23 Haziran 2007Agos Gazetesi / Birgün Gazetesi
Ahmet Tulgar’ın 23 Haziran’da BirGün’de Baskın Oran ile yaptığı söyleşiye yer veriyoruz.
İstanbul 2’nci bölge bağımsız milletvekili adayı Baskın Oran kendisini "bağımsız bağımsız aday" olarak tanımlıyor.
Onunla bu kavramı, DTP’nin aynı bölgede bağımsız aday koymasını ve kampanyasını hangi doğrultuda planladığını konuştuk:
• Türkiye politik hayatında, bu seçim sürecindeki sol bağımsız adaylıklar ne ifade ediyor, hangi ihtiyaca cevap veriyor?
B. ORAN - Öncelikle çok önemli bir dönemeç noktasında, kavşak bile değil, olduğumuzu ifade edeyim. Bir kere, sol birleşebildi ve de büyük olasılıkla başarıya doğru gidiyor. Şimdi tabii asıl aday olayını ikiye ayırmak lazım. "Partiden bağımsız" ve "bağımsız bağımsız" diye ayırmak lazım. DTP’ninki bir teknik bir mecburiyettendi. Adamları parti olarak sokmadılar, fiilen sokmadılar yüzde ıo baraj nedeniyle. Onun da evveliyatı var. Benim "Türkiye’de Azınlıklar" kitabımda da sayılır: 28 tane Kürt partisini kapattılar art arda. Dolayısıyla "Sen parti olarak girmeyeceksin, kardeşim" dediler ve adamlar da mecburen bağımsız olarak giriyorlar. Bir de "bağımsız bağımsız"lar var. Hiçbir partiye bağımlı olmadan, sadece sol çevrelerin desteğini alarak girenler yani. Şimdi bu çok önemli. Gerçi birincisi de önemli. Kürtler’in Meclis’e girmemesi durumunda Türkiye’nin çok zorluklarla karşılaşacağını düşünüyorum. Ama "bağımsız bağımsız adaylar"ın çıkmasının birkaç tane çok büyük önemi var. Biz 1960’larda Marksizm ile tanıştık. En azından ben öyleyim ama yani kitlelerin tanışması da benimle aynı zamanda. 1970’lerde de Kürtler ile tanıştık. Ve ezilmiş, dışlanmışlar ikiye çıktı. İki işçi sınıfı ve emekçiler, ikincisi de Kürtler’di. 71 ve 8o’de başımıza felaketler geldi. Ve hâlâ kendimizi toparlamaya çalışıyoruz. Aradan geçen 35-40 yıl içinde dünyada ve Türkiye’de çok büyük toplumsal ve dolayısıyla ekonomik değişimler oldu. Ve bunların sonucunda yeni toplumsal güçler ortaya çıktı. Sol bu yıpratılmışlık içinde bunlarla ilgilenemez oldu. Genel olarak 60’lar, 70’lerin ezilmiş ve dışlanmış kategorilerinde durdu. Oysa ondan sonra kadın hareketi çıktı, eşcinsel hareketi çıktı. Yeşiller çıktı, Çerkesler çıktı, Aleviler çıktı, Lazlar çıktı, hatta Çingeneler çıktı. Artık onlara Roman mı diyeyim, Çingene mi diyeyim bilemiyorum, ben Çingene deme taraftarıyım çünkü Çingene kelimesi ile iftihar etmelerini istiyorum. Mesela sakat demek istiyorum çünkü sakat kelimesi ile iftihar etmelerini istiyorum. Dolayısıyla sol bu yeni toplumsal hareketleri kucaklayamadı.
• "Bağımsız bağımsız adaylar" derken kimleri kastediyorsunuz?
B. ORAN - DTP’nin adayları dışındakileri kastediyorum. Dolayısıyla DTP’liler Meclis’e belli bir sayıda girecek ve grup kuracaklardır.
• Ufuk Uras da ÖDP’li, ÖDP Genel Başkanlığından gelen bir aday olarak giriyor seçimlere bağımsız olarak. O "bağımlı bağımsız" değil mi?
