Kulis Sesleri: Derya Alabora'yla 'Efsane Kadın' üzerine

Diğer Program: 
Açık Dergi

Kulis Sesleri: Derya Alabora'yla 'Efsane Kadın' üzerine

22 Kasım 2018

Kulis Sesleri bu programında Ezop Sahne tarafından sahnelenen 'Efsane Kadın' kulisindeydi. Bircan Yorulmaz 'Efsane Kadın'ın oyuncusu Derya Alabora ile 'Efsane Kadın', 'Beyaz' ve 22. Tiyatro Festivali’nde ilk kez sahnelenecek 'Gece Sempozyumu' üzerine konuştu.

Kulis Sesleri podcast servisi: iTunes / RSS

Ayrıca bazı oyuncular tüm varlıklarını, paralarını, dizilerden kazandıklarını tiyatro mekânı açmaya yatırıyorlar. Bence bu çok özel bir şey. Biri gidip 8 tane ev alıyor, o başka bir kafa. Oysa sektörden kazandığını sektöre döndürmek, öyle ki bu kadar dar boğazdan geçtiğimiz bir dönemde tiyatro mekânı açmak, tiyatro mekânına sahip olmayı istemek çok başka bir şey.

Bircan Yorulmaz: Oyunu anlatır mısınız? Oyunda kimsiniz?

Derya Alabora: Uzun zamandır tek kişilik bir oyun yapmak istiyordum. Ve Türk bir oyun olsun istiyordum. Okulda da ve sonrasında da hep büyük şeyler, Shakespeare eserleri gibi oyunalar yaptık. Ancak yerli karakterler çok az oynuyoruz hayatımızda. Yıllardır böyle bir şeye çok heves ettim. Ancak Türkiye’de oyun yazdırmak çok zordur. Bir şekilde olmuyor, ısmarlıyorsunuz istediğiniz gibi olmuyor. Ali Kemal Güven’le karşılaştığımızda onunla bir şey yapabiliriz diye düşündüm. Oyun konusunda bir fikrim vardı. Ayrıca yıllardır istediğim bir şey de vardı; sahnede şarkı söylemek istiyordum. Bir-iki müzikalde söyledim; Haluk Bilginer, Zuhal Olcay ve Ahmet Leventoğlu ile oynadığımız “Kan Kardeşleri” oyununda mesela, sonra Kafka’nın Dava’sından uyarlanan Kerem Kurdoğlu’nun yönettiği “İstanbul’da Bir Dava”da söyledim. Ama o kadar, bunların dışına çıkmadı. Şarkı söylemeyi seviyorum ve istiyorum. Artık öyle hale geldi ki, bir yerlerde eğlenirken avaz avaz bağırarak şarkı söylüyorum. Sonunda artık bu meseleyi halledeceğim dedim. Bir yandan da oyunda üstte bir medya eleştirisi de olsun. Aslında arabesk bir kadın karakter istiyordum fakat daha alaturka, daha naif bir kadın çıktı yazıldığında. Bunun üzerinden ilerledik. Bir taraftan düşmüş bir kadın şarkıcı. Eskiden parlak dönemleri varmış ama sonra pavyona da düşüyor. Hayatını aşkla yaşamış, erkeklere para yedirmiş, hep sömürülmüş. Oyunda kendi ile özdeştirdiği bir masal anlatıyor; Mutlu Prens masalı. O da üstünde ne var ne yok vermiş ve bir demir yığını olarak kalmış. Bir de müthiş bir projesi var bunun; Uçan Gazino. Sonra bu Uçan Gazino ile tekrar efsane kadına geri dönüyor. Ben karakteri çok seviyorum. Sert yüzü olmayan biri.

Arka plandaki barkovizyon olayını Naz (Erayda) harika çözdü. Biz önce nasıl olmasına karar veremedik, dedikodu yazarları Efsane’yi eleştiriyorlar, bunu nasıl ifade edelim, ben mi oynayayım hepsini, oyunculara mı oynatalım, gölge mi olsun derken Naz en sonunda dudaklar fikrini bularak çok müthiş bir şey yarattı. Dudaklar Deniz Çakır’ın, ses de onun. Biz Deniz’le “Beyaz” oyununda da birlikte oynayıp çok iyi anlaştığımız için sağ olsun yardıma geldi. Oyunun arkasında yayımlanan barkovizyonu oğlum Can Yücel çekti. Kerem Kurdoğlu bütün montajını ve post prodüksiyonunu yaptı. Bana göre keyifli bir şey çıktı ortaya. Bakalım seyirci nasıl karşılayacak. Henüz başladık. Bir yandan da festivale bir oyun hazırlıyoruz, onun provasındayız. O bittikten sonra artık 3 oyunla oradan oraya koşturacağım.

