"Petrol, altın, doğal gaz mucizeleri ile çok meşgulüz"

Ekonomi Politik
-
Aa
+
a
a
a

Ekonomi Politik'te Ali Bilge, Türkiye'nin Somali ile olan ilişkilerini masaya yatırıyor.

""

Özdeş Özbay: Merhabalar Ali Bey, günaydın!

Ali Bilge: Merhaba Özdeş, günaydın. Merhaba Ferhat, hoş geldiniz programa.

Ferhat Kentel: Hoş bulduk, teşekkürler!

Ö.Ö.: Bu hafta Ömer Bey olmadığı için Ferhat Kentel ile devam edeceğiz. Gündemimizde ne var Ali Bey?

A.B.: Geçen hafta Türkiye ve Somali arasında askeri ilişkileri en üst seviyeye getiren bir güvenlik anlaşması yapıldı. Türkiye ve Somali ilişkilerini, bu güvenlik anlaşması üzerinden yeniden değerlendirelim. 20 yılı aşkın bir süredir bu programları yapıyoruz. Programlarda pek çok kez dikkat çektiğimiz iki ülke bulunuyordu; AKP döneminde Türkiye’nin Somali ve Katar ile ilişkileri önemle izlenmesi gereken ilişkilerdir. AKP’nin Somali ve Katar aşkını programlarımızda irdelemeye çalıştık. AKP döneminde Türkiye’nin kabaran aşklarına altın, petrol ve doğal gazı da eklemek lazım.

Diğer husus da, Türk Silahlı Kuvvetlerinin AKP öncesine sınırlı olan ancak sonrasında artan sınır ötesi konuşlanmaları ve görevleridir. TSK’nın bulunduğu ülkeler arasında öncelikle Azerbaycan, Libya, Kosova, Bosna-Hersek, Katar ve Somali’yi sayabiliriz. TSK, bazı ülkelerde NATO ve Birleşmiş Milletler adına bulunuyordu. Ancak Somali ve Katar başta olmak üzere ülke stratejisi çerçevesinde de askeri ilişkiler geliştirdi. AKP döneminde Türkiye’nin Sahra altı Afrika’sı ve genel olarak Afrika ile ilgilendiğini söyleyebiliriz. Aslında Afrika ülkeleri, irili ufaklı dünya aktörlerinin ilgilendiği bir kıta.

AKP‘nin ilk yıllarında Sudan ile çok ciddi ilgilenilen bir ülkeydi. Soykırımcı Sudan devlet başkanı El Beşir ile olan AKP iktidarının ilişkisi açıkça cereyan etmişti. El Beşir dünyada yargılanmak için aranırken, Türkiye’ye elini kolunu sallayarak gelebiliyordu. O dönemde Sudan’a bağlı Sevakin Adası’nın Türkiye’ye verilmesi, orada askeri bir üs kurulması ve aynı zamanda adanın yeniden imar edilerek – eski Osmanlı topraklarıdır buralar – tarihsel dokusunun canlandırılması, turizme açılması da gündeme gelmişti. Sudan’da El Beşir devrildikten sonra bu işler gerçekleşmedi.

AKP’nin sınır ötesi ilişkilerini analiz etmek önemlidir. Elbette bu ilişkiler sadece siyasal ve askeri değildi; ekonomik ilişkiler de çok önemli, oraya bakmadan analiz etmek eksik olur. Çünkü Türkiye, Somali başta olmak üzere bu ülkelere ciddi para aktardı, hibeler ve krediler verdi. Türkiye, bu ülkelere nasıl kaynak aktardı? Kaynaklar nasıl harcandı? Bu soruların yanıtları da çok önemli...



En son Somali’den iki ay önce bahsetmişiz. Somali Cumhurbaşkanı’nın oğlunun kullandığı araç İstanbul’da bir motor kuryeye çarptı ve ölümüne sebebiyet verdi. Oğlan hiçbir şey olmamış gibi apar topar ülkesine gönderildi. Bu olaydan çok kısa bir süre sonra, Ocak ayında TBMM’de Somali’de bulunan TSK gücünün görev süresi uzatıldı. Bir ay geçti geçmedi, bugün konuşacağımız genişletilmiş güvenlik anlaşması geldi. Şimdi bu ilişkilerin tarihine biraz bakalım ve bu anlaşmaya gelelim.

