Uğursuz Sayı: İnsanlığın An İtibariyle Yüzyüze Bulunduğu 13 İmkânsız Kriz

Uğursuz Sayı: İnsanlığın An İtibariyle Yüzyüze Bulunduğu 13 İmkânsız Kriz

30 Kasım 2016
Dimension Films/LMK

Trump’tan iklim değişikliğine, bu çokbaşlı kriz, çöküşümüzü haber veriyor. Eğer siyasi alternatiflere kapılar kapatılırsa, öbür kıyıya sağ salim çıkma umudumuz da yok.

Guardian

25 Kasım 2016

Kendinizi güçlü hissetmiyorsanız, lûtfen bu yazıyı okumayın. Bu, karşımızda durduğunu düşündüğüm 13 baba krizin listesi. Başkaları da olabilir. Lûtfen siz de istediğiniz eklemeleri çıkarmaları yapın. Özür dilerim ama içinizi açacak bir yazı değil bu.

1. Donald Trump

Beyaz Ev’in yeni sakini itidal, denge veya empati kapasitesine sahip olmayan, ama intikamcılık ve kindarlık konusunda sınırsız kapasiteye sahip olduğu izlenimini veren biri. Meclisin iki kanadı ve Yüksek Mahkeme cebinde olduğuna göre kendisine silme yetki ve güç bahşedilmiş durumda. O da kendisini dünya hakkındaki kanaat ve bilgisi en hafif deyimiyle sınırlı olan bir takım insanlarla sarıp sarmalamakta. Trump, dünyanın en büyük nükleer ve konvansiyonel silah cephaneliğinin yanı sıra, dünyada bir devletin şimdiye kadar geliştirdiği en kapsamlı gözetleme/izleme ve güvenlik aygıtının idaresini de üstleniyor.

2. Ulusal güvenlik danışmanı

Stratejik askerî kararları alırken Trump’ın eli kolu bağlı değil, kendisi Kongre’nin şeklen kısıtlamalarıyla dahi engellenmeden hareket edebilme yetisine sahip. Ulusal Güvenlik danışmanı Michael T Flynn tehlikeli bir aşırılıkçı.

3. Ekibinin geri kalanı

Trump’ın ekibinin bir bölümü fosil yakıt, sigara, kimya ve finans şirketlerinin kiraladığı profesyonel lobicilerden ve ortaya karışık birtakım milyarderlerden oluşuyor. Öncelikli siyasî çabaları, regülasyondan ve vergilerden kaçmak. Bu insanlar – daha doğrusu onların temsil ettikleri çıkarlar – şu an itibariyle iktidarda. Canlılar dünyasına, kamu sağlığına, kamu maliyesine ve finansal istikrara yapacakları etki bir yana, bu, aslında sigara şirketlerinin 1960’larda öncülük ettiği siyasi modelin doğrulanmasını gösterir gibi. Model gösteriyor ki, yeterince para harcayıp “düşünce kuruluşları” (thinktanks), üniversite kürsüleri ve sahte taban hareketleri kurar, şirketlerin sahip olduğu medya ile bu kurum ve kuruluşlara platform sağlayacak kadar yakın çalışırsan, ihtiyaç duyduğun tüm politikaları satın alabilirsin. Demokrasi hükmünü yitirmiş bir risaleye döner. Siyasi alternatiflerin de kepenkleri indirilir.

4. Atlantik ötesi perde arkası

 Öte yandan, Atlantik’in bu yanında Britanya’nın Avrupa Birliği’nden palamarları çözüp kurtulma çabaları, belki de aşılamayacak seviyede karmaşık bir sorunlar yumağı ile karşılaşmış durumda. Dahası, hükümetin kendisini içinde bulduğu siyasi açmazın bir çözümü de olmayabilir. Yani şöyle: a) Ya hükümet, tek bir pazara erişim hakkı karşılığında insanlara serbest dolaşım tanımayı kabul edecek, ki bu durumda Brexit cephesi, devasa bir utanç dışında hiçbir şey kazanmış olmayacak; ya da b) AB kepenklerini gümbür diye indirecek. AB’nin Britanya hükümetinin önerdiği şartları reddetmesi ihmalinin yüksek olması bir yana, AB Britanya’nın çıkmasından doğacak masrafları karşılamak için 60 milyar Euro tutarında bir çıkış faturasını dayatmaya da kalkabilir. Bu, hükümet için ödenmesi imkânsız bir siyasi bedel olur ve üzerinde görüşmelerin yürütülmediği bir kopuşa, düşünülebilecek en haşin Brexit’e yol açar.

5. Eurozone riskleri

İtalya’daki banka krizi bayağı büyük olacak gibi görünüyor. Bunun Avro Bölgesi’nin (eurozone) varlığını sürdürmesi üzerindeki etkileri ne olur? Bu konuda kimsenin en ufak bir fikri yok.

6. ... ve bunların küresel olarak dallanıp budaklanmaları

Bunlar yeni bir küresel finans krizini tetiklemeye yeter mi sorusunun cevabını da kestirmek zor. Ama böyle birşey olursa da, hükümetler 2007 - 2008’de kullandıkları türden bir kurtarma planını devreye sokmayı başaramayacaklardır. Zira kasaları bomboş.

