Berlin'de Kültürler Karnavalı

Berlin'de Kültürler Karnavalı

13 Haziran 2002

Berlin’de yedi senedir Mayıs’ın ortasında, Hıristiyanların Pantekot Yortusu tatiline denk gelen uzun haftasonunda karnaval havası esiyor. Göçmen Türk nüfusuna da büyük ölçüde evsahipliği yapan Kreuzberg semtinin Blücher Meydanı, çokkültürlü Berlin’in kendini sergilediği bir açıkhava etkinliğine sahne oluyor. Yüzbinlerce insanın bir araya gelip eğlendiği dört gün süren karnaval bu sene 17-20 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirildi. Etkinlikler, Cuma öğleden sonra Blücher Meydanı’nın dört ayrı köşesinde kurulan sahnelerde başlayıp Pazartesi akşamüstüne kadar sürdü.

“Barrio Latino”, “Farafina”, “Bazaár Oriental” ve “Euroasia” adlarını taşıyan bu sahnelerin her birinde karnaval süresince değişik konserlere, dans gösterilerine ve performanslara yer verildi. Bu büyük organizasyon içerisinde en büyük ilgiyi çeken Karnaval Geçidi ise Pazar günü öğle saatlerinde başlayıp akşama kadar yağmur eşliğinde devam etti. Yağmura bana mısın demeyen Berlinliler geçit rotasının etrafında yerlerini alıp 80 farklı ülkeden gelen 4200 katılımcıdan oluşan konvoyu şemsiyeleriyle birlikte izlediler. Sağanak yağmur altında rengarenk bikinileriyle samba yapan Brezilyalı hatunları ve dans ederken yağmur yüzünden vücutlarındaki boyalar akan Afrikalı dansçıları izlemeye yüreğim daha fazla el vermeyince, Almanların yağmur karşısındaki dirayetlerine hayretle karışık bir hayranlık duyarak, geçidin devamını televizyondan izlemek üzere kendimi eve attım. Hem televizyondan izlerken yağmur o kadar da belli olmuyor, ortalıkta Rio’daymışçasına gezinen dansçılar daha inandırıcı duruyorlardı. Beklenildiği üzere geçidin bittiği saatlerde yağmur da dindi. Zaten Cuma ve Cumartesi günü boyunca son derece güzel ve de güneşli olan hava yeniden açtı ve Pazartesi de o şekilde devam etti.

Kültür füzyonu

Blücher Meydanı karnaval süresince dört ayrı sahneden yükselen değişik seslerin yanı sıra meydanın her bir boş alanını kaplayan değişik ülkelerin mutfaklarından yiyecek ve içeceklerle hediyelik eşya tezgahlarına da ev sahipliği yaptı. Klasik Alman sosislerinin ve biralarının dışında bu sene özellikle Latin Amerika içkileri pek bir revaçtaydı. Cachaça, misket limonu, şeker ve kırılmış buzla hazırlanan “Caipirinha” ise karnavalın en gözde içkisiydi.

İsimlerinden de anlaşılacağı üzere dört sahnenin her biri farklı coğrafyaların müziklerine ve danslarına yer veriyordu. “Barrio Latino”da Brezilya, Arjantin ve Küba yanı sıra Nikaragua, Şili, Meksika ve Peru’dan da müzik ve dans performansları vardı,

“Farafina”da ise Afrikalı müzisyenler ve dansçılardan oluşan sıkı bir program. Birt akım geleneksel müziklerin de çalındığı programda özellikle farklı müzik türlerinin karışımından ortaya çıkan füzyonlar ve “crossover” türler dikkati çekiyordu. “Euroasia” sahnesi Doğu Avrupa ve Uzak Doğu müziklerinin ve kültürlerinin karşılaştığı, zaman zamansa birbirlerine karıştığı enteresan bir programla karşımıza çıkıyordu. Mesela Moğol müziği ve Tayland danslarıyla başlayan bir gün polka, ska ve kletzmer ile sona erebiliyordu bu sahnede.

Benim en yakından takip ettiğim sahne olan “Bazaár Oriental” ise ağırlıklı olarak Türk müzisyenlerine ve dansçılarına ev sahipliği yaptı. Bu sahnenin organizasyonun başında, “Bosphorus Bridge” adlı albümleri geçen sene Doublemoon’dan çıkan Orientation grubunun kurucularından Berlinli müzisyen Turgay Ayaydınlı vardı. Sahnenin host DJ’i ise, Berlin’de artık kemikleşmiş bir dinleyici kitlesi olan DJ Ipek idi. Cuma gecesinin dikkati çeken performansları dansör Cihangir’in oryantal dansları ve Taşkafalar (Stoneheads)’ın Türkçe Rock konseriydi. Taşkafalar’ı takiben sahne alan Die Schamanen ise Yeni Türkü’nün ilk dönemlerini hatırlatıyordu. Cumartesi gecesinin ilk önemli ismi bu yakınlarda Türkiye’de de albümü çıkacak olan Tunç Sultan’dı. Frankfurt’tan gelen Tunç Sultan, programa Berlin dışından katılan az sayıdaki sanatçılardan biriydi. Programda her ne kadar Oriental Hip Hop olarak tanıtılsa da, tarzı daha çok Türk Pop’una yakın olan Tunç Sultan’ın albümü önümüzdeki yaz aylarında iyi iş yapacağa benzer. Gecenin son konukları ise Nasser Kilada & Groove of the Nile’dı. Mısır asıllı Berlinli müzisyen Nasser Kilada ve grubu, Kuzey Afrika ve Akdeniz’den Latin Amerika’ya uzanan müzikleriyle günümüzün en popüler dünya müziği türlerinden olan Rai ile Samba’yı son derece başarılı bir şekilde birleştirerek bence karnavalın en iyi konserlerinden birini verdiler. Türkiye’deki organizatörlere duyurulur!