2011 yılından itibaren Türkiye, Somali ile askeri ilişkiler başta olmak üzere çok ciddi ilişkiler içerisine girdi. En büyük deniz aşırı askeri üssümüz Somali’de bulunuyor. Türkiye, binlerce Somalili subay, astsubay ve polisi eğitti, eğitmeye de devam ediyor.El Şebab militanlarıyla mücadele eden Somali Ulusal Ordusu'nun organizasyonunu ve altyapısını geliştiriyor.

Somali’de 90’lı yıllarda kanlı iç savaş yaşandı. İç savaş sonrasında Somali’de bir bölünme gerçekleşti, topraklarında merkezi hükümetin ayrılıkçı olarak nitelediği Somaliland adında bir yeni devlet kuruldu. Somali devleti, ayrılıkçı olarak nitelediği devletle de çatışıyor. Somaliland Cumhuriyeti, uluslararası alanda tanınmaya çalışan bir ülke. Bildiğim kadarıyla Çin (Tayvan) tarafından tanınıyor. Etiyopya ve Eritre gibi bazı ülkelerde temsilcilik bulunduruyor. Somaliland tanınmak istiyor ancak Birleşmiş Milletler ve üye devletlerce henüz tanınmadı.

Somaliland Cumhuriyeti, Türkiye’nin desteklediğiSomali hükümetinin en önemli çatışma, gerilim alanını oluşturuyor. Hem çatışma, hem de terör faaliyetleri ile karşı karşıya kalan bir ülke. Türkiye’nin alan olarak en büyük dış temsilciliği Somali’de bulunuyor, dönümlerce bir arazi üzerinde kurulu bir büyükelçiliği var. Burayı hedef alan çok büyük bir saldırı yakın geçmişte gerçekleşti.

Çok önceleri Somali’deki iç savaşta ve sonrasında Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nü Türk subayları, generalleri komuta etmişti. Çevik Bir ismini, barış gücü komutanlığı yaptığında duymuştuk. General Çevik Bir, sonraki yıllarda, bilhassa da 28 Şubat döneminde çokça gündemdeydi. 1991 - 1992’de orada bulunan Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün komutanı olarak görev yaptı.

2010 yılında Birleşmiş Milletler’in İstanbul’da düzenlediği ‘Somali’yi nasıl ayağa kaldırırız?’ toplantısına Türkiye ev sahipliği yaptı. 2011’den sonra da siyasi, ekonomik ve askeri ilişkiler gerçekten çok ciddi mertebelere ulaştı. Ekonomik ilişkilere gelince, Somali dünyanın en fakir ülkelerinden biri. Daha önce cemaat burada bayağı etkiliydi, cemaatin özellikle eğitim alanı başta olmak üzere burada yatırımları vardı.

Ö.Ö.: Gülen cemaati.

A.B.: Evet, Gülen cemaati. Kurumları 15 Temmuz 2016’dan sonra AKP’nin kontrolündeki organizasyonlar üstlendi. Türkiye, Somali’de eğitim alanında var, inşaat sektöründe tabii ki var, deniz ve hava limanlarını inşa ediyor ve işletiyor, yol yapımlarından sağlık sektörüne kadar uzanıyor, hastane işletiyor, sağlık personeli bulunduruyor, Türk Hava Yolları en fazla sefer yapan şirketlerden biri, deniz işletmeciliği yapılıyor, mobilya sanayinden tutun da inşaat sanayinin değişik kollarına kadar uzanıyor, beton fabrikaları gibi... Geçen 13 senede Türkiye’nin Somali’de çok ciddi bir ekonomik varlığı oluştu.

Dikkat çekmek istediğim iki husus var; Birincisi, tamam, Türkiye bu ülkelerde iktisadi varlık gösteriyor ama bu varlığı hangi şirketler gösteriyor? Büyük çoğunluk hep havuz şirketleri, beşli çete denilen iktidara yakın şirketler faaliyet gösteriyor, destekleniyor. Somali’de de mesela Albayraklar var ki Erdoğan’ın en yakın iş yaptığı gruplardan biridir. Kendisinin geçmişte ticaret yaparken de bu grupla beraber yaptığı ileri sürüldü. İliç’te nasıl Çalık var ise, Cerattepe’de nasıl Cengiz var ise, bu ülkelerde faaliyette olanların da benzer şirketler olduğunu görüyoruz.