B. ORAN - Ama onun Meclis’te grup kurması mümkün değil. O da yani benimle üç aşağı beş yukarı... Dolayısıyla biz bunu bir bağımsız sol aday hareketi olarak görmek istiyoruz. Ve olay da ufak istisnalarla bu. Ben bütün bu toplumsal hareketlere dönersek, bunları kucaklayan sola "çağdaş sol" diyorum. Bizim bir görevimiz bunları kucaklamaksa, bir diğeri de ezberleri bozmak. Yandaşları ile beraber. "Ol mahiler ki, derya içinde deryayı bilmezler." Balık suda yaşadığı için suyu bilemez. Biz bugün yaptığımız işin önemini ancak sonra saptayabileceğiz. Biraz tarih bilgimizle ancak bugünden bir projeksiyon yapabiliriz. Bu önümüzdeki dönemlerde çok önemli bir meşale olacak. Onun için biz bir arkadaşımızdan rica ettik, çok titiz bir heriftir, vakanü-visliğini yapıyor bizim çalışmalarımızın. Bütün yapılan tartışmaları kaydediyoruz.
• Siz diğer sol adaylardan farklı olarak politik olmaktan sosyolojik bir söylem, daha doğrusu sosyolojist bir söylem tutturdunuz. Bu örgüt yapılarından bağımsız olmanızdan mı kaynaklanıyor?
B. ORAN - Ya, başka çaremiz var mı? Bu çok ezber bozucu bir söylem. Biz sadece karşımızdakilerin ezberini bozmakla yetinemeyiz. Eğer ciddi olarak algılanmak ve ciddiye alınmak istiyorsak yanımızdakilerin de ezberini bozmalıyız. Onun için bu yaklaşımlar yadırganabilir ama hayret verici biçimde en az benim gözlem altına alabildiğim çevrelerde yadırganmaz. "Ulan, sen ibne misin?" demedi kimse mesela şimdiye kadar. Çünkü ben bunu kapalı bir biçimde cezaevinde duydum. Bir Gazozcu Doğan vardı, konuşuluyor böyle, "Ya bu insanlar bu kadar zorluk çekmek isterler mi? Bu doğal karşılanmalı" dedim. "Şimdi Hoca sen bize ibneleri mi müdafaa edi-yon?" dedi. Allahtan, 1971’den bu yana çok yol geldik ama tabii bu Yozgat’ta, Çorum’da olmazdı. Onun için ben İstanbul 2’nci bölgeden aday olmayı tercih ettim. 2’nci bölge seçmeni açık zihinli bir seçmen. Tabii çok karışık Gaziosmanpaşa’dan Sarıyer’e kadar laboratuvar ortamı gibi. Ama bütün bu ezilmiş ve dışlanmışların toplandığı bu ortamda ezilmiş ve dışlanmışların sesi duyurulabilir ve yadırganmaz. Ama tekrar vurgulamak istiyorum bu İsparta’da olamazdı. Onun için arkadaşların tavsiyesi ile ben bu bölgeden aday oldum. Yoksa doğalı benim Ankara’dan aday olmamdı.
• Doğan Erbaş’ın DTP tarafından bağımsız aday olarak sizinle aynı bölgeden gösterilmesi üzerine çok konuşuluyor. Erbaş, benim kendisiyle yaptığım röportajda bölgenizi kendinizin belirlemenizi ve "PKK terörü" kavramını kullanmış olmanızı gündeme getirdi. Bu konuda ne diyeceksiniz?
B. ORAN - Bu konuda insanların ileri sürdükleri gerekçeler onları tatmin ediyorsa o zaman hiçbir sorun yoktur. Çünkü bu bizim sorunumuz değil. Bu DTP’nin bir iç sorunu. Onların halletmesi gereken bir şeydi bu. Biz bununla ilgilenmiyoruz. Çünkü biz kendi yolumuzda yürüyoruz, fikriyatımızın ve burnumuzun dikine. Bu "Bizim dışımızda aday oldu" meselesini ben anlamadım. Çünkü ben DTP’nin bağımsız adayı değilim, ben bağımsız adayım. İkinci olarak "Bizden habersiz" demesi tuhaf, çünkü benim aday olacağımdan DTP’nin resmen haberi vardı, çünkü bana benim adaylığımın açıklanmasından bir hafta kadar önce iki kere geldiler. İkincisinde eşbaşkanlar olarak geldiler. Dolayısıyla bu doğru değil. "PKK terörü" meselesine gelince, bir kere bir örgüt terör örgütü olmaz, çünkü sadece terör yapmak için bir örgüt kurulur mu? Bir örgüt kurulur, belli bir amaçla. Ondan sonra da ya bu konuda terör yapmak zorunda kalır yahut terörü araçlarından biri olarak ilan eder. Şimdi dolayısıyla bu "PKK terörü" kavramı kullanılabilir. Şimdi mesela kalkıp da bir alışveriş merkezinin ortasında bomba patlatanın PKK olduğu saptanırsa bu "PKK terörü"dür. Ama hemen yanlış anlaşılmaması için derhal ilave edeyim o Ankara’da ve daha küçük çapta olmak üzere burada, Bakırköy’de patlatılan iki bombanın PKK tarafından atılıp atılmadığını bilmiyorum. Çünkü hemen aklıma Emekli Korgeneral Tokat’ın "Mu-azzaf komutanken Hizaya gelsinler diye savcı ve yargıçların evine bomba attırdım" deyişi geliyor. Emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun Fatih Güllapoğlu ile konuşurken 6-7 Eylül rezaletinden bahsederken "Ne muazzam organizasyondu, değil mi?" deyişi aklıma geliyor ve hemen düşüncelere dalıyorum "Kim patlattı Ankara, Ulus’ta o bombayı?" diye, üstelik de olaydan iki saat sonra başparmağından tesbit edilmesi de ilginç. Şimdi dolayısıyla eğer bunu PKK yaptıysa "PKK terörü" tabiri kullanılabilir ama ben bunu böyle çok kolaylıkla kullanmak istemiyorum, sebebi eğer "PKK terör yapıyor" deniyorsa derin devlet de terör yapıyor. Geçenlerde bir emekli astsubay yakalandı, 30 el bombalı bir kasayla, içinde üç tane eksik, ne tuhaf aynı tipte üç el bombası atılmış. Neyniş efendim, el bombalarındaki parmak izleri tutmuyormuş, ilginç.
