Sadânüvis: Gülriz Sururi anısına...

Sadânüvis: Gülriz Sururi anısına...

24 Ocak 2019
Fotoğraf: İKSV

Dikkatli, gözlem yapan dünya üzerinde olup biteni yakından takip etmeye çalışan bir insandı. Vasiyeti de bu dikkatlerinin, gündelik hayatımızdaki çarpıklıkları eleştirip buna karşı tavrını ortaya koymasının belgesidir...

Sadânüvis podcast servisi: iTunes / RSS

Müzik, Gel öpüşelim Asaletmeap Opereti,

Besteci: Muhlis Sabahattin, Okuyanlar: Suzan ve Lütfullah Sururi, Süreyya Operet Heyeti Orkestrası

Gülriz Sururi Türk tiyatrosunun yetkin, tanık olduğu dönemi ayrıntılarıyla berrak, düzgün bir dille aktaran anı kitabı 'Kıldan İnce Kılıçtan Keskince'yi 5 Ocak 1988 tarihinde benim için "Sevinçle" yazarak diye imzalamış.... Demek otuz yıl olmuş tanışıklığımız. Sanırım bir oyun prömiyeri veya galasında kendisine; "Elimde annesinin plakları olduğunu," söylemiştim.

Heyecanlanmış dönerek yanındaki eşi Engin Cezzar'a aktarmıştı. Az önce plakta seslerini dinlediğiniz Suzan ve Lütfullah Sururi, Gülriz Hanım'ın anne ve babası olurlar.

Burhan Arpad'ın tiyatro ve operet hayatını anlatan kitaplarının birinde naklettiğine göre: Lütfullah Sururi sokakta karşılaştığı Burhan Arpat'a "Bir gün bize gel de, Suzan'ın Almanya'da yaptığı otuz kadar plağı dinleteyim," demiş. Öncelikle söylemek isterim bugüne kadar otuz plaklık bir Suzan Lütfullah repertuvarı tespit edemedim. Ama 12-13 kadarını gördüm. Diyelim tamamı 15 taneydi ve o zaman 30 kadar eserden söz edebiliriz. Kast edilen 30 Plak değil, 30 eser olmalı. Polydor firmasına ait bir katalog bulunmaması bizi böyle tahminler yapmaya itiyor.

Gülriz Hanım'ı Üsküdar Köprülü Konak'ta ki evime plakları dinlemeye davet ettim. Bir gün kararlaştırdık. Tarih; kitabı imzaladığı 5 Ocak 1988 tarihden önceki 1987 sonbaharı olmalı... Muhtemelen Aralık ayı... Belki kitabı yanında getirdi, hatırlamıyorum o kısmını.

O gün geldiğinde bir öğleden sonrası karşılamaya Üsküdar iskelesine indim. Engin Cezzar'la birlikte muhtemelen arabalı vapuru ile geçmiş olacaklar. Zaten Gümüşsuyu'nda Alman Konsolosluğu'nun yakınında oturuyorlardı. Bir taksiyle eve çıktık. Çay, sohbet ve nihayet plakları dinlemeye geçtik.

Plakları yerleştirdim, gramofon dönmeye başladı. Gülriz Hanım bir zaman sonra ağlamaya başlamıştı. Çünkü henüz beş yaşındayken annesi Suzan Hanım; Adana turnesi sırasında yakalandığı bir humma neticesinde hastalanmış 12 Ocak 1933 günü Taksim Alman Hastanesinde vefat etmişti... Gülriz Hanım beş yaşındaymış bu nedenle annesine dair hatırasında kalmış hiç bir iz yok. Annesini hatırlamıyordu. Kendisine anlatılanlar bildiği kadarıyla şöyle olmuş olay. Gökhan Akçura'dan naklen okuyorum:

"Dinmeyen ateşine teşhis konamaz bir türlü, Sahneye çıkamaz olur, kalkamaz yataklardan. Heyet İstanbul'a dönmek zorunda kalır. Fakat Suzan'ın hastalığını İstanbul'daki doktorlar pek kolay teşhis edemezler. Kimisi, zehirli sinek sokmuş olacak, derken kimisi, çok zayıf zafiyet geçiriyor, der. Bir başkası derhal ameliyat etmek gerek, safra kesesi iltihabı, der, der demez acele Alman Hastanesine yatırılan Suzan'a ameliyat yapacak olan devrin ünlü bir operatörü: 'Yarın arife, alışveriş yapmam lazım. Öbür gün mübarek Ramazan-ı Şerifin ilk günü, Allahın izniyle Ramazan'ın ikinci günü ameliyat ederiz Suzan Hanım kızımızı' der.