İkinci dikkat çekmek istediğim de şu; Türkiye, bu ülkelere hibe yapıyor, kredi veriyor ama Türkiye zaten çok borçlu bir ülke. Yılda ortalama 200 - 230 milyar dolar yeni dış borç bulması lazım ki borcunu döndürebilsin ve cari açığı kapatabilsin. Durum böyleyken alınan dış borçların bir kısmı bu ülkelere veriliyor ama peki nasıl veriliyor? Şu şekilde veriliyor; ‘Sana liman yapayım, sana yol yapayım’ diye krediyi Türkiye veriyor, krediyi kullandıran ya da hibeyi yapan olarak işin hangi şirkete ihale edileceği de Türkiye tarafından belirleniyor. Çinliler de böyle çalışıyor, geçmişte ABD’nin ofset anlaşmaları dediğimiz anlaşmalar gibi...

Ö.Ö.: Bu çok tipik bir koloniyalist ilişki.

A.B.: Aynen öyle. 1980’lerin başında o zaman F4’ün bazı parçalarının Türkiye’de üretilmesi gibi - Hava Sanayi TUSAŞ öyle kurulmuştu.

F.K.: Ali Bey, ben bir soru sorabilir miyim?

A.B.: Buyurun.

K.T.: Oradaki o beşli grup şirketler sadece gerçekten yerli ve milli Türk şirketler mi? Çünkü Türkiye’deki bir sürü altın madeninde zaten yok, Kanadalı bilmem kimlerin uzantıları olarak çalışıyorlar. Oraya giderken hangi kanla gidiyorlar? Yerli mi, yabancı mı, emperyal mi, Kanadalı mı?

A.B.: Güzel soru. Teknolojin yetmiyorsa, işi bilmiyorsan - mesela altın üretiminde de öyledir, o zaman yanına yabancı bir ortak alıyorsun. Somali’deki bir projede – projeyi hatırlamıyorum ama – bir İngiliz şirket bulunuyordu. Yerli ve millilerin anlamadığı, yetemediği, yetmediği yerlerde ‘joint venture’ kuruyorsun ya da bir konsorsiyum oluşturuyorsun. Sonuçta bu ülkelere verilen hibeler, yardımlar, krediler Türkiye vatandaşlarının paralarıdır ama bu paralar vatandaştan şirketlere gidiyor. Somali’nin IMF’deki borcunu da biz ödedik.

F.K.: Yani bizzat biz, Ali Bey, Özdeş falan...

A.B.: Evet, Türkiye vatandaşları ödedi. IMF, Somali gibi ülkelerin borçlarının silinmesi kararını almıştı ama bir taraftan da bir kısmının ödenmesi gerekiyordu, Türkiye üstlendi. Afrika’ya çok para saçtı Türkiye. Hangi yıldı hatırlamıyorum ama Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde üyelik elde etmek üzere gerekli oyu sağlamak için Birleşmiş Milletler’e üye ama aidatlarını ödeyemeyen ülkelerin aidatlarını ödedi, acil ihtiyaçlarını karşıladı. Genelde de böyle oluyor; ödeyemeyen ülkelerin Birleşmiş Milletler aidatlarını seçilmek isteyen ve parası olanlar ödeyerek oylarını kazanıyorlar. Benim hep merek ettiğim, yapılan desteğin kime çıktığı? Ülke kasasına değil de devlet başkanının oğluna ya da kendisine de çıkıyor olabilir.

Yıllardır örtülü ödeneklerden verilen, harcanan paralardan haberimiz yok. Türkiye’nin dışarıya verdiği hibe ve krediler hakkında da çok fazla bilgimiz olduğunu düşünmüyorum, çok sınırlı bilgilerimiz var, Somali de bu şekilde de dikkat çeken ülkelerden biri.

Biraz sonra daha ayrıntılı bahsedeceğimiz Somali - Türkiye güvenlik anlaşmasına benzer anlaşmaları, Somali hükümeti bildiğim kadarıyla ABD ile de yaptı, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Uganda ile de benzer anlaşmalar var ya da gündemde ama Türkiye ile yapılan anlaşma Somali meclisinden geçti. Yerel halkta ABD ve diğer ülkelere alerji daha fazla. Türkiye kolonistler arasında en sempatik bulunan, ilişkileri en gelişkin ülke olarak görünüyor - en azından şimdilik, gelecekte neler olur bilemem.

Türkiye ile Somali dış ticareti çok gelişkin değil, katlanarak artıyor fakat Somali’nin hem parası yok hem de satacak bir şeyi yok. Dolayısıyla Türkiye daha çok satıyor ama Türkiye’nin oradaki varlığını güçlendirmek üzere yapılan bir ticaretten söz edebiliriz.

Dış ve iç borçları çok olan bir ülkeyiz. Borç döndürme savaşı veriyoruz ama bu borcun bir kısmını da böyle ülkelere, Türkiye’nin sınır ötesi varlığını sürdürmek, genişletmek üzere harcıyoruz, ofset biçiminde harcıyoruz. Dış borç al, hibe yap, hibe yandaşa gitsin, sonuçta da borçları vatandaş ödesin.

Türkiye’nin uzay limanını Somali’de inşa edeceğine dair bir şey duydunuz mu?

Ö.Ö.: Duymadım.

F.K.: Uzay limanı uzayda olmaz mı?

A.B.: Hayır, bu fırlatma limanı. Uzay limanlarının Ekvator’a yakın olması tercih ediliyormuş. Somali yakın bir ülke. Konu, hem Erdoğan tarafından, hem de uzay ajansı başkanı tarafından geçtiğimiz yıllarda gündeme getirildi.

Ö.Ö.: Somali’nin en çok ihtiyaç duyduğu şeyi yapıyorlar yani!

A.B.: Evet, çok elzem! Gördüğünüz gibi böyle gelişkin ilişkilere de sahibiz. 2021 yılında yabancı basında da bu konu gündeme geldi, Erdoğan’ın bazı açıklamaları oldu ama böyle bir yatırım çok ciddi para da isteyen bir şey, bir milyar dolarlık yatırım gerektiriyor diye okudum, ciddi teknoloji gerektiren bir şey.

F.K.: Pardon Ali Bey, unutmayın diyeceğinizi ama bütün bu faaliyetlerin, bu çabanın ekonomik rasyonalitesinden bahsetmek mümkün mü? Yani uzun vadede Türkiye ekonomisine gerçekten bir katkıda bulunacak bir faaliyet mi bu? Hadi bunun kendi çapında bir şeyi olabilir diye düşünüyorum ama sanki çok daha psikolojik ve stratejik arasında gidip gelen mantık gibi dünya çapında hegemon olmak, en azından bölgesel düzeyde hegemon olmak gibi çok daha bir sınıfın, bir zümrenin hayallerinin gerçekleşmesi gibi hissediyorum.

A.B.:Züğürt Ağa diye bir film vardı ya işte öyle bir psikoloji. Üçüncü ligde yer alıp ama kendini birinci ligde görüp şeyler yapma telaşı.

F.K.: Sıradan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan birisinin ‘bu işten bizim kazancımız ne olacak?’ diye sorduğu zaman ona ‘stratejik olarak dünya devi olacağız, güçlü ülke olacağız’ şeklinde söyleyebilecek bir şey var mı?

A.B.: İşçiler gidiyor inşaat faaliyetlerinde çalışmak üzere ama asıl ofsetten çoğunlukla yararlananlar da genelde saray çevresi. Züğürt otokratik ülkelerin şöyle bir özlemi hep oluyor; petrol, altın, doğal gaz sahibi olarak sürdürülebilir otokrasiyi sağlamak. Türkiye’de otokrasi ama bu ülkede otokrasi borçla kuruldu. Türkiye otokrasisinin arkasında doğal gaz, petrol, maden vb. yok! Erdoğan ve iktidarının sürekli petrol, doğal gaz ve altın hedefleri olduğunu biliyoruz, sınır ötesi faaliyetlere bu arayışların uzantısı, bir parçası olarak bakmak lazım.

Nitekim Somali petrol ve altın rezervleri olan ve çıkarılmayı bekleyen bir Afrika ülkesi. Somali’deki petrolle ilgili zaten Erdoğan’ın daha önceki yıllarda açıklamaları oldu. Tabii ki sadece Türkiye değil, buraya sulanan, güç sağlamaya ya da varlığını sürdürmeye çalışan, başta ABD – Çin olmak üzere gözlerini çevirmiş ülkeler var. Soracağımız soru şu; petrol, altın veya diğer madenler yapılan güvenlik anlaşmasının bir parçası mı?

Ö.Ö.: Arka planı.

A.B.: Arka planında bunlar var, anlaşma metninde ‘deniz altında yer alan doğal kaynaklar’ diyor.

Ö.Ö.: Bu arada anlaşma metni yayınlandı mı?

A.B.: Somali tarafı açıklama yaptı. Türkiye ise henüz yapmadı.

Ö.Ö.: Çünkü dün Middle East Eye’da Ragıp Soylu bir yazı yazmış, “İki taraf da anlaşmanın metinlerini henüz tam anlamıyla açıklamadı, sadece açıklama yaptılar,” diyor.

A.B.: Evet daha geniş açıklamayı Somali tarafı yaptı. Bahsettiğim o açıklamada bulunan ifadeler.

Ö.Ö.: Evet.



A.B.: Anlaşamaya göre, Türkiye deniz kuvvetleri Somali’ye gidiyor, 10 yıl süreyle karasularını koruyor. Somali karasuları zaten sürekli korsancılık faaliyetlerinin sürdüğü bir yer. Günümüzde dünya ticareti bu korsan faaliyetlerinden etkileniyor, petrol fiyatları bile artıyor. Aynı zamanda Çin ve diğer ülkeler o sularda balıkçılık yapıyor. Dünyanın gözünü diktiği her türlü faaliyet alanı burası, bayağı hareketli bir bölge. Ayrıca zaten sürekli Somali yönetimine saldıran, karşı çıkan El Şebap örgütü var. Ayrılıkçı görülen Somaliland Cumhuriyeti ile sürekli gerilim, çatışma yaşanıyor, onları da komşu Etiyopya destekliyor. Ciddi gelişmelere gebe bir bölge, sürekli gerilimlerin olduğu bir yer.

Bir gazeteci olarak anlaşmayı duyduğumuzda aklımıza gelen sorular şunlar oldu. Türkiye, bu anlaşmanın karşılığında ne alacak? Petrol ve altın madeni sahaları Türkiye’ye mi verildi?Tüm bu işler ABD’nin bilgisi dahilinde mi oluyor? Bu işlerden diğer aktör ülkelerin bilgisi var mı?

Amerika’nın bilgisi dahilinde olduğunu anlamış bulunuyoruz. Ankara’daki ABD büyükelçisi, bir Afrika gazetesine bir yazı yazmış, ‘Türkiye’nin burada olması iyidir’ mealinde. Son dönemde ABD ile ilişkilerde bazı yumuşamalar yaşanıyor, F16 meselesinin çözülmesi gibi... ABD de Somali ile benzer anlaşmayı yapmış ama açıklanmamış henüz. Aslında daha önce yapılan bir anlaşma da vardı, Amerikalılar da eğitiyor Somali’deki orduyu, subayları.

Cevaplanması gereken, Türkiye anlaşma karşılığında petrol, altın gibi madenlerde arama ve işletme hakkını mı aldı mı? Petrol ile önceki yıllarda flörtleşme başlamıştı. Şayet alındı ise işletme hakları, öncesinde olduğu gibi yandaş şirketlere mi verilecek? Türkiye’de AKP’ye yakın yandaş, havuz şirketlerinin çoğu altın işindeler, dağılıma baktığımızda da bunu görüyoruz.

Ayrıca, Türkiye buraya ne kadar asker, gemi, araç, gereç ayıracak? Türkiye’nin deniz kuvvetlerinin bu anlaşmanın yükümlülüklerini yerine getirecek gücü ne ölçüde var? Askeri uzmanlar bunu da merak ediyor, ‘bu anlaşma nedeniyle deniz kuvvetleri bir zaafa uğrar mı?’ diye bakıyorlar.

NATO bu işe ne diyor? ABD’nin bilgisi olduğu anlaşılıyor. Rusya ve Çin ne diyor? Rusya ve Çin, en büyük dış ticaret açığını verdiğimiz iki ülke. Dış açık verdiğin ülkeye bağımlısın demektir, bunlar da var, senin bu işlerine en büyük dış ticaret açığı verdiğin iki ülke ne diyor? İktidar, Sincan Uygur Türkleriyle hiç ilgilenmiyordu ama yeni gelişmeler de yaşanıyormuş; geçenlerde İstanbul’da Uygur Türkleriyle ilgili istihbarat toplayanları gözaltına almışlar. İlginç gelişmeler bunlar, sanki bazı değişikliler var. Somali ile yapılan kapsamalı güvenlik anlaşmasının NATO ve Birleşmiş Milletler bağlamında bir çerçevesinin de olmadığı anlaşılıyor.