7. İstihdamı yiyip bitiren otomasyon

Otomasyon, mevcut işleri benzeri görülmemiş şekilde yok edecek, ve bilişim teknolojilerinin ekonomik hayatın her yerine girmesi geçici bir evre olmayıp, aksine yükselen bir trend olduğu için, istihdamın nasıl yeniden sağlanacağını kestirmek hayli zor. Dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir hükümetin ya da partinin bu meselenin boyutlarını ve ölçeğini kavrayabildiğine dair herhangi bir işaret yok.

8. Ya Marine Le Pen kazanırsa

Önümüzdeki Mayıs’ta Marine Le Pen’in Fransa Cumhurbaşkanı olması ciddi bir olasılık. Bunun AB’nin çöküşünü tetiklemeye yetip yetmeyeceği, cevabı bilinmeyen bir başka soru. Bu da kriz olarak yeterince güçlü olmazsa, sırada bekleyen başkaları var (özellikle orta ve doğu Avrupa’da, ama daha küçük ölçekte hemen her yerde yükselen milliyetçi hareketler) ve bunlar bir zincirleme reaksiyonu harekete geçirebilirler. Şuna inanıyorum: bu zincirleme reaksiyon başladığında öyle bir hızla gelişecek ki, herkes şaşıp kalacak. Bir ay gibi bir süre içinde AB toptan ortadan kalkabilir.

9. BM Güvenlik Konseyi’nin yeni görüntüsü şöyle olacak...

Eğer Le Pen kazanırsa, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan ülkeler şu insanlar tarafından temsil edilecek: Donald Trump, Vladimir Putin, Xi Jinping, Theresa May ve Marine Le Pen. Bu kadroyu güven verici bulmak, insanı biraz kasar yani.

10. Paris İklim Anlaşması ayaklar altına alınacak

Ulusal iklim değişikliği programlarının, hükümetlerin Paris’te vermiş olduğu taahhütlerle hiçbir bağlantısı yok. Bu programlar bütünüyle uygulansa bile (ki böyle bir ihtimal yok) bizi, anlaşmanın öngördüğü iklim değişikliği yörüngesinin hayli ötesinde bir yere konuşlandırıyor. Üstelik, Trump’ın neler yapacağını daha hiç bilmeden bu haldeyiz.

11. ... göç hareketleri üzerindeki etkileri

 İklim çöküşünün pek çok etkisinden biri – ki, şehirlerin sular altında kalması, gıda üretiminin düşüşü ve su tedarikinin iyice kısılması gibi küçük meselelerin yanı sıra – devasa kitle hareketleri olacak: Öyle büyük ölçüde olacak ki bu, şimdiki göçler bunun yanında devede kulak gibi kalacak. Bunun insani, siyasi ve askerî olası sonuçları ise tahayyülümüzün ötesinde...

12... sadece 60 Hasat mevsimi kalmışken

BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre, bugünkü oranlarda toprak kaybı ile gidilirse, önümüzde 60 yıllık hasat zamanı kalmış durumda.

13. ... hızlanan yokoluş krizi

Öyle görünüyor ki, türlerin yokoluş krizi, herşey bir yana, hızlanıyor.

Eh, yetti ama! Böyle mi diyorsunuz? Kusura bakmayın, bitmedi. Bu karmaşık, çokbaşlı krizin kendine özgü özelliklerinden biri de, aydınlığa çıkacağımız bir “öbür tarafı” görünmemesi.

Şöyle bir gerçekçi senaryo düşünebiliyor musunuz yani? Bu senaryoda hükümetler total izleme/gözetleme ve drone’larla (iha) vurma kapasitelerini yitiriveriyor; milyarderler halkoyunu hileyle yönlendirme becerilerini unutuveriyor, kırılmış bir AB kendini toparlayıveriyor; iklim değişikliği olmayıveriyor; yokolmuş canlı türleri gaipten geri geliveriyor, ve topraklar yeryüzüne geri dönüveriyor. Bu bahsettiklerimiz anlık, gelip geçici krizler falan değil; daimi bir çöküşü işaret ediyor gibiler.

Dolayısıyla, burada kilit soru, bunları nasıl savuşturacağımız değil, –eğer mümkünse– nasıl önleyebileceğimiz. Yapılabilir birşey mi bu? Eğer öyleyse, ne pahasına?

Ey okur, bunları seni depresyona sokmak için yazmıyorum. Bu satırların öyle bir etkisi olabileceğini biliyorum tabii, ama amacım başka: Zihinlerimizi, önümüzdeki görevin büyüklüğüne odaklamak.

(29 Kasım: Bu makaleyi yazdıktan sonra bu risklerden 3 tane daha aklıma geldi: Hem Çin’de, hem de Batı’da başgösteren borç krizi; küresel emeklilik krizi ve antibiyotik direnci. Hani, yeterince dert edecek sorun kalmamıştı da...)

 

İngilizce’den çeviren: Ömer Madra

Makalenin İngilizce aslını okumak için tıklayın.