11 Haziran 2007Kuyerel.comNabi Yağcı
Olay diyorum gerçekten de Prof. Baskın Oran ’ın adaylığını bir “olay” öneminde görüyorum. Olay sözünden, çok büyük sonuçlar yaratacak bir şeyi değil, benzer özellikler taşıyarak tek düze akıp giden bir süreçte çekip-alma durumu yaratan bir farklılığı anlıyorum. Yinelemeliyim ki, büyük bir olaydan söz etmiyorum ama önemli sayılması gereken bir farklılıktan söz ediyorum. Bu açıdan örneğin Ertuğrul Günay ’ın (diğer katılanlarla birlikte) AK Parti'den aday olması da, üzerinde durmayı önemsediğim ve duracağım bir olaydır. Prof. Baskın Oran’ ın adaylığı neden önemli? Oran’ın adaylığını açıkladığı basın toplantısında adaylığını dayandırdığı gerekçeler de önemli kuşkusuz ama ben adaylığının önemini onun bu açıklamasının ötesinde bir başka yerde görüyorum: Tarihin sesi olma şansında. Bu önemi tek bir sözcükte ifade edebilirim. “Momentum” Türkçe tam karşılığı maalesef yok ya da ben bilmiyorum, Latince kökünde bu sözcük devinim ile zamanı birlikte anlatır. Devinim ile zamanın kesiştiği kritik andır momentum. Bu nesnel ve çok özel durumun yarattığı bir fırsat demektir. Kısaca anı yakalamaktır. Bu çok özel an, güç etki ve sonuç üçlemesinde bildik ölçüleri değiştirir. Dün için etkisiz olan bir faktör anda etkili bir faktöre dönüşür. Bir sürece müdahalenin kapasitesi belli momentumda o sürecin doğurganlık kapasitesi ve zamanı ile doğru orantılıdır.Tüm dünyada yükselen dalga “değişim” dalgasıdır. Türkiye bir yandan diğer ülkeler gibi dünyadaki bu durumun etkileri altındayken diğer yandan aynı zamanda kendi tarihsel temellerinin doğurduğu kendine özgü bir değişim süreci ile karşı karşıya kalmıştır. Yazılarımda hep altını çizdiğim gibi bu çifte etki ülkemizin köklü demokratik değişimi için bir yandan fırsatlar diğer yandan tehlikeler yaratmaktadır. Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) uyum sürecine bağlı olarak ve ondan bağımsız olarak son dört-beş yıldır önemli sayılması gereken bir değişim sürecine girdiği açık gerçektir. Bu yapısal bir değişimdir ve önemi buradan kaynaklanmaktadır. Karşımızdaki sorun değişim sürecinin sürüp sürmeyeceği ile ilgilidir. Bu soruda da ayırt edici yan şudur: Bu süreç kesilirse eğer dört beş sene öncesine, yani AB ile uyum politikası öncesine değil çok daha gerilere, 1930’lara benzer koşullara dönülecektir. Çünkü büyüyen Türkiye’de değişim nesnel olarak kendini dayatmaktadır. Türkiye ya içine kapanacak veya dışa açılmayı, değişimi sürdürecektir. İçe kapanma ancak vesayet rejiminin ilksel modeline dönmekle olanaklı olabilir yani güdük de olsa, sözde de olsa parlamenter demokratik rejim yerine çok partili görünse de diğerlerinin baskı altına alınıp devlet partisi nitelikli bir partinin ya da koalisyon iktidarının demokratik olmayan yollarla sağlanıp korunduğu bir rejime dönüş. Yani kısacası her durumda değişim kaçınılmazdır ya ileriye doğru daha fazla demokrasi yolu veya geriye doğru reaksiyoner değişim yolu. Bir üçüncü yolun şansı artık yoktur, eğer bu bir şans ise. Bu saptamamız doğruysa eğer, bu seçimde ve sonucunda oluşacak yeni mecliste temel mesele nasıl değişim sorusundan önce, “değişim mi değil mi?” meselesi olacaktır. Bu nedenle kendi adıma seçimde bir adayı ya da partiyi değerlendirme kıstasım ne kadar demokrat veya ne kadar solcu olduğu olmayacak, bunların somut ifadesi olan demokratik değişimi dillendirip dillendirmediği olacaktır. Sanıyorum ülkemizin çağı yakalamasını halkın refahını önceleyen duyarlı çevrelerin de aradığı bu olacaktır. Bu konuda partilerin ne dediklerini biliyoruz ama bağımsız adayların hepsini tanımak ve onların da kendilerini bizlere tanıtması teknik nedenlerle hayli zor. Sayın Baskın Oran tanınma açısından önemli bir şansa sahip. Basından görüşlerini az çok biliyoruz. Sonradan sorunlar çıkmış olsa da solun ortak adayı olarak çıkması da önemli bir artı getirmektedir. Ve nihayet kendinin de açıkladığı gibi kendisine teklif edilen bu zor işi sivil demokrasiyi savunma misyonuyla üstlenmiştir. Yani çizgisi belirgin biçimde nettir. Yalnızca entelektüel cesareti ile değil tutumuyla da onu tanıdık. Kendisinin de içinde olduğu bir çalışma grubunun hazırladığı “azınlık hakları raporuyla” yargı önüne de çıktı ve görüşlerini orada da ödünsüz savundu. Ne yazık ki, AK Parti hükümeti bu raporun arkasında durma cesaretini gösteremedi ve kendi ayağına sıktığı kurşunlardan biri ve belki de ilki oldu bu. Tüm bu nedenlerle kendi adıma, İstanbul 2. Bölgeden bağımsız aday olan sayın Prof. Baskın Oran’ın 16 Haziran Cumartesi günü seçim kampanyasını başlatmak üzere Yeni Melek sinemasında yapacağı basın toplantısında söyleyeceklerini merakla bekleyeceğim.