Yerellik kavramını çokkültürlülük içinde yeniden tanımlamak

“Bazaár Oriental” sahnesinde benim şahsen en merakla beklediğim konserler Pazar gecesiydi. Önce şu anda ikinci albümleri üzerinde çalışmakta olan Orientation sahne aldı. Yeni albümlerinden de bir parça çalan grubun sound’u “Bosphorus Bridge” albümüne nazaran çok daha funky olmuş, klavye daha fazla ön plana çıkmış, çok da iyi olmuş. “Bosphorus

Orientation; son albümü Türkiye'de ıskalandı

Bridge” bence Türkiye’de geçen senenin hem dinleyiciler hem de müzik yazarları tarafından ıskalanmış en önemli albümlerinden biriydi. Batı müziğine doğulu melodiler ya da doğu müziğine batılı enstrümanlar eklemenin ötesinde farklı müzik türlerinin birbirleriyle diyalog içinde yeni bir alaşıma ulaştıkları bir albümdü bu. Özellikle de arabesk vokali ön plana çıkarmadan grubun içindeki enstrümanlardan biriymiş gibi kullanmak konusunda son derece başarılılar. Bu özellikleriyle de aslında çok farklı dinleyici kitlelerine aynı anda ulaşabiliyorlar.

Gecenin tartışmasız yıldızı, Aziza A

Orientation’ın ardından sahneye çıkan Aziza A, gecenin tartışmasız yıldızıydı. Onun albümü “Kendi Dünyam” da yine geçen sene Doublemoon tarafından yayınlandı Türkiye’de, Ağustos sonunda ise Almanya’da yayınlanacak. Aziza, Berlin’in çokkültürlü yapısını hem müziğiyle hem de kişiliğiyle ortaya koyabildiği için çok yerel bir sanatçı aslında. Yerellik kavramının çokkültürlülük içinde parçalanıp yeniden tanımlandığı bir noktada ortaya çıkıyor Aziza ve onun müziği. Dinleyici kitlesi üzerinden de bunu tespit etmek mümkün zaten. Cumartesi gecesi Blücher Meydanı’ndaki “Bazaár Oriental” sahnesinde İstanbul Caz

Festivali ile Gülhane Parkı Konserleri birleşti. Müzikleri birleşti, dinleyicileri birleşti, farklı sınıflardan, farklı kültürel yapılardan ve dillerden gelen dinleyiciler yanyana sahnede çalınan müzik üzerinden bir diyaloğa girme şansına eriştiler.

Farklı olandan korkmadan

Türkiye’de, özellikle de İstanbul’da, kent antropolojisi üzerine çalışan araştırmacıların da ortaya koyduğu gibi mekanların ve alanların etrafına örülen fiziksel ve sembolik bariyerler üzerinden birbirlerinden ayrılan, ayrıştırılan toplumun farklı kesimlerini bir araya getirebilecek ortak kamusal alanlardan ve etkinliklerden yoksunuz. “Karneval der Kulturen” yedi sene önce ilk başladığında, Londra’daki Notting Hill Karnavalı’nı örnek almış kendisine. Eski kolonilerden özellikle de Karayipler’den gelen azınlıklara ev sahipliği yapan Notting Hill 1950’lerde polisle çatışmalara ve isyanlara sahne olmuş. Daha sonraları bölgedeki kültürel zenginliği ve çeşitliliği kutlamak ü zere başlayan karnaval her geçen yıl daha da büyüyerek günümüzde Rio’dan sonra gerçekleşen en büyük, en kalabalık karnavala dönüşmüş. Notting Hill’i örnek alan “Karneval der Kulturen”in bu yü zden kendine evsahibi olarak Kreuzberg semtini seçmesine şaşmamak gerekir. Belki bizim de bu karnavalı kendimize örnek alarak benzer bir organizasyon gerçekleştirmemizin zamanı gelmiştir. Çokkültürlülükten korkmadan, farklı kültürlerin bir arada birbirlerinden beslenerek geliştikleri, böylece toplumun farklı kesimlerinin birbirleriyle diyaloğa girebildikleri bir ülkede yaşamayı hayal etmek de mi çok?

"Karneval der Kulturen" hakkında daha fazla bilgi için: http://www.karneval-berlin.de

Kategori: