Aşırı sıcakların sınıfsal boyutu son derece gerçek ve tehlikeli; ancak bu durum, milyarderlerin kontrolündeki basının kendi gündemini yaymasına engel olmuyor.

Aptallığın artık dibe vurduğunu düşündüğünüz her seferinde, yeni bir alt seviyeye ulaştığını görüyorsunuz. Meğer insan kendisi için iklim bilimini inkar etmekten daha da derin bir çukur kazabiliyormuş: aşırı sıcaklıkların yarattığı sağlık risklerini inkar etmek. Geçen hafta milyarderlerin kontrolündeki basında, köşe yazarları ve başyazarlar, sıcak hava dalgasının sağlık üzerindeki etkilerini, özellikle de okullarda, önemsizmiş gibi gösterdiler. Sıcaklıkların yeniden yükseleceği tahmin edilen önümüzdeki hafta da bu tür haberlerin artması bekleniyor.
Telegraph gazetesinde (“gazetenin görüşünü yansıtan”) “Sıcak hava hakkında abartılı uyarılar toplumu çocuk yerine koyuyor” başlıklı bir başyazıda, “insanların büyük ölçüde kendi başlarının çaresine bakacağına güvenildiği yetmişli yılların aksine, resmi makamlar artık her fırsatta halka sıcak havanın riskleri konusunda ders verme ihtiyacı duyuyor” denildi. Aşırı sıcak uyarıları yayımlanıyor ve hava durumu haritaları “endişe verici bir kırmızıya boyanıyor”. Ne kötü bir yaklaşım! Hükümet, uyarılar yayımlamak yerine, insanların “gereken uygun önlemleri” kendilerinin alacağına güvenmeliymiş. Hepimiz bununla “yaşamayı öğrenmeliymişiz”. Çok doğru: Sıcakların tehlikesini görmezden gelen ve sıcaklıkların yol açtığı gereksiz ölümleri göze alan o meşhur “buldog ruhuna1 ne oldu? Kriket, ılık bira, aşırı ölüm oranı: İşte milli karakterin işaretleri.

Yine Telegraph gazetesinde, “1976’da sıcak hava dalgası histerisi bir gün bile sürmezdi” başlıklı yazıda, köşe yazarı Ysenda Maxtone Graham, o yıl yaşanan sıcak hava dalgası sırasında – ki kendisi bunu “iki ay süren keyifli bir eğlence” olarak hatırlıyor – “çoğu kişinin, dadılık taslayan koruyucu bir müdahaleye gerek kalmadan sağduyulu davrandığını” ısrarla ifade etti. Oysa şimdi, “sağlık uyarıları, metroda yolculara yanlarında bir şişe su taşımaları için yapılan küçümseyici anonslardan, sanki sağlıklı bir yetişkin biraz güneşe maruz kalınca aniden ölebilecekmiş gibi sunulan akla mantığa sığmayan saçma sapan mesajlara kadar uzanıyor”. Sağlıklı olmayan yetişkinleri bir kenara bırakalım. Ya da engellileri, yaşlıları ve çocukları da…Oysa bunların hepsi sıcaklıklara karşı muhtemelen daha savunmasız durumda. Graham, 1976 yılında “okulların sıcaklık nedeniyle kapanmadığını” ve çocuklarla öğretmenlerin kahramanca “sıcaklığı 30 dereyi bulan sınıflarda bunaldıklarını” ileri sürdü.
Maxtone Graham’ın köşe yazısı, The Sun gazetesinde Jane Moore imzasıyla yayımlanan “Sıcak havalarda okullar neden KAPANMAK zorunda ki? Bugünün aşırı koruyucu ve paniğe yol açan devlet anlayışını unutalım – hadi 1976’ya geri dönelim” başlıklı yazıyla dikkat çekici bir benzerlik gösteriyordu. Moore, 1976 yılını “hayatının en güzel yazı” olarak hatırlıyordu. Görünüşe göre o dönemde, “sağduyuya örnek gösterilmesi gereken” zorluklara göğüs geren “gözükara bir ruh” hakimmiş.
