, fiziksel bütünlükleri için gerçek ve doğrudan riskler olduğu için,  başvuruda bulunmuşlardır      (sh.42-43 tercümesi)********

Sonuç olarak, Türkiye’li hukukçuların, sınır tanımayan doğa kirlenme olaylarına paralel olarak

Uluslar arası çevre koruma mevzuatını yakınen takip etmesinde ve bulunduğu pozisyonda ürettiği hukuk belgelerine yansıtmasında kamu yararı vardır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yaşama geçirilmesinde önemli rol oynayan Avrupa Konseyi Parlamanterler Assemblesi ve  Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararları ile Strasbourg Mahkemesinin

yönlendirici kararları adalet sistemini doğrudan ve dolaylı olarak etkilemektedir.

Saygılarımla, Av.Noyan Özkan, 10.04.06, Çeşme , İzmir.