B.Y: Oyunda birçok şarkı söylüyorsunuz. Kimlerin şarkıları?

D.A: Sezen Aksu’dan söylüyoruz. Müslüm Gürses’in söylediği, Murathan Mungan’ın sözlerini yazdığı Nilüfer var. Çok bayıldığım şarkılar bunlar. Bunları söyleyebildiğimi bile bilmiyordum. Ama stüdyoya girdiğimde baktım ki hepsini söyleyebiliyorum. Güzel olduğunu da söylediler, o da benim için iyi bir şeydi. “Dert bende derman sende” söylüyorum. Tülay Günal’ın sözlerini yazdığı Bülent’in bestesini yaptığı “Şikayet”i söyledim. Bu şarkıyı ilk dinlediğim andan itibaren Tülay’a bu sözleri nasıl yazabildin diyordum, bayıldığım bir parçaydı. İki tane oyun için yapılmış beste var. İlki açılış şarkısı, Güvenç Dağüstün besteledi. Diğeri kapanış şarkısı Yıldırım Türker sözlerini yazdı, Cumhur Bakışkan besteledi. Cumhur Bakışkan aynı zamanda müzik direktörümüz.

B.Y: O şarkıyı hala kendi kendime söylüyorum ben.

D.A: Söylüyor musun? Galiba tatlı bir parça oldu. Hemen akılda kalıcı bir parça oldu. “Büklüm büklüm” söylüyorum. Başka şarkılar da var, daha fazlası da vardı aslında, onları çıkarttık, baktık çok uzuyor.

B.Y: 2006’da 'Oyunu Bozun' sonrası, 2008’de Kafka’nın Dava’sından uyarlanan 'İstanbul’da bir Dava'daki anlatıcıdan sonra uzun bir süre ara verdiniz. Tiyatroya dönüş nasıl oldu?

D.A: Aslında arada bir oyun yaptım, 4 yıl önceki festivaleydi sanırım. Fakat oyunun bütün biletleri satılmış haliyle birkaç oyuncunun ayrılmasından dolayı oyun iptal oldu. Ondan sonra küstüm sanıyorum. Aslında tek kişilik oyunla geri dönecektim tiyatroya, ancak Ezop Sahne’den bir teklif gelince Deniz Çakır’la oynadığımız 'Beyaz' adlı oyun gelince, metin de hoşuma gidince onunla dönmüş oldum.

B.Y: 'Beyaz'ı da biraz anlatır mısınız?

D.A: Benim okuldan beri hafif karanlık tarafım biraz fazla sanırım. Avangart, klasik metinlerin dışında ya da klasik metin olsa bile onu bozup yeniden yorumlamayı seviyorum. 'Beyaz' da öyle bir metindi. Deniz’le de ne zaman karşılaşsak bir şey yapalım bir şey yapalım diyorduk, bir tülü olmuyordu. En sonunda Ezop Sahne bizi birleştirdi. Efsane Kadın’ı da Ezop Sahne yaptı. Gizem (Ertürk) ve Hande(Selen Caner) çok başarılılar, hakkını vererek çalışıyorlar, tiyatroyu çok seviyorlar, onların katkısı çok büyük. Şu an provasını yaptığım “Gece Sempozyumu”nu da Mesut (Arslan) Belçika’da yaptı ve aynısını Türkiye’de de yapmak istedi. Çok heyecanlandığım bir oyun; faklı bir anlatımı var, biraz tehlikeli bir oyun, topaçlarımız var. İlk başta dedim ki ben bu oyunda nasıl oynayacağım, topaçlar var, üzerimizde şeffaf korumalıklar falan var. Başıma bir şey gelecek dedim. Geçen yıl film setinde ayağım kırılmıştı. Ama sonunda bu tip oyunlara tutkum ağır bastı. Gerçekten de çok iyi gidiyor. Çek heyecan duyuyorum, bakalım nasıl olacak. Eğer Mesut’un istediği gibi oynayabilirsek; zira biraz klasik oyunculuğun dışında bir oyunculuk gerektiriyor, biraz daha dışardan, duyguları dışarda bırakarak, mesafe koyarak oynanması gerekiyor. 21 Kasım’da başlıyoruz.

