Sevgili Arsız Ölüm Dirmit

Sevgili Arsız Ölüm Dirmit

17 Nisan 2018

Kulis Sesleri bu programında Seyyar Sahne tarafından sahnelenen “Sevgili Arsız Ölüm Dirmit”in kulisindeydi. Bircan Yorulmaz oyunun yönetmeni Hakan Emre Ünal ile oyuncusu Nezaket Erden’le konuştu.

17 Nisan 2018 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Kulis Sesleri podcast servisi: iTunes / RSS

“Aslında bir romanı, bir oyunu onlarca farklı şekilde oynamanın yolu vardır. Bunların hiçbirine de yanlış demezsiniz. Hatta baktığınızda ortaya çok güzel sonuçlar da çıkar farklı farklı. Biz buna karar vermekte çok zorlandık. Kitabın birçok yerini çalıştık aslında. Bizi en çok rahatlatan Dirmit’in ağzından diğer karakterleri anlatmaya karar vermek oldu.”

 

Öncelikle oyunu anlatır mısınız?

Nezaket Erden:
Oyun köyden kente göç eden Dirmit’in hikâyesi. Onun ağzından onun ve diğer aile üyelerinin şehirle mücadelesini, şahit oluyoruz. Dirmit’in tek bir gecesinde geçiyor.

Oyun bir okul bitirme projesi olarak başlamış. Peki, nasıl seçtiniz? Neden Dirmit oldu?

Hakan Emre Ünal:
Aslında Nezaket’in bir derdi ile başladı. Hem bitirme projesi yapması gerekiyordu, hem de bunu geçiştirmek istemiyordu. Kadir Has Üniversitesi’nde mezun olanlar ya tezle ya bitirme projesi ile mezun oluyorlar. Nezaket pratik bir şey yapmak istedi. Bunu da uzunca bir süre yazdığı bir süreç var. Bitirme projesi olarak başladı, ondan sonra profesyonel gösterime döndü. O süreçte biraz böyle acı tatlı bir süreç yaşandıysa da resmi tarihi 2017 Nisan sonu. Ondan önce ücretsiz gösterimler yapıldı. O zaman ismi Dirmit’ti. 40-50 dakikalık bir süresi vardı ve daha Dirmit’in özüne doğru, Dirmit’in kendini ifade ettiği bir oyundu.

Nezaket Erden:
Ben bu romanla 4-5 sene önce karşılaştım. Akademi 35,5 diye bir yerde eğitim alıyordum. Orada da bir atölye çalışması vardı. Atölye çalışmasında bizden bir romandan bir karakter seçip, ona tirat yazıp oynamamız bekleniyordu. Ben de araştırırken kitapçıda bu kitabı gördüm. İsmi çok hoşuma gitti, okudum ve Dirmit’i seçtim. Ona bir tirat yazdım, oynadım ve öyle kaldı. Roman beni çok etkiledi. O sırada benim de ruh halimle örtüşen bir yanı vardı, o an bana çok güç vermişti romanı okumak. Daha sonra roman hep aklımda kaldı ama onu çalışmak cesaret edebildiğim bir şey olmadı. Sonra bitirme projesi zamanı geldiğinde tekrar aklıma düştü. Yine cesaretim yoktu, sonra Emre ile konuştum. O bana yardım etmeye başladı, onun yönlendirmeleri ile her şey çok hızlanmaya başladı. Sonra biz çok uzun bir çalışma sürecine girdik, bitirme projesi olarak 50 dakikalık bir versiyon çalışmıştık, sonra çalışa çalışa bu hale geldi.

Latife Tekin’le nasıl gelişti durum?

Nezaket Erden:
Biz aslında en başka bunu oyun yapacağız motivasyonu ile başlamadık. Tek amacımız biz bir şey araştırmak istiyoruz, bir şey çalışmak istiyoruz ve bitirme projesi olarak sunmak istiyoruz. Bitirme projesinden sonra hocalar, ‘bunu oynamalısın’ dediler, daha çok çalışıp oynamalısınız dediler. Profesyonel bir oyun haline getirmelisiniz dediler. İzleyen diğer insanlar da aynı şeyi söylediler. Biz de bunun için bir adım atmak istedik ve sonra Latife Hanım’la iletişime geçtik. 