Yani bunu da duyduk ya, artık gam yemeyiz. Bir de Ankara’daki aday tanıtım toplantısına gitmememi gerekçe gösteriyorlar-mış DTP’liler. Ben oraya gidemedim çünkü İstanbul’da seçim faaliyetindeydim ben. Ve benim Ankara’ya gelmeyeceğimi biliyorlardı. Kaldı ki Ankara’da da olsam ben DTP’nin adayı olmadığım için o toplantıda yerim yoktu benim.
• Tayyip Erdoğan’ın DTP’ye mavi boncuk göndermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
B. ORAN - Ama "DTP ile yapmayız" dedi.
• "HÖH çizgisine gelirse yaparız" dedi ya.
B. ORAN - Şimdi bizim solda bir çocukluk hastalığı var. DEP’liler bu hastalığı geçirdi. Şimdi onun farkındalar. O yemin meselesini. Şimdi DTP’nin de Meclis’e girdikten sonra bir şeyi algılayacağı kesin, biz şu anda sistemin içine giriyoruz. Siyaset biliminde iki temel seçenek vardır. Bir, sistemi yıkmaya çalışmak, iki, sistemi kabul etmek. Sistemi kabul etmenin de yolu ya sistem dışında kalarak eleştirmek ya da sistemin içine girerek eleştirmek. Sistemin içine girdin mi artık sistemi yıkmak diye bir olay yoktur. Sistemi düzeltmek, insancıllaştırmak diye bir olay vardır. DEP’in çocukluk hastalığını geride bırakacağını düşünüyorum DTP’nin. O zaman benim gibi "bağımsız bağımsızlar"in Türkiye’nin güzelleşmesi için DTP ile çalışma olanakları o oranda artar.
Hepimiz bu çocukluk hastalıklarından kendimizi kurtarmalıyız. HÖH hareketi çok ciddi bir harekettir. Ben HÖH hareketini bilirim. HÖH çok akıllıca hareket etti. Asla ve kata Türklerin etnik partisi olmadı. Yüzde 40 oranında da aldığı oy etnik Bulgarlar’dan. Ve bir sürü Bulgar milletvekili çıkarıyor HÖH. Gücü buradan geliyor.
Benim gücüm de, Beyaz Türk olduğum halde sadece Beyaz Türkler’i değil Beyaz Türk olmayanları temsil etmemden geliyor. Bu HÖH olayı daima aklımızda tutmamız gereken, özlememiz gereken bir olay. Artık şunu öğrenmiş olmamız lazım, Türkiye’de etnik partinin hiç bir şansı yok.
• Siz Meclis’e ne için girmek istiyorsunuz?
B. ORAN - Ben iktidar olmak için değil ana muhalefet olmak için giriyorum Meclis’e. Şu anda Türkiye’de iktidar olmaktan daha önemli bu olay. Fakat ben kimim? İpimle kuşağımdan ibaret bir adamım. Dolayısıyla iktidar olmam gibi bir şey söz konusu olamaz. Ben bir köprübaşı tutmaya gidiyorum, duyulmayanı duyurmaya gidiyorum. Ben bir prototipim, yoksa seri üretim sonra gelecektir. Ama partiler benim gibi düşünemezler.