Ama Suzancık ameliyat gününü bekleyemeden mübarek Ramazanın ilk günü, sabaha karşı septisemiden, safra kesesinin patlaması sonucu iltihabın kana karışmasından, hayata gözlerini kapar, yirmi üç yaşına basmamıştır henüz. Soğuk bir kânunisâni sabahının alacakaranlığında, sevgili Lütfullah'ın kollarında."

Karşılaşmamızın iyi tarafı bendeki plaklar Gülriz Hanım'ın bilmediği, o güne kadar dinlemediği plaklardı. Gülriz Hanım kendisinde de iki tane plak bulunduğunu söyledi. Ve bende olanlar değildi. Buna sevinmiştik.

Şimdi o plaklardan birini dinleyelim. Suzan Lütfullah hanımın Polydor firmasına yaptığı ve ayrıca Süreyya Operet Heyeti plaklarını Sadanüvis'te yer alacaktı, elbette çalacaktık onları da. Gülriz Hanım'ın vefatı bu özel programı gündeme getirdi. Ayrıca garip bir tesadüfle; Gülriz Sururi'nin vefatıyla ilgili yapılan bu programın yayınlandığı gün; annesi Suzan Hanım'ın vefat ettiği gün. 12 Ocak...

Ah Erkekler Almanya'da Polydor stüdyolarında yapılmış, diğer okuduğu plaklar gibi bu da batılı besteler, Türkçe sözler yazılarak icra edilmiş. Aralarında tangolar, operet şarkıları ve günün hafif müzikler almış.

Kayıt tarihinin 1932 yılı olması gerekir. Suzan Hanım'ın vefatı 12 Ocak 1933 olduğuna göre öyle bir tarihe denk geliyor. Suzan Hanım Süreyya Opereti temsilleri şöhret bulmuş ve Alman firmasından teklif almış olduğuna göre 32 yılı olma olasılığı kuvvetli bir ihtimal. Süreyya Opereti Orkestra şefi Carlo D'alpino Capoçelli plak kaydında onların yanında bulunmuş. Lütfullah Bey ve Suzan Hanım'la birlikte Almanya'ya gittiği anlaşılıyor.

Müzik Ah Erkekler, Suzan Lütfullah Hanım, beste: Butet. Orkestra şefi: Carlo ' D'alpino Capoçelli

Gülriz Hanım, annesinin sesinin yükseldiği gramofonun hemen yanı başındaki sandalyeye oturmuştu yarım metre öteden, taş plaktan gelen hiç görmediği annesini dinliyordu. Dokunaklı, oldukça hazin bir andı.

Bir ara Gülriz Hanım; "Annem Kadıköylü, orada doğmuş yetişmiş bir Türk kızı. Neden böyle bir şiveyle, böyle bir edayla söylüyor anlayamıyorum," demişti. Ben de o zamanki aklım ve bilgimle makul bir cevap bulamamıştım. Sonraki yıllarda 1900'lerin başında Türk operet âleminin bir numaralı primadonnası olan Nivart Suat Hanım'ı dinleyince bir cevap bulur gibi olmuştum. Nivart Suat Hanım hemen hemen kendinden sonra gelen bütün oyuncuları etkilemiş ve bir okuyuş tarzı yaratmıştı. Suzan Hanım sanırım Nivart Suat'ın yolunu izlemişti.