Hakan Emre Ünal:
Bu romanı yıllar boyunca hem film yapmak isteyen hem oyun yapmak isteyen onlarca insan olmuş. Nezaket’e nasipmiş, bize nasipmiş. Kolay olmadı. Latife Hanım ‘Nezaket ve Hakan gelsin de, bilmediğim iki öğrenci gelsin de benim romanımı alıp bu oyunu yapsın’ demedi. Haliyle. Normal profesyonel bir oyun süreci olarak başlasaydı bu oyun yapılmadan önce Latife Hanım’dan izin alınması gerekirdi. Bizim öyle bir başlangıç motivasyonumuz olmadığı için pata küte başladık.

Nezaket Erden:
Bizim için amaç çalışmaktı. O süreci deneyimlemekti.

Hakan Emre Ünal:
Ama ben daha önce böyle başka oyunlarla haşır neşir olduğumdan aslında ilerisini görebilmiştim. Bu oyun olur demiştim. Ama bunu Nezaket’e de fazla söylemiyordum. Bir yandan da süreçte hocalarımıza, öğrenci arkadaşlarımıza gösteriyoruz. Tiyatro çevresinden birçok kişiye gösteriyoruz. Hepsi izlediğinde ortak heyecan yarattığını görüyorduk. Derken ortaya 50 dakikalık bitirme projesi çıktı. Latife Hanım’ı davet ettik, ondan izin almak istedik. O ilk başlarda biraz karşı çıktı bu duruma. Kendisinin romanla kurduğu bağdan da dolayı böyle bir şeye hazır olmadığını, sahnede görmek istemediğini ifade etti. O zamanlar bizim tek taraflı olarak heyecanlı ve baskın idik. Her yolu kullanarak bu romanı oynamak için baskı yaptık.

Nezaket Erden:
Biraz psikolojik bir baskı oldu.

Hakan Emre Ünal:
Psikolojik dayatma, duygusal anlamda mağdur edebiyatı, ne varsa yaptık.

Nezaket Erden:
Ama bunu bilinçsizce yaptık.

Hakan Emre Ünal:
Latife Hanım’ın da kendince haklı nedenleri vardı. Oyun bu nedenle uzun bir süre hazır olmasına rağmen sahnelenemedi. Fakat bitirme projesinin son aşamasında Latife Hanım da sağ olsun gelip izledi. 7-8 kişilik bir gurup olarak geldiler. Hepsi de çok beğendi. Biz Latife Hanım’ın hem samimiyetine, hem sevgisine çok inandık ve bize güç verdi. Başlangıçta bize engel gibi görünen şey bizi geliştiren bir süreç oldu. O süreç böyle yaşanmasaydı bu oyun şu anda böyle olmazdı. Biz oyunda eksiklik gördüğümüz yerleri de geliştirebildik. Aslında acele etmememizi ve sakin olmamızı alttan alta bize telkinleyen bir süreçti.

Nezaket Erden:
İyi ki böyle olmuş

Hakan Emre Ünal:
Şimdi oyun, o bitirme projesi gösterimlerinden sonra uzun bir zaman tekrar çalışma imkânı bulup 80-90 dakikalık son haline kavuşmuş oldu. Ve sadece Dirmit’in özünü değil, Dirmit’in duyduğu yerden karakterleri kapsamlı şekilde anlatan bir hale geldi.

Romanda çok fazla karakter var. Çok da katmanlı bir hikaye. Uyarlama nasıl oldu?

Hakan Emre Ünal:
Aslında bir romanı, bir oyunu onlarca farklı şekilde oynamanın yolu vardır. Bunların hiçbirine de yanlış demezsiniz. Hatta baktığınızda ortaya çok güzel sonuçlar da çıkar farklı farklı. Biz buna karar vermekte çok zorlandık. Kitabın birçok yerini çalıştık aslında. Bizi en çok rahatlatan Dirmit’in ağzından diğer karakterleri anlatmaya karar vermek oldu. Böyle bir projede seyirciyi konumlandığı yer ne zaman ve neden anlattığı çok önemli, Dirmit anlatıyor ama hangi zaman diliminde hangi olaydan sonra anlatıyor. Bu karar vermek gerekiyor. Aksi durumda ya canlı kitap etkinliği gibi canlı canlı okuma gibi olur ya da saatlerce sürer, her bir karakteri anlatmaya çalışmak. Her birinin ayrı hikâyesi var. Dirmit’in tanık olduğu yerden biz bu hikâyeleri anlatmaya başlayınca hem seçmek hem azaltmak hem kurgulayıp bir iskelet çıkartma imkânımız oldu. Ve böyle bir iskelet çıkardık. Annesinin ölümünden sonraki gecede başlıyor fakat başta bunu seyirciye söylemiyoruz sonunda belli oluyor. Annesini ölümünden bir müddet sonra bir gece kendi kendine kara nokta oyunu oynarken köyüne olan özlemi, şehirle köyle ilişkisi bir araya gelince, ayla, yıldızla, tulumbayla konuşan, kendi kendine kara nokta oyunu oynayan, sayıklayan Dirmit haline evrildi. Tek gecesinde 90 dakikalık bir oyun oldu.