Gelin biraz şeytanın avukatlığını yapalım; Türkiye, burada görev yaparken son 10 yılda çokça gündeme gelen özel Türk askeri şirket SADAT olacak mı? SADAT danışmanlık yapacak mı? Doğrusu bu da sormamız gereken sorulardan.

Uluslararası çevrelerde anlaşmanın gerekçesi ve nedeni olarak Etiyopya’nın Somaliland Cumhuriyeti ile deniz üssü kurması gösteriliyor. Etiyopya’nın denize çıkışı Somaliland’de kurulacak olan bu üs üzerinden oluyor. Diplomatik çevrelerde fiili bu duruma tepki olarak Somali - Türkiye anlaşmasının yapıldığı belirtiliyor.

Türkiye’nin AKP döneminde sınır ötesi pek çok hamlesi oldu. Bu hamlelerde Türkiye vatandaşlarının vergileriyle gerçekleşiyor. Bu hamleleri bu nedenle izlemek gerekiyor.

Ayrıca, altın meselesi çok önemli. Dünyada her yıl milyarca dolarlık altın, Afrika kıtasından kaçak olarak çıkıyor. Altının bir dolaşım sistematiği de var. Türkiye’nin de bir altın üssü olduğundan geçen hafta bahsettik. Özellikle İran ve Rusya yaptırımlarının delinmesi için altın kullanılan önemli bir enstrüman. Türkiye’de bu yaptırımların delinmesi için çok önemli bir liman, üs haline geldi. Türkiye yaptırımları delinmesi için ideal ülke oluyor, muhalif Rus lider Navalin’in öldürülmesinden sonra, ABD yönetimi şirketlere yeni yaptırımlar getirdi, ikinci sırada Türk şirketleri yer alıyor, 90 yeni şirkete yaptırım geldi; 60’ı Rus, 16’sı ise Türk şirketi.

Ö.Ö.: Evet, savaşın yıl dönümü vesilesiyle böyle yeni bir kara liste açıkladı Biden yönetimi.

A.B.: Türkiye’de son yıllarda altın ithalatı çok arttı. Mücevher sektörü de altını işliyor ama çok fazla arttı, bu nedenle cari açık da çok arttı, sonunda kota getirdiler.

Afrika’dan çıkan altının duraklarının başında Birleşik Arap Emirlikleri, Dubai geliyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu trafikte önemli bir yeri var. Birleşik Arap Emirlikleri, aynı zamanda Türkiye ve altın trafiği açısından da önemli bir ülke. Türkiye üzerinden yaptırımların delinmesinde ve ödeme sistemleri bakımından Birleşik Arap Emirlikleri önemli ve kullanılan bir ülke.

Bu anlaşma üzerine muhalefet bir tavır belirlemedi bildiğim kadarıyla. Muhalefet, işin içinde TSK olduğu vakit iktidarın yanında vaziyet alıyor, özellikle Suriye konusunda çokça eleştiriliyor, muhalefet genelde bu tür anlaşmaları destekliyor. Bu anlaşmanın TSK ve Türkiye hakları açısından Türkiye’de yaşayan insanlara neler yaşatacağını bilmiyoruz, müphem gözüküyor. Kore Savaşı’nın üzerinden 70 yıl geçti, bugün Kore’de yaşananların benzeri durumlarla karşılaşmayacağımızın garantisini kimse veremez.

F.K.: Ali Bey’i dinlerken gözümün önünde şu canlanıyor; aslında Türkiye Cumhuriyeti devleti diye bir devlet var ve bu devlet için kendi vatandaşları çok önemli değil ama kendi başına bir aktör olarak uluslararası arenada bir aktör olmak gibi bir hedef var sanki, çok stratejik olarak bu önemli. Afrika ile ilgili anlattıklarınız, sanki Fethullah Gülen cemaatinin bir devamından başka bir şey yapmıyor aslında Türkiye gibi gözüküyor. Bütün o okullarda Türkiye’nin, Türk imajının Afrika’da yer almasında çok önemli, koçbaşı gibi bir görev gördüğü ve ABD’den bağımsız değildi o cemaatin attığı adımlar.