Daily Mail gazetesi, alt başlığında “1976’da … okullar AÇIK KALDI” iddiasına yer veren bir makale yayımladı. Oysa, Carbon Brief’ten Leo Hickman’ın da işaret ettiği gibi, 1976 Haziranı’ndaki sıcaklıklar geçen hafta kaydedilen rekor seviyelere hiç ulaşmamış olmasına rağmen, okullar o yılki sıcak hava dalgası sırasında en azından erken kapanmıştı. Üstelik 1976’da sıcak hava kuruydu; geçen hafta ise nem oranı yüksekti ve bu da sağlık risklerini daha da artırıyordu. Ancak böyle bir çukur kazılır kazılmaz, tüm sağcı medya bu çukura atlamaya mecburmuş gibi davranıyor. Sık sık, solun dayanışmayı öğütlediği halde çuvala girmiş kediler gibi kendi içlerinde sürekli kavga ettiği söylenir. Oysa sağ, bireyciliği vaazederken, saçma ve hiçbir kanıta dayanmayan iddiaları hep bir ağızdan tekrarlıyor.
Uyarıların ve tavsiye edilen önlemlerin hayat kurtardığını gösteren çok güçlü kanıtlar bulunmaktadır. Kızıl Haç, 2023 yılında, eskiden nadir görülen sıcak hava dalgalarının sağlık üzerindeki riskleri konusunda, Birleşik Krallık’ta şaşırtıcı derecede yetersiz bir farkındalık olduğunu ortaya çıkardı. Geçen yıl Energy Research & Social Science dergisinde yayımlanan bir araştırma, katılımcıların %49’unun “aşırı sıcaklarla nasıl başa çıkılacağı konusunda çok az bilgisi olduğunu ya da hiç bilgisi olmadığını” ortaya koydu. Bununla birlikte, şüphesiz Telegraph gazetesini memnun edecek şekilde, hükümetin uyarıları belirsiz, yorumlanması zor ve etkili önlemlerle desteklenmiyor. Varsın cesetler üst üste yığılsın.

Gençliğinizin o huzurlu günlerini sevgiyle anmak, deneysel bir karşılaştırma için asla iyi bir temel oluşturmaz. Ancak bu sorunu daha da belirgin kılan, açıkça kabul edilmeyen sınıf politikalarıdır. Yeşilliklerle çevrili sokaklarda güzel evlerde ya da klimalı ofislerde rahat bir yaşam süren köşe yazarlarının, başkalarına zorluklara göğüs germelerini öğütlemesi yeni bir şey değil. Ancak sıcaktan korunma konusundaki sınıfsal eşitsizlik, evlerin ve kamu binalarının aşırı hava koşullarına ne yazık ki hiç uygun olmadığı İngiltere’de özellikle ciddi boyutlarda.
Yukarıda bahsettiğim makalede, ayrıca hanelerin %82’sinin yaz aylarında en az bir odayı serin tutmakta zorluk yaşadığını bildirdiği ortaya çıktı. En yoksul yarıdaki hanelerin aşırı ısınma oranı, “daha yüksek gelir grubunun üst yarısındaki hanelerin oranının iki katıydı”.
Diğer birçok çalışma da benzer sonuçlara ulaşmıştır. Kararlı sıcaklıklar, zenginlerin ayrıcalığıdır.
Aşırı sıcaklık, metabolizmaları daha yüksek ve terleme oranları daha düşük olan çocukları çoğu yetişkinden daha fazla etkiliyor. Çocukların termal konfor seviyeleri ortalama olarak 1,9-2,8 °C daha düşük. Sıcak hava dalgaları sırasında sınıfta kusan ve bayılan çocuklarla ilgili pek çok vaka bildirilmekte. 25°C’nin üzerindeki sıcaklıklar, öğrencilerin bilişsel performansını sınırlamakta. Hükümetin İklim Değişikliği Komitesi, “32°C sıcaklıktaki bir günde sınava girmenin, 22°C sıcaklıkta bir güne kıyasla sınavı geçme olasılığını yaklaşık %10 azalttığını” bulguluyor. Bu da genellikle daha iyi binalara ve klimalı sınav salonlarına sahip olabilen özel okullar için bir başka avantaj.
Ancak, hükümet, bana da teyit ettiği üzere, okullar için herhangi bir azami sıcaklık sınırı belirlemiyor. Aksi takdirde, bir şeyler yapmak zorunda kalabilirdi. Bunun yerine, okullara kapıları ve pencereleri açıp kapatmalarını ve cihazlardan kaynaklanan ısıyı en aza indirmelerini tavsiye ediyor. Oysa bu tavsiyeler, pencereleri açılmayan sınıflarda başa çıkılması imkansız ısı yükleriyle mücadele eden öğretmenleri çaresiz bırakıyor.
Hampshire’daki okullar üzerinde yapılan yeni bir araştırma, sınıfların %66’sının “bilişsel işlevlerde bozulma riski” taşıdığını ortaya koyuyor. Önlem alınmazsa, bu oran 2050 yılına kadar %92’ye çıkacak. Şimdiden, fizyolojik açıdan tehlikeli sıcaklık seviyeleri anlamına gelen “ısı stresi”, sınıfların %6’sını etkiliyor. Birçok okul binası, özellikle de 1950’lerden itibaren tercih edilen “hafif, aşırı camlı, tek cepheden havalandırılan” modeller başta olmak üzere, sıcak yaz koşullarına kesinlikle uygun değil.
Yıllardır uygulanan kemer sıkma politikaları nedeniyle birçok sınıf berbat durumda. On yıllar önce yenilenmesi gereken okul binaları hâlâ kullanılıyor. Bu programı tasarlayan Muhafazakarların, kamusal hizmetlerin gerilemesinin kendi sınıflarına daha da fazla ayrıcalık sağladığını gözden kaçırmış olmaları pek olası değil. Dolayısıyla, koşullarını kendi lehlerine böylesine açık bir şekilde düzenledikleri “rekabet” kavramını kutsallaştırmalarına şaşmamak gerek.
Böylece bugün de her zaman olduğu gibi, zenginler yoksullara ders veriyor ve onların yaşamlarını iyileştirip koruyabilecek son derece yetersiz önlemlerin bile kaldırılmasını talep ediyor.
“Dayanıklı olmamız gerekiyor” şeklindeki iddiaları her zaman “onların (yoksulların) dayanıklı olması gerekiyor” anlamına geliyor gibi görünüyor; bu sırada biz zenginlerin hayatı ise daha rahat hale geliyor. Gösteriye dönük bir cehalet, bu tür gazeteciliğin olağan hali. Ancak, bunda aynı zamanda neşeli ve züppece bir acımazsızlık unsuru olup olmadığını düşünmeden edemiyorum: Benim durumum iyi, o halde bırakın ayaktakımı da hak ettiğini bulsun.
1 Buldog ruhu: İngilizlerin zorluklar karşısındaki cesaretini, direncini ve yılmazlığını anlatan olumlu bir ifadedir. Monbiot, bu ifadeyi tersine çevirerek, sıcak hava tehlikesini küçümsemenin bir cesaret göstergesi olmadığını; aksine bilgisizlikten kaynaklanan ve önlenebilecek ölümlere yol açan sorumsuz bir tutum olduğunı anlatıyor.
* George Monbiot'un 'When the right denies the true danger of heatwaves, ask yourself this: whose children’s lives is it willing to risk?' adlı makalesi Bahar Özay tarafından çevrilmiştir.