Nezaket Erden:
Ama bunu bulmak çok kolay olmadı.

Hakan Emre Ünal:
5 ay kadar bitirme sürecinde çalışması vardı. Sonra süreçte gösterimler, daha genişletme çabamız aralıklarla 1 yılı buldu.

Ciddi bir muhafazakârlık eleştirisi ve Dirmit üzerinden de direniş hikâyesi. Hayatınızdan örneği var mı?

Nezaket Erden:
Bence herkesin hayatından bir şeyler var. Herkes bir mücadele içinde ama dozu farklı bence. Benim kendi hayatımda var, Hakan’ın kendi hayatında var. Daha çok çocuklukta sanırım o mücadelenin yoğun olduğu dönem. Bence dozu farklı olsa da her insanın bu romanda hissettiği direnişe dair bir şey var. 

Hakan Emre Ünal:
Evet hepimizin var, Dirmit o ailenin en küçük kız çocuğu, Mahmut var küçük erkek çocuğu, Nuğber var, Huvat var, hepsinin yaşadığı mücadele birçok yerden bize dokunuyor. Romanın gücü aslında yaşananları çok romantik ve ajistasyona kaçmadan anlatmasında yatıyor. Biz Dirmit’e üzülüyoruz elbette ama gülüyoruz, umut ve güç buluyoruz. Her gördüğümüzde bu kız bir yerden yırtacak diyoruz.

Kendisi de zaten “Durur muyum? Durmadım” diyerek yeniden kalktığını gösteriyor.

Hakan Emre Ünal:
Bundan dolayı anneme de, üniversiteden hocama da, bakkala da tiyatro ile ilgisi olmayan farklı skalalarda, farklı yerlerde çalışan birçok insana, hepsinin ortak duygusuna hitap edebiliyor. Bu çok önemli. Oyun bittikten sonra karmaşık bir hisle ama umut dolu çıkıyor insanlar. Bu da bence önemli. Bu hikâye bir anlamda herkesin bir şekilde karşılaştığı o naif, nasıl derler duygusal şiddetin, geleneklerin olduğu, yapamazsın, edemezsin, çıkamazsının, hatta cinler periler vs. üzerinde türlü türlü baskıyı anlatıyor. Türlü türlü baskı yöntemi var. Sadece Dirmit’e de değil, ailenin tüm üyelerine. Atiye de buna dâhil, Mahmut da Huvat da. Hepsi o geleneklerin, o şehirle olan mücadelesi, köyde yaşadıkları. Biz oyunda elimizden geldiğince bahsettik ama romanda öyle yerler var ki. İnsan farklı bir hale bürünüyor, her bir karakter için. Romanı okumayanlara tavsiye ederiz.     

Romanı okuduğumda anne, Atiye karakteri beni çok etkilemiştir.

Nezaket Erden:
Evet romanın başrolü aslında Atiye.

Hakan Emre Ünal:
Sevgili Arsız Ölüm Atiye de olabilirdi.

Türkiye’de tiyatroyu nasıl buluyorsunuz? Siz aynı zamanda mekânsız tiyatrolardan birisiniz de.

Hakan Emre Ünal:
Nasıl başlamalı. Zor tabii. Türkiye’de tiyatroların yeri olsa da çoğunlukla kendini alternatif tiyatro olarak tarif ediyor. Bizim gibi seyyar olan, mekân buldukça oynayabilen tiyatrolar var. Gerçi Seyyar Sahne’nin İzmir’de kurduğu Tiyatro Medresesi mekânı da var. Kendi kişisel yolculuğum açısından söyle diyebilirim; çok zorlandık. Dirmit’in hikâyesinde olduğu gibi, ‘çok zor, biz bir şey yapamıyoruz’ dememek lazım. Bundan 3-4 sene evvel, bazen meclis muhabbetlerinde, kendi aramızda yaptığımız sohbetlerde ne yapacağız, nasıl yapacağız derken muhabbetlerin içinde kendimi o kadar daralmış buluyordum ki. Ben de bu söyleme dâhil oluyordum. Arkadaş, üretmeye devam edeceğiz bir şekilde. Niteliksiz değil, nitelikli, araştırarak sonra da bunu seyirciye sunacağız. Bence nitelikli olan ve araştırılmış bir şey, illa bir yerden değer buluyor. 