A.B.: Tabii.

F.K.: Bugün de gene Amerika’dan bağımsız olmayan bir devamlılık olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin oralarda oynadığı bir rol var. Tabii beyaz ABD’ye karşı bir Müslüman, en azından Osmanlı falan laflarını eden Somalili bir bakan da galiba onu demiş, “Osmanlı donanmaları Portekiz gemilerine karşı, onlarla gurur duyuyoruz,” diye. Böyle bir kültürel havza ilişkilerinden de böyle bir rol biçiliyor olması, psikolojinin buralarda dönüyor olması, imajın bütün o kamusal iletişimin sanki uluslararası böyle bir aktör, piyon gibi bir çabayı izliyor gibi gözüküyor.

Ö.Ö.: Türkiye için artık bir ‘alt emperyalist güç’ denir ya ‘bölgesel güç deniyor’ uluslararası ilişkilerde aslında ama onun açıklaması aslında bir tür alt emperyal güç. Onun aslında göstergelerinden bir tanesi herhalde Türkiye’nin Somali ile kurduğu askeri bir ilişki. Yani ordusunun eğitimi, polisinin eğitimi, orada donanma götürmesi, bir de fosil yakıtlar vs. Bunlar bizim bir ekonomik çıkarımız olmak durumunda değil, Somali çok yoksul bir ülke, keşke insani yardım, Somali halkının gündelik hayatını kolaylaştırabilecek bir destekte bulunuyor olsak, bizim paramız keşke böyle bir şeye gidiyor olsa.

A.B.: Yoksul insanlar için bazı destekler ve sosyopsikolojik çalışmalar yapılıyor. Bazı yardımlar verilerek kamuoyu desteği kazanılmaya çalışılıyor, ince çalışmalar yapılıyor. İnsanların bir bölümüne hastanelerde bedava bakılıyor, böyle programlar da uygulanıyor.

1990 - 1991’de Sovyetler Birliği ve o dönemdeki cari sosyalist sistem yıkıldığında, Türkiye yine böyle bir iştah kabarması yaşamıştı. O dönem dergiyi yayınlıyordum ve bu iştahı çok konu ettiğimizi hatırlıyorum. Özal ve Demirel ciddi uçtular, ‘Adriyatik’ten Çin denizine Türk dünyası’ sloganı hakim oldu. Türkiye bu hattı kontrol edecek, ‘abilik yapacak’ deniyordu! Biz de dergide oturup çalıştık, gerçekten bunun altında bir şey var mı diye... Tamam, bu ülkelerle ilgini sürdüreceksin de senin bunlara liderlik etme gücün var mı? Kişi başı düşen gelirin ne? Ne kadar teknoloji üretiyorsun? Sen nesin, ne durumdasın? O yıllarda öylesine uçuldu ki Türk İşbirliği Kalkınma Ajansı (TİKA) bunun için kurulmuştu. Türkiye bu ülkelere ne yapacaktı? Serbest piyasayı bu ülkelere öğretecekti! Türkiye, o sırada birinci kuşak serbestleşmeyi ancak tamamlamış durumdaydı, ikinci kuşağa yeni başlamıştı ve Türkiye entelektüel liderlik edecekti bu ülkelere. Tamam da senin etin budun ne? Emperyal olmak istiyorsun, kolonyal olmak istiyorsun da sen nesin?

Sonuçta böyle bir getiri olmadı. Kardeş Azerbaycan’ın petrollerini Türkler işletmiyor, Exxon Mobil işletiyor, onlar var işin içinde, aslan payı onlarda. Türkiye boru hatları yaptı, anayurdu boruyla döşedik ama borunun içindeki kendisinin değil. Elbette bu özlem var, ‘füze sahibi olacağım, füze üreteceğim’ diye bir özlem. Petrol, altın, doğal gaz mucizeleri ile çok meşgulüz. Yeni bir uçak yaptık ve test ettik. Test süresi 13 dakika, ismi de Kaan galiba. Konuşacak o kadar konu var ki...

Ö.Ö.: Konumuz çok ama bitirmemiz gerekiyor Ali Bey.

A.B.: Evet süre dolmuş, bugünlük bu kadar diyelim o zaman.

Ö.Ö.: Peki, çok teşekkür ederiz.

F.K.: Çok teşekkürler.

A.B.: İyi yayınlar, hoşça kalın.