Sonra Süreyya Opereti plaklarını dinledik, aralarında koro plakları çoktu, Asaletmeap, Mon Bey, gibi operetlerin şarkıları vardı, koro içinde bazen okuyucusu belirtilmemiş düetlerde Suzan Hanım'ın sesi ayırt ediliyor, seçiliyordu.

Şimdi yine bir Almanya stüdyolarında kaydı yapılmış bir Polydor plağı dinleyelim. Bir tango seslendirecek Suzan Hanım Salver diye bir bestecinin. Yine Carlo D'alpino Capoçelli orkestrayı yönetiyor... Capoçelli, Süreyya Operası orkestrasının şefliğini yapmıştır uzun bir zaman. Sonra oğlu, yine Capoçelli; Gülriz Hanım'ın 1965 yılında oynadığı Keşanlı Ali Destanı operetinde orkestrayı yönetiyordu. Benim Gülriz Hanım'ı tanımam, gıyaben 65 yılında Elhamra Sineması'nda/Tiyatrosu'nda izlediğim Keşanlı Ali ile olmuştu.

Müzik, Memleketim, Beste: Salver, Suzan Lütfullah Sururi, Orkestra Şefi: Carlo D'alpino Capoçelli

Sonrasında elimizdeki plakları bir araya getirdik, bir arkadaşımda bir kaç Suzan Lütfullah plağı vardı. On, on iki kadarını kaydedip Gülriz Hanım'a verdik. 1995 yılında yaptığım ilk arşiv albümüne iki Suzan Lütfullah plağı almıştım, fırsat buldukça radyoda, seminer ve dinletilerde Suzan Lütfullah hanımı tanıtmaya, anlatmaya çalıştım. Önemli bir ses olduğuna sahnelerin ilk primadonnalarından olduğuna inanıyordum.

En son iki yıl, önce dört önemli sahne sanatçısı primadonnalar diye bir seminerimsi konuşma yapmıştım. Kadın sanatçılar, Osmanlı Tiyatrosunun çok önemli yıldızı Mari Nivart, Kantocu Peruz, Deniz Kızı Eftalya, yani Anastasia Grigoru ve Suzan Lütfullah Hanım'ı anlatıp plaklarını çalmıştım. Gülriz Hanım Galatasaray'da üst katta asansörü de olmayan bir mütevazı lokalin merdivenlerini çıkıp geldi. Yine Üsküdar'daki ilk buluşmamızdaki ruh haline benzer duyarlılık ve hüzünle dinledi... Annesine dair önemli bilgiler aktardı. Son görüşmemiz de o oldu.

Gülriz Hanım başarılı bir sanatçı, bir yurtsever olarak yaşadı. Aydın, taze, genç bir akla ve düşünceye sahipti. Güzel yazar kendisini berrak bir dille ifade ederdi. Olağanüstü yemekler pişirirdi. Dikkatli, gözlem yapan dünya üzerinde olup biteni yakından takip etmeye çalışan bir insandı. Vasiyeti de bu dikkatlerinin, gündelik hayatımızdaki çarpıklıkları eleştirip buna karşı tavrını ortaya koymasının belgesidir...

Bir dikkat çekici özelliği bulunduğu toplulukta tek tek herkesle konuşmaya, tanışmaya çalışmasıydı, tanımaya hiç olmazsa bir iki sözle hatırını almaya çalışırdı. Bir de floresan ışıktan hiç hoşlanmazdı...

Bütün bunlar bir yana; büyük bir eksik vardı hayatında. Bundan çok müteessir olduğunu ve üzüntü duyduğunu hep hissettim. Bu noksan annesini tanıyamamış olmasıydı. Annesi söz konusu olduğunda durgunlaşır, düşüncelere dalardı. Tanımış olmaktan büyük memnuniyet duyduğum, önemsediğim insanlardı Cezzarlar... Kitabını imzalarken Gülriz Hanım'ın sözünü ettiği o sevinci hep duydum hep yaşadım...

Müzik, Bir Buse Ver Bana, Beste: Muhlis Sabahattin, Okuyanlar: Suzan ve Lütfullah Sururi, Süreyya Operet Heyeti Orkestrası