Nezaket Erden:
Seyirci bir şekilde bunu farkediyor.

Hakan Emre Ünal:
Biz tiyatrocuların hayatı çok zor, şöyleyiz böyleyiz demeyip, bu durumu kabul edip bunun üzerine iyi şeyler inşa edebilmek lazım. Çünkü bunun yapabilen tiyatrocular mümkün. Nezaket bunu yapabildi bence. İşte biz şu anda yapabiliyoruz bence. Çevremde birçok örneği var bunun. Nitelikli olan şey dikkat çekiyor yani. O kadar çok oyun var ki.

Nezaket Erden:
Seyircinin işi çok zor

Hakan Emre Ünal:
Bilet fiyatları çok ciddi rakamlarda. Seyirci gerçekten bir oyunu seçtiği zaman, bir oyuna geldiği zaman oturup ben oyuna 40 lira verdim, bir daha tiyatroya gitmem diyerek çıkıyorsa, hatayı kendimizde aramamız gerekiyor. Dirmit’e geldiğinde bu hisle çıkmadığından eminiz.

Nezaket Erden:
Seyirciye sorumluluğu olan işler çıksa hep keşke. Çünkü birbirimizi etkiliyoruz. Tiyatrolar tekil tekil değil, hepimiz birbirimizi etkiliyoruz. Bir oyundan memnun kalmadığında tiyatro izlemiyorum artık diyebiliyor. Koşullara söylenmek yerine daha iyi işler üretmek en iyi çözüm sanırım.

Şu ana dek Dirmit’le 2018 Direklerarası Seyirci Ödülü’nden Tek Kişilik Prodüksiyon ve Tiyatro Eleştirmenleri Birliği En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldınız. Devamı da gelecek gibi görünüyor. Başka projeler var mı? (Program yayınlanıncaya dek Nezaket Erden’in 2018 Afife Jale En İyi Kadın Oyuncu adaylığı da açıklandı)

Nezaket Erden:
Semih Fırıncıoğlu bu sene “İki” adında yeni bir iş üretti. Mart ayında Bomontiada’da gösterimlerini yapmıştık. Şimdi Yapı Kredi’nin yeni açılan binasına uyarlanıyor. Mayıs ayında onu oynayacağız. “Ellipsis” adında Fatih Gençkan’ın yönettiği bir performans işim var Bomontiada’da. Bunların dışında yeni oyunlar planlıyoruz ama fikir aşamasında.

Hakan Emre Ünal:
Yine bir uyarlamamız var, ben Melis adına bir arkadaşla uyarladım. Nezaket ve Dilara adında bir arkadaşımız oynayacak diye planlıyoruz. Metnimiz hazır. Dramaturgumuz hazır,  Ayşe Draz sağ olsun bizimle çalışacak. Bunları toparlayıp proje olarak sunduk, kabul olursa gelecek sene oynamayı düşünüyoruz. Şimdilik ismini söylemeyeceğim. Sürpriz olsun.

Süren?

Hakan Emre Ünal:
Süren “Trom” var, 4 sezondur oynadığım. O da bir uyarlama ama özgün bir metin olarak kabul ettik onu. Roland Topor’un ‘Masanın Altında” metninden bir uyarlama. Senem Donatan yönetti. O da bitirme projesi olarak yola çıktı. 101. Oyununu oynadı. “Pera’nın Zamanı” adında bir oyunumuz var.  Pera Palas’ta oynanan, Altıdan Sonra Kumbaracı50’nin. Bir de “Bir Meşrutiyet Faciası Yahut Gündüzlerimiz” diye bir oyunum var. Volkan Çıkıntıoğlu’nun yazdığı, 3 kişilik bir Seyyar Sahne oyunu. “Çocuk Aklı” diye bir projemiz var, kendimizin ürettiği, sözsüz, iki kişiyle okul okul gezdiğimiz bir oyun. Nezaket, ben ve Hüseyin Urcan’la yaptığımız bir proje bu. Sabahları bunula uğraşıyoruz, akşamları yetişkin oyunları ile.

Sevgili Arsız Ölüm Dirmit instagram hesabından ve kişisel instagram hesaplarımızdan, Seyyar Sahne web sayfası yanı sıra  www.sevgiliarsizolumdirmit.com  hesabından oyun programlarını öğrenebilirsiniz.