B.Y: Ara verip döndükten sonra seyirciyi nasıl buldunuz? Türkiye’de tiyatronun geldiği noktayı nasıl değerlendirdiniz?

D.A: Seyircinin tekrar tiyatroya başladığı bir dönem. Sanıyorum bundan 3-4 yıl önce başladı gerçi dönüş, tam da benim bıraktığım zamanda başlamış. Zaten festivaller ilgi çok büyüktü. Normalde de oldukça fazla doluyor oyunlar ki bilet fiyatları hiç ucuz değil. Devlet Tiyatrosu ve Şehir Tiyatroları dışında ucuz değil, ancak aksi de mümkün değil. Buna rağmen insanlar gerçekten tiyatroya geliyorlar. Biraz acaba televizyondan sıkıldılar mı acaba diyorum. Nerden baksanız diziler daha hafif, eğlencelik oluyor. Burada ciddi edebi eserler, canlı görüntüler oluyor. Dizilerde gördükleri kişileri canlı görme fırsatları da olabiliyor, bunun da etkisi vardır.

B.Y: Bir yandan da birçok dizi oyucusu tiyatro yapmaya çalışıyor, bu da seyircinin tiyatroya gelişinin arttırıyor olabilir.

D.A: Bence bu çok önemli. Ayrıca bazı oyuncular tüm varlıklarını, paralarını, dizilerden kazandıklarını tiyatro mekânı açmaya yatırıyorlar. Bence bu çok özel bir şey. Biri gidip 8 tane ev alıyor, o başka bir kafa. Oysa sektörden kazandığını sektöre döndürmek, öyle ki bu kadar dar boğazdan geçtiğimiz bir dönemde tiyatro mekânı açmak, tiyatro mekânına sahip olmayı istemek çok başka bir şey. Biz “Gece Sempozyumu”nda Mert!le (Fırat) oynuyoruz. Mesela o da bunlardan biri.

B.Y: Diziler, filmler, tiyatro; tiyatro bunların içinde nasıl bir yerde?

D.A: Tiyatro çok özel tabi. Ama sinema da benim için çok özel bir yerdedir. Hatta sinema ve tiyatro en yüksek yerdedir, hiç bir zaman ikisini birbirinden ayıramıyorum. Sinemanın en heyecanlı tarafı da kalıcı olmasıdır. Bundan 15 sene önce çektiğim filmi ben de seyredebiliyorum, oğlum da, başka insanlar da seyredebiliyor. Bu heyecan verici bir şey. Bir eser yaratılıyor, altına yönetmenin imzası atılıyor ve bu gelecek nesillere de kalabiliyor. Bu çok özel bir şey. Tabi tiyatro da biz oynuyoruz o gece bitiyor.

B.Y: Her seferinden yeniden yeniden yaratılıyor

D.A: Aynen. Orada da seyirci ile kurduğumuz ilişki çok daha farklı. Hatta şunu söyleyeyim: Ben küçük salonlarda çok oynadım. Dördüncü duvarın olmadığı ve seyirciyle aynı düzlemde olduğumuz oyunlar benim için çok özeldir. İlk defa 'Efsane Kadın'da bir show niteliğinde bir şey yapıyorum. Belki de bunu 10-15 sene önce olsa yapamayabilirdim. Bu zor şeylerden bir tanesidir. Belki seyirciye o kadar zor gelmeyebilir. Çünkü bizde standup falan küçümsenir. O daha basitmiş gibi zannedilir. Tek başına 1,5-2 saat sahnenin üstünde olup seyirciyle diyalog halinde olmak bence çok zor bir şey. Ondan da ayrı bir keyif aldım, hatta bir stand up bile yapabilirim duygusuna kapıldım. 'Efsane Kadın'da yarı seyirciyle ilişki kuruyorum, sonra metne dönüyorum, kolay olmuyor. Amerikalı tüm oyuncular stand up yapıyorlar. Çok heyecan verici bir şey. Bizde galiba güldürmek daha hafife alınması gereken bir şeymiş gibi bakılıyor.

B.Y: Dinleyicilerimiz oyun programınızı nereden takip edebilirler diyerek bitirelim

D.A: 'Efsane Kadın' ve 'Beyaz' için Ezop Sahne’nin sosyal medya hesaplarında, Gece Sempozyumu’nu Zorlu PSM web sitesinden takip edebilirsiniz. Ayrıca ben de kişisel sosyal medya hesaplarımda oyun tarihlerini yayımlıyorum.

Etiket: