"İklim krizi artık bir ihtimal değil, bir gerçek"

-
Aa
+
a
a
a

İklim Kuşağı Konuşuyor’da Atlas Sarrafoğlu, iklim krizinin sağlık, adalet ve gündelik yaşam üzerindeki etkilerini Afrika’da artan sıtma riski, Hollanda’daki iklim davası, Amsterdam’ın reklam yasağı ve Kuzey Amerika’daki aşırı kış koşulları üzerinden değerlendiriyor.

""
"İklim krizi artık bir ihtimal değil, bir gerçek"
 

"İklim krizi artık bir ihtimal değil, bir gerçek"

podcast servisi: iTunes / RSS

Merhaba Apaçık Radyo dinleyicileri, İklim Kuşağı Konuşuyor programı başlıyor, ben Atlas Sarrafoğlu. Bugün programımda haftanın çeşitli açılardan iklim krizine değindiği haberleri derledim. Dünya ısınıyor, ama olan biten sadece sıcaklık artışı değil. İklim krizi, bir yandan hastalıkları büyütüyor, bir yandan adalet arayışını mahkeme salonlarına taşıyor, bir yandan da şehirlerin gündelik hayatına giriyor.



İklim krizi sadece buzulları eritmekle, ormanları yakmakla kalmıyor; sessiz ama ölümcül bir şekilde hastalıkları da büyütüyor. Yeni bir araştırmaya göre, iklim değişikliği önümüzdeki 25 yıl içinde Afrika’da yarım milyondan fazla ek sıtma ölümüne yol açabilir. Üstelik bu tablo, ülkelerin mevcut iklim taahhütlerini yerine getirmesi durumunda bile geçerli.

Araştırma, aşırı hava olayları, artan sıcaklıklar ve değişen yağış rejimleri nedeniyle Afrika genelinde 123 milyon yeni sıtma vakası görülebileceğini ortaya koyuyor. Eğer sıtmanın ölüm oranı bugünkü seviyede kalırsa, bu artış 532 bin insanın hayatına mal olacak.

Çalışmanın yazarları, iklim ısındıkça seller gibi “yıkıcı” hava olaylarının Afrika’nın büyük bir bölümünde daha sık ve daha şiddetli hale geleceğini söylüyor. Bu da sıtma tedavi programlarının aksamasına, evlerin zarar görmesine ve insanların korunmasız kalmasına neden oluyor. Bunun yanı sıra yükselen sıcaklıklar ve değişen yağışlar, sıtma taşıyan sivrisineklerin yaşayabileceği alanları genişletiyor; yani hastalık yeni bölgelere taşınıyor.

Kısacası iklim krizi, bugünün de bir halk sağlığı krizi. Ve bu kriz, en az sorumluluğu olan coğrafyalarda, en ağır bedelleri ödetiyor. Bu tablo, iklim krizinin yalnızca sağlıkla sınırlı kalmadığını gösteriyor. Aynı kriz, devletlerin sorumluluklarını ve yurttaşların haklarını da doğrudan ilgilendiriyor. Bunun son örneği Hollanda’dan geldi.

İklim adaleti mücadelesinde tarihi bir eşik daha aşıldı. Hollanda’da bir mahkeme, ülkenin mevcut iklim politikalarının yetersiz olduğuna ve ayrımcı olduğuna hükmetti. Kararın muhatabı ise Karayipler’de, Hollanda’ya bağlı Bonaire Adası’nda yaşayanlar.

Lahey Bölge Mahkemesi, Hollanda hükümetinin sera gazı emisyonlarını yeterince azaltmadığını ve Bonaire halkını iklim krizinin etkilerinden — özellikle deniz seviyesinin yükselmesi ve aşırı hava olaylarından — koruyamadığını açıkça ortaya koydu. Mahkemeye göre bu durum, Bonaire’de yaşayanların insan haklarının ihlali anlamına geliyor.

Bu kararla birlikte Hollanda hükümeti iki temel konuda sorumluluk altına girdi: Birincisi, Bonaire için gerçek ve kapsamlı bir iklim uyum planı hazırlamak. İkincisi ise daha iddialı sera gazı azaltım hedefleri belirlemek.

Hukukçular bu kararı “çığır açıcı” olarak nitelendiriyor. ClientEarth’ten avukat Vesselinа Newman’a göre bu dava, bu ölçekte başarıyla sonuçlanan ilk ulusal uyum davası ve dünyada benzer davaların önünü açacak. Karar aynı zamanda, geçen yıl Uluslararası Adalet Divanı’nın verdiği görüşe bir kez daha atıf yaparak, uluslararası hukukun iklim davalarındaki etkisini net biçimde ortaya koyuyor.

Bu dava bize bir kez daha şunu hatırlatıyor: İklim krizi sadece bir çevre meselesi değil; bir insan hakları meselesi. Ve en az sorumluluğu olan ada toplulukları, krizin en ağır sonuçlarıyla baş başa bırakıldığında, adalet artık mahkeme salonlarına taşınıyor. Hollanda’da iklim krizi hem mahkemelerde hem de şehirlerin aldığı kararlarda kendini gösteriyor.



Haberim hȃlȃ güzel şeylerin yapılabileceğine de işaret ediyor. Hollanda’nın başkenti Amsterdam, iklim değişikliğiyle mücadele için hamburger gibi et ürünleri ile fosil yakıt ürünlerinin reklamlarını yasaklama kararı alarak, çevre ve halk sağlığını korumaya yönelik tarihi bir karara imza attı. Hollanda’nın başkenti, et ve fosil yakıt ürünlerinin reklamlarını yasaklayan dünyadaki ilk başkent olmaya hazırlanıyor. Uzmanlara göre bu adım, şehirlerin iklim değişikliğiyle mücadelede daha aktif rol alması açısından örnek teşkil edebilir. Amsterdam Belediye Meclisi, yapılan oylamada, hamburger, tatil gemisi, dizel araçlar ve havayolu seyahatleri gibi çevreye zarar veren ürün ve hizmetlerin reklamlarının kent genelinde yasaklanmasını kararlaştırdı. Yeni düzenleme 2026 yazından itibaren yürürlüğe girecek. Karar kapsamında, sokaklar, meydanlar, toplu taşıma durakları ve açık alanlarda bu ürünlere ait reklam panolarına izin verilmeyecek.

Yetkililer, özellikle et üretiminin sera gazı salımı, hayvan sindirimi ve gübre kaynaklı metan gazı nedeniyle iklim değişikliğine ciddi katkı sağladığını, ayrıca mera açmak için yapılan ormansızlaşmanın karbondioksit salımını artırdığını vurguladı. Kararın mimarlarından olan Yeşil Sol Parti, düzenlemeyi “iklim ve halk sağlığı için büyük bir zafer” olarak nitelendirdi. Parti meclis üyesi Jenneke van Pijpen, “İklim krizini körükleyen büyük şirketlerin reklamlarına Amsterdam’da artık yer yok” ifadelerini kullandı.

İklim krizinin etkileri yalnızca uzun vadeli kararlarla olduğu kadar ani ve yıkıcı hava olaylarıyla da kendini gösteriyor.

2026 Ocak ayının sonunda Kuzey Amerika’yı etkisi altına alan sert kar fırtınası, ABD’nin büyük bir bölümünde aşırı soğuk, yoğun kar, buzlanma ve uzun süreli elektrik kesintilerine yol açtı. New Mexico’dan New England’a kadar uzanan geniş bir bölgede yüz binlerce insan elektriksiz kaldı; kuzeydoğuda kar kalınlığı bazı yerlerde bir metreyi aştı.

Bu ani soğuk dalgasının arkasında, kutup girdabı olarak bilinen atmosferik sistemin zayıflaması ve güneye doğru sarkması yatıyor. Normalde Kuzey Kutbu çevresinde dönen bu soğuk hava kuşağı, bu kez ABD’nin içlerine kadar indi ve jet akımını dalgalandırarak dondurucu havayı güneye taşıdı.

İşin kritik noktası şu: Kışın başında yaşanan olağan dışı sıcaklıklar ve ısınan okyanuslar, bu fırtınayı daha da şiddetli hale getirdi. Özellikle Meksika Körfezi’nden gelen sıcak ve nemli hava, soğuk hava ile karşılaşınca yoğun kar, buzlu yağmur ve aşırı yağışları tetikledi.

Bilim insanları, iklim kriziyle birlikte kutup girdabının daha sık bozulduğunu ve bunun da seyrek ama çok daha sert kış olaylarına yol açabildiğini söylüyor. Yani dünya ısınırken, bazı bölgelerde daha yıkıcı soğuklar görmek bir çelişki olmaktan çok iklim krizinin bir sonucu.

Ve bitirmeden önce, büyük resmi bir kez daha hatırlayalım.. Bizim tek evimiz, gezegenimizde; okyanuslar öldürülüyor. Ormanlar yok ediliyor. Verimli topraklar kayboluyor. Büyük canlılar yok olma eşiğinde. Böcekler sessizce siliniyor. İklim krizi artık bir ihtimal değil, bir gerçek. Yok oluş gelecekte daha çok yaşanacak ama şimdi de yaşanıyor. 

Ama bunların hiçbiri manşetlerde yok. Çünkü asıl kriz, yalnızca doğada değil; neye bakmayı seçtiğimizde.

Bizimle kaldığınız için teşekkür ederiz. Gelecek Cuma günü yine iklim krizi ile ilgili anlattıklarımı dinlemek isterseniz burada olacağım. Haftaya Cuma 18:00’de buluşana dek kendinize, sevdiklerinize ve tabii ki gezegenimize iyi bakın.